Yâ eyyuhellezîne âmenuzkurû niğmetallâhi aleykum iz câetkum cunûdun feerselnâ aleyhim rîhav ve cunûdel lem teravhâ, ve kânallâhu bimâ tağmelûne basîrâ.
Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani (düşman) ordular üzerinize gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
İz câûkum min fevgıkum ve min esfele minkum ve iz zâğatil ebsâru ve beleğatil gulûbul hanâcira ve tezunnûne billâhiz zunûnâ.
Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz.
Ve iz galet tâifetum minhum yâ ehle yesribe lâ mugâme lekum ferciû, ve yesteé’zinu ferîgum minhumun nebiyye yegûlûne inne buyûtenâ avratuv ve mâ hiye biavrah, iy yurîdûne illâ firârâ.
Hani onlardan bir grup, “Ey Yesrib (Medine) halkı! Sizin burada durmak imkânınız yok. Haydi geri dönün” demişti. Onlardan bir başka grup da, “Evlerimiz açık (korumasız)” diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Oysa evleri açık (korumasız) değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı.
Ennebiyyu evlâ bilmué’minîne min enfusihim ve ezvâcuhû ummehâtuhum, ve ulul erhâmi bağduhum evlâ bibağdın fî kitâbillâhi minel mué’minîne vel muhâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâikum mağrûfâ, kâne zâlike fil kitâbi mestûrâ.
Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah’ın Kitab’ına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü’minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap’ta yazılıdır.
Ve iz ehaznâ minen nebiyyîne misâgahum ve minke ve min nûhıv ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryem, ve ehaznâ minhum mîsâgan ğalîzâ.
Hani biz peygamberlerden sağlam söz almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim, Mûsâ ve Meryem oğlu İsa’dan da. Evet biz, onlardan sapa sağlam bir söz almıştık.
Mâ cealallâhu liraculim min galbeyni fî cevfih, ve mâ ceale ezvâcekumullâî tuzâhirûne minhunne ummehâtikum, ve mâ ceale ed’ıyâekum ebnâekum, zâlikum gavlukum biefvâhikum, vallâhu yegûlul hagga ve huve yehdis sebîl.
Allah, hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır. Kendilerine zıhâr yaptığınız eşlerinizi de anneleriniz yapmamıştır. Yine evlatlıklarınızı da öz çocuklarınız (gibi) kılmamıştır. Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz (fakat gerçekliği olmayan) sözünüzdür. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola iletir.
Ud’ûhum liâbâihim huve agsetu ındallâh, feil lem tağlemû âbâehum feıhvânukum fiddîni ve mevâlîkum, ve leyse aleykum cunâhun fîmâ ahtaé’tum bihî ve lâkim mâ teammedet gulûbukum, ve kânallâhu ğafûrar rahîmâ.
Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Em yegûlûnefterâh, bel huvel haggu mir rabbike litunzira gavmem mâ etâhum min nezîrim min gablike leallehum yehtedûn.
Yoksa, «O’nu uydurdu,» mu diyorlar? Hayır. O, Hak’tır, Rabbindendir. Bir kavmi korkutasın ki, senden evvel kendilerine korkutur bir zât gelmiş değildir. Gerektir ki, onlar ihtida ediversinler.
Allâhullezî halegas semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arş, mâ lekum min dûnihî miv veliyyiv ve lâ şefiğ, efelâ tetezekkerûn.
Allah, gökleri ve yeri, ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş’a kurulandır. Sizin için O’ndan başka hiçbir dost, hiçbir şefaatçi yoktur. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?
Ve lev terâ izil mucrimûne nâkisû ruûsihim ınde rabbihim, rabbenâ ebsarnâ ve semiğnâ ferciğnâ nağmel sâlihan innâ mûgınûn.
Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen!
(Onlara şöyle denilecek:) “O hâlde, bu gününüze kavuşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduklarınıza karşılık ebedî azabı tadın.”
İnnemâ yué’minu biâyâtinellezîne izâ zukkirû bihâ harrû succedev ve sebbehû bihamdi rabbihim ve hum lâ yestekbirûn. (15. ayet, secde ayetidir.)
Bizim âyetlerimize ancak, kendilerine bu âyetlerle öğüt verildiği zaman secdeye kapanan, kibirlenmeksizin Rablerine hamd ederek tespih edenler inanırlar.
Tetecâfâ cunûbuhum anil medâciı yed’ûne rabbehum havfev ve tameav ve mimmâ razagnâhum yunfigûn.
Onlar, korkarak ve ümid ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar.
Ve emmellezîne fesegû femeé’vâhumun nâr, kullemâ erâdû ey yahrucû minhâ uîdû fîhâ ve gîle lehum zûgû azâben nârillezî kuntum bihî tukezzibûn.
Fasıklık edenlere gelince, onların barınağı ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde, oraya döndürülürler ve onlara, “Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın” denir.
Ve legad âteynâ mûsel kitâbe felâ tekun fî miryetim mil ligâihî ve cealnâhu hudel libenî isrâîl.
Andolsun, biz Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) vermiştik. Sen de kitaba (Kur’an’a) kavuşma konusunda sakın şüphe içinde olma. Onu İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık.
E ve lem yehdi lehum kem ehleknâ min gablihim minel gurûni yemşûne fî mesâkinihim, inne fî zâlike leâyât, efelâ yesmeûn.
Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onlar için yol gösterici olmadı mı? Şüphesiz bunda ibretler vardır. Hâlâ duymayacaklar mı?