FATIR (8.Sohbet) 10-11-12.Ayetler#

SOHBETİ DİNLE :


 SOHBETİ MP3 OLARAK DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN ALTERNATİF LİNK:

https://yadi.sk/d/5ardXxnLoqS9J


 

مَن كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُوْلَئِكَ هُوَ يَبُورُ

Men kâne yurîdul izzete fe lillâhil izzetu cemîâ(cemîan), ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuhu, vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîdun, ve mekru ulâike huve yebûr(yebûru).

1. men : kim, kimse
2. kâne : oldu
3. yurîdu : istiyor
4. el izzete : izzet
5. fe : artık
6. li allâhi : Allah’a ait
7. el izzetu : izzet
8. cemîan : hepsi, bütün, tamamen
9. ileyhi : sizi
10 yes’adu : yükselir, erişir
11 el kelimu : söz, kelime
12 et tayyibu : temiz, güzel
13 ve el amelu es sâlihu : ve salih amel  yaptı
14 yerfeu-hu : onu yükseltir
15 ve ellezîne : ve onlar
16 yemkurûne : hile yaparlar, tuzak kurarlar
17 es seyyiâti : kötülükler, günahlar
18 lehum : onlara, onlar için vardır
19 azâbun : azap
21 şedîdun : şiddetli
21 ve mekru : ve hile, düzen
22 ulâike : işte onlar
23 huve : o
yebûru : helâk olur, boşa gider

Kim izzet istediyse, işte izzet tamamen Allah’a aittir. Güzel kelimeler (sözler), O’na erişir. Onu da, salih amel yükseltir. Kötülüklerle tuzak kuranlar; onlar için şiddetli azap vardır. Ve onların tuzakları boşa gider.


FATIR 11:

وَاللَّهُ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ أَزْوَاجًا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ وَمَا يُعَمَّرُ مِن مُّعَمَّرٍ وَلَا يُنقَصُ مِنْ عُمُرِهِ إِلَّا فِي كِتَابٍ إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ

Vallâhu halakakum min turâbin summe min nutfetin summe cealekum ezvâcâ(ezvâcen), ve mâ tahmilu min unsâ ve lâ tedau illâ bi ilmihî, ve mâ yuammeru min muammerin ve lâ yunkasu min umurihî illâ fî kitâbin, inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).

vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
halaka-kum : sizi yarattı
min turâbin : topraktan
summe : sonra
min nutfetin : bir nutfeden
summe : sonra
ceale-kum : sizi kıldı
ezvâcen : eşler, zevceler
ve mâ tahmilu : ve yüklenmez, gebe kalmaz
min unsâ : kadın(dan)
ve lâ tedau : ve doğum yapmaz
illâ : ancak, den başka, olmaksızın
bi : ile
ilmi-hi : onun ilmi
ve mâ yuammeru : ve ömür verilmez, ömrü uzatılmaz
min muammerin : ömür verilen bir kimseden
ve lâ yunkasu : ve eksiltilmez, kısaltılmaz
min umuri-hi : onun ömründen
illâ : ancak, den başka, dışında
: içinde, de
kitâbin : kitap
inne : muhakkak
zâlike : işte bu
alâllâhi (alâ allâhi) : Allah’a, Allah için
yesîrun : kolay

 Ve Allah sizi topraktan yarattı. Sonra bir nutfeden. Sonra (da) sizi çiftler kıldı. O’nun ilmi olmaksızın bir kadın yüklenemez (hamile kalamaz) ve doğum yapamaz. Ömür verilen bir kimsenin ömrü kitapta olanın dışında uzatılmaz veya onun ömründen eksiltilmez. Muhakkak ki bu, Allah için çok kolaydır.


FATIR 12:

وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَائِغٌ شَرَابُهُ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَمِن كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ فِيهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Ve mâ yestevîl bahrâni hâzâ azbun furâtun sâigun şerâbuhu ve hâzâ milhun ucâcun, ve min kullin te’kulûne lahmen tariyyen ve testahricûne hilyeten telbesûnehâ, ve terâl fulke fîhi mevâhira li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).

ve mâ yestevî : ve musavi olmaz, eşit olmaz
el bahrâni : iki deniz
hâzâ : bu
azbun : lezzetli, tatlı
furâtun : tatlı, susuzluğu gideren
sâigun : boğazdan kolay geçen, içimi kolay
şerâbu-hu : onun içimi
ve hâzâ : ve bu
milhun : tuzlu
ucâcun : acı
ve min kullin : ve hepsinden
te’kulûne : yersiniz
lahmen : et
tariyyen : taze
ve testahricûne : ve çıkarırsınız
hilyeten : süs eşyaları
telbesûne-hâ : onu takarsınız
ve terâ : ve görürsün
el fulke : gemi(ler)
 fihi : onun içinde, orada
mevâhire : yarıp giden
li tebtegû : aramanız, talep etmeniz için
min fadli-hi : onun fazlından
ve lealle-kum : ve umulur ki siz
teşkurûne : şükredersiniz

 Ve iki deniz müsavi (eşit) olamaz. Bu lezzetli, tatlıdır. Susuzluğu gideren, içimi kolay olandır. Ve bu (diğeri) tuzludur, acıdır. Hepsinden taze et yersiniz. Ve giyeceğiniz (takacağınız) süs eşyası (inci, mercan) çıkarırsınız. Ve onun fazlından istemeniz için onda (suyu) yarıp giden gemiler görürsünüz. Umulur ki böylece şükredersiniz.


SOHBETİN YAZILI METNİ

Fatır Suresi (8. Sohbet) 10-12. Ayetler

Evet arkadaşlar

Fatır suresinin 10. Ayetinden itibaren devam ediyoruz.

Geçen hafta yarım kalmıştı devam edeceğiz inşallah.

Ne diyordu? Kim izzet isterse, izzetin tamamı Allah’ındır. Hoş sözler ona ulaşır onu da salih ameller yükseltir. Kötü mekirler (mekr, hile, tuzak) kuranlar için onlara çok şiddetli azaplar vardır. Onların kurdukları tuzaklar kendilerini mahveder. Burada hatta başından alalım, yarısına kadar geldik ama konu bütünlüğü için baştan alalım.

Men kâne, men orda şarttı.

Men kâne yurîdul bakın burada men yuridu demiyor.  Yani kim isterse, talep ederse değil. Kim izzet istiyor idi ise ya da kim izzet isteme durumunda olursa yani geçmişi ve anı kapsayan bir ifade.

Ne isterse?

İzzet isterse. şimdi izzeti kendi aramızda konuştuk. Bazı kitaplarda güç kuvvet gibi ifadeler olmuştu ama izzet Allahu Teâlâ’nın el-aziz esması vardı. Geçen hafta söylediğimiz gibi bu aziz esması, kullarından istediğine veriyor. Onları izzet sahibi kılıyor. Hani “ey aziz İstanbul” deniyor ya, ya da “su gibi aziz ol” deniyor. Ya da Hristiyanlarda sent Saint yazılıyor, Saint Joseph gibi ifadeler var. Aziz manasına geliyor çevriminde, yani ona yakın bir ifade. İzzet sahibi manasına geliyor. Mesela bir evliyaullah tada en fazla tecelli eden Esmalardan biriside el-aziz esması. Bir manası da mağlup edilemeyen yani izzeti öyle yüksek ki, mağlup edilemeyen galebe çalınamayan manalarına da geliyor. Aynı zamanda da dünya kullanımıyla şerefli, seçkin, elit manalarına gelebiliyor. Yanlış kullanım olarak söylüyorum. İnsanların talepleri doğrultusunda.

Yani diyor ki sen izzet mi istiyorsun?

Yani öyle misin? Öyle miydin?

Hali hazırda onumu istiyorsun kendinde?

Bu kimse kendinde izzet görmesin. o öyle bütünüyle bir kere Allah’a aittir.

Lillah diyor ya Allah’a aittir. Aynen şey gibi elhamdülillah gibi, hamd kişilerde, nesnelerde, mahlûkatlar da öyle övülebilir. Ama ne diyor “asıl bütünüyle, tamamıyla hamd Allah’a mahsustur, Allah’a aittir” de olduğu gibide burada da felillah derken de işte o izzet tamamıyla Allah’a mahsustur başka bir ayette vardı, ne diyordu?

İzzet aynı zamanda peygamberlere ve müminlere de aittir. Derken de ifade edilen ne? El-aziz ismiyle izzet Allah’ın şahsındadır.

Fakat el-muiz esmasıyla da o izzeti başkalarına verir. El-muiz ne demek? İzzet sahibi yapar manasına da geliyor. İşte o Allaha, resule ve müminlere ait derken Allah dışındaki o iki ifade el-muiz esmasının tecellisine sahip olandır. Ama buradaki özel ifadesiyle el-aziz olan Allaha mahsustur. Ancak Allah’ın ikramıyla bir insan izzetlenebilir. Peki, sende öyle mi olmak istiyorsun. Şimdi burada, bir soru gibi bir şey var. Ne diyor?

İleyhi yas’adul kelimut tayyibu  (اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ )hoş sözler, güzel sözler, tayyip denilen şeyler Allah’a vasıl olur. Yani sende mi öyle olmak istiyorsun, sende Allah’ın izzetlendirdiği gibi izzetli mi olmak istiyorsun? O zaman güzel kelimeler üret, güzel kelimeler söyle, güzel kelimeye tabi ol, kelimeyi tayyibe denilen. Çünkü onlar ancak izzet sahibi olan Allah’a ulaşır. Yani burada nasıl izzet sahibi olunmaya namzet olunacağının da ifadesi var. Onu da diyor. Yani sadece üretmekle, düşünmekle kalma. Onu da yükselten bir mekanizma var. Allah’a yükselmesi gerekiyor, ref olması gerekiyor, el-ali(el-aliyy) olan yukarda olan Allah’a ulviyet sahibi olan Allah’ ada bunun ulaşması gerekiyor. Bunu da senin salih amellerin ulaştıracak. Yani bakın, güzel kelimeler varlığı sebebiyle Allah’a ulaşır, vasıl olur doğru fakat insan boyutunda bunu söyledin, bu kâfi değil. Bu ne olacak, bunu yükseltecek mekanizma var. Buda salih amel.

âmenû ve amilûs sâlihâti (Kehf 107 ve Fatır 7. Ayetten) denilen mekanizma işte bu imandan sonra o imanın gerektirdiği şeyler yapmak. Yani sadece iman yeterli değil. Zaten yukarda önceki ayetlerde vardı. Hatırlar mısınız? 7. Ayette Ellezîne keferû diyordu. Yani küfür etmek yekirdi, ona ait kötü amel işlemeyi gerekli görmemişti 7. ayette fakat diğeri nasıl?

vellezîne âmenû ve amilus sâlihâti diyordu. Burada rabbim amentüyü yeterli görmüyor, imanı yeterli görmüyor. Bunu salih amelle destekleyeceksin diyordu. işte bu Müslümanların üzerine olan bir yükümlülük  fakat küfrün tehlikesi ne?  Küfür ettiğin zaman iş bitiyor.  Şimdi burdan ikinci kısmına geçmeden bir iki şey daha söyleyeceğim. Bakın orda güzel kelimeler demiyor güzel kelime diyor. Tekil ifade var orda. El kelimu et tayyip kelimeler demiyor. Bunun sebebi şu arkadaşlar.

En güzel kelime nedir bu tasavvuf kitaplarında geçiyor  LA İLAHE İLLALLAH (لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ ) demektir. Bu peygamberimiz(SAV) hadislerinde de geçiyor. En güzel kelime LA İLAHE İLLALLAH tır. Onun altında bir sürü teferruatlandıracağımız hiyerarşik silsileye uygun aşağı doğru kelimeler var. Bu kelimelerin ise kitap sallaşmış hali de kuran-ı kerimdir. Şimdi dedik ya Kuran’ın tefsiri yine Kuran’dır. Bunlar bana şeyi hatırlattı. İbrahim suresindeki bazı ayetleri hatırlattı. Onu getirdim size. 23-24-25-26 ve 27. Ayetler, bu sanki burayı anlatıyor gibi geldi. Ben size Türkçe meallerini söyleyeyim.

İman edip salih amel işleyenler ise altından ırmaklar akan cennetlere konulmuşlardır. Rablerinin izniyle orda muhallet (sürekli, daim) olarak kalacaklardır. Tahıyyeleri orda selamdır.(23)

Burada bir giriş yapıyor. Amenû ve amilûs sâlihâti belirtiyor rabbim gördün ya Allah nasıl bir temsil yaptı. Bakın hoş bir kelimeyi nasıl bir misalle açıklıyor rabbim. Burada kelimeten tayyibeten olarak geçiyor. Aynı ifade. hoş bir ağaç gibi ki yani tayyip bir ağaç gibi ki kökü sabit yerde sabit dalı da semada.(24)

Meyvelerini rabbinin izni ile her daim verir. Allah insanlara böyle temsiller yapar ki kavrayıp düşünürler.(25)

Habis bir kelimenin bunun zıttı. Temsili de habis bir ağaç gibidir ki üstünde bir kararı onun yoktur.(26)

Allah iman edenleri hem dünyada hem ahirette sabit söz ile tespit buyurur.  Haksızlık edenleri ise şaşırtır. Ve Allah ne dilerse yapar.(27)

Şimdi burası bu ayetlerin izahı gibi. Şimdi bu ayetleri ben çok önemsiyorum bu 24-25. ci ayetleri hoş bir kelimeyi hoş bir ağaca benzetmiş. Yani diyor ki: siz kelimeyi tayyibe olan la ilahe illallah ‘ı çok iyi anlarsanız. Ve bunu yaşarsanız Kuran’la da iştigal olursanız yani Allahu Teâlâ’ yla her daim izniyle aynı kökü yerde sabit yani şer-i gerçek hakikat unsurlarına dayanan, göğü ise semaya yani yüksekliklere varan bir ağaç gibi sizi her konuda kuran ayetleri ile bunu açıklayan, bir sistemi nasip edecektir. Sizde bu şekilde tayyip bir söz olarak aklınıza getirecektir. Siz de zor olan şeyleri Allah’ın izniyle söyleyeceksiniz diyor. Yani kuran sizde bir ağaç gibi yeşerirse sürekli olarak Kuran’ı şeylerle ilgili ifadeleriniz olacak ve bunları her türlü olayı kuranla izah edebileceksiniz.

Mesela geçen şeyi okudum ben fiziksel konulara meraklıyım. entropi denilen bir konu var. Onunla ilgili bir vakayı okuyorum. ya sürekli aklıma ayet hadis geliyor ama bunu açıklıyor, aa şunu açıklıyor, diye sürekli, yıllarca Kuran’la düşünme mekanizması olunca yeni okuduğunuz bir konuda da sürekli yemişini veriyor size. Âmâ bununda temeli en yukarda LA İLAHE İLLALLAH kelimeyi tayyibe deyince la ilahe illallah kelimeyi tayyibe, tevhid ve bunun la ilgili sizin amelleriniz de demek ki izzet katacak bir unsurmuş.

Devam edelim şimdide 2. Zıttı şey yapıyor bu Kuran’ın içinde Allahu Teâlâ’nın çok kullandığı metot önce 1. Grubu anlatıyor sonrada diğer grubu anlatıyor 1. Grubu anlattı şimdi 2. Grubu anlatıyor mealine tekrar girelim.

Kötü mekir kuranlar için ise onlara gelince onlara çok şiddetli bir azap vardır.

Vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîd,

Seyyie kötü demek hani Allah seyyielerini affetsin diyoruz ya, kötü manaya geliyor yukardaki tayyibin zıttı.

Lehum azâbun şedîd, onlar için vardır. Ne vardır? Bir azap vardır. Nasıl bir azap? Şedid sıfat olarak gelmiş. Şedid şiddetli, sürekli olan bir azap vardır. Buda yukarının zıttı olan iyi olanların zıttı bir grup yani şöyle diyor. Allahu Teâlâ izzeti Allah’ta görmeyenler kibirleri sebebiyle asıl güzel kelime olan la ilahe illallah’ı reddetmek sebebiyle hedeflerine ulaşmak için kötü mekirler kuracaklardır. Şimdi izzeti Allah’ta görmüyorlar ya kendilerinde ve yanlış mekanizmalarda görüyorlar.  Yanlış taptıkları ilahlarında görüyorlar bu izzeti ya da görmek istiyorlar. O yüzden ne yapacaklar, en tayyip kelime olan la ilahe illallah’ı yani bütün gücün, kudretin Allah’ta oluğunu ondan başka ilah olmadığı mekanizmayı kelimeyi tayyibi reddetmek durumundalar.

Şimdi yukarda da garre vardı ya hani, kişinin zaafları vardı, şeytanda o garrelerinden dolayı yaklaşıyordu. İçinde bulunan zaafları vardı. Burada kendilerinde bulunan garrelerin sebebiyle de buna müsait bir hale geliyorlar. Mekir ne demek biliyor musunuz? Mekir tuzak demek yani hem kendilerini hem de başkalarını tuzağa düşürecek hal ve hareketler içerisinde bulunuyorlar.

Şimdi en büyük mekir kurucu kim?

Allah.

Fakat seyiie ediyor ya kötü mekir kurucu kim?

-Şeytandır.

Yukarda da zaten dikkat edin sizi kandırıcılar kandırmasın derken bir işaret var. Demek ki şeytanın kurduğu tuzakların mekanizmalarından biriside, insanda gizli olan izzetli olmak, şerefli olmak, elit olmak, seçkin olmak, duygusu var. Bunu kullanarak ona Allah’ ın mekanizmaları dışında başka mekanizmalara göndererek ama tuzak kurarak, yönlendirerek,  ayaklarını kaydırıyor.

Ama tekrar söylüyorum hep aynı şeyi söylüyorum sebep kişinin kendisi, kendi zaafları, kendi nefsindeki zaaflar, şeytan bunları kullanıyor,

Yoksa bakın cehenneme nefis gitmezdi.  Allah zalim mi? Eğer bütün suç şeytanda olsaydı, nefis cehenneme giderek azap görmezdi. Ne diyor?

Nefsinize zulüm etmeyin yani şeytanın şeylerine kapılarak nefsinize zulmetmeyin ama Allah zalim mi ki suçsuz olan nefsi cehennemde azap ettiriyor. Demek ki onunda şeyi var onunda marazı işte gecen hafta işlediğimiz gibi şeytanın garresi ile ayağını kaydırdığı mekanizma ki ebedilerden olmak ve tükenmez mülke sahip olmak işte bunların alt kademelerinden olan izzetli ve şerefli olmak durumu da nefsin dolayısıyla kişinin marazlarından ki şeytan o kötü mekiri ile onları kandırıyor. Ama gerek şeytan, gerek onun ehlinden olan bu insanda olabilir.  Nas suresinde hatırlıyor musunuz?

Minel cinneti ven nâs. (مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ )  diyor

Cinlerden ve insanlardan olan mekir kurucularda aynı şeytanlaşmış insan deniyor ya onlarda mekir kuruyorlar. Kendileri kapılmışlar o yola başkalarını da o şekilde tuzak kurarak, bugün günümüzde inanılmaz mekanizmalar var. onların derinlerine girmeyeceğim kandırmaya çalışıyorlar.

Allahu Teâlâ diyor ki;

“ Onlar için şedid bir azap vardır.”

Hem bu dünyada, hemde ahirette bir azap vardır. lakin ikinci kısma bakın ne diyor ikinci kısmında:

Ve mekru ulâike huve yebûr.  (وَمَكْرُ اُولٰئِكَ هُوَ يَبُورُ )

“Onların kurdukları tuzaklar kendilerini mahveder, kendilerine döner.”

Şimdi işte tuzak kurucuların en hayırlısı Allah derken de, Allah ta. Şimdi Allah’ı kandırmaya çalışıyorlar. Allah’ın sistemine mekir kurmaya çalışıyorlar. Fakat Allah izzet sahibi ya el-aziz esmasının da bir manası mağlup edilemeyen galip manası var el-aziz de izzet sahibi Allah ya, bakın bir ayetinin içerisinde ne kadar döngüyü güzel kurmuş izzet sahibi olan Allah’a izzet kelimesinin içerisinde el-aziz kelimesinin içerisinde mağlup edilemeyen var ya güya mekir sahipleri kötü mekir kurarak atledecekler ya sistemi alt etmeye çalışacaklar ya, diyor ki Allahu Teâlâ “bu kendine döner”

Neden?

çünkü Allah mağlup edilemez. Manasındaki izzet kısmıyla da o mekirler bir şekilde kendine dönecektir. İşte Allah mekir kuranların, tuzak kuranların en hayırlısı derken de bu var.

Yani Allahu Teâlâ bir kişinin ayağını kaydırmak için (burası yanlış anlaşılıyor)

 mekir kurmuyor.

 Mekir kuranlara mekir kuruyor.

 Hani ava giden avlanır diye bir şey var ya bu şekilde de onu izah ediyor.

Peki, bu ikinci kısımda hangi esma tecelli ediyor. Ayetin birinci, kısmında el- muiz izzet sahibi kılan, kişiyi izzetlendiren esma hâkimdi. İkinci kısımda ise ne var. El-muzil esması giriyor azizin tersi zillettir.

Zelil muzil de zelil eden yani ortayı düşünün ortadan yukarı çıkan izzet, aşağı inen zelil sahibi oluyor. İşte Allah’ta kendi kurdukları tuzağı kendi başlarına çevirmekle de kişileri zelil ediyor, burada da el-muzil esması devreye giriyor.

Burası herhâlde anlaşıldı. Konu çok teferruata girilebilir. Ama girmiyorum ilerlemek adına 11. Ayete geçelim inş.

“Vallâhu halegakum min turâbin summe min nutfetin summe cealekum ezvâcâ, ve mâ tahmilu min unsâ ve lâ tedau illâ biılmih, ve mâ yuammeru min muammeriv ve lâ yungasu min umurihî illâ fî kitâb, inne zâlike alallâhi yesîr.”

(~~35.11~
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجًا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِهٖ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهٖ اِلَّا فٖى كِتَابٍ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسٖيرٌ )

“ Allah sizi bir topraktan yarattı sonra nutfeden, sonra sizi çiftler haline getirmiştir. onun ilmi olmaksızın ne bir dişi gebe kalabilir nede doğurur, bir yaşlıya ömür vermek de, ömründen eksiltmek de mutlaka bir kitaptadır, bu da şüphe yok ki o Allah’a göre kolaydır.”(FATIR 35,11)

Biraz kelime kelime açıklıyalım. şimdi Allahu Teâlâ bu şeyde sistemi anlatıyor.

“Vallâhu halegakum” Allah sizi yarattı. nerden yarattı?

”Min turâbin” topraktan yarattı.

Şimdi burada Arapça ile ilgili bir iki şey daha söylemeliyim va (وَ )   başlangıç harfi yemin değil burada. burada isim cümlesi gelmiş yani halegakümüllahu min türab da gelebilirdi. Fakat “Vallâhu halegakum min turâbin” demesi isim cümlesi kullanması burada Allah kelimesine vurgu yani sizi topraktan yaratan Allah’tır Allah. Yani burada şöyle bir cümle yani sizi topraktan yaratan Allah’tır Allah. Başka birisi değil manası da var. Arapçada aklınızda olsun bir kelime ne kadar önce söylenirse onda o kadar vurgu vardır. Eğer halegakümüllahu 0lsaydı, Allah sizi yarattı, yaratmaya vurgu vardı ama burada siz yaratılmadınız mı?  Hem de topraktan yaratıldınız. Bunu yapan Allah’ tır hani yukardaki izzete vurgu yapıyor izzet sahibi kılacak sizi izzetli yapacak odur,

Bakın izzet yukarı doğru bir ifade ya turab ta, toprak aşağı bir ifade topraktan yarattı yani sizin değer vermediğiniz, çiğnediğiniz alçakta olan, hani şeytanın kendisi ateşten yaratılması sebebiyle üstün gördüğü topraktan yarattı

Sümme daha sonrada aradan bayağı zaman geçtiğini ifade eder.

Min nutfe; bakın ne alaka. Şimdi topraktan yaratıldığımızın biz farkında mıyız?

Değiliz.

Ama nutfeden (meniden) yaratıldığımızın biz farkındayız.

Demek ki topraktan yaratılma durumu insanın genel, insana ait bir ifade Hz. Âdem’den başlayan bir ifade. Bak sümme demesi bu kadar aradan şeyler geçtikten sonra dünya sistemini kastediyor. Burada bir nutfe sistemine bağlı. Haleka genel anlamda yaratmayı ifade etmekle beraber bir sistematik yaratmayı da ifade ediyor. Yani anne karnında erkek ve dişi organlarının bir araya gelmesiyle oluşan oluşumda.

Tabi ki Allah’ın aracısız bir yaratmasıdır. Lakin Allahu Teâlâ’nın bunu bir sisteme sünnetullaha koymasıyla beraber yaratması da yani sistemle yaratmakta halega fiiliyle kuranda ifade ediliyor. İşte nutfedilmesiyle beraber bu dünyadaki bir sistematiğe konulmuş yaratmayı temsil ediyor.

Sümme bir ifade daha var burada.

Cealekum size kıldı, yaptı, etti, yarattı manasına da gelebiliyor.

Ama tam değil burada ezvacen, ezvac çiftler demek. Hani zevce var ya bir çorabın diğer tekide çift manasına da sizi çiftler olarak yarattı. şimdi burada şu manada var. Yani kadın ve erkek olarak yarattı manası da var. Zevce olayı aslında bunun kastedilmediğiyle ilgili şu var.  Asıl çift olarak yaratılma Hz. Âdem ve Havva ya ait. Yani bu sıralamada şöyle olsa sizi topraktan yarattı sonra sizi çiftler haline getirdi sonra nutfe olsaydı yani burada dişilik erkekliğe daha fazla vurgu manasında Âdem ve Havva vurgusu daha uygun olabilirdi fakat burada sıralamanın değişmiş olması çift mekanizmasına dikkat çekmekte.

Burada Ahmet hulusi’nin mealinde bir ifade hoşuma gitti. bunu önceki sohbetten hatırlayanlar vardır. İkili sarmal halinde yarattı diyor. Dna, orda buna bir işaret olduğunun bir ifadesi var. bende katılıyorum.

Şöyle ki elbette ki dişiyle erkekli bir sistemden bahsediliyor ki sonra zaten onun ilmi olmaksızın ne bir dişi doğurur ne de gebe kalabilir derken erkekli dişili bir sistemi söylüyor doğru fakat teferruatına girdiğimizde rabbim bur da bir ilim yüklemesi de, gizli bir ilim yüklemesi koyduğunu da görüyoruz. Burada hatırlıyor musunuz?

Secde suresini işlerken, 8. Ayet ve 7. Ayete bakarsanız.

(Summe ceale neslehû min sulâletim mim mâim mehîn.
(~~32.8~
ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَاءٍ مَهٖينٍ )

“O yarattığı her şeyi güzel yapan. İnsanı da çamurdan yaratmaya başlayandır.”

Bak muhteşem, işte bir ayet diğerine ne kadar tesir ediyor. Bak başlayandır diyor. Çamurdan yaratmaya başlayandır burada haleka esmasının da hem direk olarak yaratma hem de sistemsel yaratmaya çok güzel bir işaret var. Bak “min tin” diyor çamurdan diyor aynı işlemekte olduğumuz ayetteki gibi sümme daha sonra yine arada bir mesafe var.

Ceale neslehu onun neslini kıldı, yaptı bir sülaleden yaptı. mim maim mehin, mehin sizin değer vermediğiniz, attığınız, kerih gördüğünüz. Demi herkes kerih görür o sıvıyı aynı toprağı örnek veriyor. Bir sıvıdan yaptı diyor ama diyor ki sizin kerih gördüğünüz iğrendiğiniz beğenmediğiniz şey içinde ne var diyor, bak onun içerisinde bir sülale var. Bu sülale Türkçede nesil manasına da kullanılmış sülale manasına neslin oluştuğu mekanizma olarak ta kullanılmış.

Bu ayeti işlerken yıllar evvel ben birşey demiştim. Ben bunun kökünü araştırdım, selele kelimesinden geliyor. silsile kelimesi ile bu aynı köktenmiş silsile, silsile ne oluyo birbirini takip eden şeyler bu arapça ne oluyor biliyor musunuz? Dizilere silsile deniyor yani zincir, dizilim yani zincir. Zincir Arapçada silsile manasına geliyor.

İki kelimenin birleştiği yeri düşündüğünde şu var dna var ya nutfenin (meni ) nin içerisinde olan biliyorsunuz. Spermler var, spermlerin içinde ne taşınıyor? biz biliyoruz ki genetik şifre taşınıyor. Kromozomlar taşınıyor biliyorsunuz. Kromozomların içinde deoksiribo nükleik asit dna var. Dna nın yapısıda zincir sarmal yapıdır. Buradan rabbim işte bunu o zamanlarda bilinmesi mümkün değildi, bu sizin değersiz gibi gördüğünüz meninin içinde sizin neslinizi oluşturacak denetim, aktarım mekanizması olan bir mekanizma var derken de işte bunu işaret ediyor. Bugün ki ayette de  cealeküm  ezvacen derken de, çift çift  yarattı derken de, bakın ne dedik DNA nın yapısı ikili sarmal yapı işte ikili sarmal yapı dada, rabbim burada kelimelerin içerisinde ancak bugünkü ilim seviyesiyle anlayabileceğimiz işareti de koymuş eğer bu manada  bakılırsa Kuran’a daha içinde ne derinlikler olacağı bir hazine yani bunun böyle olduğunu bir değerlendirmesi bir ispatı gibi devam eden ayetlerde var.

vema tahmilu ne? Hamile kalabilir. Kökü ne bunun, tahmilu nun hamilenin hamele hamal, taşımak yani yük yüklenmek Hz. Havva’nın yeryüzüne indirilmesiyle beraber hamile kalmasına rabbim bir yük yüklendi diyor. Bakın yüklendiğine eğer, eşlerin birleşmesinden dolayı meydana gelen şeyi yüklediyse, o hafif kalır. Ama Allah’ın yaratma sistemini yükleniyor. Biliyorsunuz daha sonrada ruh üfleniyor. Taşıdığı şeyin önemine ima var orda.

Vema tahmilu neyi yüklenir? Nisa kadın ve lâ tedau nede o yükünü bırakır. Yani bu kitaplar ne geçiyor önümüzdeki meallerde, doğurur ama rabbim o kadar güzel bir ifadede bulunmuş ki burada ben hayran kalıyorum. Yani ne hamile kalır nede doğurur değil derinliklerinde ne var biliyor musunuz? Allah’i bir yükü yüklenir. Yüklenmesi ile beraber yani mekanizması Allah a ait olan size değil. Yaratma mekanizması Allah a ait olan bir şey yüklenir nede onu bırakır vedaa bu şeyde geçiyor

Vevedağna anka vizrek var. Biz senin yükünü azaltmadık mı kaldırmadık mı? Yani bir hamal düşünün üzerinde ağır bir yük var. O yükü onun üzerinden alıyorsun ya işte oda vadağna fiiliyle ifade ediliyor yani yükünü kaldırmadık mı? Mekanizması ama burada günümüz Türkçesi ne diyor? Doğurmak. Ama basit bir doğurmak değil bakın hamile kalmak ve doğurmak dediğinizde kişiye çok fazla bir yük yüklüyorsunuz. Yani önem veriyorsunuz, ama bunun Allah’ta olduğunu ifade etme durumunda olduğunuzda yüklenmek ve o yükü bırakır manasına. Yani görevi bitti onun, bu mekanizmada yani yaratan Allah bizzat yaratan Allah ama bunu bir sistematiğe koymuş bunu da annenin üzerine vermiş annede o görevi Allah adına tırnak içinde yükleniyor ve o yükü de bırakıyor.

İlla ama bu fi kitaptadır bir kitaptadır hayda ne alaka.

İlla bi ilmihi bu ancak Allah’ın ilmiyledir.

Yani bir ilim doğrultusunda gerçekleşir. Şimdi bunu burada tutalım diğer kısmı açalım ilmihi ile kitabı birleştireceğiz biraz sonra.

Vema yuammeru bir ömür vermekte. Min muammir mealiyle okuyacağım

Bir yaşlıya demiş ama yaşlı değil orda. Ömür verilene ömür vermekte, devam edelim

ve lâ yungasu min umurihî  onun ömründen eksiltmekte illa fi kitab muhakkak bir kitaptadır.

Şimdi öncekini bir düşünün. Bir kadının hamile kalması da, doğurması da, bir insana ömür verilmesi de, o ömrün azaltılması da bir kitaptadır ve onun ilmiyledir.

Bakın yuammiru ne demek biliyor musunuz ömür verilmek demek. Kökü onun ömür ayn mim ve ra harfleri bu ayrıca da Türkçedeki imar var ya, imar etmek, mamur etmek, mimar, imar eden, tamir etmek, mamur etmek, imaret, hep bu kökten ömür ve imar aynı kökten olunca şu oluyor manasına hayat vermek, canlandırmak, ihya etmek, manasına geliyor. Yani mimar imar ile bir şeyi mamur ediyor. Yani ona can veriyor hayat veriyor onu diriltiyor, güzelleştiriyor. İkram yani burada da vema yuammiru bir insana, Allah ömür vermekle onu mamur ettiği canlandırdığı zaman ikram ettiği zaman min muammir muammerde ismi mefhur burada ömür verilene ömür verdirdiğinde burada bakın ifadeler çok değişecek.

Ve lâ yungasu min umurihî ,

Ve ömründen de eksiltmesi de ancak bir ilim iledir. Ve de buda kitaptadır. Bakın klasik manada ne var. Herkesin eceli bellidir. Ne azalır, ne artar doğru bu ayettir fakat Allahu Teâlâ burada kader inancıyla bir ömrün artabileceğinin de azalabileceğinin de işaretini veriyor. Ömür verilmişe bir ömür verme bir arttırma bu ekstra bir arttırma öbürü de bakın yunkasu diyor ya.  Burada da noksanlaştırma bu fiilin aslı noksanlaştırma yani azaltma demek ki ömür sabit  bir şey değil ki zaten biz bunu  hadislerden biliyoruz. Peygamber efendimiz SAV sayıyor şunlar, şunlar, şunlar ömrü arttırır diyor. Eğer anlaşıldığı gibi ömür sabit bir şey olsa uzama hadisinin hükmü ne olacak. Hee Allahu Teâlâ ezeli ve ebedi ilmiyle bir insanın ömrünü biliyor. Fakat belirli bir ilim içerisinde tırnak içinde söylüyorum ilim çerçevesinde ömrünü arttırabiliyo da azaltabiliyor da. Mesela diyor ki peygamber efendimiz SAV,  sadaka ömrü arttırır diyor ee bu nasıl bir mekanizma sadaka verdiğin zaman senin rızkın artmıyor mu? Kişide rızkını bitirmeden ölmüyor mu? Dolayısıyla ömrü artıyor. Allah’ında hoşuna gidiyor bunu arttırıyor noksanlaştırması da buna benzer bir şekilde.

İşte bunun bir ilim çerçevesinde olduğunun göstergesi de hem de illa bi ilmihi diyor ya yukarda ve illa min kitap bir kitaptadır.

Şimdi bu kitap hangi kitap levhi mahfuz

Levhi mahfuz birkaç şekilde geçiyor kuranı kerimde bir kitabu mübin olarak geçiyo, bi direk kitap olarak geçiyor, bi kitabu meknun olarak geçiyor, bi kitabun hafuz olarak geçiyor, bi imamin Mübin olarak geçiyor, bunları meraklıları araştırabilir. Birde benim çok sevdiğim ifade var. Mutaffifin suresinde dokuz ve yirminci ayetlerde geçiyor.

Kitâbum mergûm.

Hükümlerin yazılmış olduğu kitaptır. Diyor.

Bu kitabum merkum arkadaşlar hem siccin in hem de iliyyin in olduğu

Şüphesiz facirlerin kitabı siccindedir. Yani kötülük yapanların kimlerin olduğu listesi de iliyyinlerin de olduğu  bir kitaptır. bu Allahu alem biraz evvel saydığımız levhi mahfuz denilen şey.

Rabbim bunu değişik kelimelerle açıklamış ki, levhi mahfuz gizli saklı bilinmiyor ama nasıl bir mekanizması olduğu açılanıyor. Niye kitabum mergum üzerinde duruyorum bunun kökü ne biliyor musunuz?

Merkum rakam kelimesinden köken alıyor. Yani sistemin içerisinde rakamsal değerler var. Arapça da şeye ne deniyor biliyor musunuz? Dijital kelimesi rakamiyye deniyor. Yani sistem rakamlar üzerine kurulmuş matematiksel formüller üzerine kurulmuş dijital bir sistem yani formüller var içerisinde zannettiğiniz gibi her şeyin orda yazılı olduğu değil bütün ilahi formüllerin, yaratılış inceliklerinin şifrelerinin olduğu bir kitap. Yani bir ilme dayalı kitap hem sebebleri var hem de herkesin yaptıklarının aynı zamanda oraya kaydedildiği kayıtlı olduğu bir kitap bu. Ayete gelelim şimdi, Fatır’a

Onun bunların bir kitapta olması işte her şeyin bir ilme göre olduğunun göstergesi yani rabbim haşaa bir insan gibi kafasına göre şu şöyle yazdım, bunu bu böyle yazdım, olmuyor. Etken olan insan, insanın kendi tercihleri, kendi elleriyle yaptıkları Allahu Teâlâ’da ona takdir ediyor. Bu takdir etmesi bir ilme göre işte takdir edilenlerde hem geçmiştekiler hem olacaklar işte o kitapta yazılı vaziyette.

Biraz anlaşılabildi değil mi yani bu ezberleri bozan bir şey yani, bana ait değil bu, tabi ki yani sanıldığı gibi her şey olmuş bitmiş rabbim her şeyi yazmış. İnsanlar bu senaryoyu oynuyor değil, rabbim takdir etmiş bunu.

Ama rabbim ilmi formülleri anlatıyo ki siz buna göre davranırsanız. Şöyle şöyle olur diyor.

İnnezalike işte bu Allah a göre kolaydır.

Yani insana göre zor. Ama allaha göre bu ilimler bu formüller kolaydır.

Yani bu kader inancı ile ilgili şeyleri açıklarken ben şeyleri reddetmiyorum. Amentüdeki fakat bizim bildiğimizden daha farklı bir mekanizmaların olduğunu göstermek istiyorum.

Kadere fiilinin kökü neydi arkadaşlar. Ölçmek biçmek manasına geliyor.

İşte “İlla bi ilmihi ve kitabin “

Dediğinde şu var Allahu Teâlâ bir ilim yaratmış, bir formül yaratmış bu sisteme göre de takdir ediyor. Ölçüyor, biçiyor, değerlendiriyor, takdir ediyor manasına geliyor.

Bu konuları da daha evvel teferruatlı işlediğimiz için sadece işareti verdim. Kişiler bunu açabilirler, derinleştirebilirler.

  1. ayete geçelim,

Ve mâ yestevil bahrâni hâzâ azbun furâtun (وَمَا يَسْتَوِى الْبَحْرَانِ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ )

İki deniz aynı olmaz. Şu çok tatlıdır, aynı zamanda hararet kesicidir.

Sâiğun şerâbuhû, içimi kolaydır. yani boğazdan kolay geçer.

Ve hâzâ milhun ucâc,( iki şey karşılaştırılıyor) şu ise tuzludur, acıdır.

Ve min kullin teé’kulûne lahmen tariyyev, bununla birlikte her ikisinden de taze et yersiniz.

Ve testahricûne hılyeten telbesûnehâ, ve ondan zinet çıkarıp onu giyersiniz.

Ve teral fulke fihî mevâhıra, o denizi yara yara giden gemileri görürsün.

Litebteğû min fadlihî, bu Allah ın fadlın dan nasip aramanız içindir.

Ve leallekum teşkurûn. Ve de umulur ki şükür edersiniz.

Bunlar çok meşhur ayetler. Örnek vermek gerekirse kaptan custonun iman ettiğine işaret olan ayetler olarak ta onlardan biriside bu.

Vema yestevi, iki deniz bir olmaz diyor yüce rabbim.

İki deniz müsavi olmaz. Şimdi ikisini işaret ediyor rabbim. Haza diyor “ bu” demek

bu azbun furat tatlıdır, hararet keser içimide kolaydır. Diğeri de diğer denizi işaret ediyor.

Ve haza milhun diğeride tuzludur. Ve ucac ve acıdır.

Yani iki farklılığı dile getiriyor. Birisi Olumsuz özellikler gibi insan fıtratı için diğeri ise insan fıtratı için iyi özellikler olabilecek şeyler var. Ve bütün ikisi hepsinin içinden de

“teé’kulûne lahmen tariyyev” ikisinden de taze et yersiniz. Ondan aynı zamanda, ziynet çıkarılıp faydalanılacak şeylerde giyip çıkarırsınız, aynı zamanda denizinde yara yara giden gemileri görürsün aynı zamanda üstünden gidersin yani hem içinden, hem altından, hem üstünden faydalanırsınız. Bu Allah’ın fadlından nasip aramanız içindir. Olur ki şükür edersiniz. Şimdi fazla vakit kalmadı bunu teferruatlı anlatmayacağım. Allahu Teâlâ yarattıkları şeylerin içerisinden ikramları gösteriyor.

Şimdi önce bir sistemdeki şeyi gösterdi yaradılış topraktan falan şimdide senin önüne misaller getiriyor.

Denizleri görmüyor musun?

Bak diyor aynı gibi gözüken iki şey var biri tatlı, diğeri tuzlu acı. Ben seni ikisinden de menfaatlendiriyorum. İkisindende menfaatleniyorsun. Bak ben sana tatlı suda yetişen(kehf suresinde de geçer ırmaklara, nehirlere de deniz deniyor aynı zamanda) balıktan da yiyorsun, tuzlusundan da yiyorsun. İkisinden de diplerinden ziynet çıkarıyorsun. Yani inci, mercan gibi. Aynı zamanda da gemiye biniyorsun üstünden gidiyorsun. Hem nehirde gidiyorsun, hem denizden.

Bu nimetleri görmüyor musun?

Farklı farklı yarattığım halde bunların hepsi sana musahhar kılınmış.

Musahhar ne demek?

 Sahhara emrine amade kılınmış. Senin faydana verilmiş, istifadene verilmiş manasıda var.

 Bu hem Allah’ın fadlından nasibini araman için, hem de umulur ki şükür edersin diyedir.

Şimdi bundan sonra bir ayet daha var. 13. Ayette de geceyi gündüze katıyor, gündüzü geceye katıyor,  güneşi ve ayı bu sefer size musahhar kılmış derken de değişik değişik yeryüzünde misallerle de Allah kendi ilmini, ama asıl bunların senin için faydalı olacağını dile getirerek burada, hem şanını yüceltiyor, Hem de izzet verdiği insana verdiği nimetleri gösteriyor. Ama derinliklerinde daha farklı manalarda var bunların. onları inşallah Haftaya izah edeceğiz.

Allahu Teâlâ bize, izzet sahibi olan Allah’tır. Lakin kullarından dilediğine peygamberlere ve müminlere izzet verir. Bize, ona ulaşan kelimeyi tevhid, güzel sözler ve onun aşağıları olan unsurlarla ona yaklaşmayı, fakat bu boşuna olmaz. Bunun yerine gelmesi için amelussalihati ile destek verip ona ulaşmasını nasip etsin. Bunun dışındaki yollar hep şeytanın ayak kaydırıcılığına, mekirlerine müsait yollardır. Bunlara uğrayanlardan eylemesin. Çünkü onların sonucunu görüyoruz ki, Allahu Teâlâ tuzak kuranların en hayırlısı olduğu için rezil rüsva olacaklardır. Allah onlardan bizi muhafaza eylesin. Allahu Teâlâ’da her şeyi bir ilme göre yaratmıştır. Fakat asıl iş gören Allah’tır. Kendisine bu ilmini daha iyi anlayıp da ikram edilen, ömür verilen fakat bu ömrü kendisine ibadette kullukta kullanarak, avantajlı duruma getiren kullarından olmayı Allah nasip eylesin.

Sadakallahül azim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.