“AHZAB (26) 63-66. AYETLER(ktpçk-7)”

Eûzubillâhimineşşeytânirracîm

Bismillâhir rahmânir rahîm.


33-Ahzab Suresi 63. Ayet 

یَسْپَلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُدْرٖيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرٖيبًا

Yes’eluken nâsu anis sâah (sâati), kul innemâ ilmuhâ indallâhi, ve mâ yudrîke lealles sâate tekûnu karîbân

İnsanlar sana o saati (kıyâmeti) soruyorlar. De ki: “Onun ilmi sadece Allah’ın indindedir. Ve sana bildirilmedi. Belki de o saat yaklaşmış olabilir.”


Birbirleriyle alakasız gibi gözüken aslında birbirleriyle ilişkileri olan Ayetler bunlar… Ahzab Suresinde birçok konu anlatılmakta özellikle Medine döneminde olan konular anlatılmaktadır. Bir konu bütünlüğü içerisinde birbirinden alakasız gibi gözüken ama muhakkak birbiriyle ilişkisi olduğu gözüken konular var. Ayetler bu şekilde sıralanmış.

63.Ayettede Kıyametle, Kıyamet saatiyle ilgili bir konu var.. İnşaAllah bunu açıklamaya çalışacağız.

Bismillâhir rahmânir rahîm.


33-Ahzab suresi 63. Ayet (Genel: 33 – İniş: 90 – Alfbetik: 76)

یَسْپَلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُدْرٖيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرٖيبًا

Yes’eluken nâsu anis sâah (sâati), kul innemâ ilmuhâ indallâh (indallâhi), ve mâ yudrîke lealles sâate tekûnu karîbâ(karîben).

İnsanlar sana o saati (kıyâmeti) soruyorlar. De ki: “Onun ilmi sadece Allah’ın indindedir. Ve sana bildirilmedi. Belki de o saat yaklaşmış olabilir.”


  • yes’elu-ke : sana sorarlar, soruyorlar
  • en nâsu : insanlar
  • anis sâati (an es sâati) : o saatten (kıyâmetten)

Saatin 3 manası var.

  1. Kolumuza taktığımız saat (vakti bildiren cihaz)
  2. Günün belirli bir vakti (24 te 1 yani 60 dakikalık zaman dilimi)
  3. Vakit (Hani vakti saati gelmedi mi? diye soruluyor, saati gelmiş deniliyor (Belirli bir şeyin olması için gerekli zaman)

Hani insanlar Peygamber Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem) soruyorlar. Yes’elu-ke : sana sorarlar, soruyorlar derken ”ke”’ Peygamber Efendimizi (sallallahu aleyhi ve sellem) kastediyor. Saati soruyorlarmış (anis sâati). Yani “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye soruyorlar.

  • kul innemâ ilmuhâ indallâh (indallâhi)
  1. kul : de, söyle
  2. innemâ : sadece, yalnız,ancak
  3. ilmu-hâ : onun ilmi, bilgisi,
  4. indallâhi (inde allâhi) : Allah’ın katında,indinde
  • ve mâ yudrîke lealles sâate tekûnu karîbâ (karîben).
  1. ve mâ yudrî-ke : sen bilemezsin,sen nasıl idrak edebilirsin
  2. lealle : umulur ki, belki
  3. es sâ’ate : o saat
  4. tekûnu : olur
  5. karîben : yakın

Saatle ilgi biraz konuşacağım;

Kuran-ı Kerim de Kıyametin kopacağı; kıyamet saatiyle açıklanmış. Kıyamet saati bile demiyor sadece “sâat” diyor.

Sâat kelimesi Arapça bir kavram…Lakin o zamanın Arap toplumunda bugünkü anlamıyla kullanılmazdı…. 24 saat  kavramı yeni yeni kullanılıyor öyle değil mi?  Dolayısıyla sâat “vakit” anlamında kullanılıyor… Mana olarak vakit manasını alacağız. (“Hani vakti saati gelmedi mi?” diye sorulur. “Saati gelmiş” denilir. Belirli bir şeyin olması için gerekli zaman)

Sâat kelimesi Arapça’da bir şeyin gelip geçmesi anlamında kullanılıyor. Asıl kökü  uğraşma, bir şeyin gelip geçmesi anlamında, yani bir şey akıp gidiyor ve bir gün duracak. İşte o durma saatine, akıp giden şeyin durma saatine kıyamet saati deniyor.

Bir de ben bu kelimenin kökünü araştırdım. Bir kelimenin kökünü araştırmak, aslını araştırmak benim çok ilgimi çekiyor. Çünkü Kur’an-ı Kerimdeki hiçbir şey boşuna değil. Rabb’im burada bunu kullanıyor ise ve  diyorsa ki “Kuran’ı, mubîn (açık apaçık) bir Arapça olarak indirdik” boşuna değildir.


Bknz. İlgili Ayet;


26-Şuara Suresi 195. Ayet 

بِلِسَانٍ عَرَبِیٍّ مُبٖينٍ

Bi lisânin arabiyyin mubînin

Apaçık bir Arap lisanı ile.


Kelimelerin muhakkak kökenlerinde bir şeyler var. Nişanyan diye bir sözlük var. Kelimelerin kökenlerine inmek isteyenlere tavsiye edebilirim. Nişanyan, sözlüğünde bir kelimenin kökenini veriyor ve kendince bir yorum yapıyor. Orada saat kelimesinin kökünün V-S-A.

و Vav  ,  س Sin ,  ع Ayn kökünden de gelmiş olabileceğini söylüyor.

Bunun pratikte ne faydası var!!??

و v س s  عa :yayılmak genişlemek  anlamına gelen bir kelimedir..

Hani El Vasi ALLAH-U TEALA’nın Esmalarından olan (yayılan, genişleyen) Ayetel Kursi de geçiyor;


 وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ

“vesia kürsiyyühüssemâvâti vel erd”,

“ALLAH’ın kürsüsü semavatı kapsamıştır (genişleyerek, yayılmıştır).” anlamında bir kelime.


Arapça bilenler için;

و vس s عa kelimesi bir vezin; misal deniliyor buna..

İlk harfi (و vav )  yada    (ي Ye ) olursa bundan türetilen isim, (fi’al) denilen kalıba geçtiğinde başındaki “و vav harfi düşüyor.. Mastarını o şekilde alıyor.

Mesela;

(و Ve   ج C   ه He ) kökünden yönelmek/yüzünü çevirmek… cihet oluyor..

 Ve  ص Sa  ف Fe) kökünden nitelemek /vasfetmek …sıfat oluyor. Başındaki و vav kaybolmuş.

 Ve   ه He  ب Be ) kökünden Hibe etmek … hibe olarak gelmiş. Başında ki و vav harfi yine düşmüş.

( و Ve  ص Sa  ل Le)  kökünden kavuşmak.. sıla olarak geçmiş Türkçe’ye. Başında ki و vav  düşmüş.

İşte bu kuraldan çıkarak; Nişanyan denilen şahıs sâat kelimesinin و ve  س se  ع a kökünden geldiğini, و vav harfinin düştüğünü ve sâat olduğunu söylüyor.. Bu bana da mantıklı geldi ..

Çünkü saat izafi bir kavram ve bugün de biliyoruz ki  genişliyor. Bunu Albert Einstein yaptığı hesaplarla göstermiştir… (İzafiyet teorisi: Esas olarak zaman ve uzayla meşgul olan ve onlara daha genel bir bakışla, fiziksel olayları açıklayan bir teori.) Bu zat zamanın herkesin zannettiği gibi bütün mekanlarda ve kişiye göre aynı değil; duruma göre ve şartlara göre değişebilen.. Kısalabilen ve uzayabilen.. Daralabilen, genişleyebilen bir kavram olduğunu açıklamıştır.. Biliyorsunuz dünyada da bu teorisi ile meşhur olmuştur..

Bence de burada ona bir işaret var.. Yani bütün ilimlerin sahibi olan ALLAH…. İnsanlar sonra keşfediyor.. Keşfedenler sonradan keşfediyorlar.. Kuran-ı Kerim’in RABBi olan ALLAH-U TEALA  “sâat” derken, yani zamanla ilgili bir terimi söylerken, kökünden aldığı kelimeyle de, yıllar sonra bizim anlayabileceğimiz bir duruma işaret ediyor… Belki Kur’an-ı Kerim’in indiği zamanlarda anadili Arapça olanlar, her ne kadar bunun kökeninin genişlemek kökünden olduğunu bilseler de.. Belki o an için anlam veremezlerdi ona.  Ama biz, zamanla ilgili olan bu kelimeyi şimdi daha iyi anlayabiliyoruz.. Daha iyi anlaşılması için bir de Hadis söyleyeceğim.. 


Fasil : KIYAMET VE KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ
Konu : Kıyametin Muhtelif Alametleri
Ravi : Enes
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: “Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat debir çıra tutuşması gibi (kısa) olur.”
HadisNo : 5041

Bugünlerde herkes demiyor mu!!? “Zaman nasıl  geçti anlamıyoruz.’’ diye. Bir gün geçiyor farkında değiliz.. İşte bu zamanın değişkenliği ile ilgili, yani sâat in değişkenliği ile ilgili.. Bakın bu son kullandığım cümle çok ilginç; “Sâatin değişkenliği ile ilgili..’’

Çünkü diyor ki;

اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ

“innemâ ilmuhâ indallâh” (Onun ilmi ancak ALLAH indindedir..). Bakın burada kıyametin vakti demiyor..!!! Kıyametin ilmi diyor!! Yani sâatin ilmi.. Demek ki bizim, bütün insanların merak ettiği.. “kıyametin ne zaman kopacağı”. Cevabını, Allah-u Teâlâ bir ilim ile söylüyor.

Kıyametin saati aslında belli değildir arkadaşlar.. Kime göre belli değildir? Mahlukata göre belli değildir.  ALLAH’a (cc) göre bellidir. ALLAH (cc) herşeyi biliyor. Ama mahlukata göre şu tarihtir bu tarihtir denemez. (…) Şimdi İstanbul’dan Ankara’ya gideceksiniz. Biraz eski devirlere gidelim.. At ile gittiğinizi düşünün.. Biri soruyor, diyor ki; “ne zaman varacaksın, varış ne zaman?”. Faraza 10 gün falan diyelim, atalım kafadan. Ama adam buna kesin cevap veremez ki. O kadar çok değişkene bağlı ki. At hastalanabilir, kendi hastalanabilir, yolu şaşırabilir. Bunlar kişiye bağlı.. Bir de ortama bağlı olan şeyler var. Yol kapatılmıştır, fırtına kopar, eşkıya gelir. Aklınıza gelen o kadar çok değişken var ki dolayısıyla bir vakit söylenemez, kabaca 8 ila 10 gün der.. Şimdi “zaman” neye bağlı burada? Olaylara bağlı “Zaman olaylara bağlı” Yani olayların değişmesi sâati, onun oluş saatini, yani vakti değiştirebiliyor… Bunu kıyamete getirin.. Dolayısıyla oluş, olan/olacak olaylar, kıyametin ne zaman kopacağını etkileyebiliyor. Dikkatinizi çekmiştir, Hadisi Şerifler kıyamet alametleri ile ilgili bir şeylerden, hep bir bozulmadan bahsediyor.. Toplumun ve düzenin bozulmasından…

  • Zina artacak
  • Yalan artacak
  • Binalar yükselecek
  • Depremler artacak

Hiç olumlu bir şeyden bahsedilmiyor. Dikkatinizi çekiyor mu? Bu olaylar kıyamete yakın zamanda artacak.

(Sınıftan katkı oluyor; Layık olmayanların başa gelmesi gibi, Emanetin ehline verilmemesi gibi..değişik hadislerde belirtilmiş.. bir çok alametler var..)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) olayları anlatıyor.. Ama bunların ne zaman olacağı değişebilir, çok adil bir hükümdar gelebilir.. Değil mi? Bunların oluş süreci değişebilir… İnsanlarda daha doğru davranabilir ama nihayetinde bir gün bu bozulma olacak, bu bozulmanın nihayetinde kıyamet kopacak.

İşte bunun bir ilmi var. İşte bu ilim  ALLAH indinde ( indâllâh). O yüzden bilmiyoruz. Ama kabaca biliniyor. Yani gelişmelere bakıyorsun, olayların akışına  bakıyorsun, bir şeylerin artık yakın olduğunu hissedebiliyorsun.

Geçen derslerde anlatmıştık. insanlık tarihi boyunca bütün o fonlar, dekorlar aynıydı. Yani sizin dedeniz ile onun dedesi hep aynı tür evde yaşadı aynı tür kıyafeti giydi. 2-3 nesil öncesi de farklı olmadı. Onun dedesi de karasabanla çift sürdü, 4 nesil öncesi de sürdü. Yani 50 yıl 100 yıl 200 yıl çok fark etmedi. Ama son 50-100 yıla bakıyorsun artık kardeşler arasında ciddi bir fark olmaya başladı. Çok hızlı bir değişim var ama insanlık tarihi boyunca olmadı. Olduysa da çok yavaş bir şekilde geçti. Ama son dönemlerde çok ciddi farklar oluyor ve oldu da. Şuan cep telefonları modelleri 2 senede bir değiştirilir oldu. Eskiden telefon denilen şeyi insanlar düşünemiyordu bile !. (…)

(Sohbete müdahil olan bir kişi soru soruyor ve katkıda bulunuyor)

Bunlar hep maddesel ama maddesel şeylerin manevi şeylerle bir bağlantısı var. Maneviyat denilen şey, “tasavvufi sır” denilen şeyler, maddenin içinde de gizli. Maneviyatı; aynı elle tutulur gözle  görülür gibi değerlerle izah edebilirsiniz. (….)

(Sohbete müdahil olan bir kişi soru soruyor ve katkıda bulunuyor)

İkisi beraber. Yani bizim bugün sır dediğiniz şeyler, alenileştiği zaman ortadan kayboluyor. Yani gayb dediğimiz şeyler, şu an bizim göremediklerimiz,  gördüğümüz anda gayb olmuyor. Bu ortamda  şu an melekler var mı? Biz görmüyoruz bizim için gayb ama var. Bu alenileşse burada görünse gayb olmaktan çıkar. Mesela Kur’an okunuyor burada. ALLAH-U TEALA’nın vadi var, “ALLAH’ın mescitlerine insanlar ders almak amacıyla, Kur’an-ı Kerim okumak için toplandıklarında melekler iner dua eder”.  Sahih Hadis var.


Bknz. Hadis Metni;


Fasil : TEFSİR BÖLÜMÜ – TEFSİRİN HÜKMÜ HAKKINDA
Konu : Kur`an`ın Faziletine Dair
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: “bir grup, Kitabullah`ı okuyup ondan ders almak üzere Allah`ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah`ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar.”
HadisNo : 413

Var mı ortamda, var…ama biz görmüyoruz.. Gördüğümüz anda artık gayb olmayacak.. O.. (….)

(Sohbete müdahil olan bir kişi soru soruyor ve katkıda bulunuyor)

İdrakın sonu yok.. Yakînin sonu yok..(İlmel yakîn, Aynel yakîn, Hakkel yakîn, Sırrel yakîn) bu yakîn seviyeleri farklı.. (….) Bunun sonu yok.. Ama öğrendiğimiz her şeyde eskiye  göre gelişmemiz oluyor. Bu madde ama, mananın yolu, bilinmezliğin yolu.. Maneviyat denilen bilinmezliğin yolu, her zaman açık.. Bunda bir son yok..

Mesela sâat kelimesinde… Bizler “saat‘in” (zamanın) Einstein’ın izahından sonra,  izafiyet teorisiyle beraber, genişlediğini, değiştiğini öğrendik. Eskiden bilinmiyordu. Şuan bunu bizim bilmemiz her şeyi bildiğimiz anlamına gelmiyor. Oldu ve bitti anlamına gelmiyor.. Daha bilebileceğimiz çok şeyler var. Ama kademe kademe, belli bir şeylere doğru ilerleniyor.

Zaten ALLAH’ın indinde (عند الله indâllâh) de derken bu var.  O kelimeye girecektim.. ALLAH’ın (cc) indinde (indâllâh) ne demek? İnd (عند); yanında demek, ALLAH’ın (cc) katında demek… ALLAH’ın (cc) indinde, şunun indinde diyoruz ya.. ALLAH’ın seviyesini, uluhiyyetini (El- Aliyy)  düşünürseniz.. Bize göre çok yüksekte.. Bu anlattığım, çok da basit bir “ilim” değil.. ALLAH’ın (cc) indinde  (indâllâhta) bir ilim, deniyor ayette.. İlmin şu an, şu boyutta, algıladığımız yönleri var..

  • Daha sırrani ilimler var
  • Daha ledunni ilimler var
  • Daha hikmetsel ilimler var..

İşte bu ilim, ledunni seviyede ilimlerle anlaşılabilecek bir ilim.. Tabi çok basite de almamak lazım..

Kıyametin ilminde; Mesih kavramı, Mehdi kavramı var, diğer kavramlar var.. Bunların hepsi Kıyamet ilminin içerisinde.. Basit te algılanmasın.. Burada anlatılırken basitmiş gibi anlatmış olabilirim ama çok kolay kavramlar değil.. Mesela ahir zamanlarla ilgili Kuran-ı Kerim’de geçen ilgili bilgiler var, mesela dabbe var.

Bknz. İlgili Ayet;


27-Neml suresi 82. Ayet 

وَاِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ

Ve izâ vakaal kavlu aleyhim ahracnâ lehum dâbbeten minel ardı tukellimuhum ennen nâse kânû bi âyâtinâ lâ yûkınûn (yûkınûne).

Söylenen söz, başlarına geldiği zaman, onlar için yerden bir dâbbe çıkarırız da Bizim âyetlerimize nâsın kat’i sûrette inanmaz olduklarını onlara söyler..


Mesela bu Ayet Kıyamet ilmi içerisinde.. Kıyamete yakın zamanda Ye’cuc Me’cuc olayı var. Saati geldiğinde çıkmaya başlayacak diyor..


Bknz. İlgili Ayet;


21-Enbiya Suresi 96.-97.  Ayet 

 ∗حَتّٰى اِذَا فُتِحَتْ يَاْجُوجُ وَمَاْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ

وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَاِذَا هِىَ شَاخِصَةٌ اَبْصَارُ الَّذٖينَ كَفَرُوا يَا وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فٖى غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا بَلْ كُنَّا ظَالِمٖينَ

Hattâ izâ futihat ye’cûcu ve me’cûcu ve hum min kulli hadebin yensilûn (yensilûne).Vagterabel vağdul haggu feizâ hiye şâhısatun ebsârullezîne keferû, yâ veylenâ gad kunnâ fî ğafletim min hâzâ bel kunnâ zâlimîn.

Nihayet Ye’cûc ve Me’cûc (un seddi) açılıb da her tepeden saldıracakları ve gerçek va’d olan (kıyamet) yaklaşdığı vakit, işte o zaman o küfr (ve inkâr) edenlerin gözleri hemen belirib kalacak, «Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik. Hayır, biz zalim kimselerdik» (diyecekler).


Duhan suresinde var.. Kıyamette yakın bir dumanın çıkacağı söyleniliyor.. Bknz. İlgili Ayet;


44-Duhan suresi 9. 10. ve 11. Ayet 

(10) بَلْ هُمْ فٖى شَكٍّ يَلْعَبُونَ (9)  فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَاْتِى السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبٖينٍ

(11) يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ

Bel hum fî şekkin yel’abûn(yel’abûne). (9) Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn (mubînin).(10) Yağşen nâs, hâzâ azâbun elîm.(11)

Hayır, onlar şüphe içinde oynuyorlar (oyalanıyorlar).(9) O halde gözet o Semânın açık bir duman ile geleceği günü.(10) (O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.(11)


Bütün bunlar kıyametin ilmi içerisinde.. Bakın Ayette ne diyor? (Ahzab Suresi 63.Ayet) “ve mâ yudrîke” nereden idrak edeceksin.. Nasıl idrak edebilirsin ki diyor.. Yani bizim şu anda idrak seviyemizin üzerinde bazı olaylar olacağı söyleniyor.. Mesela o duman olayını örnek vereyim.. Kıyametin büyük alametlerinden biri olarak geçiyor, büyük dumanın çıkması.. Doğu tarafından büyük bir dumanın çıkacağı söyleniliyor.. Bu hadis kitaplarında geçiyor..Kuranda da işaret ediliyor..(Duhan suresi 10.ayet yukarıda).


Huzeyfe bin Üseyd (R.A.)’den: Biz, (kıyamet hakkında konuşurken Resûlullah (S.A.V.) çıka geldi ve “Ne konuşuyorsunuz?” buyurdu.“Kıyametten bahsediyoruz ey Allah’ın Resûlü.” dedik. “On alamet görülmedikçe kıyamet kopmaz.” buyurdu. Duman ve Deccal’i bu on alâmet arasında saydılar.

Huzeyfe (R.A.), Peygamber (S.A.V.)’den şöyle rivâyet etmişlerdir: Duman, yeryüzünde 40 yıl kalacak.” Diğer bir rivâyette şöyle geçer: “O duman, kâfirleri tepeleyecek, müminleri ise nezleye benzer bir hastalığa dûçâr edecek.

Müslim, Ebû Hureyre (R.A.)’den Resûlullah (sav)’ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: “Altı şey gelmeden önce iyi ameller yapmaya çalışın: Güneş’in batıdan doğması, Duhan, Deccal, Dâbbetü’l-Arz, Sizden birinizin başına gelecek olan şey, bütün herkesin başına gelecek olan şey…” Dumanın tesiri mümine nezle gibi gelir, kâfire ise çok şiddetlidir. 


Değişik zamanlarda insanlar hep ahir zamandaki kıyamet beklentisinde ya.. Bu dumana işaretler aramışlar.. Petrol savaşı sırasında o petrol kulelerinin yıkılmasıyla beraber büyük bir duman çıkmış.. İnsanlar demişler; Kuran-ı Kerimde bahsedilen duman bu.. Kıyamet yakın, yakında kopacak diye..

Ama bak ne diyor; ve mâ yudrîke” (sen nereden idrak edeceksin).. Demek ki o tür olaylar insanları şoklayacak derecede ciddi ve tesiri altında bırakacak. Yani ahir zamanın büyük tecellileri basit bir şekilde olmayacak.. Daha ciddi bir şey olacak.. Mesela dabbe deniliyor, geçiliyor.. Yerden bir mahlukat çıkacak.. Dabbe; Arapçada kımıldayan yürüyen bir mahlukat anlamına geliyor.. Bakın gerçek değerleriyle algılasanız ya!. Yerden çıkacak, konuşacak diyor.. Bknz. İlgili Ayet


27-Neml suresi 82. ayet 

وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِّنَ الْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِآيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ

Ve izâ vakaal kavlu aleyhim ahracnâ lehum dâbbeten minel ardı tukellimuhum ennen nâse kânû bi âyâtinâ lâ yûkınûn (yûkınûne).

Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir «dâbbe» (canlı) çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.


“Tukellimuhum” onlara söyleyecek (konuşacak) anlamında. Konuşacak, kelam edecek diyor.. Yani  şuan buna hazır mıyız? Kafayı yedirtecek bir olay. Hele şu an medyanın yaygınlığıyla bir düşünsenize..

‘’Nereden idrak edeceksin’’ diyor.. Bu idrak, sadece alametler için. Kıyametin aslından bahsetmiyor.. Nereden idrak edeceksin derken, oluş sürecindeki olaylara diyor. Bir de gerçekleşme anında, bir de kıyametin kopma anındakiler var, neler neler olacak!!!

Küçük bir deprem oluyor da insanlar affalayıp kalıyor.. Yıllar sonra bile küçük bir sarsıntıda yüzler, benizler atıyor.. 99’da yaşanmış bir olayın, hala tesirinde kalıyor insanlar. Basit bir deprem.. Aslında basit değil tabi ki ama kıyamete göre kıyasladığımızda basit kalıyor. Yer yarılacak diyor..

Bknz.İlgili Ayet


99-Zilzal Suresi 1. 2. 3. Ayet 

اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَوَ ∗  اَخْرَجَتِ الْاَرْضُ اَثْقَالَهَاا  ∗  وَقَالَ الْاِنْسَانُ مَا لَهَا

İzâ zulziletil ardu zilzâlehâ.- Ve ahracetil ardu esgâlehâ – Ve gâlel insânu mâ lehâ.

Yeryüzü kendine has  şiddetli bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, “Ona ne oluyor?” dediği zaman,


55-Rahman Suresi 37. Ayet 

فَاِذَا انْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَان

Fe îzen şakkatis semâu fe kânet verdeten keddihân (keddihâni).

Gökyüzü yarılınca, işte o zaman, erimiş yağ (rengi) gibi kırmızı bir gül haline gelmiştir.


54-Kamer suresi 1. Ayet 

اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ

İkterebetis sâatu ven şakkal kameru

Saat yaklaştı ve Kamer (Ay) yarıldı.


Gökyüzünde değişik bir kırmızılık görünce, ne oluyor ya diyoruz.. Değil mi? Bir tuhaflık var.. Çatlayacak derecede dürülecek diyor..

Bknz. İlgili Ayet;


39-Zumer Suresi 67. Ayet 

وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهٖ وَالْاَرْضُ جَمٖيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمٖينِهٖ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

Ve mâ kaderûllâhe hakka kadrihî vel ardu cemîan kabdatuhu yevmel kıyâmeti ves semâvâtu matviyyâtun bi yemînihi, subhânehu ve te’âlâ ammâ yuşrikûne.

Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Yeryüzü kıyamet gününde bütünüyle O’nun elindedir. Gökler de O’nun kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.


Basit şeyler değil. (…) ALLAH-U TEALA DİYOR Kİ; “ve mâ yudrîke lealles sâate tekûnu karîbân” – Sen nereden idrak edeceksin belki o yakındır.. (..) Kıyamet ilmiyle ilgili 1-2 şey söylemek istiyorum..

Bknz. Aşağıdaki Ayet


2-Bakara suresi 36. Ayet (Genel: 2 – İniş: 87 – Alfabetik: 76)

فَاَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَاَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فٖيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِى الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى حٖينٍ

Fe ezellehumâş şeytânu anhâ fe ahrecehumâ mimmâ kânâ fîh (fîhi), ve kulnâhbitû ba’dukum li ba’din aduvvun, ve lekum fîl ardı mustekarrun ve metâun ilâ hînin.

Fakat şeytan, ikisinin (ayağını) oradan kaydırdı. Böylece ikisini de içinde oldukları şeyden (ni’metten) çıkardı. Ve: “Birbirinize düşman olarak (dünyaya) inin. Sizin için (belli) bir zamana kadar yeryüzünde oturma ve faydalanma (geçimini temin etme) vardır.” dedik.


Adem kıssasıyla ilgili bir Ayet… Biliyorsunuz Hz. Adem (aleyhisselam) ve eşi cennetteydi.. Tek bir emir vardı.. Şu ağaca yaklaşma.. Ama şeytan verdiği vesveseyle beraber ne yaptı? Kandırdı onları.. Şeytan, ikisinin (ayağını) oradan kaydırdı. Ayaklarını kaydırdı (zelleye düşürdü) ve onları çıkardı. Onları orada bulundukları halden, içerisinden bulundukları güzel hallerden çıkardı. Ve biz dedik ki “kulnâ” (Burada ALLAH diyor) “Birbirinize düşman olarak inin konakladığınız yerden”… Cennetten kovuluyorlar.. Arzda sizin mustaker olacağınız, yerleşebileceğiniz bir yer var.. “Ve metâun ilâ hîn” – ve bir metâ var, bir geçim var.. Belirli bir faydalanma var… “İlâ hîn”; bir vakte kadar..

Arapça bilenler bilir… hîn (hinin) – (Nekre gelmiş) Belirli bir vakit değil diyor burada.. Herhangi bir, yani belirsiz vakit demek .. İşte burada belirsiz bir vakit denmesi.. Sohbetin başında dedik ya;

  • Zaman olaylara bağlıdır..
  • Belirli bir şeyin geçmesi gerekiyor..
  • Kıyamet ona göre kopacak..
  • İşte o vaktin belirsizliğini… ifade ediyor.

Bunun insanlara bağlı olduğunu burada görüyoruz..

Yani ALLAH-U TEALA Hz. Adem ( a.s.) ve Hz. Havva (r.a.) annemizi cennette türlü nimetler içerisinde yarattı.. Her türlü imkanı da verdi.. Sadece 1 yasak koydu.. Tek bir emir vardı… Şu ağaca yaklaşmayın!.. Bu kadar pozitif şartlara rağmen bu emir tutulmadı.. Haa madem öyle, inin dünyaya o zaman denildi.. Bakın şuan kaç emir var?.. 6666 (veya 6236) tane emir var.. 1 emir 6666 tane emir haline geldi.. Cennette Hz. Adem (a.s.) ve Hz. Havva (r.a.)’nın doğruları yaşama ihtimali çok yüksekti.. Cennet ortamı,  ALLAHİ Cemâlullahın tezahürlerinin maksimum yaşandığı yer… Buna rağmen orada hata yapıldı.. Tövbesi kabul edildi ama tövbe ettikten sonra Adem (a.s.) orada kalabildi mi?

Bknz. İlgili Ayet;


2-Bakara suresi 37.38. Ayet 

فَتَلَقَّى اٰدَمُ مِنْ رَبِّهٖ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ

قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمٖيعًا فَاِمَّا يَاْتِيَنَّكُمْ مِنّٖى هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَاىَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

Feteleggâ âdemu mir rabbihî kelimâtin fetâbe aleyh, innehû huvet tevvâbur rahîm. Gulnehbitû minhâ cemîâ, feimmâ yeé’tiyennekum minnî huden femen tebia hudâye felâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.

Âdem, Rabb-i Azîm’i tarafından bir kısım kelimeler telakkî etti. Onun üzerine tevbe eyledi. Tevbeleri ziyâdesiyle kabul eden, pek ziyâde merhamet sahibi olan ise ancak o Rabb-i Kerîm’dir. Dedik ki: «O cennetten hepiniz aşağıya ininiz. Eğer benim tarafımdan size bir hidâyet gelir de her kim hidâyetime tâbi olursa artık onlar için bir korku yoktur. Ve onlar mahzun da olmayacaktır.»


Kalamadı, demek ki tövbenin kabulü başka bir anlama geliyor.!!!! Eğer bizim bildiğimiz anlamda tövbe kabul edilmiş olsaydı.. “Tövben kabul edildi…Tamam cennette yaşamaya devam edebilirsin” denilirdi. Ama ne oldu? “Tövbeni kabul ettim” dendi… Ama hadi yeryüzüne!.. İşte bizim yaşama amacımız bu, gayemiz bu.. Hepimiz birer Ademiz, yani insanlığız; Adem insanlığı temsil ediyordu.. Biz de onun sırtındaki zürriyettik…


Bknz. İlgili Ayet;


7-Araf Suresi 172. Ayet 

وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنٖى اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰى اَنْفُسِهِمْ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلٰى شَهِدْنَا اَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّا كُنَّا عَنْ هٰذَا غَافِلٖينَ

Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîne

Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.


Biz yeryüzüne geldik. Artık hepimiz birer Ademiz.. Havvayız.. Şimdi bizden beklenen insanlıktan beklenen.. Bu kadar negatif şarta rağmen.. Şimdi negatifliği açıklayacağım..

  1. Topraktan yaratıldık mı? Yaratıldık.. Bizde o vücud var mı? Var. Dünya bizi fiziksel şartları ile çekiyor…
  2. Nefs var mı? Elbette. Nefs “emmare” olduğunda bize kötülüğü emrediyor mu? Ediyor .. Her gördüğü şeyden haz alıyor.. Her şeyden mutlu olmaya çalışıyor.. Hiçbir şey de yapmak istemiyor pozitiflik adına.. Siz onu tezkiye, terbiye etmediğiniz sürece..
  3. Şeytan var mı? Var. Cennette vesvese verdiği gibi, bize de şuan veriyor mu? Evet. Gördün mü şartların negatifliğini..
  4. İlave olarak bizim yakînimiz Hz. Adem (a.s.) yakîni gibi değil.. Hz.Adem (a.s.) ruh üfürüldüğü anda ALLAH-U TEALA’yı idrak ediyordu.. O seviyede tabi.. Cennette de oluyordu.. Ama bizim için gayb.. Şartların zorluğunu görüyor musunuz?.

Tövbe kabul edildi ama şartlar daha zor.. ALLAH-U TEALA diyor ki insanlığa; “Bu zor şartlar altında artık doğruyu yapacaksınız”.. Doğru yapılıp kabul gördüğü anda, tövbe kabul edilmiş olacak.. İşte “Sâat İlmi” o.. Tabi basit, felsefik anlamda.. Şartlar ahir zamanda daha da zorlaşacak.. Negatif unsurlar daha da artacak.. Buna rağmen, insanlık asıl doğruları bu şartlara rağmen bulursa, o zaman tamam.. Ama zor işte…

ALLAH-U TEALA “Nasıl idrak edeceksin” diyor ama, bizi boş ta bırakmıyor.. Fıtrati olarak verdikleri var..

  • RUH var ki talebi sadece  Allah. Zaten O’nun emrinden…(17.85 – “Sana ruhtan sual ederler. De ki: «Ruh Rabbimin emrindendir. Size ise ilimden ancak az bir şey verilmiştir.»” )
  • Nefsine takvasını ilham etmiş. (91.8 – (7-9) “Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” )
  • Vicdanı/sağduyusu var…
  • Hidayet üzere yaratmış (87.3 – “O Rabbin ki takdir etti de hidayet buyurdu.” )

Hani “Hanif” konusunda işlemiştik..

  • Artı din gönderiyor..
  • Artı peygamber gönderiyor
  • Artı kitap gönderiyor.
  • Ve en nihayetinde en büyük öğretmeni gönderiyor. En büyük Muallimı gönderiyor ..Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i gönderiyor.

Her şey var ama negatiflik/zor şartlar da çok.. İzleniyor..Takip ediliyoruz..


(….)(Sohbete müdahil olan bir kişi soru soruyor ve katkıda bulunuyor)


Ne diyorduk? Evet, ALLAH-U TEALA’nın  insanlıktan bir beklentisi var.. Hz. Adem (a.s.) o kolay şartlar altında hatayı yaptı, zelle de olsa hata demekte mahsur yok. Çünkü ALLAH-U TEALA “in aşağı” ihbit (اهْبِطُو)  (Bakara suresi 36. ayet) dediğine göre orada bir hata var.. Başka şeyler diyorlar kitapta ama.. Bir hata.  İnsanlık burada Hz. Adem’i (a.s.) temsil ediyor.. Hz. Adem (a.s.) insanlığı temsil ediyor.. Artık burada bizim yapmamız gereken bir şeyler var.. Bu zor şartlar altında eğer bilebilirsek, halifeliğimizi yerine getirebilirsek bu sistemin zaten görevi tamamlanmış oluyor..

Bakın dünya “asıl” değil.. Dünyayı asıl zannetmek, Kuran-ı Kerim ifadesiyle “aciliye kabul etmek” ALLAH-U TEALA’nın muradı değil..  Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki; Dünyayı bir yolcunun bir ağacın altında dinlenmesi gibi algılayın..


Bknz. Hadis Metni;


Fasil : DÜNYANIN VE BAZI YERLERİNİN ZEMMEDİLMESİ BÖLÜMÜ
Konu : Dünyanın Zemmi Ve Kötülenmesi
Ravi : İbnu Mes`ud
Hadis : Resulullah (sav)`ın yanına girmiştir. Onu bir hasır örgünün üzerinde uyumuş buldum. Hasır, (vücudunun açık olan) yan taraflarında izler bırakmıştı. “Ey Allah`ın Resulü dedim, sana bir yaygı te`min etsek de hasırın üstüne sersek, onun sertliğine karşı sizi korusa!” “Ben kim, dünya kim. Dünya ile Benim misalim, bir ağacın altında gölgelenir sonra terkedip giden yolcunun misali gibidir.” (Tirmizi hadisin sahih olduğunu söyledi)
HadisNo : 1970

Peygamber Efendimiz Bu dünyadan geçip gidin diyor… Peygamber Efendimizin (s.a.v.) isteği bu ise, elbette ki bu ALLAH-U TEALA’nın muradıdır..

Bizler bu dünyada verdiğimiz sözleri tutabilecek miyiz?? Bu negatif unsurlara rağmen.. Fıtratımızda bulunan, hidayet değerlerini öne çıkarıp, şahit olduğumuz her şey vesilesi ile ALLAH’a (cc) ulaşabilecek miyiz? ALLAH’ın bizden beklediği, bizdeki Esma tecellilerini yükseltip de özel bir kul olabilecek miyiz? Tekamül bir kul olabilecek miyiz? Halife olabilecek miyiz? Biz bunun imtihanını veriyoruz.. Bu gerçekleştiği anda, ilki kişisel anlamda; ikinci olarak da kainat anlamında iş bitiyor zaten… Bu dünyanın görevi bitiyor..

Bu dünya “edna’’ en aşağı demek.. Bir süreç.. İnsanlık tarihinin bir süreci vardı.. Dünya olarak belirli bir süreç yaşanıyor.. Sonra ahiret hayatı, cennet olarak ve cennetin üstü olarak bu devam edecek… Şu aradaki küçük zaman dilimindeyiz şimdi.. Ama idrakımız bu boyutta olduğu için, gerçekmiş gibi kabul ediyoruz.. Şeytan da bize gerçekmiş gibi kabul ettirmeye çalışıyor zaten..

ALLAH-U TEALA’ya imandan sonra ikinci gelen, Meleklere iman.. (Gayba iman). Ne demek bu? ALLAH-U TEALA diyor ki; “Bu sizin gördükleriniz var ya hepsi bundan ibaret değil.. Bu sizin gördüklerinizin ötesinde gerçek olan bir alem var.” Bunu ikinciye koymuş, iman hesaplarında.. Kitaplardan ve Peygamberlerden daha önceye koymuş.. Bknz.


Aşağıdaki Ayet ve dua;


2-Bakara suresi 285. ayet

 اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهٖ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰئِكَتِهٖ وَكُتُبِهٖ وَرُسُلِهٖ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهٖ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصٖيرُ

Âmener rasûlu bimâ unzile ileyhi mir rabbihî vel mué’minûn, kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih, lâ nuferrigu beyne ehadim mir rusulih, ve gâlû semiğnâ ve etağnâ ğufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.

Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.”


Amentü Duası: Amentü 1-billahi 2-ve melâiketihi, 3-ve kütübihî 4-ve rusülihî 5-ve’l yevmi’l-âhıri 6-ve bi’l-kaderi, hayrihî ve şerrihi mina’llâhi teâlâ ve’l-ba’sü ba’de’l mevt.Haggun, Eşhedü en lâ ilâhe illAllâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlühü.


Biz bu anlamda gayba iman etmek zorundayız.. Gayb olarak ta diğer zaman dilimlerini bunun içine almak zorundayız.. Geçeceğiz gideceğiz… Kimse size burada ne iş yapıp ne yapmadığınızı sormayacak; bunlar önemli değil, önemli olan nasıl yaptığınız ..!!! Kimimiz devlet memuru, kimimiz işçi, kimimiz bir şey. Ne olduğumuzla ilgili ALLAH-U TEALA sorgulamayacak. Nasıl yaptık, bununla sorgulayacak..

Benim sana verdiğim Esma-i Hüsnaları nasıl kullandın? Bunun analizi yapılacak. ALLAH-U TEALA, El Basir esmasını vermiş. Bizlere tecelli etmiş, O’nun güç ve kudretleri ile bakıyoruz.. Neye baktın? Benim esmamı nerede kullandın? El Mumît esmasını, öldürme esmasını, El Kahhar esmasını nasıl kullandın? Verdim Ben sana. Emrettiğim gibi kurban kesmekte mi kullandın? Yoksa benim kullarımdan birinde mi kullandın bu Esma mı?  Bunlar Esma düzeyinde bir açıklama.. İşte bunların imtihanı olacak.

Bu hayat, bir gün bitecek. Yani insanın sistemi bitecek.. Buna küçük kıyamet deniliyor (bizim kıyametimiz kopacak). Ya da insanlığın kıyameti kopacak (büyük kıyamet).

Peygamber Efendimize (s.a.v.) kıyametin saatini soruyorlar. Diyorlar ki; “Kıyamet ne zaman kopacak?”. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) cevabı; “Kıyamet için ne hazırladın?” oluyor.


Bknz. İlgili Hadis;


Enes (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre bir bedevi Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e:

-Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem):

Kıyamet için ne hazırladın? buyurdu. Bedevi de:

-Allah ve Rasulünün sevgisini, dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) :

-O halde sen sevdiğinle berabersin, buyurdu. (Buhari, Edeb 96, Müslim, Birr -163)

Diğer bir rivayette Bedevînin cevabı: “Ahiret için çok oruç, namaz ve sadaka hazırlayabilmiş değilim, ancak ben Allah’ı ve Peygamberi çok severim”, şeklindedir. (Buhari, Edeb 95, Müslim, Birr 164)


Ahzab suresi 64.Ayet bununla ilgili;


33-Ahzab suresi 64. Ayet 

اِنَّ اللّٰهَ لَعَنَ الْكَافِرٖينَ وَاَعَدَّ لَهُمْ سَعٖيرًا

İnnallâhe leanel kâfirîne ve eadde lehum saîrân

Muhakkak ki Allah, kâfirleri lânetledi. Onlar için alevli ateşi (cehennemi) hazırladı.


  • İnnallâhe leanel kâfirîne – ALLAH kafirlere lanet etmiştir..
  • ve eadde lehum saîrâ (saîren) – ve onlar için hazırlamıştır çılgın alevli bir azap 

Şimdi koskoca Kıyamet Ayeti (Ahzab 63. ayet)’nin arkasından bu alakasız gözüküyor.. Kıyametten bahsediyor.. Kıyametin vakti, ilmi. Sonra ahir zamandaki bir sahne. Birleştiği yer neresi?

İnsanlar bunun romantizminde.. Kıyamet saati ile uğraşıyor.. Ne zaman kopacak??? 3000 sene evvel ölen bir insanın kıyametle ne alakası var!!! Belki biz görmeyeceğiz.. Belki yarın öleceğiz.. “Sen ne hazırladın?!” diyor Efendimiz. Eğer doğru şeyler hazırlamadıysan, ne ile karşılaşacağını söylüyor burada.. Devam ayetine Bknz. aşağıda;


33-Ahzab suresi 65. Ayet 

خَالِدٖينَ فٖيهَا اَبَدًا لَا يَجِدُونَ وَلِیًّا وَلَا نَصٖيرًا

Hâlidîne fîhâ ebedân, lâ yecidûne veliyyen ve lâ nasîrân

Orada ebediyyen kalıcılardır (kalacak olanlardır). (Orada) bir dost ve bir yardımcı bulamazlar.


Başka bir manasıyla, önceki Ayetlerde münafıklardan bahsediyordu ya.. Hep Peygamber Efendimizi  (sallallahu aleyhi vesellem) sıkıştırmışlar, hep eziyet etmişlerdi.. Burada da alaycı bir soru var.. Bu ayette (63.Ayet) mü’minler soruyor demiyor… İnsanlar soruyor, yani bir şekilde dalga geçerek, alay ederek, istihza ederek “ya kıyamet ne zaman kopacak?.. Bahsedip duruyorsun ya” diyorlar. İşte onlara cevap olarak, “ALLAH-U TEALA  onlara lanet etmiştir” diyor. Niye lanet etsin, durup dururken. Demek ki burada niyetlerini de biliyor ALLAH-U TEALA.. Onlara “lanetlenmiş” diyor.. Ve “kafirler” olarak bahsediyor onlardan. Yani inkar eden, örtenler olarak bahsediyor.. Onlara nasıl bir azap var?… Diyor ki; “çılgın alevli bir azap var. Onun içerisinde de ebedi kalırlar”. Burada bir de “ebediyen” diyor. Buna da dikkat!

Bknz. İlgili Ayet;


42-Şura Suresi 18. Ayet 

يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَا وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَا وَيَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّ اَلَا اِنَّ الَّذٖينَ يُمَارُونَ فِى السَّاعَةِ لَفٖى ضَلَالٍ بَعٖيدٍ

Yesta’cilu bihellezîne lâ yû’minûne bihâ, vellezîne âmenû muşfikûne minhâ ve ya’lemûne ennehel hakk(hakku), e lâ innellezîne yumârûne fîs sâati le fî dalâlin baîd (baîdin).

Kıyâmet’e inanmayanlar, onun hemen gelmesini isterler. İmân edenler ise, korkup çekinirler ve onun mutlaka hakk olduğunu bilirler. Haberiniz olsun ki, Kıyâmet’in kopuş saati hakkında tartışıp duranlar, gerçekten uzak bir sapıklık içindedirler.


Çabuklaştırmak isterler diyor.. Çabuk gelmesini isterler diyor.. (….) Ama 65.Ayette ne diyor “ebedi olarak kalırlar” diyor.. Bir inanmamazlık var.. Onlara “lanet edilmiştir” diyor.. O kafirler “inkar ediyorlar” diyor..

Kıyamet bir gün kopacak 2+2=4. Manevi bilgileri bir kenara bırakın, madden bile o kadar teori var ki, dünyanın kendi kendine yok olacağıyla ilgili… Küresel ısınmadan  tutun da atom bombalarının patlaması, meteor çarpması gibi… Bu, olasılık hesapları içerisinde olan bir şey.. Dünyanın sonunun gelmesi, olasılık olarak zaten bilinen bir şey…

  • Burada kıyameti inkar var.. Çünkü kıyamet dediğinizde, ALLAH-U TEALA’nın  iradesi, muradı ilahisi ile sistemin son bulması söz konusu… İşte aslında onların reddettikleri bu!.

(….) Ama burada da diyor ki; “nerden biliyorsun belki de onun sâati yakındır”. ALLAH-U TEALA bunu derken; (hani zaman olaylara bağlı ya) “belkide şartlar bir anda olgunlaşacak ve bir anda kopacak” demek istiyor. Başka bir Ayette de kıyamet ansızın kopacak diyor..

Bknz. İlgili Ayet;


43-Zuhruf Suresi 66. Ayet 

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَاْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Hel yenzurûne illes sâate en te’tiyehum bagteten ve hum lâ yeş’urûne

Onlar, kıyâmetin kopmasından başka bir şey mi bekliyorlar ki ansızın kopuverir başlarına ve onlar, anlamazlar bile.


O şartlar vuku bulduğunda, (Kıyametin indâllâhALLAH’ın indinde olan ilmi) yani şöyle şöyle olursa, kıyamet kopar denilen şeyler.. Bir anda şartlar olgunlaştığında kopabilir.. Nerden biliyorsun belki de yakındır diyor..

Şimdi bunu küçük kıyamete endeksleyelim.. İnsanın ölümü küçük kıyameti değil mi? Yani eceli ALLAH takdir ediyor.. Ama kader inancının yüksek değerlerine baktığınızda, bu değişken .. Adam müslüman oldu, doğru yola girdi, çokta güzel namaz kıldı, bir şeyler yaptı. Ama zaman içerisinde bu etki azalacak ve eskisi gibi kafir olarak gidecek. ALLAH-U TEALA rahmetinden dolayı, onun yaşamına bazı takdirler sunuyor, ömürsel olarak.. (bunu ayrıyeten konuşuruz..)

İkinci; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki; “Sadaka ömrü arttırır”.. Hani bilinen anlamıyla ecel belli değil miydi? Ama  ALLAH’ın indinde – indâllâh belli. “Ecelini ne öne alabilirler, ne de arkaya alabilirler” deniyor. ALLAH’ın indinde – indâllâh, olaylar yaşandı geçti bitti.. ALLAH (cc) biliyor onun ne zaman olacağını..

Ama işleyen bu yaşam süreci içerisinde, cüz-i irade boyutunda, bunu bilmiyor. Ve biz hala irademizi kullanıyoruz. Ama ALLAH’ın (cc) koyduğu kural ve kaidesiyle kullanıyoruz. ALLAH-U TEALA ise her an müdahele edebiliyor. Ama iradeyi serbest bırakmış, ona saygı duyuyor..

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki; “Sadaka ömrü arttırır”. Bir alim bunu söyle açıklamıştı.

  • Sadaka verdiğinde ALLAH-U TEALA 1 e 10 vermiyor mu?..  Senin de rızkın artmış olmuyor mu?.. Kişi de rızkını yemeden ölmüyorsa.. Ne oluyor? Bu şekilde, bir anlamda ömrü uzuyor.

İşte kişinin bile küçük kıyameti olaylara bağlı… Onu da zamanı da belirleyen Allah (cc)… ALLAH-U TEALA diyor ki; “Nereden bilirsin belki de yakındır”.. Yani senin ölümünde yakın olabilir.. Gerekli şeyler, gerekli şeylere uymadığı takdirde bu şeyler de olabilir..

Kıyamet sahnelerine bir girelim..

Bknz. Bir sonraki Ayet;


33-Ahzab Suresi 66. Ayet 

يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِى النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَا اَطَعْنَا اللّٰهَ وَاَطَعْنَا الرَّسُولَا

Yevme tukallebu vucûhuhum fîn nâri yekûlûne yâ leytenâ eta’nâllâhe ve eta’ner resûlâ (resûlen).

Onların yüzlerinin, ateşin içinde (bir taraftan bir tarafa) çevrileceği gün: “Keşke biz Allah’a ve Resûl’e itaat etseydik.” diyecekler.


Şimdi burada alevli bir ateş var ya, (Ahzab 64. Ayet-saîrâ (saîren)-Alevli ateş)  O alevli ateşin içerisinde o inkar edenlerin durumuyla ilgili bir sahne veriliyor.

  • Tukallebu; Kalp kelimesi var.. Kalp çevirilen demek.. Kalpazan var ya. Kalpazan bir şeyi başka bir hale çeviren demek. Kalp değişen, halden hele geçen.. Bknz. İlgili Hadis;

Tırmızi’de, Şehr ibn-i Havşeb (R.A) rivayet ediyor.

Hz.Şehr: Ümmü Seleme (R.Anha)’dan: Ey mü’minlerin anası! Resul-i Ekrem Efendimiz yanınızda bulundukları zaman en çok yaptığı dua neydi? diye sordum.

Ümmü Seleme Hazretleri:    يَا مُقَلِّبَ القُلُوبِ ثَبِّت قَلْبِي عَلَى دِينِكَ  Ya mukallibel kulubi sebbit kalbi ala dinike- Ey kalpleri çeviren Allah! benim kalbimi hak dininin üzerinde sabit kıl.” diye dua ederdi, cevabını verdi.

Enes (R.A) den rivayet: “Ya Resulullah! biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?” dedim. Bana şöyle cevap verdi: “Evet . kalpler, Rahmanın iki parmağı arasındadır. onları istediği tarafa çevirir.” (Tırmızi 2141)


Mukallib; çeviren demek, mukallibel-kulub; kalpleri çeviren anlamına geliyor.. Yani halden hale çeviren anlamına geliyor.. Bir öyle olurlar bir böyle olurlar diyor.. Bir öyle bir böyle olan neymiş?.. vucûhu-hum-onların yüzleri. Vech-yüz demek. Yüzleri çevirilip duruyormuş.. Nerede? Fî-nâr (في النار ) -ateşte. (…) Azap üstüne azap var..

Bir de şunu söyleyeyim. Yüz; biliyorsunuz ALLAH-UTEALA nın Cemâlini temsil ediyor.. Nurlanmış yüzler var.. Bu dünyadayken ALLAH’ın Cemâliyle belirli bir güzellikte olan yüzler var..

Ama Cehenneme gidince o aydınlık yüz ne hale geliyormuş?.. Kapkaranlık bir hale geliyor.. Sen ALLAH’ın Cemâli değerlerini bu dünyada güzel, doğru olarak kullanmazsan.. Nâr (ateş) içinde, o yüz, halden hale geçiyor, hal değiştiriyor..

66.Ayetle bitirelim..  Ve onlar nedamet içinde, başlarına gelecek o hali anlamış olarak ve sadece o ateşin azabından da değil.. “Eyvah, biz ne yaptık, ALLAHİ DEĞERLERİ nereye kullandık da “ney’den mahrum olduk” psikolojisiyle, diyorlarmış ki;


“AH KEŞKE ALLAH’A İTAAT ETSEYDİK VE O’NUN RESUL’UNE İTAAT ETSEYDİK”  

İşte o hal orada anlaşılabiliyor..

ALLAH onu bu dünyada anlayıp yaşayanlardan eylesin. Amin.

SADAKALLAHULAZİM.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.