Yasin Suresi(6. Sohbet)

Rabbim nasip ederse burada çok ilginç kavramlar var güzel bir konu var. Değişik boyutlarda izah etmek inşallah nasip olur.

“Galu” ( قَالُوا ) dediler. Şimdi bunu diyenler kim? Kariye halkı. Tam o anda iman etmemiş olanlar. Biliyorsunuz iki tane elçi geliyordu, artı üçüncüyle destekleniyordu, yine de tam olarak iman etmiyorlardı. “Bize düşen apaçık bir tebliğ, siz bilirsiniz” diyorlardı. Fakat burada apaçık tebliğ derken hatırlıyorsunuz “belagul mübin” (بَلَاغُ الْمُبٖينُ) kelimesi vardı. Bela; ulaşan, hedefe ulaşan hem akla hem kalbe. Mübin de hem açık, hem açıklayıcı beyandı. Burada iki şey vardı, neydi? Yani resullere düşen tebliğdir, hidayet Allah’adır siz iradenizi kullanın, aklınızı kullanın iman edersiniz ya da etmezsiniz bu bizim sorunumuz değil demekte. Kabul. Bir de kelime anlamıyla gittiğinizde, kelime anlamı olarak Allah destekler olarak öyle söz söyleriz ki bu beliğ ve açıklayıcı bir söz olur. Şimdi bunun arkasına gelen ayete dikkat etmek lazım. Muhakkak açıklayıcı ve belagatı olan öğeler var demektir. İşte bu on sekiz ve on dokuzun önemini izah ediyor.

Dediler; “inna” (اِنَّا) – şüphesiz biz

“tetayyarnâ bikum” (  تَطَيَّرْنَا بِكُمْ ) – sizinle uğursuzlandık.

Meallerde geçen bu. Ama asıl kelime bu değil. Sizinle kuşlandık. Yani bunun kök kelimesi kuş, tayr hani geçen hafta da açıkladık kuş kökünden gelen bir fiil. Bu ne manaya geliyor kuşlara bakılarak yapılan bazı gözlemler var. Bunlar ilk zamanlarda uğur manasına kullanılıyordu. Daha sonra dil literatürüne uğursuzluk olarak geçmiştir. Hatta Resulullah (sav) bir duasında bunu kullanmış. Müfredat var orda “Benim uğurum ancak Allah iledir” diye duanın bir kısmı var. Burada, hadi metne bakıp söyleyeyim bu birilerinin ilgisini çekebilir: “Ey Allah’ım hiçbir hayır yoktur ancak senin dışında, hiçbir uğur yoktur ancak seninki dışında ,senden başka ilah yoktur” ve bu sahih hadisler arasında yer almış. Buradaki ifade “la tayran illa tayruke” yani bu ifadeyi Resulullah (sav) de kullanmış. Kuş ifadesini yani fiil olarak.

Arap toplumunda özellikle de çöl kültürü çok hâkim. Simyacı diye bir kitap okumuştum orada çölde yaşayan insanların çok daha steril(arındırılmış) bir ortamda oldukları için, olayları okuma durumunun, hani zihin karıştırıcı çok fazla bir şey yok. Diğer bölgeler ve coğrafyalardaki insanlardan daha fazla olduğu ile ilgili bir yorum vardı. Buna göre tabi çölde fazla yapılacak iş yok, dikkat dağıtıcı bir şey yok, bir olaya odaklanma daha fazla. Dolayısıyla mesela kuşlara odaklanmışlar. Bununla ilgili, kuşların hareketlerinden değişik manalar çıkarmışlar. Bu zaman içerisinde bir ilim olmuş. Fakat kötü tarafı ne? Bunu falcılık manasında kullanmaktadırlar. Şimdi bu aslında zuhurat ilminin, zuhurat ilmi diye bir ilim var bu ilmin sınırları içerisinde. Zuhurat ilmi ne? Zuhur. Zahir ne demek? Açıkta gözle görülen olayların akışını inceleyen, onları takip ederek sonuç çıkarma. Hatırlıyorsanız “ikra bismi rabbikellezî halag” ( اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذٖى خَلَقَ ) ayetini açıklarken de buradaki “oku”nun aslında yazılı bir metni okumaktan daha ziyade, çünkü Allah’ın Resulüne oku deniliyor, okuyacak bir şey yok elinde neyi okuyacak,  Hz Cebrail (as) da orada sıkmasının da etkisiyle kâinatı okuma, her olayı okumak manasında yorumlanıyor. Buradan çıkarak da zuhurat ilminde de böyle bir şey var. Ama sorun bunun uğursuzluk ve falcılık manasında kullanılmasında. Fakat insanlar aşırıya gittikleri için, Peygamber Efendimiz de belirli dönemde bunu yasakladığıyla ilgili rivayetler var. Bunun pozitif kısmı tefe’ul denilen kısım. Olaylardan hayra çıkaran sonuç verilmesi.

Bunun en güzel örneği olarak da Peygamber Efendimizle Hz. Ebubekir’ in hicreti var. Hicret esnasında biriyle karşılaşıyorlar “Hangi kabiledensin?” diyor, “Bureyde kabilesindenim” diye cevap veriyor. Bureyde, serin demek. “Müjdeler olsun Ebubekir, içlerimiz serinleyecek” diyor. “İsmin ne?” diyor, “Esleme” diyor. Esleme de selamet kökünden. “Biz de selametle Medine’ye varacağız” diyor. Yani duyduğu olayları, isimleri hayra yormaya da “tefeul” deniyor. Bunun zıttı da işte uğursuzluk, olayları kötüye yormak. İşte resuller geldiklerinde biz anlıyoruz ki o kişilerin başlarına musibet gibi olaylar geliyor. Bu bereketsizlik olabilir, yağmurun kesilmesi olabilir, başka türlü şeyler olabilir. Bunu resullerden buluyorlar. Diyorlar ki; “Biz sizin yüzünüzden uğursuzlandık, sizinle uğursuzluk geldi bize” diyorlar.

“leil lem tentehû” ( لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا ) – “Bunu nihayete erdirmezseniz, sonlandırmazsanız, bitirmezseniz, vazgeçmezseniz…

“Le nercumennekum” ( لَنَرْجُمَنَّكُمْ ) – Bunun kökü ne? Recm. “Sizi taşlarız”. Recm biliyorsunuz şeytanın sıfatı.

“Şeytanirracim” diyoruz değil mi? Euzubillahimineşşeytanirracim. Racim, recim etme fiilinin birisi üzerinde sürekli bulunması demek. Hani Arapça fiilini açıklamıştık ya, araya bir “y” girerse, reciym, keriym, aliym gibi, rahiym gibi onu süreklilik addettirme olur. Yani şeytanın sıfatı olarak kılmış Rabbim onu. Yani secde et emrine karşı çıktığı için recmedilerek uzaklaştırılmış. Recm, orda taş yok. Rabbim taş mı atıyor? Hayır. Onu kovarak uzaklaştırıyor. Aşağılayarak uzaklaştırıyor. Yani birisini recmettiğinizde siz, hem onu kovmuş olursunuz hem de tenzili rütbe yani indirmiş olursunuz, aşağılamış olursunuz. Hani burada da parantez içinde konumuz.

Şunu söyleyeyim şeytanın sıfatı “raciym” derken “mercum” değil. Mercum olsa taşlanmış, recm edilmiş olur. Raciym olması o taşlanma ve aşağılanma recm olayının hala süreğen olduğunu gösterir. Yani Rabbim sadece o secde etmedi diye o esnada taşlamadı. 2016 yılında da taşlanmış vaziyette ya da Müslümanların kafasında genel İslami şeyiyle de taşlanıyor vaziyetinde yani bir kez kötülenmedi, hep o durumda. Burada da onların size taş atarız derken, başka fiil kullanmayıp da recm fiilini atması kendi zihniyetlerinde aşağılanması ve kovulması durumunda olanların aslında hakikat ehli olduklarını gösteriyor. Ama kendi mantıklarına göre ters bu. Burada da ifade “recm” kelimesine burada dikkati çekmek istedim. Burada da Arapça bilenler için söylüyorum, başına “l” gelmesi, sonuna da şeddeli “nun” gelmesi te’kid lam‘ı ve te’kid nun‘u deniliyor, olayı çok fazla kuvvetlendiriyor. Yani sizi mutlaka taşlarız, bir de şöyle bir anlamı var: Sizi öyle bir taşlarız ki; birde bir dil bilgisi kitabında yazıyordu başına hem te’kid lam’ı sonuna te’kid nun’u gelmesiyle beraber görürsünüz bakın sizi nasıl taşlayacağız.

Summe letus’elunne yevmeizin anin neîm ( ثُمَّ لَتُسْپَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعٖيمِ ) – O gün nimetlerden sizi öyle bir sorguya çekeceğiz ki…Ayeti hatırlıyorsunuz Tekasur Suresini. Aynı bunda da gelecekte yapılacak bir tehditsel bir ifade bu. Sizi öyle bir taşlarız ki, taşlayacağız ki; ve devam ediyor

ve leyemessennekum (  وَلَيَمَسَّنَّكُمْ ) – size dokunacak bizden, mesh etmek bu.

Dokunacak minna(مِنَّا) bizden dokunacak,

azabun elim(عَذَابٌ اَلٖيمٌ). Nasıl bir azap? Elim bir azap. Elim’in kökü ne arkadaşlar? Elem. Acı demek. Yani sizin fiziksel ve ruhsal acı duyacağınız bir şey. Bugünkü ifadeyle şiddet ve işkence. Geçen hafta açıklamıştık bunu ne demiştik? Önce suçlama yapıyorlar “Başımıza gelenler sizdendir” diye. Kendilerinde aramıyorlar sebebi de karşılarında arıyorlar. Bu psikolojik bir şeydir. Maalesef insan kendinde bulmuyor. Mesela ayağı kayıyor diyor ‘Kim buraya bir şey döktü?’ ya da bardağı kırıyor “Bu bardağı buraya kim koydu?” Bu suçlayıcı mantık. Niye sen kendi dikkatsizliğini vurgulamıyorsun da, onunla ilgili bir şey yapmıyorsun da başkasını suçluyorsun. Dikkat edin hep suçlayıcı mantık var. Burada da sizin yüzünüzden oldu diye bir şey var. İkincisi ne? Tehdit getiriyorlar, sınırlandırma getiriyorlar, vazgeçmezseniz diye de sonra da saldırıyorlar. Bu günümüzde de insan psikolojisinde var demiştik. Asıl anlatacağım yerler buralar değil ama bir giriş yapmak olsun diye yapıyorum.

                İkinci ayette ne diyor, 19. Ayette:

Gâlû(قَالُوا) –

Bu sefer de murseller diyor, Resuller diyor tâirukum meakum(طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ ), sizin uğursuzluğunuz sizin iledir. Burası böyle değil işte. Zaten burayı açıklayacağım size. Metinlerde  “ein zukkirtum” (اَئِنْ ذُكِّرْتُمْ) sizlere nasihat edilse de mi, bu tam böyle değil. Ben bunu şöyle bir şey yaptım; size hatırlatılsa da mı gibi bir ifade var burada. 

Bel entum gavmum musrifûn(بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ). Bilakis hayır bilakis siz müsrif bir kavimsiniz. Şimdi burada ilginç bir ifade var. İlk ifadede sizinle uğursuzlandık diyor, bikum(بِكُمْ) diyor orada, bunun karşılığında şöyle demiyor; “Hayır asıl biz sizinle uğursuzlandık” demiyor. Yani şöyle bir ağız dalaşı gibi değil. Kelimeler tam uymuyor ama siz uğursuzsunuz. Resuller de “Hayır uğursuz sizsiniz” demiyor. Hep böyle anlaşılıyor meallerde. Karşılıklı suçlama var gibi. Hayır. Hani belagul mubin( الْبَلَاغُ الْمُبٖينُ) diyor ya açık bir ifadeyle konuşurlar diyor ya orada, açıklayıcı bir şey kullanıyor, tairukum meakum. Bunun asıl manası şudur; “Kuşunuz sizinle beraberdir”. Yani kelime kelime bunu açıklamak gerekirse bu. İşte bu ne anlama geliyor? Kimse bir şey anlamadı bundan. Bunu izah edeceğiz. Bir kere kuşunuz yani genel anlamda geçen hafta açıkladığımız gibi, eğer buna uğursuzluk, halk arasında genel manasıyla uğursuzluk dersek, uğursuzluk sizinle beraberdir. Yani uğursuzluğunuz sizinle beraberdir demek. Mesela şa’me denilen bir fiil var, ashabul meymene ashabul meş’eme. Meşeme uğursuz demek. Vakıa Suresinde Rabbim bu kelimeyi kullanmamış uğursuzluk diye başka bir kelime kullanmış. Ama burada bunu kullanmış. Zaten sır burada. Yani incelik burada. Bunu açıklamaya çalışacağız. Bu manasıyla bile, yani uğursuzluk size aittirde şu var; uğursuzluğu başkasında aramayın yani bunlar uğursuzluk değil aslında. Ama siz bunu uğursuzluk olarak görüyorsunuz. Onu da başkasında aramayın, siz bunu kendinizde arayın. Niye başkasını suçluyorsunuz gibi genel bir mana var. Ve de çok güzel ayağı yere basan bir mana. Ki geçen hafta bunu nasıl açıklamıştık iki ayetle “Sizin başınıza gelen musibetler, kendi ellerinizle yaptıklarınızdır”. Müthiş bir açıklama zaten. Ya da sizin başınıza hayırdan ne varsa Allah’tandır, kötü olarak ne varsa sizin nefsinizdendir. Zaten müthiş bir açıklama. Bunun üzerine başka açıklama yok zaten. Geçen hafta yapmıştık zaten. Bu saklı kalmak kaydıyla biraz kelimelere girmek istiyorum. Bu belagul mubin’den ötürü bir incelik var burada. Şimdi tayr kelimesi, yani kuş kelimesi birçok ayette geçiyor. Fakat bu konuyla ilgili en önemli şey, neydi o İsra Suresi 13. Ayet. Oraya bakar mısınız? Sayfa kaçtı? 282. Bizim tarzımız neydi? Kuranın tefsiri yine Kuran’dır. Bir yerde kelime bulduysak, o kelimeyi yine Kuran’da geçen başka bir kelimeye baktığımızda mübiyn açıklayıcı tefsiri olacaktır inşallah.

                Ve kulle insânin elzemnâhu tâirahû fî unugîh(وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَائِرَهُ فٖى عُنُقِهٖ ). Ne demek? Biz her insanın boynuna onun kuşunu astık. Burada can kuşu demiş ama kuşu olarak anlayın. Yani herkes bir değişik mana vermiş. Rabbim ne olarak kullanmış kuş demiş. Biz de kuş diyeceğiz yani. Sonra tefsirini yaparsın. Kelime kelime açıklıyorum Ve kulle insânin her insan için istisna yok her insan için. Bazıları için var bazıları için yok değil. Bir de sadece insan için demek bu. Başka mahlûkat için değil.

Elzemnâ asmak, takmak, yerleştirmek manalarına geliyor. Ne yerleştirmiş? Taire yerleştirilmiş. Kuş, tairehu kuşunu, onun kuşunu. Her insanın boynuna kuş yerleştirdik demiyor bakın, kendi kuşunu yerleştirdik. Bakın zamirlerin önemi burada. Taire olsa ya da tayran olsa bir kuş yerleştirdik. Ama tairehu ona has,  ona özel olan kuşunu yerleştirdik, astık.

Neresine? fî unugîh onun boynuna. Şimdi kelimeyi birebir düşünün, biz her insanın boynuna onun kendi kuşunu yerleştirdik. Şimdi Allah diyorsa öyle. Ama zahir olarak bir şey var mı, yok. Demek ki bu gaibi bir şey. Teşbihsel bir şey. Ama gaibi bir şey. Zahiri değil. Alimul gaybi veşşehade. Bizim gördüklerimiz şehadet alemi. Bir de gaib alem var. Biz görmediklerimize de iman edeceğiz. Allah kuşu boynuna geçirdim diyorsa geçirmiştir. Yok, ben görmem ve iman etmem, olmaz. Bu iman seviyende Kuranı önüne açıp okuyorsan inanacaksın iman edeceksin. Burada ne olabilir, bu nasıl bir şeydir diyebilirsin. Mesela meleğe iman var, görüyor musun? Görmüyorsun. Yok, ben görmediğime inanmam diyemezsin. Ancak şöyle dersin; nasıl bir şey acaba? Ben Kuran ayetlerini bakayım da hadislere bakayım da orada kafamda bir şey oluşsun demek bu. Kuran araştır diyor, meydan okuyor, niye araştırmıyorsun araştır bak görürsün diyor. Şimdi biz bunu burada anlayamadık ama bu ayete devam edersek bir ipucu var burada.

Ne diyor? ve nuhricu lehû(وَنُخْرِجُ لَهُ ), onun için çıkarırız, çıkaracağız. Lehu onun için.

Ne zaman çıkaracakmış? yevmel kıyame(يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ). Kıyamet gününde. Şimdi değil. Şimdi boynunda bir şey var, ama zahir değil. Ama biz onu çıkaracağız diyor. Yevmel kıyam. 

Ne çıkaracakmış? Kitaben(كِتَابًا), bir kitap. Bir şeyler aydınlanmaya başladı. Şimdi özelliğini veriyor nasıl bir kitap o? Kitaben diyor, Arapça bilenler için söylüyorum nekra bir kelimeden sonra gelen cümle neydi, onun sıfatıydı, açıklıyordu.

Nasıl bir kitap? yel gahu menşura(يَلْقٰيهُ مَنْشُورًا). O insanın, yani boynunda kuşu olan insanın, neşredilmiş, açık olmuş, zahir olmuş bir şekilde oma ulaşacağı bir kitap. Şimdilik ona kitap diyelim. Bunu açıklayacağız. Tekrar ediyorum, her insanın boynuna bir kuş geçirilmiş. Şimdiki zaman bu. Ahir zamanda da boynuna kuş geçirilmiş kişi, yani sen, ben, biz. Dirildiğimizde bizim karşımıza bir kitap çıkarılacakmış. Biz buna mülaki olacakmışız. Karşılaşacakmışız yani. Ve diyecekmişiz ki diğer ayete bakıp, denilecekmiş ki on dördüncü ayet bunu açıklıyor. Bu bilinen ayettir, meşhur ayettir, İkra kitabek(اِقْرَاْ كِتَابَكَ). Kitabını oku. Müthiş. 

Kefâ(كَفٰى) kafidir,

Bi nefsike(بِنَفْسِكَ) nefsine yeter,

El yevme(الْيَوْمَ) o gün,

Aleyke(عَلَيْكَ) sana,

Hasiben(حَسٖيبًا) aleyhine.

Hesap çekici olarak bu gün sana nefsin yeter. Yani Allah yapmıyor bu hesabı, Allah yapıyor da ama ilk kıyamet geldiğinde senin eline bir kitap tutuşturuluyor ki; bu kitaba baktığında sen zaten kendi hesabını kendini görüyorsun. Vay be şöyleymiş böyleymiş diye. Kitabı sağ elinden verilse onun bir kısmı hem bu tarafa ait hem öbür tarafa ait. Tabi herkese bir kitap veriliyor da birisine sağından, bir başkasına karşısından veriliyor, bir başkasına solundan veriliyor. Zaten verilirken de sen olduğunu anlıyorsun. Soldan aldın mı yandın. Bir de yine de kitap veriliyor, sen kendinin ne mal olduğunu, yani bu malı kuvvetli kullandım çünkü vurgu orada zaten görüyorsun. Çünkü diyor orada. Menşur bir kitap. Menşurun kökü ne? Neşreden. Ne kullanıyor bir de yayıncılar neşretmek. Neşriyat bakın alenileştirmektir, yaymaktır gizlilik değildir. Bu ne biliyor musunuz?  Başkalarının da göreceği. Şimdi bu kitabı da biraz teknolojik olarak algılamak lazım. Hani Sebe Suresinde işledik hatırlıyor musunuz? Ahirette insanlar ne diyecekler, ahirette de hamd Allah’a mahsustur diyor ayette de. Aman yarabbi nasıl bir teknolojik bir sistem bu? Şimdi dirildin ya ikinci surdan sonra, öyle şeylerle karşılaşacaksın ki; aman yarabbi nasıl bir sistem bu? Öveceksin Rabbini. Sistemi görerek öveceksin. Ne diyordu, O hâkimdir, habirdir. En ince detayına kadar Habirdir, haberdardır. İşte bu haberdar olma durumu ahirette nasıl karşına çıkarılacak? Neşredilmiş ve muhteşem ve bizim şu an anlayamayacağımız bir teknolojiyle, üç boyutlu, dört boyutlu kaç boyutlu olacaksa onunla çıkacak.

                – Hocam bu kitap bizim gizlediğimiz ömürdeki yapmış olduğumuz bütün iyi ve kötü şeyleri kapsayacak değil mi?

                İşte daha farklısı var onu açıklayacağım. Sadece fiil ve amel değil. İşte bu taire kökünde o var. Şimdi bakın ne diyor; sizin kuşunuz sizinledir. Sizin uğursuzluğunuz sizinledir. Şimdi bu kuş basit bir kuş değil. Bu kuş, timsali bir kuş. Sembolik ama o sembol rastgele bir sembol değil. Senin sahip olduğun düşünce sistemine göre bir şekle giren, bir timsale giren bir kuş. Kuş çeşitlerini bir düşünün. Kartal da var, şahin de var, değil mi. Karga da var, akbaba da var. Bunların hepsi kuş. Serçe de var, bülbül de var bunların hepsi kuş. Acaba hangi kuş? Tairehu diyor. Onun kuşu. Demek ki kişiye özel bir simgesel, timsal bir kuş. Yani bu dünyada da bunu görenler var. Nereden anlıyoruz bunu? Süleyman Aleyhisselam’a ne diyor; biz ona kuşdilini öğrettik diyor. Peki “lisanul tayr” geçmiyor ayette. Lisan dil demek. “Mantıkul tayr” diyor. Bunu Feridüddin  Attar anlamış , “Mantıkul Tayr” diye koskoca bir tasavvufi kitap yazmış. Mantıkul tayr. Yani kuş mantığı demek. Biz ona kuş mantığını öğrettik diyor. Yani lisanul tayr. Kuşdilini de içeren, o da onun içerisinde, daha geniş kapsamlı bir ilim verdik diyor. Anlatabiliyor muyum şimdi? Ama Kur’ân’ da işaretler var, bunları anlarsak biz o teknolojiyi idrak edemiyor olabiliriz ama en azından, bize ne faydası var bunun ya demek ki bende böyle bir şey var ben düşüncelerime daha dikkat edeyim demek. Dikkatinizi çekerse düşüncelerime dedim. Amellerime demedim. Şimdi bakın bizim klasik anlamda anladığımız Allah’ın anlattığı değil. Bizim klasik anlamda anlattığımız amel defteri sanki çetele defteri. Şunları şunları yaptı, bunları bunları yapmadı diye. Hayır Rabbim’in teknolojisi o kadar basit değil. Bak ne diyor; tâirukum meakum(طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ ). Sizin bu başınıza gelenler, sizin kendi ellerinizle yaptıklarınızdır. Yani düşünce sistemiyle gelen şeyler bunlar. Ameller değil. Buna dikkat etmek lazım. Şah damarınızdan daha yakın.

                 Şimdi bakın Allah-u Teâlâ bir şeyi kullanıyorsa boş boş da kullanmaz. Haşa! Şah damarı nerede? Boyunda. Bakın orayı dün arkadaşlar vardı bu konuyu konuştuk gece yarılarına kadar, onu da anlatayım. Biz normalde kendimizi kurban etmemiz lazım değil mi Allah’a. Oldu mu? Olmadı. İsmail’i kurban ettirdi Allah. Yani kurban ettirdi derken, kurban et dedi. Bir imtihandı onun için. O da tabi dedi teslim oldum dedi. İsmail de teslim oldu. Tam kesiyordu ne geldi? Koç geldi yanına. Ne olarak geldi? Muadil olarak geldi. Değil mi? Fidye olarak geldi. Biz ondan sonra neyi kesmeye başladık? Kurbanı kesmeye başladık. Kurbanı nasıl kesiyoruz? Boynunu vuruyoruz değil mi? İşte bakın fıkıhla maneviyatın birleştiği yeri anlayacaksınız. Yani fıkhı olduğu yerde tutmamak lazım.

                 Fıkha göre bir kesme eyleminin gerçekleşmesi için üç şeyin kesilmesi lazım. Yoksa hayvan ne oluyor? Murdar oluyor. Ne onlar? Yemek borusu, nefes borusu ve şah damarı. Kaç tane unsur? Üç unsur. Bu size bir şeyi belki hatırlatmıştır. Şimdi ölüm nedir biliyor musunuz? Bir insan neden oluşuyor? Üç ana unsurdan oluşuyor. Ruh, nefis ve beden. Bu üçünün ahenginin birleşimin bozulması dağılması demektir. Bozan kim? Allah. Ama Azrail aleyhisselam  geliyor bu üçlüyü, hangi teknolojiyle bilmiyoruz üçlünün sistemini bozunca ölüm gerçekleşmiş oluyor. Yani “hay” dediğimiz şey gidiyor. Neydi üç unsur? Ruh, nefis ve beden. Şimdi bakın üçlüyü kesiyoruz. Peki, nelere tekabül etmiş oluyor? Yemek borusu, beden yani. Bu dünyada ya, yani yeme içme burayla ilgili. Geriye ne kaldı? Nefes borusu, şah damarı. Şah damarı bakın kanla ilgili, nefisle ilgili. Nefisle ilgili kısım olmuş demek ki. Geriye ne kaldı? Nefes borusu. Hava. Bu da ruh ile ilgili olan kısım. Yani nefes borusu işte ruh demiyorum. İşte alakalı olduğu biyolojik iz düşümlerini söylüyorum. Bu üçünü kestiğimiz zaman ne oluyor? Ölüm gerçekleşiyor. Bakın ne diyor; ben sizin şah damarınızdayım demiyor. Size şah damarınızdan daha yakınım diyor. Demek ki ne diyor? Bırakın cesedi, nefisten de yakın bir alanda, yani benim zati ilahim, nefis alanından da size daha yakın diyor. Ruh âlemine işaret ediyor. Ruh bilincine işaret ediyor. Bunu çok düşündüm dün. Bakın daha aydınlandı bu mesele. Şah damarı demiyor, şah damarınızdan daha yakınım diyor. İşte boyun böyle bir bölge. Kesiliyor. İşte boyun neyi karşılıyor derseniz, buna işaret ediyor. Madem bu timsallere girdik, bir şey daha okuyayım size.

Boyunla ilgili bir timsal de var orayı geçmek istemiyorum. Hangi ayet bu? Enam 38. Ayet. Burada ayeti hatırlarsınız, bir önceki Fatır Suresinde işlemiştik ya biraz geniş alıyorum ama çok güzel konular bunlar. 

Ve mâ min dâbbetin fil ardı ve lâ tâirin(وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا طَائِرٍ).”Hem yerde debelenen, hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi birer ümmet olmasınlar”. Bakın bir dabbe diyor, hayvan. Bir de kuştan bahsediyor. Bakın diyor; emselekum diyor, sizin emsaliniz diyor burada. Emsaliniz ne demek biliyor musunuz? Bunların tairukum diyor ya, sizin kuşunuz, bunun diyor sizinle bir ilişkisi vardır diyor. Sizin misalinizdir diyor yani. Yani rastgele değil, belirli bir şeylere göre söylenmiş kuştur diyor. Bu ne biliyor musunuz? O şeyi hatırlıyor musunuz? Fatır Suresi 28.ayette şöyle diyordu; insanlardan ve hayvanlar  yani  dabbelerden ve enam’dan böyle muhtelif renklerde olanlar vardır diyordu. Olayı teferruatıyla incelerken şunu demişti, bu tasavvufta bilinen bir şey arkadaşlar görünüşte insan, herkesin hayvani bir timsali olduğu, bakın timsal kelimesini özellikle kullandım. Timsali olduğu tasavvuf kitaplarında var. Mesela Abdulkadir Geylani Hz. diyor ki; ben nefsimi şu şekilde gördüm diyor. Yani kedi, köpek, inek gibi tasavvufi timsallerden bahsediyor. Bunun tasavvufi yanlarını anlatıyor biliyorsunuz? Manevi yanlarını anlatıyor. İşte o dabbe kısmı. Misal. Bu hangi alan biliyor musunuz? Bu nefis alanı. Hani şah damarından daha yakın var ya. Demek ki pek bilinmeyen bir de üst boyutun, yani ruh boyutunun da bir timsali varmış. İşte Allahulalem  o da kuş boyutu. Yani yine bizim düşünce sistemimizden kaynaklanan, onun tezahürü olan, ona göre şekil bulan bir ruhani boyutun bir de nefsani boyutun bir timsali var. Ve Allah u Teâlâ bunu biliyor, bildirdikleri de biliyor ve biz buna ahirette şahit olacakmışız. İşte Enam 13. Biz onların kuşlarını boyunlarına astık. Ve ahirette de o kitabı neşredilmiş bir şekilde ellerine veririz. Deriz ki; “İkra kitabek!” Hadi bakalım yazdığın kitabı oku. Buraya dikkat ettiniz mi? Yazılmış kitabı değil, yazdığın kitabı oku. Yazılıncaya kadar defter, yazıldıktan sonra kitap. Sana diyor hesap görücü olarak kendi nefsin yeter diyor. Somut bir hale geliyor. Şimdi burada her şey perdelenmiş, gölgelenmiş, gizlenmiş. Zaten sır burada. Ama perdeler açılınca, orada her şey aleni. Ama işte Allahu Teâlâ Kuran’la bizlere bunları direkt değil, ama dolayısıyla, simgeleriyle anlatıyor.

                 Şimdi bir boyutuna geleyim, internette dolaşırken ilginç bir şeye denk geldim. Bu ayeti birisi yorumlarken demiş ki; kuşunuzu boynunuza astık deyince bende şu çağrıştı diyor, bak boyun, şuraya yerleştirdik. Hani kadınlar broş takıyor ya şöyle bir şey, oraya yerleşmiş bir şey. Orada ne var biyolojik olarak? Gırtlak var. Gırtlağın üstünde tiroit (adem elması) var, adem elmasının üstünde tiroit bezi var. Tiroit bezinin internette resimlerine bakın, iki kanadını açmış kuş gibi. İki kanadını açmış. Bu iki kanadını açmış kuş ifadesi Kuran’da kullanılıyor biliyor musunuz? Bakın; gökyüzünde Allah’ın emrine boyun eğerek uçan kuşları görmüyorlar mı? Mülk suresinde. Üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı? Onları havada ancak ve ancak Rahman tutuyor. Burada kanat derken, bakın iki kanadını açıp kapaması şeklinde söylüyor. Bu işte biraz evvelki Enam 38. ayette de var. Baktınız ya enam 38’e. Hem yerde debelenen hiç bir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki diyor. Aynen iki kanadını açmış bir kuş. Bugün bu konuyu konuştuk biyolojik olarak. Tiroit bezine ne diyorlarmış biliyor musunuz? Küçük beyin diyorlarmış. Küçük beyin. Bizim duygusal alanımızı yönlendiren kısım. Bu Karadenizliler iyi bilir. Ben de mesleğimden ötürü biliyorum tiroit rahatsızlığı çekenler çok aşırı duygusal emasyonel  kısımları yüksek olan insanlardır. Fakat burayı aynı zamanda neyi bozuyormuş biliyor musunuz? Düşünce sistemi bozuyormuş. Yani siz takıntılı bir konuda çok fazla düşündüğünüzde tiroit bezi ondan etkileniyormuş. Hiper tiroid, hiper paratiroid  birçok onunla ilgili bir rahatsızlık var ama bir şekilde etkileniyor. Yani bakın düşünceleriniz var ya olaylara verdiğiniz anlam, sizin tiroit bezinizi etkiliyor. Bu ne? Bakın duygusal bir beyin gibi. İşte bizim bu dönemdeki şansımız bu.

Hatırlıyor musunuz Secde Suresinde, biz sülaleden onları halk ettik derken, orada geçen silsile kelimesinden orada DNA’nın zincirsel yapısıyla ilgili, ipucu bulmuştuk. İşte bunu daha evvelkilerin bilmesi imkansız. Bu tarafta da kuşunuzu boynunuza yerleştirdik derken tiroit beziyle de bir işaret olduğunu bunu eskiler anlayamazdı. Burada anlıyoruz ki biz kişinin düşünce sisteminin bir kısmı beyne ait, bir kısmı tiroit bezine ait. Bu da tesir ediyor. Şöyle; bize bir şey öğretilmişti fakültedeyken, bütün sistem yani vücuttaki iletişim sistemi iki tane. Birincisi sinir sistemi, ikincisi hormon sistemi. Sinir sistemi ne ile alakalı? Beyinle alakalı. İşte o düşünce kısmı. O duygusal kısmı yani hormonlar da hormon bezleriyle ilgili. İşte onlardan birisi de, belki en önemlilerinden birisi de tiroit. Yani duygusal kısım. Can kuşu. Yani bunlar hep birbiriyle ilişkili tabirler. Yani ben zaman almasın diye değinmedim ama şunu da söyleyeyim oraya kuşun sana söyleyeceğim şu an tiroit. Can kuşun meselini de söylüyorum, kuşlarla ilgili Kuran’daki yansımaları da söyleyeyim. İşte şimdi bu ayete göre “tairikum meakum” derken ne kastediliyor? Sizin olaylara verdiğiniz anlam boynunuzdaki kuş gibi. Ve sizin yaşantınızı etkiliyor. Yorumlarınızı etkiliyor. Hayatınızı etkiliyor. Biz bunu bu sohbetlerde çok anlattık. Kişinin başına gelenler kendi elleriyle yaptıklarıyla bu yapılan. Burada bir ötesi daha var, sizin düşündüklerinizle de alakalı. Niyet vardır amelin öncesinde. Senin olaylara bakış tarzın, yorumun her ne kadar realize olmasa da seni etkiler. Her nefis kadar Allah’a giden yol var deniliyor. Bu nefis neyi timsal ediyor? Senin olaylara verdiğin tepkiyi nefis boyutunda farklılık olduğunu gösteriyor.

                Bir şey daha var onu söyleyeyim, hatırlıyor musunuz? İyi sadece bununla geçsin. Bu konuyla geçsin güzel olur derli toplu da olur. Yasin Suresinin on ikinci ayetinde şunu demiştik; “Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz,  daha evvel gönderdikleri amelleri ve eserlerini yazarız”. Ve kulle şey’in ahsaynâhu fî imâmim mubîn. Biz her şeyi bir imamın mübin de yazmışızdır sayarak yazmışızdır. Burayı uzun süre açıklamıştık hatırlarsanız. Buradan bakın şu anlaşılıyor; bu levhi mahfuz işaret ediliyordu burada. Levhi mahfuz arkadaşlar, sanıldığı gibi değişmeyen bir merkez değil. Levhi mahfuz, mahfuz hıfz edilmiş, korunmuş demektir. İçindeki formüller var. Bu formüller her zaman cari ve kişinin o esnadaki düşünceleri ve amellerine göre değişebilir manasına geliyor. Yani oraya korunmuş herkes ulaşamaz.

                 Hani Vakia Suresinde var ya “O kitabın aslı levhi mahfuzdadır ona da ancak temizler dokunur”. Onu hani abdest almadan Kuranı ellemiyoruza kadar indirgemişler. Ama onun derinlerinde  aslında levhi mahfuza gidiyor. Oraya temiz olmayanlardan başka, mutahhar ifadesi geçiyor, mutahharun diyor. Mutahharlardan başkası oraya ne yapamaz? Dokunamaz. Şimdi diğer ayetlerle birleştirdiğimizde bu tiroit beziyle simgeleştirilen kuş, kişinin düşünce sisteminin sembolüdür. Ve bu senin sürekli kayıt altına alan bir mekanizmaya da tesir ediyor. Yani imamun mübine tesir ediyor. Sende kayıt oluyor bu. Ahirette de o kayıt olunmuş menşur kitabın karşına çıkıyor. İşte diyor ki ya gizli saklı bunlar neler olmuş? İşte o kitapta şimdi bu senin düşüncelerinle kastediyorum bırak yaptıklarını, düşünce tarzını orada göreceksin. Düşünce tarzını bile, olaylara verdiğin anlamı bile orada göreceksin.

                 Geçenlerde bir saç dökülmesi ve saç beyazlaşması ile ilgili bir yazı okudum, orada birisinin ilginç bir tespiti var yani diyor ki; bakın diyor insanın genlerinde her şey vardır, fakat kaç yaşında saçının beyazlayacağı yazmaz diyor. Bilinenin tersine. Hangi olaylarla karşılaştığında, hangi mekanizmayla cevap vereceğinin formülü vardır diyor. Dolayısıyla ne olmuş oluyor? Zaman olaylara endeksli olmuş oluyor. İşte senin de olaylara vereceğin tepkiler var ya onlar bile kitabında kayıtlı. Sen olaylara nasıl yorum yapıyorsun, neler ifade ediyorsun, ne anlamlar yüklüyorsun o bile kitabında yazılı. İşte öyle bir mekanizma bizim neyimizde gizli? Boynumuzda. İşte bunun aslın bilen Allah tarafından bildirilen ve bilen Resuller onlara diyor ki; tairikum meakum. Yani siz beni uğursuzluk gibi bir şeyle suçluyorsunuz ama bilin ki bu sizin kendi düşünce sisteminizde olan bir maraz. Bu sizin kuşunuzun doğal bir sonucu. O yüzden bizi suçlamayın, kendinizi suçlayın. Şunu da söyleyeceğim hani iki kanadıyla uçan kuş diyor ya onun güzel bir yorumu var iki kanat neyi temsil ediyor biliyor musunuz? Maddiyat ve maneviyatı temsil ediyor. Bununla sen uçarsan dengeli bir şekilde uçarsın. Manevi kanadını kuvvetlendirdin, bir de bunun maddi kanadını da kuvvetlendirmelisin. İkinci kısmı bunun amenu ve amilussalihata. Sen bazı gerçekleri anladın bu yeterli değil. Bu bir kanadın. Sen bunu salih ameller boyutuna da geçirmek durumundasın. Yoksa dengesiz bir şekilde yaşarsın. Dengesiz yaşadığın işte tiroit beziyle ilgili sorun çıkaranlar nasıl dengesiz yaşıyor bunu doktorlar iyi bilir, ya da onunla ilgili çevresinde hastalıkları olan bilir. Peki, Resuller bunu niye söylüyor onlara? İnanmayanlara diyor ki; bakın yukarıda ne diyordu? Rahman bir şey indirmemiş diyor. Rahman bilinçleri var. Bırak Allah bilincini, rahman bilinçleri var. Onlara diyor ki; ya sen Rahman gibi olağanüstü bir kavrama erişmişsin, o bilincin var. Derinlerin gerçeği biliyor, neden itiraz ediyorsun?

                Bak ne diyor ayetin sonunda; müsrif bir kavimsiniz diyor. Müsrif ne demek? Aşırı gitmiş. Bir tarafın aşırıya gitmiş. Yani inanma kısmında aşırıya gitmişsin, öbür tarafında yok. Bu dengesizlik. Bu senden. Deist bir düşünce ama Rahman diyor, Allah bile demiyor. Tanrı demiyor. Yani yeryüzünün yaratıcısı demiyor. Rahman diyor. Diyor ki işte bu sizin müsrifliğinizden yani aşırıya gitmenizden kaynaklanan bir şey. Sen bu gerçeği görmüyor musun diye buna da hitap var. Görüyor musunuz bir kaç ayetin içerisinde neler var. Daha da anlatacağım ezan okunuyor yetmedi. Buraya hazırlandım. Daha sonra kuş kelimesini kullanıyor ya Rabbim, Kuran’da ve hadislerde, olaylarda eğer nasıl şekilde geçmiş Rabbim onu nasıl ayetlerin içerisine dantel gibi işlemiş inşallah haftaya buna devam ederiz. Allah kendi kuşumuzu en güzel kuş haline getirenlerden eylesin. Nasıl ki nefsimizin timsal ettiği hayvanı en güzel halimize getirip de asıl insanoğlu konumunda olmamız gerekiyorsa, en güzel kuş neyse o hale getirmeyi nasip etsin. Bırakın amellerimizi, niyetlerimizi ve düşüncelerimizi de takip ederek, bunun da Allah’ın rızasına en uygun hale getirmeyi nasip etsin. Çünkü bir gün elinize, herkesin elinde göreceği şekilde neşredilmiş bir kitap elimize verecek. Oku kitabını, “ikra  kitabek” denilecek. Biz de orada hesap görücü olarak bırak Allah’ın mizanını hesabını, kendi nefsimiz yetecek. O gün gelmeden evvel, işte bu Kur an bir uyarıdır, ikazdır,  inzardır. Kendimize çeki düzen vermeyi nasip etsin. Allahu Teâlâ’ya da hamd ediyoruz, bu gerçekleri bize Kuran’la öğretiyor. Ne güzel Rab ki O bizi uyarıyor. Kendi ilmiyle.

Ve ahuru davahum enilhamdulillahi  rabbil alemin. El Fatiha. 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.