Category Fussilet
Fussilet suresi 12.sohbet (25.ayet) “kariin”
FUSSİLET 25
Biz onlara birtakım (kötü) arkadaşlar sardırdık. Onların önlerinde ve arkalarında bulunan herşeyi onlara süslü gösterdiler (yaptıkları işlerin güzel olduğunu söylediler). Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan topluluklarına (uygulanan) söz, kendilerine de gerekli oldu (bunlar da azabı hak ettiler), çünkü hep ziyanda idiler.
وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟
Ve kayyadna lehum kurenae fe zeyyenu lehum ma beyne eydihim ve ma halfehum ve hakka aleyhimul kavlu fi umemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins, innehum kanu hasirin.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | ve kayyedna | ve biz musallat ettik | قيض |
| 2 | lehum | onlara | |
| 3 | kurana’e | birtakım arkadaşlar | قرن |
| 4 | fezeyyenu | süslü gösterdiler | زين |
| 5 | lehum | onlara | |
| 6 | ma | bulunanı | |
| 7 | beyne | onların önlerinde | بين |
| 8 | eydihim | onların önlerinde | يدي |
| 9 | ve ma | ve bulunanı | |
| 10 | halfehum | arkalarında | خلف |
| 11 | ve hakka | ve gerekli oldu | حقق |
| 12 | aleyhimu | kendilerine | |
| 13 | l-kavlu | söz | قول |
| 14 | fi | ||
| 15 | umemin | topluluklarına | امم |
| 16 | kad | ||
| 17 | halet | gelip geçmiş olan | خلو |
| 18 | min | ||
| 19 | kablihim | kendilerinden önce | قبل |
| 20 | mine | -den | |
| 21 | l-cinni | cin(ler)- | جنن |
| 22 | vel’insi | ve insan(lardan) | انس |
| 23 | innehum | çünkü onlar | |
| 24 | kanu | idiler | كون |
| 25 | hasirine | ziyanda | خسر |
Fussilet suresi 11. sohbet (22-24.ayetler)”Rabbe karşı zannın ziyanı”
FUSSİLET 22 :
“Siz (günah işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahidlik etmesinden gizlenmiyordunuz, yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.”
وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَٓا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَث۪يراً مِمَّا تَعْمَلُونَ
Ve ma kuntum testetirune en yeşhede aleykum sem’ukum ve la ebsarukum ve la culudukum ve lakin zanentum ennellahe la ya’lemu kesiren mimma ta’melun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve değildiniz | |
| 2 | kuntum | siz | كون |
| 3 | testetirune | gizleniyor | ستر |
| 4 | en | ||
| 5 | yeşhede | şahidlik etmesinden | شهد |
| 6 | aleykum | aleyhinize | |
| 7 | sem’ukum | kulaklarınızın | سمع |
| 8 | ve la | ve değildiniz | |
| 9 | ebsarukum | gözlerinizin | بصر |
| 10 | ve la | ve değildiniz | |
| 11 | culudukum | derilerinizin | جلد |
| 12 | velakin | fakat | |
| 13 | zenentum | sanıyordunuz ki | ظنن |
| 14 | enne | elbette | |
| 15 | llahe | Allah | |
| 16 | la | ||
| 17 | yea’lemu | bilmez | علم |
| 18 | kesiran | çoğunu | كثر |
| 19 | mimma | ||
| 20 | tea’melune | yaptıklarınızın | عمل |
FUSSİLET 23 :
“İşte Rabbinize karşı beslediğiniz bu zannınız, sizi helak etti, ziyana uğrayanlardan oldunuz!”
وَذٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذ۪ي ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْدٰيكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
Ve zalikum zannukumullezi zanentum bi rabbikum erdakum fe asbahtum minel hasirin.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | ve zalikum | ve işte bu | |
| 2 | zennukumu | zannınız | ظنن |
| 3 | llezi | ||
| 4 | zenentum | zannettiğiniz | ظنن |
| 5 | birabbikum | Rabbinize karşı | ربب |
| 6 | erdakum | sizi helak etti | ردي |
| 7 | fe esbehtum | ve oldunuz | صبح |
| 8 | mine | -dan | |
| 9 | l-hasirine | ziyana uğrayanlar- | خسر |
FUSSİLET 24 :
Şimdi eğer dayanabilirlerse, ateştir onların yeri. Ve eğer özür dileyip Rablerini razı etmek isterlerse özürleri kabul edilmeyecektir (çünkü özür dileme vakti geçmiştir artık).
فَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْۚ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَب۪ينَ
Fe in yasbiru fen naru mesven lehum ve in yesta’tibu fe ma hum minel mu’tebin.
- Kelimeler
Fussilet suresi 10.sohbet (19-21.sohbet) “kulaklar göz ve deriler şahitlik edecek”
FUSSİLET 19.AYET :
(Hatırlat) o gün (ü ki) Allahın düşmanları, işte onlar, toplu halde ateşe sürüleceklerdir.
وَيَوْمَ يُحْشَرُ اَعْدَٓاءُ اللّٰهِ اِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ
Ve yevme yuhşeru a’daullahi ilen nari fe hum yuzeun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | ve yevme | ve (o) gün | يوم |
| 2 | yuhşeru | toplanır | حشر |
| 3 | ea’da’u | düşmanları | عدو |
| 4 | llahi | Allah’ın | |
| 5 | ila | ||
| 6 | n-nari | ateşe | نور |
| 7 | fehum | onlar | |
| 8 | yuzeune | bir araya getirilirler | وزع |
FUSSİLET 20. AYET .
Nihayet oraya geldikleri zaman onlar ne yapıyor idiyseler, kulakları, gözleri, derileri kendilerinin aleyhinde şahidlik edecekdir.
حَتّٰٓى اِذَا مَا جَٓاؤُ۫هَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Hatta iza ma cauha şehide aleyhim sem’uhum ve ebsaruhum ve culuduhum bima kanu ya’melun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | hatta | nihayet | |
| 2 | iza | zaman | |
| 3 | ma | ||
| 4 | ca’uha | oraya vardıkları | جيا |
| 5 | şehide | şahidlik ettiler | شهد |
| 6 | aleyhim | aleyhlerine | |
| 7 | sem’uhum | kulakları | سمع |
| 8 | ve ebsaruhum | ve gözleri | بصر |
| 9 | ve culuduhum | ve derileri | جلد |
| 10 | bima | hakkında | |
| 11 | kanu | oldukları (işler) | كون |
| 12 | yea’melune | yapıyor(lar) | عمل |
FUSSİLET 21. AYET :
Derilerine (şöyle) dediler (derler): “Bizim aleyhimize neye şahidlik etdiniz”? Onlar da “Bizi, dediler (derler), her şey’i söyleten Allah söyletdi. Sizi ilk defa O yaratmışdır. Yine ancak Ona döndürü (lüb götürü) lüyorsunuz”.
وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَاۜ قَالُٓوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Ve kalu li culudihim lime şehidtum aleyna, kalu entakanallahullezi entaka kulle şey’in ve huve halakakum evvele merretin ve ileyhi turceun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | ve kalu | ve dediler | قول |
| 2 | liculudihim | derilerine | جلد |
| 3 | lime | niçin? | |
| 4 | şehidtum | şahidlik ettiniz | شهد |
| 5 | aleyna | aleyhimize | |
| 6 | kalu | dediler | قول |
| 7 | entakana | bizi konuşturdu | نطق |
| 8 | llahu | Allah | |
| 9 | llezi | ||
| 10 | entaka | konuşturan | نطق |
| 11 | kulle | her | كلل |
| 12 | şey’in | şeyi | شيا |
| 13 | ve huve | ve O | |
| 14 | halekakum | sizi yaratmıştı | خلق |
| 15 | evvele | ilk | اول |
| 16 | merratin | defa | مرر |
| 17 | ve ileyhi | işte O’na | |
| 18 | turceune | döndürülüyorsunuz | رجع |
Fussilet suresi 9.sohbet (17-18.ayetler) “SEMUD KAVMİ”
FUSSİLET 17 :
Semuuda gelince: Biz onlara da doğru yolu gösterdik. Amma onlar körlüğü hidayete tercih etdiler. Onun için kendilerini, kazanageldikleri (şirk ve meaasi) yüzünden, o horlayıcı azab yıldırımı tutuverdi.
وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ
Ve emma semudu fe hedeynahum festehabbul ama alel huda fe ehazethum saıkatul azabil huni bima kanu yeksibun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | ve emma | gelince | |
| 2 | semudu | Semud(kavmin)e | |
| 3 | fehedeynahum | onlara yol gösterdik | هدي |
| 4 | festehabbu | fakat onlar yeğlediler | حبب |
| 5 | l-ama | körlüğü | عمي |
| 6 | ala | ||
| 7 | l-huda | doğru yolu bulmağa | هدي |
| 8 | feehazethum | böylece onları yakaladı | اخذ |
| 9 | saikatu | yıldırımı | صعق |
| 10 | l-azabi | azab | عذب |
| 11 | l-huni | alçaltıcı | هون |
| 12 | bima | yüzünden | |
| 13 | kanu | oldukları | كون |
| 14 | yeksibune | yapıyor(lar) | كسب |
FUSSİLET 18:
(İçlerinden) iman edib de MUTTAKİ OLANLARI ise kurtardık.
وَنَجَّيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟
Ve necceynellezine amenu ve kanu yettekun.
- Kelimeler
Fussilet suresi 8.sohbet (15-16.ayet)
FUSSİLET 15:
Ad, haksız yere yeryüzünde büyüklenmiş: -Bizden daha kuvvetli kim vardır? demişlerdi. Kendilerini yaratan Allah’ın, kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmüyorlar mı? Onlar, ayetlerimizi bilerek inkar ediyorlardı.
فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
Fe emma adun festekberu fil ardı bi gayril hakkı ve kalu men eşeddu minna kuvveh, e ve lem yerev ennellahellezi halakahum huve eşeddu minhum kuvveh ve kanu bi ayatina yechadun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | feemma | fakat | |
| 2 | aadun | Ad (kavmi) | عود |
| 3 | festekberu | büyüklük tasladılar | كبر |
| 4 | fi | ||
| 5 | l-erdi | yeryüzünde | ارض |
| 6 | bigayri | olmaksızın | غير |
| 7 | l-hakki | hakkı | حقق |
| 8 | ve kalu | ve dediler | قول |
| 9 | men | kimdir? | |
| 10 | eşeddu | daha şiddetli | شدد |
| 11 | minna | bizden | |
| 12 | kuvveten | kuvveti | قوي |
| 13 | evelem | ||
| 14 | yerav | görmediler mi? | راي |
| 15 | enne | elbette | |
| 16 | llahe | Allah | |
| 17 | llezi | o ki | |
| 18 | halekahum | onları yaratan | خلق |
| 19 | huve | O | |
| 20 | eşeddu | daha güçlüdür | شدد |
| 21 | minhum | kendilerinden | |
| 22 | kuvveten | kuvvetçe | قوي |
| 23 | vekanu | ve devam ettiler | كون |
| 24 | biayatina | bizim ayetlerimizi | ايي |
| 25 | yechadune | inkara | جحد |
FUSSİLET 16
Biz de onlara dünya hayatında rezil edici azabı tattırmak için, o uğursuz günlerde buz gibi bir rüzgar göndermiştik. Ahiret azabı ise daha çok alçaltıcıdır ve onlar yardım da görmezler.
فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحاً صَرْصَراً ف۪ٓي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذ۪يقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَخْزٰى وَهُمْ لَا يُنْصَرُونَ
Fe erselna aleyhim rihan sarsaran fi eyyamin nahisatin li nuzikahum azabel hizyi fil hayatid dunya, ve le azabul ahireti ahza ve hum la yunsarun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | feerselna | biz de gönderdik | رسل |
| 2 | aleyhim | üzerlerine | |
| 3 | rihen | bir rüzgar | روح |
| 4 | sarsaran | dondurucu | صرصر |
| 5 | fi | ||
| 6 | eyyamin | günlerde | يوم |
| 7 | nehisatin | uğursuz | نحس |
| 8 | linuzikahum | taddırmak için | ذوق |
| 9 | azabe | azabını | عذب |
| 10 | l-hizyi | rezillik | خزي |
| 11 | fi | ||
| 12 | l-hayati | hayatında | حيي |
| 13 | d-dunya | dünya | دنو |
| 14 | veleazabu | azabı ise | عذب |
| 15 | l-ahirati | ahiret | اخر |
| 16 | ehza | daha da kepaze edicidir | خزي |
| 17 | ve hum | ve onlara | |
| 18 | la | hiç | |
| 19 | yunsarune | yardım edilmeyecektir | نصر |
:
Fussilet suresi 7. sohbet (ad kavmi) 13-15. ayetler
Fussilet suresi 6.sohbet (12.ayet) “yedi kat sema”
FUSSİLET 12 :
Onları yedi gök olarak iki günde varedip, her bir göğe kendi işini VAHYETTİ. En yakın semayı ise koruduk ve yıldızlarla süsledik. İşte bu, her şeye Hakim ve Bilen’in takdiridir.
فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى ف۪ي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَۗ وَحِفْظاًۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ
Fe kadahunne seb’a semavatin fi yevmeyni ve evha fi kulli semain emreha ve zeyyennes semaed dunya bi mesabiha ve hıfza, zalike takdirul azizil alim.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | fekadahunne | böylece onları yaptı | قضي |
| 2 | seb’a | yedi | سبع |
| 3 | semavatin | gök | سمو |
| 4 | fi | içinde | |
| 5 | yevmeyni | iki gün | يوم |
| 6 | ve evha | ve vahyetti | وحي |
| 7 | fi | ||
| 8 | kulli | her | كلل |
| 9 | semain | göğe | سمو |
| 10 | emraha | emrini | امر |
| 11 | ve zeyyenna | ve biz donattık | زين |
| 12 | s-semae | semasını | سمو |
| 13 | d-dunya | dünya | دنو |
| 14 | bimesabiha | lambalarla | صبح |
| 15 | ve hifzen | ve koruma ile | حفظ |
| 16 | zalike | işte bu | |
| 17 | tekdiru | takdiridir | قدر |
| 18 | l-azizi | güçlü olanın | عزز |
| 19 | l-alimi | bilenin | علم |
Fussilet suresi 5. sohbet (11.ayet) “isteyerek ya da istemeyerek gelin”
FUSSİLET 11 .
Sonra gaz halinde bulunan göğe yöneldi ve dünya ile göğe: -İsteyerek ya da istemeyerek gelin! dedi. Onlar da: -İsteyerek geldik, dediler.
ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعاً اَوْ كَرْهاًۜ قَالَـتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ
Summesteva iles semai ve hiye duhanun fe kale leha ve lil ardı’tiya tav’an ev kerha, kaleta eteyna taiin.
- Kelimeler
Fussilet suresi 4.sohbet (9-10.ayetler)
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
حٰمٓۜ ۱تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۚ ۲كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَۙ ۳بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ٤وَقَالُوا قُلُوبُنَا ف۪ٓي اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ وَف۪ٓي اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّـنَا عَامِلُونَ۵ قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُـكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ٦ اَلَّذ۪ينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ۷ اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ۟۸ قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَرْضَ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَـهُٓ اَنْدَاداًۜ ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۚ۹ وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ ف۪يهَا وَقَدَّرَ ف۪يهَٓا اَقْوَاتَهَا ف۪ٓي اَرْبَعَةِ اَيَّامٍۜ سَوَٓاءً لِلسَّٓائِل۪ينَ۱۰ ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعاً اَوْ كَرْهاًۜ قَالَـتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ۱۱
41. Fussilet suresi
Bismillahirrahmanirrahim.
3.Bilen bir toplum için Kur’an, Arapça okunarak ayetleri açıklanmış bir kitaptır.
4.Müjdeci ve uyarıcıdır. Oysa çokları işitmeyerek yüz çevirmiştir.
5.Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimizde örtüler, kulaklarımızda ağırlık vardır. Seninle bizim aramızda da bir perde vardır. Sen çalış, biz de çalışacağız, dediler.
6.De ki: -Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Yalnızca bana, ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Öyleyse ona yönelin, ondan bağışlanma dileyin, şirk koşanların vay haline!
7.Ahireti inkar ederek zekat vermeyenlerin…
8.İman edenler ve doğruları yapanlar, işte onlar için de kesintisiz bir mükafat vardır.
9.De ki: -Siz, dünyayı iki günde yaratana nankörlük mü ediyorsunuz? Ona ortaklar koşuyorsunuz. Halbuki O, alemlerin Rabb’idir.
10.Dünya, sabit dağlar yaratmış ve onları bereketlendirmiştir. Arayanlar için dört mevsimde gıdalar sunar.
11.Sonra gaz halinde bulunan göğe yöneldi ve dünya ile göğe: -İsteyerek ya da istemeyerek gelin! dedi. Onlar da: -İsteyerek geldik, dediler.