Fussilet 2.sohbet (4-5.ayetler) “kalpler örtüler içinde, kulaklarda ağırlık var; arada perde !…”
FUSSİLET 5:
وَقَالُوا قُلُوبُنَا ف۪ٓي اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ وَف۪ٓي اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّنَا عَامِلُونَ
Onlar «Bizi kendisine da’vet edegeldiğin şeyden kalblerimiz örtüler içindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. O halde sen (dînince) amel (ve hareket) et. Biz de şübhesiz (dinimize göre) amel (ve hareket) ediciyiz» derler.
FUSSİLET 6.
قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ
De ki: ben sırf sizin gibi bir beşerim ancak bana şöyle vahiy veriliyor: hepinizin tanrısı bir tanrıdır, onun için hep ona doğrulun ve onun mağrifetini isteyin ve vay haline o müşriklerin
Fussilet 1. sohbet (1-4.ayetler)
حٰمٓۜ ﴿١
تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۚ ﴿٢
كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَۙ ﴿٣
بَش۪يرًا وَنَذ۪يرًاۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ﴿٤
2: Kur’an, çok merhametli, çok şefkatli Allah tarafından parça parça indirilmektedir.
3: O, doğrunun ve güzelin kıymetini bilen bir toplum için âyetleri Arapça okunup rahatlıkla anlaşılan bir metin olarak iyice açıklanmış ve belli bir sistem dâhilinde dizilmiş bir kitaptır.
Karşılaştır 4: Müjdeleyici ve uyarıcı olarak! Ama ne çâre ki, insanların çoğu ondan yüz çevirmekte ve ona kulak vermemektedir.
Esma-ul Hüsna (EL-MELİK -1)
Mümin 46. sohbet (83-85.ayetler) son sohbet
MÜMİN 83 :
Resulleri kendilerine kanıt içeren açıklayıcı bilgilerle geldiği zaman, sahip oldukları bilgiye güvenerek şımardılar ve kendisi ile alay ettikleri şey onları kuşattı.
فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرِحُوا بِمَا عِنْدَهُمْ مِنَ الْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ
Fe lemma caethum rusuluhum bil beyyinati ferihu bima indehum minel ilmi ve haka bihim ma kanu bihi yestehziun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | felemma | ne zaman ki | |
| 2 | ca’ethum | onlara gelince | جيا |
| 3 | rusuluhum | elçileri | رسل |
| 4 | bil-beyyinati | açık kanıtlarla | بين |
| 5 | ferihu | sevindiler | فرح |
| 6 | bima | ile | |
| 7 | indehum | yanlarında bulunan | عند |
| 8 | mine | -den | |
| 9 | l-ilmi | bilgi- | علم |
| 10 | ve haka | sonunda kuşatıverdi | حيق |
| 11 | bihim | kendilerini | |
| 12 | ma | şey | |
| 13 | kanu | oldukları | كون |
| 14 | bihi | onunla | |
| 15 | yestehziune | alay ediyor(lar) | هزا |
MÜMİN 84.
Bizim cezamızı gördükleri zaman: “Allah’ın tekliğine iman ettik ve O’na şirk koştuklarımızı inkar ettik.” dediler.
فَلَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَا قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَحْدَهُ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِه۪ مُشْرِك۪ينَ
Fe lemma reev be’sena kalu amenna billahi vahdehu ve keferna bima kunna bihi muşrikin.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | felemma | ne zaman ki | |
| 2 | raev | gördüler | راي |
| 3 | be’sena | hışmımızı | باس |
| 4 | kalu | dediler | قول |
| 5 | amenna | inandık | امن |
| 6 | billahi | Allah’a | |
| 7 | vehdehu | tek | وحد |
| 8 | ve keferna | ve inkar ettik | كفر |
| 9 | bima | şeyleri | |
| 10 | kunna | olan | كون |
| 11 | bihi | O’na | |
| 12 | muşrikine | ortak koştuğumuz | شرك |
MÜMİN 85:
Cezamızı görünce iman etmeleri onlara bir fayda vermedi. Allah’ın kulları hakkındaki geçmişten bugüne uyguladığı yasası budur. Kafirler orada zarara uğradılar.
فَلَمْ يَكُ يَنْفَعُهُمْ ا۪يمَانُهُمْ لَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَاۜ سُنَّتَ اللّٰهِ الَّت۪ي قَدْ خَلَتْ ف۪ي عِبَادِه۪ۚ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ
Fe lem yeku yenfeuhum imanuhum lemma reev be’sena, sunnetallahilleti kad halet fi ibadih, ve hasire hunalikel kafirun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | felem | fakat | |
| 2 | yeku | sağlamadı | كون |
| 3 | yenfeuhum | kendilerine bir fayda | نفع |
| 4 | imanuhum | inanmaları | امن |
| 5 | lemma | zaman | |
| 6 | raev | gördükleri | راي |
| 7 | be’sena | hışmımızı | باس |
| 8 | sunnete | yasası budur | سنن |
| 9 | llahi | Allah’ın | |
| 10 | lleti | ||
| 11 | kad | elbette | |
| 12 | halet | gelip geçen | خلو |
| 13 | fi | hakkında | |
| 14 | ibadihi | kulları | عبد |
| 15 | ve hasira | ve ziyana uğramışlardır | خسر |
| 16 | hunalike | orada | |
| 17 | l-kafirune | kafirler | كفر |
Mümin 45. sohbet (81-82. ayet)
MÜMİN 81 .
O, size ayetlerini gösteriyor. Allah’ın ayetlerinden hangisini içinize sindiremiyorsunuz ?
وَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ۗ فَاَيَّ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُنْكِرُونَ
Ve yurikum ayatihi fe eyye ayatillahi tunkirun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | ve yurikum | size gösteriyor | راي |
| 2 | ayatihi | ayetlerini | ايي |
| 3 | feeyye | hangisini? | |
| 4 | ayati | ayetlerinden | ايي |
| 5 | llahi | Allah’ın | |
| 6 | tunkirune | inkar ediyorsunuz | نكر |
MÜMİN 82 :
Bunlar yeryüzünde dolaşmadılar mı ki öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görsünler. Onlar oralarda bunlardan daha çok, daha kuvvetli, bıraktıkları eserler daha güçlüydü. Yaptıkları, onların bir işine yaramadı.
اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْهُمْ وَاَشَدَّ قُوَّةً وَاٰثَاراً فِي الْاَرْضِ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
E fe lem yesiru fil ardı fe yenzuru keyfe kane akıbetullezine min kablihim, kanu eksere minhum ve eşedde kuvveten ve asaren fil ardı fema agna anhum ma kanu yeksibun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | efelem | ||
| 2 | yesiru | gezip dolaşmadılar mı? | سير |
| 3 | fi | ||
| 4 | l-erdi | yeryüzünde | ارض |
| 5 | fe yenzuru | görsünler | نظر |
| 6 | keyfe | nasıl | كيف |
| 7 | kane | olduğunu | كون |
| 8 | aakibetu | sonunun | عقب |
| 9 | ellezine | kimselerin | |
| 10 | min | ||
| 11 | kablihim | kendilerinden önceki | قبل |
| 12 | kanu | onlar idiler | كون |
| 13 | eksera | daha çok | كثر |
| 14 | minhum | bunlardan | |
| 15 | ve eşedde | ve daha şiddetli | شدد |
| 16 | kuvveten | kuvvet bakımından | قوي |
| 17 | ve asaran | ve eserleri bakımından | اثر |
| 18 | fi | ||
| 19 | l-erdi | yeryüzündeki | ارض |
| 20 | fema | ama hiçbir | |
| 21 | egna | yarar sağlamadı | غني |
| 22 | anhum | kendilerine | |
| 23 | ma | şeyler | |
| 24 | kanu | oldukları | كون |
| 25 | yeksibune | kazanıyor(lar) | كسب |
Mümin 44. sohbet (79-81.ayet)
MÜMİN 79 :
Hem binesiniz hem de yiyesiniz diye en’amı (koyun, keçi, sığır ve deveyi) sizin için yaratan Allah’tır.
اَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَنْعَامَ لِتَرْكَبُوا مِنْهَا وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۘ
Allahullezi ceale lekumul en’ame li terkebu minha ve minha te’kulun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | allahu | Allah | |
| 2 | llezi | O’dur ki | |
| 3 | ceale | yarattı | جعل |
| 4 | lekumu | size | |
| 5 | l-en’aame | hayvanları | نعم |
| 6 | literkebu | binmeniz için | ركب |
| 7 | minha | kimine | |
| 8 | ve minha | ve kiminden | |
| 9 | te’kulune | yemeniz için | اكل |
MÜMİN 80 :
Onlarda yararlanacağınız çok şeyler vardır; üstlerinden ihtiyaçlarınızı karşılar, hem onlarla hem de gemilerle taşınırsınız.
وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِـعُ وَلِتَبْلُغُوا عَلَيْهَا حَاجَةً ف۪ي صُدُورِكُمْ وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَۜ
Ve lekum fiha menafiu ve li teblugu aleyha haceten fi sudurikum ve aleyha ve alel fulki tuhmelun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | velekum | ve sizin için vardır | |
| 2 | fiha | onlarda | |
| 3 | menafiu | faydalar | نفع |
| 4 | veliteblugu | erersiniz | بلغ |
| 5 | aleyha | onların üstünde | |
| 6 | haceten | arzuya | حوج |
| 7 | fi | ||
| 8 | sudurikum | gönüllerinizdeki | صدر |
| 9 | ve aleyha | ve onların üstünde | |
| 10 | ve ala | ve üstünde | |
| 11 | l-fulki | gemilerin | فلك |
| 12 | tuhmelune | taşınırsınız | حمل |
MÜMİM 81 :
O, size ayetlerini gösteriyor. Allah’ın ayetlerinden hangisini iNKAR ediyorsunuz ?
وَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ۗ فَاَيَّ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُنْكِرُونَ
Ve yurikum ayatihi fe eyye ayatillahi tunkirun.
- Kelimeler
Mümin 43. sohbet (77-78. ayet)
MÜMİN 77:
Sen sabret! Şüphesiz Allah’ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de (ya da göstermeden önce) seni vefat ettirsek de, sonunda onlar bize döndürüleceklerdir.
فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
Fasbir inne va’dallahi hakk, fe imma nuriyenneke ba’dallezi neıduhum ev neteveffeyenneke fe ileyna yurceun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | fesbir | artık sabret | صبر |
| 2 | inne | şüphesiz | |
| 3 | vea’de | va’di (sözü) | وعد |
| 4 | llahi | Allah’ın | |
| 5 | hakkun | gerçektir | حقق |
| 6 | fe imma | ya | |
| 7 | nuriyenneke | sana gösteririz | راي |
| 8 | bea’de | bir kısmını | بعض |
| 9 | llezi | şeylerin | |
| 10 | neiduhum | onları tehdidettiğimiz | وعد |
| 11 | ev | yahut | |
| 12 | neteveffeyenneke | seni vefat ettiririz | وفي |
| 13 | feileyna | sonunda bize | |
| 14 | yurceune | döndürüleceklerdir | رجع |
MÜMİN 78:
Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar.
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلاً مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَۜ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِـاِذْنِ اللّٰهِۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ۟
Ve lekad erselna rusulen min kablike minhum men kasasna aleyke ve minhum men lem naksus aleyk, ve ma kane li resulin en ye’tiye bi ayetin illa bi iznillah, fe iza cae emrullahi kudıye bil hakkı ve hasire hunalikel mubtılun.
- Kelimeler
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve andolsun | |
| 2 | erselna | biz gönderdik | رسل |
| 3 | rusulen | elçiler | رسل |
| 4 | min | ||
| 5 | kablike | senden önce de | قبل |
| 6 | minhum | onlardan | |
| 7 | men | kimini | |
| 8 | kasasna | anlattık | قصص |
| 9 | aleyke | sana | |
| 10 | ve minhum | ve onlardan | |
| 11 | men | kimini | |
| 12 | lem | ||
| 13 | neksus | anlatmadık | قصص |
| 14 | aleyke | sana | |
| 15 | ve ma | ve değildir | |
| 16 | kane | mümkün | كون |
| 17 | lirasulin | hiçbir elçinin | رسل |
| 18 | en | ||
| 19 | ye’tiye | getirmesi | اتي |
| 20 | biayetin | bir mu’cize | ايي |
| 21 | illa | dışında | |
| 22 | biizni | izni | اذن |
| 23 | llahi | Allah’ın | |
| 24 | feiza | zaman | |
| 25 | ca’e | geldiği | جيا |
| 26 | emru | emri | امر |
| 27 | llahi | Allah’ın | |
| 28 | kudiye | yerine getirilir | قضي |
| 29 | bil-hakki | hak ile | حقق |
| 30 | ve hasira | ve hüsrana uğrarlar | خسر |
| 31 | hunalike | orada | |
| 32 | l-mubtilune | boşa çıkarmağa uğraşanlar | بطل |
