“SEBE (9.sohbet) 11-12-13.AYETLER ” Hz.Süleyman(a.s.) ŞÜKÜR”/ (ktpçk-18)”

AYET METİNLERİ:


34-Sebe suresi 11. ayet (Genel: 34 – İniş: 58 – Alfbetik: 76)   

اَنِ اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِى السَّرْدِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا اِنّٖى بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ

Eniğmel sâbiğâtiv ve gaddir fis serdi vağmelû sâlihâ, innî bimâ tağmelûne basîr.

Geniş zırhlar yap, (onları) düzenli bir biçime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızı görenim (diye vahyettik).

34-Sebe suresi 12. ayet (Genel: 34 – İniş: 58 – Alfbetik: 76)  

وَلِسُلَيْمٰنَ الرّٖيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِاِذْنِ رَبِّهٖ وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّعٖيرِ

Ve lisuleymâner rîha ğuduvvuhâ şehruv ve ravâhuhâ şehr, ve eselnâ lehû aynel gıtr, ve minel cinni mey yağmelu beyne yedeyhi biizni rabbih, ve mey yezığ minhum an emrinâ nuzıghu min azâbis seîr.

Süleyman’a da rüzgârları (musahhar kıldık). Sabahtan zevale kadar (gidişi) bir aylık ve zevalden guruba kadar (gidişi de) bir aylık yol kadar idi. Ve onun için bakır madenini sel gibi akıttık. Ve onun önünde Rabbinin izniyle çalışan bazı cinler de var idi ve onlardan her kim Bizim emrimizden sapmış olursa ona da ateş azabından tattırmış olduk.

34-Sebe suresi 13. ayet (Genel: 34 – İniş: 58 – Alfbetik: 76)  

يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَاءُ مِنْ مَحَارٖيبَ وَتَمَاثٖيلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍ اِعْمَلُوا اٰلَ دَاوُدَ شُكْرًا وَقَلٖيلٌ مِنْ عِبَادِىَ الشَّكُورُ

Yağmelûne lehû mâ yeşâu mim mehârîbe ve temâsîle ve cifânin kel cevâbi ve gudûrir râsiyât, iğmelû âle dâvûde şukrâ, ve galîlum min ıbâdiyeş şekûr.

Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın. Kullarımdan şükredenler azdır.


SES KAYDININ METNİ :


SEBE 9 :12.AYETTEN İTİBAREN;

Geçen Hafta Hz. Davud(a.s.) ilgili Ayetlere bakmıştık..

Aynı zamanda da devamı olan Hz. Süleyman (a.s.) ilgili ayetleri biraz ertelemiştik… ve “Şükür” konusuna girmiştik..

Şükür konusu öyle basitçe geçilecek bir konu değil!!!

Yine Bu Hafta biraz daha ele alacağım..

Çünkü geçen hafta ve bu hafta ,yan sayfadaki Sebe Kavmiyle ilgili ki Sebe Suresine isimini veren bu Ayetlerdir..

Orada özellikle “Şükür Tema”sı var..

Alimler şöyle söylemişlerdir; İman 2 ye ayrılır.. “Yarısı Sabır, Yarısı Şükür” demişler..

Sabretmek mi Zor ? Şükretmek mi Zor?

Şükretmek, Sabretmekten daha zor diye Alimler görüş bildirmişler..

Bunu tam anlayamayan insanlar : Sabır sanki daha zor ,tahammül etmek daha zor gibi algılamışlar..Ama..

Şükür şöyle ; Her yerde nimetler olduğu için,her boyutunda çok ciddi nimetler içinde kuşatıldığımız için, buna her an Şükür  Modunda olmanın zorluğundan ötürü böyle demişler..

  • Şükür ;Daha Aktif… Daha “Eylemsel hareket”..
  • Sabır  ;Daha Pasif… yani Sabırda “Razı olmanız” gerekiyor..

Sabır :Tahammül etmek değildir..

Hatta Tahammül etmek gibi ifade edilince ,İSYANA giden derin boyutlarda yanlışlığa gidilebiliyor..!!!!

Çünkü biz biliyoruz ki (Ayet-i Kerimeden biliyoruz ki);


Bakınız Aşağıdaki İlgili Ayet:


ŞÛRÂ SÛRESİ 30. AYET

وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ

Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîr(kesîrin).

Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.


Geçen gün,bir arkadaşım bir video gönderdi;


İLGİLİ VİDEO :(“Başınıza gelen musibetler kendi elinizle yaptıklarınız sebebiyledir” şura-30) ayetine göre, ihtiyar adamın bu iş başına sizce neden geldi? (gülmek/alay etmek için yayınlanmadı) yorumları yazın lütfen…



Cemaatle namaz kılınıyor..(Kayseride olmuş bu olay)Bir kişi taburede namaz kılıyor..

Bir çocuk(5 yaşlarında falan) onlar ayaktayken,tabureyi çekiyor ..

Rukuden sonra Secde yaparken Adam  oturmak isteyince arkasında Tabureyi bulamıyor..Küt diye düşüyor..

Namazını da bozmuyor..Ayakları ön tarafta o vaziyette devam ediyor..Normalde komik bir olay..

Ben o komikliğine değil de…şunu düşündüm..

Bu olay bu adamın başına niye geldi / hak oldu..?!?!?

Ne yaptı ki ALLAH-U TEALA Namazında bu durumu takdir etti ?!!!

Ve İbreti Alem, çoğu kişi internette yayınlayıp ..gülüyorlar..Aslında komik bir olay..Ama bunun bir sebebi var..

Geri sarıp izledim bir baktım..


Kamet getiriliyor..Kamet getirilirken taburesini alıyor..2. Saf tam dolu değilken Safın en sağına Minberin  yanına yanaşıyor.. Onun yanına taburede olan birisi daha duruyor ama asıl(biliyorsunuz) İmamın arkasında itibaren Safı tutmak zorundasın…arada  boşluk kalıyor…Yanındaki kişi rahatsız oluyor bu durumdan..Daha sonra  Tabureyi getiren o ortaya doğru kayıyor ..Olması gereken yere gidiyor… ama bu kişi minberin yanında tek başına kalıyor.. ..Orada öyle yanlış birşeyler düşünmüş olması lazım ki (Ya Ben niye oraya gideceğim..Ya O gelsin buraya ..Ya yerim ne güzel ne kalkıcam..Aklına hadis gelmiş olabilir..Ona itiraz etmiş olabilir..bir sürü bir şey.. ALLAH’ın bilebileceği şeyler..


(……..)

(2. boyutuyla da Taburede Namaz Kılmanın belki hakikati ile ilgili olabilir..Girmek istemiyorum…)

(…….)


Konumuza Gelelim..Konu o değil..


Ayet-i Kerimede ne diyor;

“Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.”

Yani o çocuğun oraya gidip te,Onu almasına tesadüf de diyebilirsiniz..Komik te diyebilirsiniz..

Ama başına bu olay geldiyse..

Ayet-i Kerim ifadesiyle  ;

Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir.

Dolayısıyla bizim başımıza geldiğinde musibet olan şeyler bilin ki; BİZ kaynaklı bir durum.

ALLAH-U TEALA O olayı takdir ediyor sadece…

Dolayısıyla ALLAH’a , “Ben olaya sabredeyim..ALLAH başıma veriyor; imtihan ediliyorum” dediğinde..

HAŞA derinlerinde olayın faturasını ALLAH’a çıkarmış olursun..

(“Ben aslında buna layık değilim,bunu haketmiyorum ama ALLAH beni sınıyor ..Ben sabredeceğim,tahammül edeceğim”..)

ALLAH korusun bir isyana götürebilir…

Asıl Sabır nedir?

Asıl Sabır: Razı olmaktır..06:47

***Yani benim şartlarım içerisinde, -kendi yaptıklarımın sonucu olarak -bu bana en layık olan durum.. ben de razı olayım..İşte Sabır budur.***

İşte bu anlamda “Sabır”ın bu mantığına girdiğinizde (bu da kolay birşey değil) ama bugünkü konumuz olan “Sükür etmek” yanında, pasif bir eylem oluyor..Çünkü razı oluyorsunuz..

Ama Şükrün..İmanın yarısı olarak kabul edilen “Şükrün” alanına girdiğinizde her an aktif olarak o mekanizmayı devreye sokmak zorundasınız..

Sokmadığınız durumda ne oluyor biliyor musunuz?

(Geçen Hafta Ayetlerimizi söylemiştik hatırlıyor musunuz??)

Şükreder  ya da nankörlük eder ..demiyordu!!!! (Nankörlük eder Sadece meallerde geçiyor..)

KÜFÜR EDERLER DİYORLARDI..

Yani Şükür etmek var .. Yada Sükretmenin karşısında

(Kur’an-ı Kerim kelimeleriyle söylüyorum!!!!Kendi kelimelerimle değil!!!)

Şükür etmek ZITTI  Küfür etmek…

Şükür etmek (×) Küfür etmek.

En az 3 Ayette geçiyor ..(Çok Yerde varda..) 3 Ayette çok net bir şekilde

Hatırlayalım;


  • 76-İnsan suresi 3. ayet (Genel: 76 – İniş: 98 – Alfbetik: 76)

اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبٖيلَ اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا

İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkirav ve immâ kefûrâ.

Muhakkak ki Biz, onu  yola hidayet ettik. Fakat o, ya şükreden olur, ya da  küfreden olur.

  • 14-İbrahim suresi 7. ayet (Genel: 14 – İniş: 72 – Alfbetik: 76)

وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَزٖيدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَابٖى لَشَدٖيدٌ

Ve iz teezzene rabbukum lein şekertum leezîdennekum ve lein kefertum inne azâbî leşedîd.

Ve o zaman Rabbiniz size bildirmişti ki; eğer şükrederseniz (ni’metlerinizi) artırırım, eğer küfredenlerden olursanız muhakkak ki azabım şiddetlidir.

  • 2-Bakara suresi 152. ayet (Genel: 2 – İniş: 87 – Alfbetik: 76)

فَاذْكُرُونٖى اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لٖى وَلَا تَكْفُرُونِ

Fezkurûnî ezkurkum veşkurû lî ve lâ tekfurûn.

Öyle ise Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Ve Bana şükredin ve Beni inkar etmeyin.


Tehlikeye giriyorsunuz bakın!!!!

Şükür Etmenin faydası Ne???


  •  1.Faydası :Sen Şükredersen ALLAH da nimetini arttırıyor..(Bunu zaten Es Şekür Esmasında birazdan açıklayacağız)

İbrahim Suresi 7. Ayet:Ve o zaman Rabbiniz size bildirmişti ki; Andolsun eğer şükrederseniz ni’metlerinizi artırırım, eğer küfredenlerden olursanız muhakkak ki azabım şiddetlidir.

  • 2.Faydası: Şükür bizim hak ettiğimiz Azabın hafiflemesine neden oluyor..

Nisa Suresi 147.Ayet:Allah ne diye azâb etsin size şükrederseniz ve inanırsanız ve Allah şükredenlerin mükâfatını verir ve onları bilir zâten.


2 mekanizma var..Benim yakaladığım Ayetlerde;

1. Siz istiğfar ederken ;ALLAH’tan Af ve Mağfiret dilerken ALLAH size niçin azap etsindi..(2 hafta evvel okumuştuk)

2.Bu konuyla ilgide siz Şükür ederken ALLAH sizi niçin azap etsinki?!?!

(İbrahim 7.Ayette buna İşaret var..) –

اِنَّ عَذَابٖى لَشَدٖيدٌ-inne azâbî leşedîd -küfredenlerden olursanız  azabım  çok şiddetlidir. diyor..

Yani demek ki Şükür konusu bu kadar önemli!!!

Şükür edersen Artıyor… Şükür etmezsen Azap geliyor..

ALLAH korusun küfür edenlerin konumuna geliyorsunuz!!!

Küfür eden ne demek?

“Kfr“sadece inkar etmek değil…Örtmek demek..

Bir şeyin üzerini örtmek demek..

Demek ki bu insanlar,nimetin aslında ALLAH’tan geldiğini biliyorlar..

Ama görmemezlikten gelerek,üzerini örtüyorlar gerçeğin..


Bu anlamda KÜFÜR ;

Nimetin ALLAH’tan geldiğini

ve bunun hakikaten çok büyük bir değer olduğu gerçeğinin

üzerini örtmek demek…


 

Bakın tehlikeyi görüyor musunuz…????!!!

(……..)(İnkara giriyor..)…Çok büyük bir Tehlike

Bakın bu durum insanlarda nasıl ?Hepimiz dahil… Yani sadece  Kafirler değil…..

Biziz yani bunlar..Biziz..

Neden biziz ?

Bakın geçen Ayette ne diyordu ?

Bknz.


34-Sebe suresi 13. ayet (Genel: 34 – İniş: 58 – Alfbetik: 76)

يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَاءُ مِنْ مَحَارٖيبَ وَتَمَاثٖيلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍ اِعْمَلُوا اٰلَ دَاوُدَ شُكْرًا وَقَلٖيلٌ مِنْ عِبَادِىَ الشَّكُورُ

Yağmelûne lehû mâ yeşâu mim mehârîbe ve temâsîle ve cifânin kel cevâbi ve gudûrir râsiyât, iğmelû âle dâvûde şukrâ, ve galîlum min ıbâdiyeş şekûr.

Onun için pek yüksek binalardan ve timsallerden ve büyük havuzlar gibi çanaklardan ve sabit sabit kazanlardan ne isterse (onu) yapıverirlerdi. Ey Dâvud’un hânedânı! Şükür için çalışın ve benim kullarımdan şükreden azdır.


وَقَلٖيلٌ مِنْ عِبَادِىَ الشَّكُورُ

ve galîlun min ıbâdiy eş-şekûr

benim kullarımdan şükreden azdır !…


Çok az  !..Biz de bunların içerisindeyiz..

Çok az kimsenin dışında ŞÜKÜR etmiyorlarmış…

(……..) (Sınıftan:Şükrün önemini bilmiyoruz!!!)

Şükrün önemini bilmiyoruz….Alimler öyle biliyorlar ki;

***İmanın Yarısı diyorlar..!!

Bu kadar önemli..

Bence şöyle bir durum var..

Kibirimizden ötürü ;İnsanlar bilinç altlarında diyorlar ki;

Ya ,”ALLAH bu nimetleri bizlere vermeye mecbur..Yani ALLAH bizi yarattı mı?Bizi de besleyecek..”    …hâşâ !…

Bence, eğer Sükrün karşılığında Küfür gibi çok büyük bir  alan varsa ;

İnsanların derinlerinde çok  ciddi mantık hatası,felsefe hatası var,İman hatası olması lazım..

Üzerini örtüyorsa ,değersiz buluyorsa- bakın burası ilginç –değersiz buluyorsa kanıksanmış değerler olarak algılanıyor..

Ya tabi ki bunda ne var..

Bakın şu an bizim yaşayan toplum olarak sahip olduğumuz değerler var ya.. biz kanıksadık bunları da normalmiş gibi geliyor bize..Ama İnsanlık Tarihi boyunca baktığımızda  bizim sahip olduklarımız olağanüstü şeyler…Işığı biz normal kabul ediyoruz….  ışık az geldi diyoruz..gözümü aldı diyoruz..rengini beğenmiyoruz..Yada abajurla süslüyoruz..Abajur eskidi,modası geçti falan diyoruz..

Önceki devirleri bir düşünsenize; İnsanlar çıra yakıyor  aydınlanmak için…ya bildiğimiz çıra yakıyorlar..O isiyle kokusuyla nasıl bir ortam oluşturduğunu düşünün… biz abajurları rengini,desenlerini beğenmiyoruz…

O dönemi yaşayanlar anlatıyor,İdare lambası olduğunda daha lüks kabul ediliyor..Daha sonra Gaz Lambalarına geçiş var..

Birde Lüks deniliyor bakın..

İsmi ne biliyormusunuz o lambanın? Lüks..

Şu anki ampulu düşündüğünüzde lükslükle bir alakası var mı? Yok..

Ama o devre göre ismi “Lüks” O camından ötürü, ayarlanabilmesinden ötürü.. Ama şu ankiler bize normal geliyor..

Biz bunların değerini ne zaman anlıyoruz biliyor musunuz?

Yokluğunda anlıyoruz..

Ne zaman ki bir nimet elimizden geçici bile yok olsa ..

O zaman biz onun kıymetini anlıyoruz..

Böyle yok olduğunda ne oluyor biliyor musunuz?

Kişiler ALLAH’a daha çok yöneliyorlar..

İşin ilginç tarafı,Bak kendi kafama göre söylemiyorum ..

Geçen hafta ifade ettik ..Ayet-i Kerime İfadesiyle..


39 – Zumer suresi 8. ayet (Genel: 39 – İniş: 59 – Alfbetik: 114)

وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنٖيبًا اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِىَ مَا كَانَ يَدْعُوا اِلَيْهِ مِنْ قَبْلُ وَجَعَلَ لِلّٰهِ اَنْدَادًا لِيُضِلَّ عَنْ سَبٖيلِهٖ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَلٖيلًا اِنَّكَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ

Ve izâ messel insâne durrun deâ rabbehû munîben ileyhi summe izâ havvelehû niğmetem minhu nesiye mâ kâne yed’û ileyhi min gablu ve ceale lillâhi endâdel liyudılle an sebîlih, gul temettağ bikufrike galîlâ, inneke min ashâbin nâr.

İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine (munîben) yönelerek O’na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O’na yalvardığını unutur ve Allah’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar. De ki: “Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen cehennemliklerdensin.”


Hadi itirafta bulunalım.. Kendi kendimize..

Biz , herşey tıkırında,yolunda giderken mi ALLAH’a daha çok yöneliyoruz..???

Yoksa başımıza bir şey geldiğinde mi çok yöneliyoruz???

En başında hastalık..

Aman Ya Rabbi yardım eyle !… ..

Bu hastalık hali yokken niye Şükür etmiyoruz  o sağlık nimetine ?!…

ALLAH U TEALA işte bunu biliyor..15:01

“Şefkat Tokatı” falan deniliyor ya…güzel şey ama bakın ..

Eğer nankörlük ederseniz..küfür ederseniz..Hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir diyor..

Eğer nimetlerime şükür ederseniz ben bunu arttırırım diyor..

Gerçek Kulun,Gerçek Mü’minin ne yapması lazım biliyor musunuz?



Yokluğunda nasıl yöneliyorsa ALLAH’a;

Varlığında da aynı şekilde Munîb olarak,Evvâb olarak ALLAH’a yönelmeli..

Bunu yaptığın sürece Şükür Ehlisin…

Bu çok önemli Arkadaşlar..Ben dahil.. Herkes için geçerli..



Bir de şu anlaşılıyor..

Yine İnsanlar; Mü’min verilenlerin nimet olduğunun farkında ..

Ama sadece hit olan yani göze daha fazla çarpan şeyleri sanki gerçek nimetmiş gibi algılama eğiliminde…

aslında herşey nimet !..

Yani , çok büyük bir şey geldiğinde .”.Ya Rabbi teşekkür ederim”..

Bakın bu çok güzel bir olay..

ama rutin olarak gördüklerin ,sana normalmiş gibi gelenler, alışageldiklerimiz nimet değil mi?

onlara da şükür gerekmez mi ?…

Yani insanlar, bu en üst değerlerdeki  standart üstü değerlerdeki şeyleri nimet olarak algılamaya daha müsaitler..Halbuki herşey nimet..

Herşey ekstra olarak  bir nimet..Yaşantınızı Şöyle bir düşünün..

****Nimet olarak kabul etmediğiniz şeyler bile nimet****

İşte Şükür Antremına girildiğinde ..


Ayet-i Kerimde diyor ya; 

Bakınız Sebe 13. Ayet

“iğmelû âle dâvûde şukrâ”

Ey Davud Ailesi çalışın,yaşayın iş yapın

nasıl ?”şükran”

  •  şükür ederek, şükür modunda, şükür haliyle çalışın.,

eğer “şükran” Arapça’da hal olarak kabul edilirse..

“Şükran”ı bazıları  da meful olarak kabul etmiş..Nesne yani.

o zaman manası şöyle oluyor :

  • Şükür imal edin..Şükür yapın..şükür üretin…

Bu da Arapça dil bilgisine uygun bir şey..

O zaman ne oluyor biliyor musunuz..??

 Her işten Şükür edebileceğiniz bir şey  bakın ve çıkarın..

“Aman Ya Rabbi,bunda ne güzel değerler var !..”

“Aman Ya Rabbi,bu ne güzel nimet !..” deyip ..

Her şeyden şükür çıkaracak bir iş yapma modunda olursunuz..

Öbüründe farkı ne ? Öbürüne hal deniliyor..

Çalışın … “şükür durumuyla,şükür modunda,şükür haliyle,şükrederek “anlamına geliyordu..

Bu da dil bilgisine göre mümkün..

O zaman da çalışıyorsunuz,ediniyorsunuz,iş yapıyorsunuz,ailenizle yaşıyorsunuz,yolda yürüyorsunuz…

ne yaparsanız yapın,

şükür ederek o pozitif duyguyla,o pozitif enerjiyle ALLAH’a minnettarlık duygusuyla yaşayın..

Bu kime hitap ?

Ayet-i Kerime’ye göre “”Ey Davud Ailesi !”

Davud Ailesi, sadece hanımı çocukları mı? Bu koskoca Ayet sadece onlara mı indi ?..

Geçen hafta açıkladığımız konuda ;Davud isminde ne vardı? “El Vedûd” Esmasının Tecellisi vardı.

Yani ALLAH’ı Sevgi boyutunda yaşayan ..ALLAH’a sevgi boyutunda yönelenler..ALLAH’ın da buna karşılık onlara sevgiyle yöneldiği, yaklaştığı durum…

Türkçedeki Vedat İsmi -Vedat İsminin karşılığı Davud,İngilizce karşılığı David

Çok seven demek..

ALLAH-U TEALA BUNDA NE DİYOR!!!

Ey ALLAH’ı sevdiğini iddia eden kullarım;Madem öyle, ALLAH’da size sevgisiyle,nimet ve fazilet veriyor..

Şükrederek,minnettarlık duygusuyla,o pozitif enerjiyle yaşayın….

Nerede bulunursanız,hangi şartlarda olursanız olun…Ve her şeyde şükür edici bir unsur çıkarma gayretinde olun..

İşte Ayet-i Kerime bize bunu işaret ediyor..


Buradan Hz .Süleyman (a.s.) geçeceğim ..Geçmeden evvel..Geçan hafta söyleyecektim.Bir şey açıklamak istiyorum..


 Ayette Hz.Davud’a (a.s.) biz Fazilet verdik diyordu;

34-Sebe suresi 10. ayet 

Ve andolsun ki Dâvud (a.s)’a, Bizden bir fazilet verdik. Ey dağlar, onunla beraber bana yönelin ve ey kuşlar (siz de)! Ve Biz de ona demiri yumuşattık.


Ve geçen hafta sıralamıştık Hz. Davud’a (a.s.) verilen o üstün özellikleri  sıralamıştık..

11-12 tane.. daha fazlası vardı..

Ama bu konuyla ilgili Peygamber Efendimiz (s.a.v)  hakkında ilgili bir ayet var.Onu açıklamak istiyorum…


                                                                           Nisa 113.Ayet:

وَلَوْلاَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّت طَّآئِفَةٌ مُّنْهُمْ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلاُّ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَيْءٍ وَأَنزَلَ اللّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ عَظِيمًا

Ve lev lâ fadlullâhi aleyke ve rahmetuhu le hemmet tâifetun minhum en yudıllûke. Ve mâ yudıllûne illâ enfusehum ve mâ yadurrûneke min şey’(şey’in). Ve enzelallâhu aleykel kitâbe vel hikmete ve allemeke mâ lem tekun ta’lem(ta’lemu). Ve kâne fadlullâhi aleyke azîmâ(azîmen).

Ve eğer Allah’ın fazlı ve rahmeti senin üzerine olmasaydı, onlardan bir grup mutlaka seni saptırmaya kastedecekti. Ve onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Ve Allah, sana Kitab’ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. Ve Allah’ın senin üzerindeki fazlı çok büyüktür(azimdir).


Arapça bir şey söyleyeceğim..Çünkü Bu dersi Arapça bilenler de,internet kaydından dinliyor..

fadlullâh diyor;Fazlullah;ALLAH’ın Fazlı.

Bu ifade “Marife“dir Arapçaya göre “belirli” demektir..

Bu Sebe Suresi 10.Ayette geçen “Fadlan” ise Nekredir.

Yani “Bir Fazilet”; Faziletten belirsiz olsa bile bir kısmı..

Hz. Davud (a.s.) övülüyor burada


Nisa 163.Ayet:

Biz vahyettik sana, nitekim vahyettik Nûh’a ve ondan sonraki peygamberlere ve vahyettik İbrahîm’e, İsmâîl’e, İshak’a, Yakup’a ve evlâtlarına ve İsa’ya, Eyyub’a, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a ve Dâvûd’a Zebur’u verdik.


Hz. Davud (a.s.)  Zebur’u verdik derken ;Hz. Davud (a.s.) Peygamberler arasında da çok Faziletli olduğu anlaşılıyor çok büyük..

Ama Peygamber Efendimiz(s.a.v.) en faziletlisi ..Hem İnsanlığın ve Bütün Peygamberler arasında..

Ona da burada bir övme var..

NİSA 113.AYET:  Ve kâne fadlullâhi aleyke azîmâ(azîmen):

Ve Allah’ın senin üzerindeki fazlı çok büyüktür(azimdir).

Orada da yüceltiyor..

Hatırlıyor musunuz?

Hz.İbrahim(a.s.) ilgili bir Ayette de söylemiştik…

Yeniden dirilmeyle ilgili .. Tahmin ediyorum (Bknz.Sebe 5.Ders)

Yeniden dirilme  idrak edilmesi çok da kolay olmayan bir konu ki ;

Hz.İbrahim (a.s.) bile” Ya Rabbi;Bana yeniden dirilmeyi bana göster “diyordu..


Bakara Suresi 260.Ayet:

Hani İbrahim, “Ey Rabbim! Ölüye nasıl hayat verdiğini bana göster!” demişti. O da, “Yoksa inancın yok mu?” diye sormuştu. (İbrahim) cevap vermişti: “Hayır, ama (görmeme izin ver) ki kalbim tamamen mutmain olsun.” “Öyleyse” demişti Allah, “Dört kuş al ve onlara sana itaat etmeyi öğret; sonra onları (etrafındaki) her tepeye ayrı ayrı sal; sonra da çağır: uçarak sana gelecekler. Bil ki Allah her şeye kadirdir, hikmet sahibidir.”


Bunlar Ayet..

Bakın Ayet-i Kerimede ALLAH-U TEALA  diyor ki: 

Ayet-i Kerime olmasa bu kadar Cesaretli konuşmam..

“İnanmıyor musun Ya İbrahim ?” diyor…

” Ya Rabbi inanıyorum ama gönlümün mutmain olmasını istiyorum” diyor..

Bakın Hz.İbrahimla (a.s.) ilgili o kadar çok Ayet var ki..Teslim oluyorsunuz.. böyle bir insan olabilir mi? diyorsunuz..

ALLAH-U TEALA El Halil sıfatıyla övmüş onu.


 

(Nisa 125.Ayet:Ve men ahsenu dînem mimmen esleme vechehû lillâhi ve huve muhsinuv vettebea millete ibrâhîme hanîfâ, vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ.

Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahim’i dost (halil) edindi.


Benim ona Haşa bir şey söylemem zor.. Ayetlerde de olsa zorlanıyorum..

Ama Hz. Muhammed (s.a.v.) ne demek biliyormusunuz?

MUHAMMED=ÇOK ÇOK ÖVÜLMÜŞ DEMEK

*** ÖVEN KİM? ALLAH ***

Bu Övmüşlüğünün Kur’an-ı Kerimde Tecellisi olmayacak mı?

Olacak.

Ama Rabbim, öyle inceliklerle Kur’an-ı Kerim’de övüyor ki teslim oluyorsunuz Ayetlerin güzelliğine..

İşte Hz. İbrahim’i(a.s.) övüyor..

Ama Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yeniden dirilmeyle ilgili ikna talebi olmuş mu???

Olmamış.

Oradan O Ayetten Peygamber Efendimiz(s.a.v.) övüyor.ALLAH-U TEALA .

İşte “Muhammed/çokça övülmüş” İsminin Kur’an-ı Kerimdeki yansıması oluyor bu konu..

Aynı zamanda Hz. Davud’a (a.s.) Fazilet verdik diyor..

Anlatıyor anlatıyor anlatıyor ..”Vay be” diyorsun …

İşte hiç  tahmin etmediğimiz Kur’an-ı Kerimin arasındaki bir yerinde de

fadlullâh” “ALLAH’ın Fazlı senin üzerinde azimdir/büyüktür” derken de işte yine bu övmesi oluyor..

nekre(belirsiz) bir kelime yerine marife(belirli) bir kelime kullanarak hem de kendine izafe ederek

ALLAH herşeyi,bütün Mü’minleri övüyor..

Ama en fazla, en övgüye layık kişi olarak Hz. Muhammed (s.a.v.).Onu da Kur’an-ı Kerim’de çok güzel övüyor..

Ben de Onu gördüğüm için sizinle paylaşmak istedim..24:24


اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

El hamdu lillâhi rabbil âlemîn ki;

Bize ,İnsan olmayı nasip etti..

ALLAH’a, Tek Olan ALLAH’a iman etmeyi nasip etti..


BU İSLAM.
İSLAMI NASİP ETTİ. (BİLİYORSUNUZ İNDİĞİ DEVİRLERDE BÜTÜN DİNLERİN İSMİ “İSLAM”DIR.BU HAK DİNE UYANLARIN İSMİ DE “MÜSLÜMAN “DIR)
HRİSTİYANLARIN DİNİ DE,  İLK  İNDİĞİ ANDAKİ İSMİ İSLAMDIR.
ONLAR DA MÜSLÜMAN YANİ İLK, HAKİKİ, HAK DİN OLDUĞU ZAMANIYLA..
HZ.ADEM’İN GETİRDİĞİ DİNİN İSMİ DE İSLAM

  • ALİ İMRAN 19.AYET:

 Muhakkak ki Allah’ın indinde dîn, İslâmdır  Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim           geldikten sonra aralarındaki hased sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah’ın âyetlerini örterse , o    taktirde, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.

 

    • HAC 78.AYET:

    Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da “müslümandiye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!

  • ALİ İMRAN 67 :

İbrahim, ne yahudi idi, ne de hıristiyandı; ancak, O hanif bir müslümandı, müşriklerden de değildi.

  • BAKARA  140.

Yoksa siz, İbrâhim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarının Yahudi yahut Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: “Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah katında bir tanıklığı gizleyenden daha zâlim kimdir? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

  • YUNUS 84.AYET:

Musa dedi ki: Ey kavmim, eğer siz, gerçekten Allah’a iman etmişseniz ve müslüman olmuşsanız; artık O’na tevekkül edin.

  • YUNUS 90.AYET:

İsrailoğullarına da denizi geçirdik. Firavun ve askerleri haksızlık ve düşmanlıkla ardlarına düştüler. Firavun boğulacağı anda: İsrailoğullarının iman ettiğinden başka tanrı olmadığına inandım. Artık ben de müslümanlardanım, dedi.

  • HİCR 2.AYET

Gün gelecek, kâfirler «keşke vaktiyle müslüman olsaydık» diyeceklerdir.

  • BAKARA 132.AYET

Bu dini İbrahim kendi oğullarına vasiyet ettiği gibi Yakup da vasiyet etti ve: «Oğullarım, Allah sizin için o dini seçti, başka dinlerden sakının yalnız müslüman olarak can verin! dedi.


Nimet olarak İslamı verdi..O da çok güzel..ama Bir de Peygamber Efendimiz(s.a.v.) gibi; Bir Peygamberin Ümmeti olmayı nasip etti..

Bu çok büyük bir şey

hatta deniliyor ki ;


Hz. İsa(a.s.) Peygamber Efendimiz (s.a.v)in İNCİL de geçiyor biliyorsunuz..Biz “AHMED” i müjdeleyici olarak gönderdik diyor..

Bunun duyunca Hz.İsa(a.s.);Ya Rabbi !! Beni Onun Ümmetinden olmayı nasip eyle diyor..


İşte bu Hz. İsa nın Kıyamete yakın tekrar gelmesi ilgili olaylar var ya bunun temelinde bunun olduğu söyleniyor..

Hz.İsa (a.s.) Peygamberimiz (s.a.v.) Ümmetinden olmayı istiyor..

Bizde,O Ümmetteniz!!!

ALLAH’ın nimetini görüyor musunuz?

ŞÜKRÜne kadar gerekecek bir durum olduğunu …


Ayete başlayalım..Konuşulacak çok konu var..Geçemiyoruz..ama Kavramların anlaşılması çok daha önemli…Bir şeyi öğrenirsiniz gelip geçersiniz..Ama kavramı öğrendiğinizde çok şeyi öğrenmiş olursunuz!!!


 

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

 SEBE 12.AYET

 وَلِسُلَيْمٰنَ الرّٖيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِاِذْنِ رَبِّهٖ وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّعٖيرِ

Ve li suleymâner rîha guduvvuhâ şehrun ve revâhuhâ şehr(şehrun), ve eselnâ lehu aynel kıtr(kıtri), ve minel cinni men ya’melu beyne yedeyhi bi izni rabbih(rabbihî), ve men yezıg minhum an emrinâ nuzıkhu min azâbis saîr(saîri).

Süleyman’ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgârı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız.


  • 1. ve : ve
    2. li : için, … e ait
    3. suleymâne : Süleyman
    4. er rîha : rüzgâr
    5. guduvvu-hâ : onun sabah gidişi (guduv’u)
    6. şehrun : bir ay
    7. ve revâhu-hâ : ve onun akşam dönüşü(revah’ı)
    8. şehrun : bir ay
    9. ve eselnâ : ve akıttık
    10. lehu : ona
    11. ayne : pınar, kaynak
    12. el kıtri : erimiş bakır madeni
    13. ve min el cinni : ve cinlerden
    14. men : kim, kimse
    15. ya’melu : yapar
    16. beyne yedeyhi : elleri arasında, elinin altında, önünde
    17. bi izni : izni ile
    18. rabbi-hî : onun Rabbi
    19. ve men : ve kim
    20. yezıg : çıkar, sapar
    21. min-hum : onlardan
    22. an emri-nâ : emrimizden
    23. nuzık-hu : ona tattırırız
    24. min : den
    25. azâbi : azap
    26. es saîri : alevli ateş, cehennem ateşi

Bunu açıklayalım..


 Şimdi biliyorsunuz Hz.Süleyman (a.s.)↔Hz.Davud(a.s.)un oğlu inanılmaz ona nimetler verilmiş..

Neml Suresi 15. Ayet: Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan fazla iyilikte bulunan Allah’a mahsustur” dediler.

Yani bu fazilet silsilesi Hz.Davud(a.s.)↔Hz.Süleyman(a.s.)la demek ki devam ediyor..

Hz.Süleyman (a.s.) ↔ Hz.Davud’a(a.s.)  Varis oldu diyor..

Neml Suresi 15. Ayet: Süleyman, Dâvûd’a varis oldu ve, “Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur” dedi.

Hz.Süleyman’ın(a.s.)verilenler bakımından  üstün olduğunu Hz. Davud(a.s.)a nimet olarak Hz. Süleyman(a.s.) verilmesinden anlıyoruz..


(Bu konuşmalar sırasında Davud ve Süleyman diyorum..Kur’an-ı Kerim de öyle geçtiği için..Dilime öyle geliyor..Bu edepsizlik olarak anlaşılmasın..Hep Hz.Davud aleyhisselam demem lazım ama Kur’an-ı Kerim ve fazla Mealler okuyunca dil öyle alışıyor. ..O anlamda sizlerden o müsehamayı bekliyorum)


 Ve bir olayda Bakın Yanlış hatırlamıyorsam.. Hz.Davud(a.s.) 100 küsür yaşında vefat ediyor (Tefsirlerde geçen bilgiler) , Hz. Davud’ a Fasl-ı Hitap denilen olayların hakatini birbirinden ayırma fazileti verilmiş olmasına rağmen; Hz.Süleyman (a.s.)  11-12 yaşlarında iken, daha çocuk yaşındayken  bakın


ENBİYÂ 78-79.Ayetler:

“Dâvûd ile Süleymân’ı da (an); hani onlar, toplumun davarının yayıldığı bir ekin hakkında hükmediyorlardı, biz de onların hükümlerine şahit idik.O hükmü Süleymân’a bellettik. Onların hepsine de hükümdarlık ve bilgi verdik. Dâvûd’a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız.


 Önce  Hz. Davud (a.s.) çok güzel bir hüküm veriyor… Hz. Süleyman (a.s.)…Onun üstünde daha güzel bir hüküm veriyor ALLAH’ın öğretimi ile…

Bu bile başlı başına büyük bir nimet!!!

Hz.Süleyman(a.s.) o kadar çok özellik veriliyor ki..

Bir çok Ayetlerde geçiyor..

1- Sebe Suresindede geçen Rüzgarın emrine verilmesi  Nimetlerden ilki olarak geçiyor..

(Tefsirde okudum ;Hz.Süleyman (a.s.) zamanında gerçekten olağanüstü olaylar olmuş.. Bunun bizim aklımız hayalimizin alamayacağı o Bilim Kurgu flimleri var ya; ancak oralarda görebileceğimiz şeyler..)

Onlardan birisi de “Kanatlı Atlar”

Hani Mitolojik filmlerde de var ya Hatta bunun şöyle bir işareti var..


Hz.Aişe (radiyallahu anha) çocuk yaşlarda, Hz.Peygamber Efendimiz(s.a.v.) bir karşılaşması oluyor..

Peygamber Efendimiz oyuncaklarıyla ilgileniyor:

“Bunlar arasında parçadan iki kanat eklenmiş bir de at vardı, (onu göstererek): «Aralarında gördüğüm şu da ne?» dedi. «Bir at.» dedim. «Ya üzerindeki ne?» dedi. «Kanatları» dedim. «Hiç kanatlı at olur mu?» diye takıldı. «Duymadın mı, Hz. Süleyman‘ın kanatlı atı vardı»cevâbını üzerine Resûlullâh dişleri görününceye kadar güldü»  Ebû Dâvud, Edeb 54 (4, 283-84, 4932. H.).


Oradan da hatırlıyoruz ..

Nasıl oldu tam bilmiyorum …Hz. Süleyman (a.s.) o atlara fazla meyil etmişte ALLAH’ın bir ikazı olmuş..


Diğer Ayetlerde geçiyor..


38/SÂD-30: Ve vehebnâ li dâvûde suleymân(suleymâne), ni’mel abd(abdu), innehû evvâb(evvâbun).
Ve Dâvud ’a oğlu Süleyman’ı, armağan ettik. Ne güzel kul. Muhakkak ki o evvabtı .

38/SÂD-31: İz urıda aleyhi bil aşiyyis sâfinâtul ciyâd(ciyâdu).
Ona bir akşam vakti, koşmaya hazır, iyi cins atlar sunulmuştu.

38/SÂD-32: Fe kâle innî ahbebtu hubbel hayri an zikri rabbî, hattâ tevâret bil hıcâb(hıcâbi).
Bunun üzerine dedi ki: “Muhakkak ki ben, (onları) Rabbimi zikrettiğim için hayır (hayra)sevgisi ile seviyorum.” (Atlar tozu dumana katıp koşarak toz) perdesinin arkasında kaybolunca.

38/SÂD-33: Ruddûhâ aleyy(aleyye), fe tafika meshan bis sûkı vel a’nâk(a’nâkı).
“Onları bana geri getirin.” (dedi). Sonra bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

38/SÂD-34: Ve lekad fetennâ suleymâne ve elkaynâ alâ kursiyyihî ceseden summe enâb(enâbe).
Ve andolsun ki Biz, Süleyman ’ı imtihan ettik. Ve onun kürsüsü (tahtı) üzerine ceset olarak ulaştırdık. Sonra yöneldi (ayrıldı).

38/SÂD-35: Kâle rabbigfir lî veheb lî mulken lâ yenbagî li ehadin min ba’dî, inneke entel vehhâb(vehhâbu).
“Rabbim, beni mağfiret et. Bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir mülk bağışla (hediye et). Muhakkak ki Sen, Sen Vehhab’sın (çok bağışlayıcısın).” dedi.

38/SÂD-36: Fe sehharnâ lehur rîha tecrî bi emrihî ruhâen haysu esâb(esâbe).
Bunun üzerine rüzgârı ona musahhar (emre amade) kıldık. Onun emri ile dilediği yere hafif hafif eserek giderdi.


Namazdan alıkoymuş ALLAH-U ALEM.İkindi namazından deniliyor..

bunun böyle olduğunun anlayınca bütün Atlarını kestirmiş..veya kanatlarını…

Gönlünü namazdan uzaklaştırdı diye..

İşte tefsirlerde diyor ki; Sevdiğini feda etti ya ALLAH için…

Ona da deniliyor; Rüzgarı verdi ALLAH-U TEALA İkram olarak..

Feda etti .. daha üstününü verdi!!!


Sahabeyle İlgili Hikaye;


Biliyorsunuz Hz. Cafer (r.a.) var..

Savaşta bir kolunu kaybediyor..Kesiliyor..Öbür kolu da kesiliyor..Ona rağmen kalan kısmıyla Bayrağı ALLAH’ın Dininin Bayrağı yere düşmesin diye mücadele ediyor.. Ve yine yara alıyor düşüyor..

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)(bir gün başka bir mekanda) “Aleykum Selam” diyor.

Ya Rasulullah(s.a.v.) ne ye selam verdiniz biz görmedik diyorlar..

Hz.Cebrail (a.s.) ve  Hz.Mikail(a.s.) geldi..Yanındada Cafer vardı..

Ama Ona kolları yerine 2 tane kanat verilmişti.. diyor..

Hatta onun sıfatı “Cafer-i Tayyar”

Tayyar :Uçan Kuş anlamına gelir ..pilota da “tayyar” denir arapçada…

Neden:

Kollarını İslam adına ALLAH adına feda etti …Kendisine daha üstü verildi..


İşte Hz Süleyman’a (a.s.) da fedakarlığından ötürü ikram edildi…

Düşünsenize Kanatlı Atı  feda edemezsiniz ki

yani Ferrariniz var (aynı şey olmazda) O Ferrarinizden sebep Namazı kaçırdınız.. O Ferrari’yi uçurumdan atmak gibi bir şey bu.. (Biraz sıkar yani : ⊃)

Fedakarlığı sonucunda verilen Rüzgar da Basit bir Rüzgar değil..

Bunu Rabbim  tanıtıyor ..

Bir kere( الرّٖيحَ ) “rîh” kelimesi Rüzgar demek ..

Hatırlıyor musunuz; Ahzab Suresinin ilk başlarında bu kelime geçerken bunun “ruh” kelimesiyle aynı kökenden olduğunu söylemiştik..

Rûh-Rîh

Ne zaman bir esinti hali var..Ne zaman ki bir Rüzgar hali var..

Bilin ki içerisinde Meleksel değerlerin olduğu bir unsur var..

Biliyorsunuz ?

Hz. Cebrail (a.s.) bir ismi ne ? Rûh

Rûh-Rîh

Bu tür olayların içerisinde var demek..cereyan ediyor demek..

Rabbim, Kur’an-ı Kerimde bir kelimeyi boşu boşuna HAŞA kullanmaz ..

Onda nerelerden nerelere işaret var ve ilim var..

Bu Melekî Kuvvetlerin etken olduğu Rüzgar;

  • guduvvu-hâ; sabah gidişi;Kitaplardan baktım:Güneşin doğmasıyla zeval yani öğle vaktine kadar olma süreye bu deniliyor..

Yani gündüzün öğleye kadar yolculuğa “guduvv” deniliyormuş..

Bunun süresi neymiş “şehrun”:Bir ay

  • ve revâhuhâ ;akşam gidişi..Bu da öğlen vaktinden güneşin batıncaya kadar olan zamanmış..

Biliyorsunuz

Öğle Namazı ;Gündüzün tam ortasıdır.. Hiç Değişmez onun vakti..Sağdan ne kadar uzarsa ..Grafiksel olarak söylüyorum..Güneşin batışından ne kadar uzarsa öbür taraftan o kadar uzar..iki taraf simetrikdir..öğle vaktinin başı günün tam ortasıdır..Yani hiç değişmez..

Bu gündüz vaktinde  vakit yolculuk yapmış.. 

şehrun:Bir ay

bu ne demek biliyor musunuz?

Normal bir kişi yolculuğa çıksa 1 ayda gidebileceğe mesafeye;

Sabah Güneşin doğmasıyla öğle vaktine kadar bir zamanda gidiyormuş..

Kabaca matematiksel bir hesap yaptım;

Ortalama bu saat 5-6 saat..Güneşin doğmasıyla-öğle vakti arası ..

Bir kişi normalde -bunu askerlik yapanlar bilir- 1 saatte 4 km giderler ..

yani 1 kişinin yürüme hızı saatte 4 km dir..

1 kişi ne kadar yürür..8 saat civarında yürür ..Buna intikal deniyor..(Askerde)    35:06

1 Günde gidebilceği ortalama mesafe  30 kmdir..Başka gidilmez..

1 günlük mesafe 30 km.     

Çarpı 30 …bir aylık mesafe…

Ne yapıyor?900 km. falan.

900 km.lik mesefeyi 5-6 saat arasında gidiyormuş..

Ortalamasını aldım.. Saatte  yaklaşık 150 km.ye denk geliyor.. yani o Rüzgarın Hızı ortalama saatte 150 km civarındaymış..

120-130 km hızla giderken elinizi camdan bir çıkarın onun ne kadar tesirli birşey olduğunu anlarsınız..

Ona seccade gibi bir örtü seriyormuş ..Onun üzerine oturuyorlarmış ..Onları götürüyormuş..

Tefsirlerde şey var..

Dicletaraflarında Eski Bir Mektup bulunmuş..

Orada Hz. Süleyman (a.s.) Ashabından yazdığı yazılar var..

-Biz sabahleyin Istahr şehrindeydik.-Şimdide buradayız-Buradan da Şam’a gideceğiz-O mektupta ifadeler var..

Bu kadar kısa sürede o  mesafelere gidiyorlarmış..

ALLAH-U TEALA nın ikramı ..

Hatta orayla ilgili bir şey anlatayım..Hikayesel kısımları seviyorum..


Hz. Süleyman (a.s.) oturmuş seccadesinin/yaygısının üstüne ,rüzgar onu götürürken …

bir ara mülkünü/ saltanatını düşünmüş…

O sıra Seccade eğrilmiş düşüyormuş..

Ey Rüzgar doğru ol demiş..

Rüzgarda demiş ki sen doğru ol..

Sen doğru olduğun sürece ben de doğru olurum..


yine benzer bir hikaye


Hatta bir ara Tacı varmış …

Tacı konuşurken eğriliyormuş..düzeliyormuş..yine eğriliyormuş..

Niye eğriliyorsun Taç demiş..

Sen kafandaki eğriltiyorsun.. bende eğriliyorum demiş..

Düzel demiş..Düzeltmiş…

Hatta bazen kasıtlı olarak eğiyormuş Hz. Süleyman (a.s.) o kendiliğinden düzeliyormuş..


Yani kafayı düzeltirsen herşey düzgün olur..

Peygamberler(a.s.) için de ,İnsanlar için de geçerli..


 İşte bu gidişi 1 aylık,dönüşü 1 aylık olan yolun Hz.Süleyman’a (a.s.) verilmesi Faziletlerden birisi

Ekstra herkese verilenlerden fazla bir ikram…

Hz. Süleyman(a.s.) ;İnsanlardan,Kuşlardan,Cinlerden oluşan bir ordusu var..

Bunlar Aleni gözüküyor..

Düşünsenize Kuşlar ve Ordu ..Ve Hep birlikte hareket ederlerdi diyor..


27-Neml suresi 17. ayet :Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.


Şeytanlar da emrinde;


21-Enbiya suresi 82. ayet :Ayrıca

O’nun hesabına derin sulara dalan ve başka işler yapan bazı şeytanları da Süleyman’ın emrine verdik. Biz onları gözetim altında tutuyorduk.


Birazdan göreceğiz..

Ne derlerse yapmak zorundalar..Biraz sonra o şeyleri göreceğiz..Muhteşem bir sistem var..


Devam edelim Ayetten


  • ve eselnâ lehû aynel gıtr;
  • gıtr :Bakır demek

Bakırı ALLAH ikram olarak vermiş..

Hz.Davud ‘a (a.s.) ne vermişti.. Demiri yumuşatma vermişti ,eliyle…

Oğlu olan Hz. Süleyman’a (a.s.) da bakırı kaynak olarak,erimiş olarak veriyor..

Yani İnsanlar o bakırı eritmek için ,ateşte eritmek için uğraşmıyorlar…

Onunla  cinler ona bir sürü eşya yapıyorlarmış..

Burada bu kelime dikkatimi çekti..

gıtr“; Normal bizim bildiğimiz bakır da olabilir..

Başka Tefsirlerde”katran“da olabileceği söyleniyor..

Katran günümüzdeki mümkün bir ifadesi ne biliyor musunuz?

  • Petrol.

Şimdi Bütün Peygamberlerin (a.s.);Özellikle  Hz. Süleyman’ın  (a.s.) yaşadığı yer zaten Orta Doğu denilen yer..

Orta Doğuda da ne var ? (Hakim olarak )Petrol.

Petrol ne ?Kaynak olarak verdik diyor..Yerden fışkırmıyor mu?Katran

Bunun da fazilet olarak verildiği söyleniyor..

Bir Ayet-i Kerimeye dayandırarak söyleyeceğim..


TEVBE-28.AYET:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلاَ يَقْرَبُواْ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَذَا وَإِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ إِن شَاء إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

Yâ eyyuhâllezîne âmenû innemâl muşrikûne necesun fe lâ yakrabûl mescidel harâme ba’de âmihim hâzâ ve in hıftum ayleten fe sevfe yugnîkumullâhu min fadlihî in şâe, innallâhe alîmun hakîm(hakîmun).

Ey İman edenler! Müşrikler sadece bir necistir (pisliktir). Artık bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Ve eğer fakirlikten korkarsanız, Allah şâyet dilerse (Kendi) fazlından sizi yakında zenginleştirecektir. Muhakkak ki Allah; Alîm’dir, Hakîm’dir.


Girmesinler bile değil..Yaklaşmasınlar..Yaklaştırmayın..

Ve eğer fakirlikten korkarsanız, ALLAH şâyet dilerse (Kendi) fazlından sizi yakında zenginleştirecektir.

Görüyor musunuz?

Petrol dolayısıyla..Bugün Onlar kimseye muhtaç değil..Doğru kullandılar mı ? Ayrı mesele..

ALLAH U TEALA’nın verilmiş bir vaadi var..

Bakırı;Katran olarak çevirirseniz..

Petrol kaynağını onun için akıttık diyor..

Kimin için akıttı ? Hz. Süleyman (a.s.)

 

Şimdide burada kelimenin inceliklerine girelim mi?

Her ne kadar Davud‘da ;Vedud  İsmi saklıydı ya..

Süleyman‘ da ne gizli?!?!

Arapça Bilenlere pas attım..???

 

“S-L-M”İSLAM KELİMESİNİN;MÜSLÜMAN KELİMESİNİN KÖKÜ OLAN “S-L-M” VAR..

Bir de Arapça Teknik bilgi vereyim..(Araştırdım)

SELMAN Kelimesinin İsmi Tasgir denilen Hali;Küçültülmüş Hali

Yani SELMANCIK anlamına geliyor…

SELMAN:Teslim olma Fiilini ya da İnsanlara iyilikte bulunma halini sürekli olarak üzerinde bulunduran  kimse demek..

Müslüman =Teslim olan demekti.

İnsanlara;Selameti,İyiliği,Barış Haline götüren demekti.

Bu kimseye de SELMAN deniliyor..

SÜLEYMAN KELİMESİ=MÜSLÜMAN -CIK (TAM ANLAMIYLA TESLİM OLMUŞ KULLARDAN BİR KUL-CUK )

MANASINA GELİR

Neydi kuralımız ?

Kur’an-ı Kerimde bir kelime gördüğümüzde bulduğumuz yerde bırakmayacağız..

Bunun Derinlerindeki mana nedir diyeceğiz..

Derinlerindeki Mana Sensin!!!!

Kim ki Süleyman olur..Ona da bunun gibi ikramlar verilir..

Potansiyel Petrol kime verildi.. Süleymanlara verildi…

Yani Teslim olan kullara verildi..Sen de öyle ol ; sana da benzer fazladan ikramlar verilsin…

Bunuda şuradan anlıyoruz..

Bu Ayet-i Kerimelerdede iddaa ettiğim,söylediğim şeylere işaretler olmasına özellikle dikkat ediyorum..Çünkü hep Kur’an-ı Kerim endeksli düşünmek istiyorum.. Kur’an-ı Kerim ve Destekleyici Hadislerle..


Neml Suresi (Karınca) Hz. Süleymanın Ordusunun karşılaştığı Karıcanın İsmidir..İnanlımaz Ayetler var..

En Sonunda Belkıs’la ilgili Ayetler var;


Bknz. İlgili Ayetlerin Sadece Mealiyle;


Neml Suresi(15-44.Ayetler)

27:15Andolsun ki biz, Davud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik. Onlar: “Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun” dediler.

27:16 – Süleyman Davud’a varis olup dedi ki: “Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.”

27:17 – Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları Süleyman’ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.

27:18 – Nihayet karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!” dedi.

27:19 – (Süleyman) onun sözüne gülümseyerek dedi ki: “Ey Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi iş yapmamı gönlüme getir. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat.”

27:20 – (Süleyman) Kuşları gözden geçirdikten sonra şöyle dedi: “Hüd-hüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?”

27:21 – “Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahut boğazlıyacağım!”

27:22 – Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: “Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe’den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim.

27:23 – “Gerçekten, onlara (Sebelilere) hükümdarlık eden, kendisine her türlü imkan verilmiş ve büyük bir tahta sahip olan bir kadınla karşılaştım.”

27:24 – “Onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidayete giremiyorlar.”

27:25 – “Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah’a secde etmezler.”

27:26 – “(Halbuki) O büyük Arş’ın sahibi olan Allah’tan başka tapılacak yoktur.”

27:27 – (Süleyman Hüdhüd’e) dedi ki: “Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.”

27:28 – “Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak.”

27:29 – (Süleyman’ın mektubunu alan Sebe melikesi): “Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı” dedi.

27:30 – “Mektup Süleyman’dandır, Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla (başlamakta)dır. “

27:31 – “Bana karşı baş kaldırmayın, teslimiyet göstererek bana gelin diye (yazmaktadır).”

27:32 – (Sonra Melike) dedi ki: “Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam.”

27:33 – Onlar, şöyle cevap verdiler: “Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız, buyruk ise senindir; artık ne emredeceğini düşün taşın.”

27:34 – Melike, “Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır” dedi.

27:35 – “Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler.”

27:36 – (Elçiler, hediyelerle) gelince Süleyman şöyle dedi: “Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama siz, hediyenizle böbürlenirsiniz.”

27:37 – “(Ey elçi) Onlara var (söyle); iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları, muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!”

27:38 – (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: “Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o Melike’nin tahtını bana getirebilir?”

27:39 – Cinlerden bir ifrit, “Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var.” dedi.

27:40 – Kitaptan ilmi olan kimse ise, “Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm” dedi. (Süleyman) onu (Melike’nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, “Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir.”

27:41 – (Süleyman devamla) dedi ki: “Onun tahtını bilemeyeceği bir vaziyete sokun; getirin bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanıyamayanlardan mı olacak?”

27:42 – Melike gelince, “Senin tahtın da böyle mi?” dendi. O şöyle cevap verdi: “Tıpkı o! Zaten bize daha önce bilgi verilmiş ve biz teslimiyet göstermiştik.”

27:43 – O’nu, Allah’tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.

27:44 – Ona “köşke gir!” dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekti. Süleyman “Bu billurdan yapılmış, şeffaf bir zemindir” dedi. Melike dedi ki: “Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmiştim. Süleyman ile birlikte, âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”


En Sonunda Ona Kraliçe deniliyor… Onu davet ediyor Hz. Süleyman (a.s.)..Billurdan bir köşke ..İkna oluyor Onun ALLAH-U TEALA dan özel bir ikram olduğunu ..

Hz. Belkıs Diyor ki;Rabbim(Rabbe yöneliyor.. önceden inanmıyordu)! Ben gerçekten kendime yazık etmiştim. Süleymanla beraber, âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”

Demek ki buradan işte “Teslim” kelimesindeki vurguyla beraber Süleymanla beraber Teslim oldum..

Süleymanın İsminde Teslim Kökü var..

Demek ki Hz. Süleyman ALLAH’a en fazla teslim olan Kullardan biriymiş…Bu kadar mülkiyetine rağmen …

ALLAH-U TEALA DİYORKi:

SİZDE ONUN GİBİ TESLİM OLAN KULLARIMDAN OLURSANIZ SİZE DE BÖYLE BÖYLE NİMETLERDEN VERİLİR DİYOR..

TABİ Kİ ALLAH-U ALEM DİYEREK…44:04


Arada Parantezle beraber şunu söyleyeyim..

Bu erimiş Bakır , aynı zamanda Kur’an-ı Kerimde  değişik bir ifadeyle başka bir Ayette geçiyor..

Hz.Zulkarneyn(a.s.) Kıssasında da geçiyor..

Bana erimiş bakır getirin, onun üzerine dökeceğim.” diyor..

Onlar Kıyamete kadar çıkmasın diye..


Bknz.


  • 18-Kehf suresi 94

قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَاْجُوجَ وَمَاْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِى الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلٰى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا

Gâlû yâ zelgarneyni inne yeé’cûce ve meé’cûce mufsidûne fil ardı fehel nec’alu leke harcen alâ en tec’ale beynenâ ve beynehum seddâ.

Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?”

  • 18-Kehf suresi 95

قَالَ مَا مَكَّنّٖى فٖيهِ رَبّٖى خَيْرٌ فَاَعٖينُونٖى بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا

Gâle mâ mekkennî fîhi rabbî hayrun feeînûnî biguvvetin ec’al beynekum ve beynehum radmâ.

Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği (imkân ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi.

  • 18-Kehf suresi 96

اٰتُونٖى زُبَرَ الْحَدٖيدِ حَتّٰى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا حَتّٰى اِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ اٰتُونٖى اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا

Âtûnî zuberal hadîd, hattâ izâ sâvâ beynes sadefeyni gâlenfuhû, hattâ izâ cealehû nâran gâle âtûnî ufrığ aleyhi gıtrâ.

“Bana demir parçaları getirin. İki dağın arası aynı seviye olunca üfleyin (körükleyin).” dedi. Onu ateş haline koyunca, “Bana erimiş bakır getirin, onun üzerine dökeceğim.” dedi.

  • 18-Kehf suresi 97

فَمَا اسْطَاعُوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا

Femestâû ey yazherûhu ve mestetâû lehû nagbâ.

Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.


Bakın bu Kıssada bu geçiyor..

Hz.Süleyman(a.s.)-erimiş bakır…Hz.Zulkarneyn(a.s.)-Yecuc-Mecuc … sonrasında Cinler…

Hepsini birleştirdiğinizde aslında Yecuc-Mecuc’un aslının ne kaynaklı olabileceğiyle ilgili, yine Kur’an-ı Kerim ifadesinden, ilmi bir işaret var..


Bununla ilgili  işareti ben gördüm..

ALLAH-U ÂLEM  diyorum ..İşaretler var ama hakikatını ALLAH bilir.

Eğer bu böyle ise Kıyamete yakın İnsanları çok ilginç süprizler bekliyor ..Arkadaşlar..

Mesela bir de Dabbetul Arz  var  -Sebe 14.Ayette de geçecek..


Sebe 14.Ayet:Felemmâ gadaynâ aleyhil mevte mâ dellehum alâ mevtihî illâ dâbbetul arzı teé’kulu minseeteh, felemmâ harra tebeyyenetil cinnu el lev kânû yağlemûnel ğaybe mâ lebisû fil azâbil muhîn.

Sonra vaktâ ki onun üzerine ölüm ile hükmettik, onun vefat etmiş olduğuna asasından yemekte olan bir ağaç kurdundan (dâbbetul arz) başkası onlara delalet etmiş olmadı. Ol vakit ki yere düşüverdi. Cin tâifesi anlamış oldu ki, eğer gaybı bilmiş olsalar idi o ihânetli azap içinde kalmış olmazlardı.

Diğer Ayet;

Neml 82.Ayet:Ve izâ vegaal gavlu aleyhim ahracnâ lehum dâbbetem minel arzı tukellimuhum ennen nâse kânû biâyâtinâ lâ yûgınûn.

(Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dâbbe (canlı bir yaratık-dâbbetul arz )çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler.


İnsanlar Kıyamete yakın çok ilginç olağanüstü olaylara şahit olacaklar..


18 – Kehf suresi 97. ayet (Genel: 18 – İniş: 69 – Alfbetik: 54)

فَمَا اسْطَاعُوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا

Femestâû ey yazherûhu ve mestetâû lehû nagbâ.

Ye’cuc ile Me’cuc, bu setin ne üzerinden aşabildiler ve ne de bir yerinde delik açabildiler.

18 – Kehf suresi 98. ayet (Genel: 18 – İniş: 69 – Alfbetik: 54)

قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّٖى فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ رَبّٖى جَعَلَهُ دَكَّاءَ وَكَانَ وَعْدُ رَبّٖى حَقًّا

Gâle hâzâ rahmetum mir rabbî, feizâ câe vağdu rabbî cealehû dekkâé’, ve kâne vağdu rabbî haggâ.

Zülkarneyn «Bu set, Rabb’imin rahmetidir. Fakat Rabbimin belirlediği an gelince onu yerle bir eder. Hiç kuşkusuz Rabb’imin sözü gerçektir» dedi.

18 – Kehf suresi 99. ayet (Genel: 18 – İniş: 69 – Alfbetik: 54)

وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فٖى بَعْضٍ وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًا

Ve teraknâ bağdahum yevmeiziy yemûcu fî bağdıv ve nufiha fis sûri fecemağnâhum cem’â.

O gün biz insan yığınlarını önce dalgalanmaya bırakırız. Sonra Sur’a üflenince hepsini biraraya toplarız.


21 – Enbiya suresi 96. ayet (Genel: 21 – İniş: 73 – Alfbetik: 21)

حَتّٰى اِذَا فُتِحَتْ يَاْجُوجُ وَمَاْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ

Hattâ izâ futihat yeé’cûcu ve meé’cûcu ve hum min kulli hadebiy yensilûn.

Sonunda Ye’cuc ile Me’cuc‘un önündeki set yıkıldığında bunlar bütün tepelerden akarak her tarafa yayılırlar.

21 – Enbiya suresi 97. ayet (Genel: 21 – İniş: 73 – Alfbetik: 21)

وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَاِذَا هِىَ شَاخِصَةٌ اَبْصَارُ الَّذٖينَ كَفَرُوا يَا وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فٖى غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا بَلْ كُنَّا ظَالِمٖينَ

Vagterabel vağdul haggu feizâ hiye şâhısatun ebsârullezîne keferû, yâ veylenâ gad kunnâ fî ğafletim min hâzâ bel kunnâ zâlimîn.

Ve hak vaad yaklaştı. İşte o zaman kâfir olanların gözleri (korku ile) büyür. (Derler ki): “Bize yazıklar olsun. Biz bundan gaflet içindeydik. Meğer biz zalimler olmuşuz (kendimize zulmetmişiz).”


Böyle olağanüstü olaylar var..

İşte bu olağanüstü olaylar ;Zamanın birinde Hz. Süleyman(a.s.) devrinde de yaşanmış..

Bu Tefsirlerde  geçenleri bir bilseniz… şaşarsınız..

Cinler, Aleni olarak gözüküyor ..arkadaşlar..

Kuşlar Ordu halinde.. 

Lütfen Tahayyül edelim(İmgelemek)…ALLAH-U TEALA Tahhayül etmemizi de istiyor..

Nasıl bir Mülk,Kudret verildiği Gösteriyor… *-)

Gerçekten Hz.Süleyman (a.s.) olursanız İnsanlığa ben yine size güç kudret veririm diyor..Yeryüzünde…Mülkiyet veririm diyor..İdarecilik veririm diyor..İşte burada dedim ya ..

Maalesef bugünlerde Müslümanlık diğerlerinin hükmü altında … başkaları Hüküm ediyor bize ..

Hz.Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) küfür eden,hakeret içeren karikatürler yayınlanıyor… 

Maalesef Aptallar,Ahmaklar ” hepimiz charlie hebdo’ yuz” diyor..

Aklını çalıştırmıyor musun?? ya Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) hakaret ediyor..

Sen nasıl böyle bir şey diyebilirsin…

Bırakın Onu;

Peygamber Efendimiz(s.a.v.) geçtiği yerde “sallallahu aleyhi ve sellem” demezsen..

Hz. Cebrail(a.s.) Hadisidir bu..” burnu sürtülsün” diyor..

BKNZ.İLGİLİ HADİS AŞAĞIDAKİ GİBİ;


Fasil : İlaveler Bölümü
Konu : Nefisle İlgili Eedebe Giren Hadisler
Ravi : Ebu Hureyre
Hadis : Resulullah (sa) buyurdular ki: “Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün.

Ben Yanında zikredildigim zaman bana salat okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün!HadisNo:5868


Nötr bile dursan… Hiç bir şey söylemesen bile yanlıştasın..

“Sallallahu aleyhi ve sellem” demek zorundasın..

durum böyleyken…

Şimdi kendine Müslüman diyenler ..Peygambere (s.a.v.) aynı o Kişiye Aynı O Peygambere(s.a.v.) hakaret eden derginin savunuculuğunu yaparsa ..Bilmemne özgürlüğü adına ..Ya senin İmanını bir sorgulaman lazım..

ALLAH-U TEALA sana hesabını bunu nasıl sorar ya…?!???!!?

Müslümanın biraz akıllı olması lazım..

Siyası akımlara,Güncel trendlere kapılmaması lazım..

“Amentu billahi” çok iyi anlaması lazım..

Güncel konulara girmek istemiyorum ama Arkadaşlar ..Olaylara tamamen İmanı baktığıda çok ciddi şeyler var  ..

(……….)


34-Sebe suresi 12. ayet (Genel: 34 – İniş: 58 – Alfbetik: 76)

وَلِسُلَيْمٰنَ الرّٖيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِاِذْنِ رَبِّهٖ وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّعٖيرِ

Ve lisuleymâner rîha ğuduvvuhâ şehruv ve ravâhuhâ şehr, ve eselnâ lehû aynel gıtr, ve minel cinni mey yağmelu beyne yedeyhi biizni rabbih, ve mey yezığ minhum an emrinâ nuzıghu min azâbis seîr.

Süleyman’ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgârı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız.


  • ve minel cinni;Cinlerdende vardı
  • mey yağmelu beyne yedeyhi;Onun emri altında kimseler vardı diyor (Onlar da Cinler oluyor..)

Cin kelimesi;C-N-N ;gizli kelimesinden geliyor..(( جنن) gizledi, sakladı)

Hatta Cennet te bu kökendendir..

Cennet ( جنّة)  ;Örtülü ,görmediğimiz için,bizim için gayb olduğu için  CNN kökünden geliyor..

Bie şeyin örtülü gizli olması demektir..

İşte burada da normalde örtülü olan bir şey Onun emri altındaydı..diyor..

Demek  ki ALLAH-U TEALA ;Onlara cisim(aleni görünme) özelliği vermiş..

Vermekle de kalmamış.. Onları kimin emrine vermiş..

Bir İnsanın,Bir Peygamberin(a.s.) emri altına vermiş..

(…)-soru-(Ceninde mi bu kökten?)

Cenin ne ? Anne karnında gözüküyor mu ? Gözükmüyor …o yüzden (C-N-N kökünden) Cenin oluyor..

Ama nasıl ?

  • biizni rabbih:Rabbinin izniyle , kendi tasarrufuyla değil yani…

Eğer Rabbimin izniyle olursa…  bir şey nasıl olursa ;

(Bakın altta devam ediyor..)

  • ve mey yezığ minhum an emrinâ:  Onlardan kim bizim emrimiz dışına çıkarsa …                    Hz. Süleyman ‘ın(a.s.)emri dışına çıkarsa ,demiyor..

Emri veren kim?

Yeryüzünde Hz. Süleyman (a.s.)

Ama ne diyor ALLAH-U TEALA Ayetinde “Bizim emrimizin dışına çıkarsa” diyor..

Demek ki Hz. Süleymanın(a.s.) emri ;ALLAH’ın  emri konumunda

Ulun Emr’e itaat var ya..


Nisa Suresi 59.Ayet: Yâ eyyuhâllezîne âmenû atîûllâhe ve atîûr resûle ve ulil emri minkum, fe in tenâza’tum fî şey’in fe ruddûhu ilâllâhi ver resûli in kuntum tu’minûne billâhi vel yevmil âhir(âhiri). Zâlike hayrun ve ahsenu te’vîlâ(te’vîlen).

Ey âmenû olanlar (îmân edenler)! Allah’a ve Resûl’e ve sizden olan idarecilere (emir verme yetkisinin sahiplerine) itaat edin. Bundan sonra eğer bir hususta ihtilâfa düşerseniz, o taktirde Allah’a ve ahiret gününe îmân ediyorsanız, onu Allah’a ve Resûl’üne götürün. Bu daha hayırlıdır ve tevîl (yorum) bakımından en güzelidir.


Kim ki Resule itaat eder ALLAH a itaat etmiş olur diyor..


Nisa 80.Ayet:

Kim Resûl’e itaat ederse, böylece andolsun ki Allah’a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o taktirde Biz seni, onların üzerine muhafız olarak göndermedik.


“Biz” olayını iyi anlamak lazım…

O’nun altında çalışan kimler vardı ?…Cinler .

Ona Ateşin Azabından tattırırdık..

Kime?…emrinden çıkanlara ..

İşte böyle ALLAH U TEALA Hz.Süleyman’a(a.s.) Aynı Hz. Davud’a (a.s.) verdiği gibi ..ama  daha olağanüstülüklerle  dolu bir Fazilet ve özellikler vermiş..

Bir sonraki Ayette ;Ey Davud ailesi şükrederek çalışın ya da şükür üretin dediği işte bu.

iğmelû âle dâvûde şukrâ

 


Ey ALLAH’ın kulları diyor;

Biz de size , farkında olduğunuz yada olmadığınız şekilde,  o kadar çok faziletler,üstünlükler verdik ki,ki biz burada bunlardan iki sini misal olarak veriyoruz ;

Hz. Davud(a.s.) ve Hz. Süleyman (a.s.)

Onlar ALLAH’a Munîb olarak ,Evvâb olarak yönelen kullardı..Ve daima şükür eden Kullardı..

Aman siz de bu nimetleri görerek ONA  yönelin,Şükür edin ki.. BEN de size nimetimi arttırıyım… Ve sizi de Azaptan koruyayım..


ALLAH-U TEALA DA BİZE FARKINDA OLUP ŞÜKÜR EDENLERDEN OLMAYI

NASİP ETSİN.

HER ALANDA HERŞEYDE DE ŞÜKÜR UNSURLARINI GÖRMEYİ

NASİP ETSİN.

AMİN

SADAKALLAHULAZîM


 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.