Ve lisuleymâner rîha ğuduvvuhâ şehruv ve ravâhuhâ şehr, ve eselnâ lehû aynel gıtr, ve minel cinni mey yağmelu beyne yedeyhi biizni rabbih, ve mey yezığ minhum an emrinâ nuzıghu min azâbis seîr.
Süleyman’a da rüzgârları (musahhar kıldık). Sabahtan zevale kadar (gidişi) bir aylık ve zevalden guruba kadar (gidişi de) bir aylık yol kadar idi. Ve onun için bakır madenini sel gibi akıttık. Ve onun önünde Rabbinin izniyle çalışan bazı cinler de var idi ve onlardan her kim Bizim emrimizden sapmış olursa ona da ateş azabından tattırmış olduk.
Yağmelûne lehû mâ yeşâu mim mehârîbe ve temâsîle ve cifânin kel cevâbi ve gudûrir râsiyât, iğmelû âle dâvûde şukrâ, ve galîlum min ıbâdiyeş şekûr.
Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. “Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın.“ Kullarımdan şükredenler azdır.
SES KAYDININ METNİ :
SEBE 9 :12.AYETTEN İTİBAREN;
Geçen Hafta Hz. Davud(a.s.) ilgili Ayetlere bakmıştık..
Aynı zamanda da devamı olan Hz. Süleyman (a.s.) ilgili ayetleri biraz ertelemiştik… ve “Şükür” konusuna girmiştik..
Şükür konusu öyle basitçe geçilecek bir konu değil!!!
Yine Bu Hafta biraz daha ele alacağım..
Çünkü geçen hafta ve bu hafta ,yan sayfadaki Sebe Kavmiyle ilgili ki Sebe Suresine isimini veren bu Ayetlerdir..
Orada özellikle “Şükür Tema”sı var..
Alimler şöyle söylemişlerdir; İman 2 ye ayrılır.. “Yarısı Sabır,Yarısı Şükür” demişler..
Sabretmek mi Zor ? Şükretmek mi Zor?
Şükretmek, Sabretmekten daha zor diye Alimler görüş bildirmişler..
Bunu tam anlayamayan insanlar : Sabır sanki daha zor ,tahammül etmek daha zor gibi algılamışlar..Ama..
Şükür şöyle ; Her yerde nimetler olduğu için,her boyutunda çok ciddi nimetler içinde kuşatıldığımız için, buna her an Şükür Modunda olmanın zorluğundan ötürü böyle demişler..
Şükür ;Daha Aktif… Daha “Eylemsel hareket”..
Sabır ;Daha Pasif… yani Sabırda “Razı olmanız” gerekiyor..
Sabır :Tahammül etmek değildir..
Hatta Tahammül etmek gibi ifade edilince ,İSYANA giden derin boyutlarda yanlışlığa gidilebiliyor..!!!!
Çünkü biz biliyoruz ki (Ayet-i Kerimeden biliyoruz ki);
Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîr(kesîrin).
Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.
Geçen gün,bir arkadaşım bir video gönderdi;
İLGİLİ VİDEO :(“Başınıza gelen musibetler kendi elinizle yaptıklarınız sebebiyledir” şura-30) ayetine göre, ihtiyar adamın bu iş başına sizce neden geldi? (gülmek/alay etmek için yayınlanmadı) yorumları yazın lütfen…
Ve legad âteynâ dâvûde minnâ fadlâ, yâ cibâlu evvibî meahûvet tayr, ve elennâ lehul hadîd.
-Şanım hakkı için Biz Dâvud’a tarafımızdan bir fazilet vermiştik. «Ey dağlar! O’nunla beraber tesbihte bulunun» (dedik). Kuşlara da (böyle emrettik). Ve onun için demiri yumuşattık.
Ve lisuleymâner rîha ğuduvvuhâ şehruv ve ravâhuhâ şehr, ve eselnâ lehû aynel gıtr, ve minel cinni mey yağmelu beyne yedeyhi biizni rabbih, ve mey yezığ minhum an emrinâ nuzıghu min azâbis seîr.
Süleyman’a da rüzgârları (musahhar kıldık). Sabahtan zevale kadar (gidişi) bir aylık ve zevalden guruba kadar (gidişi de) bir aylık yol kadar idi. Ve onun için bakır madenini sel gibi akıttık. Ve onun önünde Rabbinin izniyle çalışan bazı cinler de var idi ve onlardan her kim Bizim emrimizden sapmış olursa ona da ateş azabından tattırmış olduk.
Âmener rasûlu bimâ unzile ileyhi mir rabbihî vel mué’minûn, kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih, lâ nuferrigu beyne ehadim mir rusulih, ve gâlû semiğnâ ve etağnâ ğufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.”
Geçen hafta işlediğimiz, “enâbe”(اَنَابَ ) var .(Hani Munîbliğin kökü) o var..
Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ılmun felâ tutığhumâ ve sâhıbhumâ fid dunyâ mağrûfâ, vettebiğ sebîle men enâbe ileyy, summe ileyye merciukum feunebbiukum bimâ kuntum tağmelûn.
“Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.”
Bir de “Tevbe” ( تاب) var .. Yine dönmek anlamına geliyor..
Ve lemmâ câe mûsâ limîgâtinâ ve kellemehû rabbuhû gâle rabbi erinî enzur ileyk, gâle len terânî ve lâkininzur ilel cebeli feinistegarra mekânehû fesevfe terânî, felemmâ tecellâ rabbuhû lilcebeli cealehû dekkev ve harra mûsâ saıgâ, felemmâ efâga gâle subhâneke tubtu ileyke ve ene evvelul mué’minîn.
Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi.
Bugün ayetlerde geçen E-Ve-be -( اَوِّبٖ )evvab olarak geçiyor ..Bu da dönmek anlamına geliyor..
Ve legad âteynâ dâvûde minnâ fadlâ, yâ cibâlu evvibî meahû vet tayr, ve elennâ lehul hadîd.
Ve andolsun ki Dâvud ’a, Bizden bir fazilet verdik Ey dağlar, onunla beraber tespih edin(bana yönelin) ve ey kuşlar (siz de)! Ve Biz de ona demiri yumuşattık.
Enâbe- Tövbe ve Evvab…
Sözlüklerden baktım.. Tefsirlerden baktım..
Birbirine çok yakın anlamlar,manalar verilmiş… DÖNMEK manasında…
aslında ALLAH-U TEALA nın İlminde bunların inanılmaz büyük farkları var..
Bizim ilmimizi küçük… anlayışımız küçük olduğu için… birbirine çok yakın geliyor..
Mesela Şöyle bir Örnek verilir;
Bir Toplumun Kalitesi,Kültür Seviyesi yükseldikçe; Terimler ve Sayılar o kadar artarmış..
Mesela Sayılardan Örnek vereyim;
Afrikada bir Kabile varmış ..Sadece 3 tane rakamı varmış..(1-2-3)
fazlasına da çok diyorlarmış…,Niye?
Yetiyor onların kültürüne ,anlayış seviyesine göre.. çok gerek yok..Ama İdrak Seviyesinde Yüksek olanlarda sayılar ne kadar fazla… düşünün…
Mesela Üstlü sayılarla(7³) ifade ediliyor..Kökler var(√3).. Kare Kökler(√8³ )var ..
Ve Sonsuz Sayılarla(∞) …Matematik derslerinden hatırlarsanız .. işlemler yaptık..
Aynı şekilde bir Kültür Medeniyet Anlayışı ne kadar yüksekse Terimlerde,Kavramlarda o kadar artıyor..
– Efelem yerav ilâ mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum mines semâi vel ard, in neşeé’ nahsif bihimul arda ev nusgıt aleyhim kisefem mines semâé’,inne fî zâlike leâyetel likulli abdim munîb.
Onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı? Eğer biz dilersek, onları yerin dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz.Hiç şüphesiz, bunda ‘gönülden (Allah’a) yönelen’ (MÜNİB)her kul için bir ayet vardır.
Ve legad âteynâ dâvûde minnâ fadlâ, yâ cibâlu evvibî meahûvet tayr, ve elennâ lehul hadîd.
-Şanım hakkı için Biz Dâvud’a tarafımızdan bir fazilet vermiştik. «Ey dağlar! O’nunla beraber tesbihte bulunun» (dedik). Kuşlara da (böyle emrettik). Ve onun için demiri yumuşattık.
SES KAYDININ METNİ :
Sebe 7
9. Ayetten İtibaren İŞLEYECEĞİZ AMA… 8 inci Ayetten hafif bir geri gelelim..
Efterâ alallâhi keziben em bihî cinneh, belillezîne lâ yué’minûne bil âhırati fil azâbi ved dalâlil beîd.
“Allah’a karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var?” Hayır, öyle değil! Ahirete inanmayanlar azap ve derin sapıklık içindedirler.
Biliyorsunuz önce bir hafif geriye dönüp önceki konulardan devam ediyoruz… yoksa kopukluk oluyor..
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e biliyorsunuz bir itham vardı… “O kişiyi gördünüz mü?Yeniden dirilmeden bahsediyor” diyor kafirler.. Onun ALLAH ‘a yalan söyleyerek iftira attığını ya da onda bir Cinnet olduğunu iddia ediyorlardı.. ALLAH U TEALA dadiyor ki ;Hayır! Bilakis Ahirete inanmayanlar (fi’l-azâb) azabın içindedirler ve (dalâlin beîd) uzak bir sapıklık içindedirler..
Bazı arkadaşlar çok etkilenmiş bu konudan;
azabın içinde olmak ne demek? Sadece Ahiretteki Azab değil .. Eğer bir kimsenin Ahirete inancı yoksa; daha bu dünyada yaşarken azabın içinde.. Haleti- ruhuyesi o şekilde.. Çünkü bütün gerçekleri bu. Tabiri caizse “Cennetleri burası”.. Dünya ne kadar Cennet olabilir ki??? her şey eskiyor,tükeniyor,bitiyor…Değil mi?!! Sen şimdi buna umut bağlarsan.. Bunlarda bir gün elinden gittiğinde.. Ahiret inancın da yoksa/zayıfsa;
Elhamdu lillâhillezî lehû mâ fis semâvâti ve mâ fil ardı ve lehul hamdu fil âhırah, ve huvel hakîmul habîr.
Hamd, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisinin olan Allah’a mahsustur. Hamd ahirette de O’na mahsustur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.
Ahiret sahnelerinde , insanların “Aman Ya Rabbi , Ne Büyük Bir Sistem” diyerek uyanacakalarını haber veriyor…
Ancak inananların dışındakilerin bunu inkar etmesi söz konusu..
Ve küfür edenler dedi ki: «Size bir adam gösterelim mi ki, siz büsbütün darmadağın olduğunuz vakit muhakkak siz yeni bir yaradılışta bulunacağınızı size haber veriyor.»
Biz kemik olduktan sonra mı yeniden dirileceğiz
diye de inanmayanların ciddi bir şekilde itirazı vardı…
Şu an işleyeceğimiz ayette de onların;
Bu haberi getiren Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında haksız ithamlarını söylüyor…
Efterâ alallâhi keziben em bihî cinneh, belillezîne lâ yué’minûne bil âhırati fil azâbi ved dalâlil beîd.
“Allah’a karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var?” Hayır, öyle değil! Ahirete inanmayanlar azap ve derin sapıklık içindedirler.
Efterâ alallâhi keziben em bihî cinneh;
O Allah a yalan söyleyerek iftira mı attı ? yoksa onda bir cinnet hali mi var?
Yani Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)için bir itham var burada..
Böyle böyle haber getirmiş..ALLAH a iftira ediyor diyorlar.. Ya da Onda bir Cinnet hali var..
Demek ki onların inanışına göre 2 şekilde sapma/saptırma olabiliyor..(Onların mantığıyla)
Ya ALLAH’a iftira edecekler .. ALLAH’ ın söylemediği bir şeyi ; söylemiş gibi davranacaklar..
Ya da sapık,deli,mecnun anlamında (Cinnet geçiriyor anlamında) bir konumda olacaklar ..
Elmalı Hamdi Yazır Tefsiri güzel bir ifade var;
“Kişi , kendisini karşıda görür ..
Kendindeki hataları başkasında özellikle görür diyor..Halbuki onlar kendisinindir” diyor ..
Birisine “ne kadar dedikoducu” diyorsan; kendine bir bak..
Birisi başkası hakkında “ne kadar şöyle şöyle…” diyor…bir kendisine baksın !..
Yani belki karşındakin de görüyorsun kendini…
Bu olay Müminde daha çok tecelli eder..
Hadis-i Şerif;
Mümin, müminin aynasıdır. Mümin, müminin kardeşidir, malını o yokken korur ve gelecek kötülüklere karşı etrafını çevirir.”(Tirmizi, Birr, 18; Ebu Davut, Edep, 49.)
Mümine baktığında gördüklerin kendindedir..
Konuyla İlgili Hadise;
Peygamber Efendimiz(s.a.v.) Eshab-ı Kiramdan bazı büyüklerle birlikte sohbet ederlerken yanlarına bir adam geliyor, başlıyor Peygamber efendimize kötü sözler söylemeye, (Senin kadar kötü, senin kadar çirkin birini daha görmedim) diyor, benzeri hakaretler yapıyor. Eshab-ı Kiram Peygamber Efendimiz(s.a.v.) bakıyorlar, bir işaret etse yetecek. Peygamber Efendimiz(s.a.v.), adamın her söylediğine “doğru söylüyorsun” buyuruyor. Sonra bu adam gidiyor, yanlarına Hazret-i Ebu Bekir(r.a.) geliyor. (Ya Resulallah ömrümde senin kadar güzel birini şimdiye kadar hiç görmedim. Senin kadar iyi birine hiç rastlamadım) gibi güzel sözler söylüyor. Ona da Peygamber efendimiz “doğru söylüyorsun ya Ebu Bekir” buyuruyor. Eshab-ı Kiram şaşırıyorlar, Peygamberler şaka da olsa hiç yalan söylemezler. Peygamber Efendimiz(s.a.v.)e, “Ya Resulallah, o adama da doğru söylüyorsun buyurdunuz, Ebu Bekir’e de, bunun hikmeti nedir?” diyorlar.
Peygamber Efendimiz(s.a.v.), “Ben bir aynayım, bana bakan kendini görür. O adam bana baktı kendini gördü, kendi özelliklerini söyledi. Ebu Bekir baktı kendini gördü ve kendi özelliklerini söyledi” buyuruyor.
Yani Kişi kendisinde görüyor..Yani Ruh Hali çirkin..
Peygamber Efendimiz(s.a.v.) , Fahri Kainat Efendimiz ( s.a.v.) , ALLAH-U TEALA nın sevgilisi olan birisinde , kendi çirkinliği görüyor.
Hz Ebu bekir (r.a) imanını düşün, tertemiz imanını; o da onu görüyor…
Ki Bunu söyleyenlerin kendisi iftiracı; aynı zamanda küfür ediyor diyor ya önceki Ayette..
Bilinçaltı bildiği halde örtmüş halde ve yalan olarak, iftira var…
Yalanlıyor, gerçekleri yalanlıyor…
Allah’ın söylemediği bir şeyi söyleme eyleminde olan insanlar …
Ve de ikinci seçenek olarak da” Cinnet hali “var..
Bu “Cinnet” kelimesi ilginç.. ..Mahlukat olan”Cin” ile aynı kökten geliyor bu kelime
Köken :(nişanyan sözlük)
Arapçacnn kökünden gelen cinnجنّ “1. gece karanlığı, 2. bir tür görünmez varlık” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapçacanna جنن “gizledi, sakladı” fiilinden türetilmiştir. Bu sözcük �br ve Aramice/Süryanicegny kökünden gelen gānāh, gənā גָנָה “örtünme, gizlenme, kapanma” fiili ile eş kökenlidir. fiil �brgnn kökünden gelen gānan גָנָן “koruma, etrafını çitle çevirme” fiili ile eş kökenlidir.
Ek açıklama
Latincegenius (görünmez doğaüstü varlık, cin) şüphesiz bir Sami dilinden, muhtemelen Fenike dilinden alıntıdır. Ancak eşdeğer kavram Aramice ve İbranicede kaydedilmemiştir. •
İnsanlar hep büyü ile uğraşmışlar, hep cinlerle iştigal etmişler..Biliyorsunuz cinlere inanmak haktır.. inkar küfürdür..”Cin diye birşey yoktur derseniz” dinden çıkarsınız. Çünkü çok net bir şekilde Kur’anda var..
Ama Peygamber Efendimiz(s.a.v.) uğraşmayın diyor onlarla..Varlığını kabul edin..Belli koruma yöntemlerini göstermiş..
Ama onlarla İştigal etmeyin diyor..Hem iyileriyle hem de kötüleriyle..İyileride var biliyorsunuz..Kur’anda yazıyor…
Ve ennâ minnes sâlihûne ve minnâ dûne zâlik, kunnâ tarâiga gıdedâ.
“Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz.”
Ama uğraşmayın diyor.. ama varlığını kabul etmek mecburiyetindesiniz..
Ve onlarla iştigal edenler -özellikle kırsalda çoktur-bu devirde de var…
ciddi bir şekilde onlarla uğraşıyorlar..İşte Eski devirlerde bu çok daha fazla olduğu için..Özellikle Orta Çağda , Güney Amerika’da, Şamanizmde,insanlar çok uğraştığı için öyle kişiler çok..
Cahiliye devrinde de çok…
Mecnun , “Cinlenmiş” demek..
Mecnun Arapça yapı itibariyle “ismi meful”. yani “Cinlenmiş” anlamına gelir..
Bu kişilerde , sözlerinde , hareketlerinde anormallikler oluyor..O yüzden aşağılama olarak kullanıyor bu kelime..
İşte Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) böyle bir ithamda bulunuyorlar..
Peygamber Efendimiz’ın (s.a.v.) böyle olma ihtimali yok tabii ki ..
O , Cinlerin de Peygamber’i… ALLAH’ın zaten koruması altında …
Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar?
Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan elbette, “Allah”, derler. De ki: “Peki söyleyin bakalım? Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah’ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar O’nun rahmetini engelleyebilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O’na tevekkül ederler.”
Andolsun, eğer onlara, “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar.
Gâlû mâ entum illâ beşerum mislunâ ve mâ enzeler rahmânu min şey’in in entum illâ tekzibûn.
Dediler ki: “Siz, bizim gibi beşerden başka bir şey değilsiniz. Ve Rahmân bir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
ve mâ enzeler rahmân diyor…
Yani Rahman‘a iman ediyor..Rahmân öyle bir şey dememiştir, diyor…
“Rahman öyle birşey söylememiştir.Sen iftira mı atıyorsun” diyor buradaki gibi..
Yani bunlar Allah’a -bir şekilde- inanan insanlar..
Ama onların inancıyla, ALLAH yukarıda…..Çok ulvi,yeryüzü meselelerine karışmaz(!)
Bu biliyorsunuz deizm’in temeli..İçinde Darwinizm de olan..
Darwinizm var ya; bir yaratıcı olarak ALLAH’ı kabul ediyorlar..
Ama ALLAH ın istediği gibi bir sisteme inanmıyorlar..
“Kitaplarda anlatıldığı gibi bir siteme inanmıyorlar.”
O anlamda da “Müşrikler”
Müşrik;
ALLAH a inanmayan değildir bakın..
Şirk koşandır,ortak koşandır..
Yani ALLAH la beraberbaşkalarını dadevreye sokandır..12:11
Bizim bugün iddia edildiği gibi Ateizmin anlamında kullanılması mümkün değildir.
.Ya Küfür ediyorlar..inkar ediyorlar (bildiklerini inandıklarını örtmek suretiyle, inkar ediyorlar)..
Ya da müşrik oluyorlar Şirk koşuyorlar..
bugünkü bilinen anlamıyla değil..
Ama ALLAH U TEALA;
Sadece inanmayı da yeterli görmüyor!!!
Hayır diyor.. Bana İnanacaksın… sana tebliğ ettiğim gibi; ya da benim sana fıtratına koyduğum ve verdiğim akılla, Hak sistemi bulman gerekir ,diyor!!!!
(Hani Haniflik konusunda bunu işlemiştik.)
Sadece İman ettin demekle olmuyor..
Ankebut -2- İnsanlar sırf ‘inandık’ demekle; hiçbir sınavdan geçirilmeksizin bırakılıvereceklerini mi sanıyorlar?
Bakara-155- “Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!”
Bakara-214–Yoksa siz, daha önce geçmiş ümmetlerin başlarına gelen durumlara mâruz kalmadan cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlar öyle ezici mihnetlere, öyle zorluklara dûçar oldular, öyle şiddetle sarsıldılar ki, Peygamber ile yanındaki müminler bile “Allah’ın vaad ettiği yardım ne zaman yetişecek?” diyecek duruma geldiler. İyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır.
Al-İ İmran-186-Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir.
Tövbe-16–Yoksa siz, Allah sizden mücahede edenlerle Allah’tan, Resulünden ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri iyice ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı zannettiniz? Halbuki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Enfal-28-Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır.
Mülk-2-O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.
İnandın da Nasıl inanıyorsun ???
Hak sistem gerekleriyle mi amel yapıyorsun..!!!!
(Biz bunun şekilde 2 şekilde yapabiliriz)
1) İşte ALLAH U TEALA nın koyduğu hidayet sistemi var..
Din gibi
Peygamber gibi
Kitap gibi
2) Bir de Senin fıtratında olan aslında yapılabilirliğinin olduğunu düşünerek bulabileceğin bir sistem var…
Dedik: İnin oradan hepiniz, sonra benden size ne zaman bir HİDAYET gelir de kim o hidayetin izince giderse onlara bir korku yoktur ve mahzun olacaklar onlar değildir.
İftira etmekte bu var..ALLAH’a iftira mı atıyordu da bu var..diyor..
belillezîne lâ yué’minûne bil âhırati fil azâbi ved dalâlil beîd.
bel; bilakis demek ,aksine… (bu ALLAH ın cevabı)
ALLAH, Resulunu burada savunuyor bu kelime ile…
illezîne lâ yué’minûne bil âhıre; Ahirete iman etmeyenler
fil azâb; azap içindedirler
Burada değişik bir şey var!!!!
Peygamber Efendimiz(s.a.v.) Hayır !! o iftira etmiyor,sadıktır,doğrudur bunun söyleyenin kendisidir demiyor..
Ve lâ tehinû ve lâ tahzenû ve entumul ağlevne in kuntum mu’minîn.
Gevşemeyin, hüzünlenmeyin
Eğeriman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.
Müslümanı bu ve bunun gibi Ayetler ayakta tutuyor :
İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. (Bakara Suresi, 212)
O gün Allah, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar-parıldar. Derler ki: “Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz Sen, herşeye güç yetirensin.” (Tahrim Suresi, 8)
Din gününün korkusuna karşılık büyük bir güven içinde olan müminlerin yüzleri bekledikleri karşılığı almanın güveni ve sevinci ile nurludur; onlar mutluluk içindedirler. (Abese Suresi, 39)
Ve derler ki: “Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden saydığımız adamları göremiyoruz.” Biz onları bir alay konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?” Bu, cehennem halkının birbiriyle çekişmesi kesin bir gerçektir. (Sad Suresi, 62-64)
Peki Bu olmasın… bakın inancı da bir tarafa bırakın…
Ahiret İnancı olmayan insana bunlar depresyon kaynağı…Bitiyor ya…
Ahirete… yeniden dirilmeye ne inanmıyorsun..
Tek gerçekliliğin bu dünya, yaşayabileceğin bu, edeceğin bu..Adam Kafayı yer ya…halet-i ruhiyesi çöküntüde…
yani Azapta olur..
Kur’andaki Ayetteki ifadesiyle ;
Diyor ki ALLAH-U TEALA; “Ahirete inanmayanlar var ya” diyor.. “Azaptadır”…
Yani yaşarken Azabın içinde ..
Adamı mutlu edecek,motive edecek hiçbir şey yok..
Görüyor musunuz?Ayetin güzelliğini..
İlk okuduğunuzda ne oluyor ? Ahirete inanmıyorlar ..Görecekler Ahirette …Cehenneme atılacaklar..Niye? Ahirete inanmıyor diye ..Hayır daha yaşarken adamın Haleti Ruhiyesini söylüyor..ALLAH-U TEALA Kuran-ı Keriminde..
O yüzden arkadaşlar,
Müslümanlık inanılmaz büyük bir nimet..
ALLAH U TEALA nın çok çok çok çok büyük bir ikramı..yeterince anlayamıyoruz ve anlayamayız da…
Bunu Ahirette anlayacağız İnşaallah tam layıkıyla…
O yüzlercelerce milyar İnsanın toplandığı yerde “AMAN YA RABBİ BİZE NE GÜZEL İKRAM ETMİŞSİN”diyeceğiz…
O yüzden dinimizin kıymetini bilelim ve mümkün olduğunca elimizden geldiğince kulluk gayretlerinde bulunmaya çalışalım.. Ben dahil…Bu çok çok çok büyük bir nimet..
ALLAH U TEALA bu nimeti dünyada da anlamayı nasip etsin, inşaallah
Bu Surenin ilerleyen kısımlarında var…
İşleyeceğiz İnşaallah. “Ey Davud ailesi;şükürle çalışın “diyor..
Onlar, ona mihraplar, heykeller, havuzlar gibi çanaklar ve sabit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Çalışın ey Davud ailesi , şükürle çalışın! Kullarım arasında şükreden azdır.
Onu açıklayacağız
İnşaallah..
O modda , ŞÜKÜR MODU’nda yaşamaya götürür… Aman Ya Rabbi ne büyük nimet diye..
Bazı Alimler,ALLAH Dostları her gün 2 rekat şükür namazı kılarmış..(İslam nimeti için)
Yani müthiş birşey..
Ayetin sonunda diyor ya; Azab içindedirler ..İçindedirler devam ediyor burada atıf olarak…
“ved dalâlil beîd”.
beîd;uzak demek
Bir dalalet içindedirler..
dalalet – Hidayetin zıttı
Yolun içerisinde (sırat-ı müstakım’de) bulunmak…Fatiha’da açıklamıştık ..
O yolun içerisinde bulunma haline “hidayet hali” deniliyor..
O hidayet halinden uzaklaşmaya da “Dalalet hali” deniliyor..
Bu iki kavram çok önemli … Unutmayın!!! 20:35
“Sırâtal mustegîm” içerisinde bulunma haline hidayet deniliyor..
bu yoldan dışarı çıkmaya Dalalet deniliyor..
Ama aslında “dalalet”in yine yolla bir alakası var..
Şimdi Fatiha Suresine götürüyor bu konu “Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna hidayet et”
Aman şunların değil :(gayrisi denilen) 2 ye ayrılıyor ;
kendilerine gadap edilmiş olanlar (el-mağdubi aleyhim)
Dalalette olanlar…(ed-daallin)
Bakın hangisi daha kötü ?…ikisi de kötü ama hangisi daha kötü?
“El-mağdûbi aleyhim” kendilerine gadap edilmiş olanlar , daha kötü…
çünkü ALLAH’ın gazabı onların üzerine olmuş, yani işi bitmiş, yani yoldan atılmış..
Dalalette olanın ise hala yola dönme şansı var..Yolla irtibatı var… sağa sola kaymalar olmuş onda… Uçurumun kenarındaki dala tutunsa bile Ed-dââllîîîîn…
Biri Yahudileri kastediyor biri Hristiyanları kastediyor deniyor, ikisi de doğru ama… Biz ne yapacaktık ? Ayetleri kendimize getirecektik.. “sıratı müstakim” yolunda olmadığımızda, diğer iki durumdan biri olma tehlikemiz var:
Eger “El-mağdubi aleyhim” olanlardan olursak … ALLAH KORUSUN HİÇ SANSIMIZ YOK…
Bakın burada da “dalâlil beîd” derken ; Uzak bir sapıklık içerisindedirler diyor..
Şimdi yukarıda demiyor mu?
ALLAH a yalan uydurdu diye..
Demek ki onların da bir ALLAH inancı var…var ki ALLAH diyorlar… Ama ALLAH’a giden sırat /yol üzerinden artık sapmış…
Bakın bu en başından beri de olabilir..sonradan da küfre girmiş olabilir…
Şimdi hep önceden hep bir şey anlatıyorduk ..Hatırlıyor musunuz?
Arabanın direksiyonu hafif bir kırıyorsunuz..Düz gitmeniz gerekirken..
O” Sıratı mustakim caddesi”nin 4-5 şeritli olduğunu düşünün.. Eğer süratiniz düşükse , direksiyonu hafif bir kırmanız çok önemli değil..
daha yoldasınız ama biraz daha kırdığınızda hafif bir şekilde kayıyorsunuz…… Biraz daha kırdığınızda 2. şeride gidiyorsunuz.. Hala yoldasınız , süratinizle beraber gidiyorsunuz..
Ama o direksiyon kırma işini -hafif de olsa- uzun süre tutarsanız ..Bir süre sonra yolla alakanız kalmıyor… Yol seni nereye götürüyordu?Belirli bir yere… hedefe götürüyordu… yani ALLAH’a götürüyordu…
Artık gözünüzü kapattığınızı düşünün direksiyon da hafif bir tarafa kırılmış vaziyette..
Gözünüzü açtığınızda neredesiniz? Hedef orada, siz buradasınız…
Ne yapmışsınız..Hedeften uzaklaşmışsınız…
Bakın burada Ayette ne diyor ???
UZAK bir sapma/sapıklık içerisindedirler…(dalalin beid)
Çok uzaklaşmışlar artık hedeften…
yani burada da bize getirelim meseleyi…Müslümanız ya biz de alacağız dersimizi…
Eğer siz Ahirete yeterince inanmıyorsanız..
İman ettim….. Ahiret var diyorsanız da
Ama ona uygun yaşamıyorsanız…
o direksiyon yavaş yavaş, sapa sapa, öyle bir yere gidersiniz ki hedefinizden çok uzaklaşırsınız..
ALLAH U TEALA bizi ikaz ediyor, aman dikkat edin diyor..
BU AYETLER SADECE KAFİRLER İÇİN FALAN DEĞİL!!!
Ayetlerde görünen her olumsuz hitabı “acaba bende de var mı? benim kendi çapımda ,kendi İslami yaşantımda bu tehlikeler var mı?” diye insanın bir düşünmesi lazım!!!
Yoksa sana faydası olmaz bu Ayetlerin..
Zaten onlar kötü…ALLAH onları sürekli olarak aşağılamak için bu Kitabı indirmedi ki!!
Kötüden misal vererek;Müslümanların kendisine çeki düzen vermesi için bu kitabı indirdi..
Yoksa hikayeleri anlatılıp duruluyor: O kavime bu indi …bu kavime bu inmiş..
Bu kitap, Tarih kitabı / masal kitabı değil diyor..
Zaten böyle olursa şu tehlike var..
O kafirler derki diyor ; Onlar ;esâtîrul evvelîn(öncekilerin masalı)dır.
Ve minhum mey yestemiu ileyk, ve cealnâ alâ gulûbihim ekinneten ey yefgahûhu ve fî âzânihim vagrâ, ve iy yerav kulle âyetil lâ yué’minû bihâ, hattâ izâ câûke yucâdilûneke yegûlullezîne keferû in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn.
İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler.
Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ gâlû gad semiğnâ lev neşâu legulnâ misle hâzâ in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn.
Onlara karşı âyetlerimiz okunduğu zaman, “Duyduk, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” dediler.
Vellezî gâle livâlideyhi uffil lekumâ eteıdâninî en uhrace ve gad haletil gurûnu min gablî ve humâ yesteğîsânillâhe veyleke âmin, inne vağdallâhi hagg, feyegûlu mâ hâzâ illâ esâtîrul evvelîn.
Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu.
Efelem yerav ilâ mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum mines semâi vel ard, in neşeé’ nahsif bihimul arda ev nusgıt aleyhim kisefem mines semâé’, inne fî zâlike leâyetel likulli abdim munîb.
Onlar, önlerindeki ve arkalarındaki (kendilerini dört bir yandan kuşatan) göğe ve yere bakmadılar mı? Eğer dilersek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunda, Rabbine yönelen her kul için bir ibret vardır.
Efelem yerav ilâ mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum mines semâi vel ard;Görmediler mi Semalarda ve Arzlarda
mâ beyne eydîhim; eydîhim;önlerine olarak tercüme ediliyor.. Ama aslında 2 elinin arasındakiler demek
ve mâ halfehum ;Ve arkasında olan şeyleri görmediler mi?
Nereden (min var) mines semâi vel ard;Semada ve arzda ellerinin arasında ve arkasındaki olan şeyleri onlar görmediler mi?
Ellezîne yezkurûnallâhe gıyâmev ve guûdev ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halgıs semâvâti vel ard, rabbenâ mâ halagte hâzâ batılâ, subhâneke fegınâ azâben nâr.
Onlar ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah’ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): “Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan’sın, artık bizi ateşin azabından koru.
Görüyormusunuz okuduğumuz Ayetlerle ne kadar alakalı..
Demek ki ne yapıyormuş insanlar?
Otururken
ayakta iken
yanları üzerindeyken yani her hal üzerineyken
Semaya ve Arza bakarlarmış
ve Onu tefekkür ederlermiş
Bu Yaradılışı tefekkür ediyorlar…
AA ne güzelmiş demiyorlar…
Bakın çok ilginç
Bu tefekkür üzerine ne diyorlarmış biliyormusun?
Aman Ya Rabbi sen bunları boş yere yaratmadın!!!!
Sen Subhansın!!!
AMAN YA RABBİ Ateşin azabından koru!!!
Ya ne güzel çiçeklere,böceklere bak gökyüzüne bak demiyorlar…. bunu da diyorlar…
Ama Aman Ya Rabbi Ateşin azabından koru diyorlar…
Demek ki sağında solunda , önünde arkanda görebildiğin şahit olarak görebildiğin şeyler olarak Sema ve Arzdır..
Bunlara tefekkür ettiğinde baktığında götürecek şey…
Bir Ahiret bilincidir..
Yani bir Ahiret var!!!!! bunun sonu var bir hesap var !!!!!!
Aman Ya Rabbi ,sen bunları boş yere yaratmadın !!!!!!!
Aman Ya Rabbi “Bizi Cennetine koy” da demiyor… Aman Ateşin Azabından koru diyor!!!!
Demek ki öyle bir sistem var ki.. Tefekkür ettiğinde….Götürdüğü yer, AHIRET, HESAP , AZAP KORKUSU…
Ve minen nâsi ved devâbbi vel en’âmi muhtelifun elvânuhû kezâlik, innemâ yahşallâhe min ıbâdihil ulemâé’, innallâhe azîzun ğafûr.
Ve bunun gibi insanlardan, davarlardan, yürüyen hayvanlardan da çeşitli renkte olanlar vardır. Ancak kullarından ulema , Allah’a karşı huşû duyar /KORKAR. Muhakkak ki Allah; Azîz’dir (üstün, yüce), Gafûr’dur (mağfiret eden).
Gerçek ilimin götürdüğü yer ALLAH korkusu olmalıymış…
Bu sevmenin zıttı anlamında korku değil..
Öyle bir sistemi tefekkür ediyorsun ki..
Sistemin boş yere yaratılmadığını görüyorsun ki..
Bir Ahiret var diyorsun…
Burada yine ilginç bir ifade var..
Ali İmran 190. ayet
-gece ve gündüzün birbirinin- ihtilafında diyor..
İhtilaf etmek ne demek biliyor musunuz?
Alternatif demek…
Alternatif akım varya..Bir doğru akım var.. Pildeki gibi yani sürekli artı akıyor..Yada eksi akıyor bir taraftan..Pillerde olduğu gibi..Pillerde (+) bir tarafı (-)gibi..Bir kısa devre yaptığında..Bir akım olusuyor..Potansiyel farkından ötürü..Herşey yüksekten aşağı doğru akar..Rüzgar da böyledir..Yüksek basınç var alçak basınç var..Her zaman yüksek basınçtan alçak basınca olduğu yere doğru bir gidiş var..Meteorolojinin temelinde de bu var..Isınan hava yükseliyor..Yüksek basıncı oluşturuyor..Bir tarafta alçak basınç var.. Yüksekten alçağa doğru bir rüzgar akımı var..İşte kar gelecek şu an orada bu hesaplamalar yaplıyor..Aynı şey aynı kanun..Kanun bir yerde doğruysa başka yerd de doğrudur..Elektrıktede fızıktede kullanılıyor..Yuksek potansıyelden düşük potansıyele doğru bir akım var … buna elektrık denılıyor..bu elektrık bır de alternatıf/ ihtilaflı denılen bır sey var …Bır (+)Bır (-)şeklinde gidiyor..
Buna alternatıf akım denılıyor..
Bunun Arapçası ihtilaf…
Muhalefet aslıda bu demek..
Günümüzdekı muhalefet ifadesi yanlış manada kullanılıyor…
Muhalefet ;birisi gitiikten sonra arkasına gelecek anlamına gelir
(Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra tekrar diriltilmeniz, ancak bir tek insanı yaratmak ve diriltmek gibidir. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Şunu demek istiyor…Kainata baktığınızda sizi götüren şey , size yeniden diriltmeyi de hatırlatmalı diyor..
Siz göğe bakıyorsunuz ya..
(Hani bir önceki Ayet yeniden diriliş varya yeniden diriliş Benim için daha kolay diyor…)
Tefekkür ettiğinde seni götürmesi gereken Ahiret..
Ahiret te nasıl olacak?? Herkes ölecek; sonra yeniden diriliş..
Bunlar Kaf Sûresi’nde var arkadaşlar..
Kaf Sûresinde ilk sayfa var…
(Son senelerde bende şöyle bir bilgi oluştu..Kur’an-ı Kerim in bir yeri özellikle bir temayı anlatıyor..Bir yerde Ana tema var..AA diyorsun bu Sure de onu izah ediyorsun …burada Kaf Sûresine bu mantıkla bakasanız çok güzel..)
Kaf suresi 1. ayet
ق وَالْقُرْاٰنِ الْمَجٖيدِ
Gâf, vel gur’ânil mecîd.
(1-2) Kâf. Şerefli Kur’ân’a andolsun ki kâfirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: “Bu tuhaf bir şeydir!”
(9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.
Kaf suresi 10. ayet
وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَضٖيدٌ
(9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.
(9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.
(12-14) Onlardan önce Nûh kavmi, Ress halkı ve Semûd kavmi, Âd ve Firavun, Lût’un kardeşleri, Eykeliler, Tübba’ın kavmi de yalanlamıştı. Bütün bunlar (kendilerine gönderilen) peygamberleri yalanladılar, böylece kendilerini uyardığım şey gerçekleşti.
Kaf suresi 13. ayet
وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَاِخْوَانُ لُوطٍ
(12-14) Onlardan önce Nûh kavmi, Ress halkı ve Semûd kavmi, Âd ve Firavun, Lût’un kardeşleri, Eykeliler, Tübba’ın kavmi de yalanlamıştı. Bütün bunlar (kendilerine gönderilen) peygamberleri yalanladılar, böylece kendilerini uyardığım şey gerçekleşti.
(12-14) Onlardan önce Nûh kavmi, Ress halkı ve Semûd kavmi, Âd ve Firavun, Lût’un kardeşleri, Eykeliler, Tübba’ın kavmi de yalanlamıştı. Bütün bunlar (kendilerine gönderilen) peygamberleri yalanladılar, böylece kendilerini uyardığım şey gerçekleşti.
Onlar ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah’ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): “Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan’sın, artık bizi ateşin azabından koru.
Bunu batıl,boş yere yaratmadın…Bunların ifadesi…
(Ezan okundu)
Öbür hafta devam ederiz .. İnşaallah.
DUAMIZI EDELİM:
ALLAH U TEALA,
YARATTIKLARINA BAKTIĞIMIZDA ONUN HİKMETLERİNİ ANLAYAN, YÖNELEN
AMA BUNLARI TEFEKKÜR EDİP ;
“AMAN YA RABBİ ; BUNLARI BOŞ YERE YARATMADIN… BU DÜNYA GELİP GEÇİCİ… AHİRET VAR , HESAP VAR ; AMAN YA RABBİ ,BUNA GÖRE DOĞRU YAŞAYANLARDAN EYLE BİZİ” DİYE… DUA EDENLERDEN EYLE BİZİ…
ALLAH DA BİZİ BUNUN ZITTINDA OLANLARDAN , BİLE BİLE GERÇEĞİ İNKAR EDENLERDEN EYLEMESİN…
HER AN DALALETTE OLMA TEHLİKESİ KARŞIDA TETİKTE OLANLARDAN EYLESİN..İNŞAALLAH.
Küfredenler de dedi:Size haber getiren şahsın durumunu size gösterelim mi? Hepiniz didik didik parçalandığınız zaman, Gerçekten sizlerin yeniden topraktan yaratılacağınızı söyleyen kişiyi.
SES KAYDININ METNİ:
Eûzubillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhir rahmânir rahîm
Sebe 5.Ders: 7.Ayetten itibaren;
Biraz evvel arkadaşlarla konuştuk, Ayetler arası kopukluk olmaması için şöyle hafif bir tekrarla beraber buraya gelelim…
Çünkü bırakın Ayetleri, Sureler bile kendileri aralarında bir bütünlük içerisinde her ne kadar kopukmuş gibi ayrıymış gibi gözükse de..
İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli feebeyne ey yahmilnehâ ve eşfagne minhâ ve hamelehel insan, innehû kâne zalûmen cehûlâ.
Gerçekten Biz, emaneti; göklere, yeryüzüne ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten çekindiler. Ve korkup titrediler. Onu insan yüklendi. Doğrusu insan; pek zalim ve pek cahil oldu.
Emanetlerden birisi neydi?
Akıldı…
(Halifelik te vardı.. Halifelik üzerine daha çok durmuştuk) ama.. Akıl da bu Emanet üzerineydi..
İnsan yüklenince artık ne yapılıyor.. İrade veriliyor..Yani serbestlik veriliyor..
Şimdi diğer Mahlukata verilmeyen Akıl unsuru..veriliyor..Ama serbestlik de veriliyor..
Tamam Serbestsin diyor; ALLAH-U TEALA…
Belirli bir süre içerisinde fazla karışmıyor…Müdahale etmiyor…
Bunun nedenlerini biliyoruz..
Diğerlerine ise Semada ve Arzda olanlara ise de irade verilmeyenlere de “Emir” var.04:14
Ve gîle yâ ardubleî mâeki ve yâ semâu agliî ve ğîdalmâu ve gudıyel emru vestevet alel cûdiyyi ve gîle buğdel lilgavmiz zâlimîn.
Ve denildi ki: «Ey yer! Suyunu yut ve ey gök açıl.» Ve su kesildi ve iş icra edilmiş oldu. Gemi de Cûdi dağının üzerine yerleşti. Ve, «Zalimler olan kavim için uzaklık olsun!» denildi.
İnşikak Suresinde ne diyordu?
Bknz. İlgili Ayet Aşağıdaki gibi;
84-İnşikak Suresi 2. Ayet
وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ
Ve ezinet lirabbihâ ve huggat.
Ve Rabbine itaat etti ve gerçekleştirdi.
Ama İnsanın Yaratıcısını inkara kadar, dinini yaşamama konusuna kadar ,irade serbestisesi var..
Ama bir gün bunların hesabı görülecek..
İşte O anlamda akıl , büyük bir nimet ama bir “Emanet” olarak veriliyor..
Ve mâ kâne linefsin en tué’mine illâ biiznillâh, ve yec’alur ricse alellezîne lâ yağgılûn.
Allâhı’n izni olmadıkça hiç bir nefs için iman edebilmek yoktur ve
akıllarını kullanmayanları O pislik içinde bırakır
Sistem içerisinde olan unsurlar o kişiye bulaşır..
ALLAH durup duruken pislik atmıyor..Yada pislik bulaştırmıyor..
Tamamen kendi iradeleri içerisinde akıllarını kullanmamalarından kaynaklanan her türlü negatif unusur onlara bulaşıyor..
Bunu her alanda görebilirsiniz..
Tıp alanında,Sosyal alanda görebilirsiniz..Her alanda görebilirsiniz..
Zaten Ayetler formüldür…Bir yerde doğruysabaşka yerde de doğrudur..,
İnsanlar akıllarını kullanmıyorlar.. belirli bir Ekollerin,belirli bir siyasi görüşlerin,belirli bir fikirlerin arkasına katılıyorlar..
Kur’an var önünde .. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) in metodu var..Uymamakla aklını kulanmıyor..Daha sonra da sistematiğin negatif unsurlarının pisliğinin içine bulaşmış oluyor..
Mesela Sosyal alanda bir yansıması bunun ..
Bunun gibi bir sürü örnek verilebilir..bunlara..
İşte bu aklını kullananlar da -Kur’an-ı Kerim in Ayet-i Kerime de bahsettiği gibi AZİZ VE HAMİD OLAN ALLAH ın yoluna ilettiğini görenlere ALLAH-U TEALA bir ikramda bulunuyor..
(Geçen hafta biraz eksik kalmış..Not aldım..Geçen haftanın o idrak düzeyi ile şu anki idrak farklı olduğu için kelimeler oturmayabilir …İçinize girdiğinizde kelimeler daha iyi oluyor..Sonradan yamama gibi oluyor ama eksik kalmasın diye tamamlayayım..)
Şimdi orada Aziz ve Hamid ifadesi var..
Hani ;Ali_İmran suresi 18. ayettede izah etmiştik ..Ondada Aziz ve Hakim diyordu..
Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve vel melâiketu ve ulul ılmi gâimem bil gıst, lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm.
Allah, şehadet etti ki: Gerçekten O’ndan başka ilah yoktur. Melekler ve ilim sahibleri de adaleti ayakta tutarak buna şehadet ettiler; O’ndan başka ilah yoktur. O, Aziz’dir, Hakim’dir.
Aziz ;ALLAH-U TEALA :Yüce
Doğrularına tabi olanları da Yüceltiyor..
Hani demiştik Kişilere Aziz de denilebiliyor..Ünvan olarak..
O zaman sen gerek tefekkürle;İdrakla Yükseldiğinde Yükselmiş oluyorsun…Bakın yükselmiş oluyorsun..
Doğru tefekkürle ALLAH ın Ayetlerini , ALLAH ın sistemini doğru anlamakla …
Aziz olan ALLAH da Kitabın hikmetlerini gösteriyor..
Yani sen Kur’anın içerisine girip Tefekkür edersen ve idrakında yükseklik , artış olursa;
Azizul Hakim olanın Ayetlerinin Sırrından sen de hikmetlerin anlar düzeye geliyorsun..
Daha sonra buradaki Ayetteki Azizul Hamid’e yansıması ne oluyor?
Kur’andaki bu incelikleri anlayınca bu seni Hamd a götürüyor..
Çünkü neden EL HAMİD Esmasını açıklamıştık..
El Hamid Esması Kitaplarda ; Mahlukatın Hamdına , övgüye layık anlamında kullanılıyordu..
Küfredenler de dedi:Size haber getiren şahsın durumunu size gösterelim mi? Hepiniz didik didik parçalandığınız zaman, Gerçekten sizlerin yeniden topraktan yaratılacağınızı söyleyen kişiyi.
Ve gâlellezîne keferû; Küfür edenler dedi.
hel nedullukum alâ raculiy yunebbiukum; Size haber getiren O adamın,şahsın durumunu size göstereyim mi?delalet edeyim mi
izâ muzzıgtum kulle mumezzegın; Hepiniz didik didik parçalandığınız zaman ,parça parça olduğunuz zaman
innekum lefî halgın cedîd; Şüphesiz siz yeniden yaratılacağınızı söyleyen kişiyi(biraz yorumsal bunlar kelime kelime aynı değil)
Küfür edenler dedi ki;Size şu haber getiren şahsın durumunu göstereyim mi ?
(o kişi) diyorki hepimiz didik parçalandığımız zaman yeniden bir yaratılışla yaratılacaksınız…
Yani genel hatlarıyla şöyle bir değerlendirelim…
Kafir grupta olanlardan birisi ; bir sahne var..
Diyor ki ; Ya , yeni birisi çıkmış gördünüz mü?
Hani biz öleceğiz,parçalanacağız,kemik un ufak olacağız ya..
Ondan sonra tekrar yeniden dirileceğiz ya olur mu öyle bir şey …
Birisi çıkmış öyle diyor..
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kast edilen …
(:::::::::::::) (Müşriklerden birisi….)
Burada Kafir diyor ,Kur’andaki ifadesiyle Ve gâlellezîne keferû;ellezîne keferû demek küfür fiilini işleyen kimse küfür eden anlamına geliyor.. Bunun İsim hali Kafir….
Neyi kabul etmek istemiyorlar…???!
Diyorlar ki; Tamam biz öleceğiz,öldükten sonra her şey bitecek,yeniden dirilme yok ,deniliyor..
Peki bizim inancımıza göre ne var..???
Biz şuan yaşıyoruz…Fakat daha sonra bir dirilişimiz olacak..
Yeniden bir dirilmemiz olacak..
Peki bir Ayet söyleyeceğim..
Bizim bildiğimizden biraz farklı..Biz biliyoruz gerçide..
Allah’ı nasıl inkar edersiniz?Sizler ölüler idiniz size hayat verdi.Sonra sizi öldürecek,sonra sizi diriltecek,sonra ona döndürüleceksiniz.
ALLAH ı nasıl inkar ediyorsunuz ki,Siz ölü idiniz sizleri diriltti, Sonra sizleri yine öldürecek sonra sizleri yine diriltecek sonrada döndürülüp ona götürüleceksiniz..
Bak burada bunu destekliyor..Bak sonra diriltecek diyor..Ölme var..
Başında ne var ?
Keyfe tekfurûne billâhi ve kuntum emvâten: ölüler idiydiniz diyor..
(Nerede ölüydük?aslında biz bunu konuştuk.. Hatırlıyor musun? ..”kalu bela” dan “elest meclisi”nden bahsederken … Ademe biliyorsunuz secde olayı gerçekleşti..
Ve iz ehaze rabbuke mim benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, elestu birabbikum, gâlû belâ, şehidnâ, en tegûlû yevmel gıyameti innâ kunnâ an hâzâ ğâfilîn.
Hem rabbın: Beni Âdemden, bellerinden zürriyyetlerini alıb da onları nefislerine karşı şâhid tutarak «rabbınız değilmiyim» diye işhad ettiği vakıt, «evet» dediler: «şâhidiz», Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu demeyesiniz.
Biz diyor Ademin sırtında zürriyetlerinden çıkardık diyor ve nefslerine şahit tutarak sorduk diyor…
Ben sizin Rabbınız değil miyim?
Bu Hayat değil mi? Canlılık değil mi ? Bir şekilde..
Ondan sonra nasıl oluyor?
Ademin beline onlar tekrar konuyor..Yani ölü hale geliyor..
Ne oldu birinci ölüm işte bu ..
Dünyaya Anne karnında “diriltilmiş” oluyor. ilk diriliş
Şu an yaşıyoruz; sonra Öleceğiz…ikinci ölüm o ..
Sonra tekrar diriltileceğiz .. Bu da ne ? ikinci diriliş !..
İşte Ayeti Kerime Kalu Bela olayının bu şekilde olduğunun ispatı..
Allah’ı nasıl inkar edersiniz?Sizler ölüler idiniz size hayat verdi.Sonra sizi öldürecek,sonra sizi diriltecek,sonra ona döndürüleceksiniz.
Sizi dirilten nasıl inkar ediyorsunuz?Sonra sizleri öldürecek sonra yine diriltilcektir.. burası çok ilginç summe ileyhi turceûn. En sonunda ona döndürüleceksiniz..
Bakın ondan sonra ölüm yok.. Ama ebedi yaşayacaksınız da demiyor..
“İleyhi turceun” sonunda Ona döndürüleceksiniz diyor..
Hani Bir ara Cehennem sonlu mu sonsuz mu diye bir konu işlemiştik ya ..
Adem Kıssasında; Summe ileyhi turceûn; Sonrada Ona döndürüleceksiniz..
Bir bitiş var..Ama bu ölüm şeklinde değil..Dönüş şeklinde… Kime dönüş? ALLAH a.. İleyhi denilen O’na.
Ve emmellezîne suıdû fefil cenneti hâlidîne fîhâ mâdâmetis semâvâtu vel ardu illâ mâ şâe rabbuk, atâen ğayra meczûz.
Mutlu olanlara gelince, gökler ve yerler durdukça içinde ebedî kalmak üzere cennettedirler. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Bu, onlara ardı kesilmez bir lütuf olarak verilmiştir.
Zaten arkadaşlar;Bu ilkokul mantığı daha evvel konuştuk..
Bakın El-Evvel ne demek? ALLAH ın ismi ?
Hiçbir şey yoktu; o vardı..
El Ahir ne demek ? El Baki ne demek?
Herşey yok olacak ..ALLAH ın zatı baki olacak..
Yani bunun dışında bir şey olamaz ki..
Eğer Sen Cennette ebedi olarak kalacağını düşünüyorsan ..Kendini ilahlaştırmış oluyorsun ..Böyle bir sistemde!!!
(Bu coğunda bu mantık var…)
Çoğunlukta var ama Ana mantığa aykırı…
(Ayetlerde ebedi kalacak diyor ya ..O yüzden…)
O ebedilik o kelime yanlış anlaşılıyor..
Uzaya ne deniyor ? Sonsuz deniliyor..
Sonsuz mu? Değil..Bir sonu var…En azından boyutsal olarak bir sonu var..
Ama Biz idrakımızın çok çok ötesinde olduğu için ona biz sonsuz diyoruz..
Sürekli genişleyen bir kavram olduğu için sonsuz diyoruz..
Ama öleceksiniz ,değil..İnsanlar ölmeye takılıyor..
Yani Ben eğer Cennette sonsuz olarak kalamayacaksam ..ee ben öleceğim..diyor..Endişe edilen,korkulan bu..
ALLAH U TEALA burada açıklıyor;”İleyhi Turceun” Ona döndürüleceksiniz..
Nasıl ki herşey yaşamın en başında ALLAH “kun fe yakün” dediğinde çıktı ya…
İşte aslına dönecek herşey..
Ben bunları niye anlattım..
İşte buradaki biz o ölüm..diriliş sürecinin içerisindeyiz..
Küfredenler de dedi:Size haber getiren şahsın durumunu size gösterelim mi? Hepiniz didik didik parçalandığınız zaman, Gerçekten sizlerin yeniden topraktan yaratılacağınızı söyleyen kişiyi.
Örterek gerçeklerin üzerini örterek kendini kandırıyor..
ALLAH’ı kandıramaz zaten..
Çünkü sistemi Yaratan ALLAH …
İşte o yüzden küfür edenler dediği o..
Üzerini örtenler..
Üzerini örtenler ne diyor muş?
Size gösteriyim mi diyor bir adamı?Ki Size o haber getiriyor..
Bir kere delle( Ar dalīl دليل [#dll faˁīl sf.] yol gösteren, kılavuz < Ar dalla yol gösterdi, işaret etti) fiili işaret etmek göstermek anlamına geliyor..
Hidayete benzer bir yapı ama zıttı gibi hidayette ne var?
Bir arkadaş tespit etmiş..Güzel bir yorum olarak geldi bana..
Hidayette ;yolu gösteriyor,yolu tarif ediyor..
Şuradan şöyle git,böyle git bulursun yolu diyor..
Hidayet bu…
Ama delalet etmek anlamında gibi göstermek ne?
İşin içinde Gel seni götüreyim diyor..
Bu 2 yerde geçiyor..
Şeytan; Adem ve Havva ya diyor ki Rabbınızın şu ağaca size neden yasak ettiğini delalet ediyim mi diyor..
Fevesvese lehumeş şeytânu liyubdiye lehumâ mâvûriye anhumâ min sev’âtihimâ ve gâle mâ nehâkumâ rabbukumâ an hâzihiş şecerati illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ minel hâlidîn.
Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.”
İşte sizin 2 melek olmayasanız diye ,ebedi mülke başka yerde tükenmez mülke erişmeyeseniz diye diyor..
Orada delalet etmek derken işin içinde yani kendiside sapkın…
Ve harramnâ aleyhil merâdıa min gablu fegâlet hel edullukum alâ ehli beytiy yekfulûnehû lekum ve hum lehû nâsıhûn.
Biz, daha önce onun, süt analarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi.
Hz Musa bebekken ,Firavunun Sarayına ALLAH nasip ediyor bir şekilde giriyor ya kız kardeşide takip ediyor onu ..süt emmeyi red ediyor..Firavunun Hanımından ki Hz.Asiye(r.a) dır O…Hz.Asiye(r.a.) Annemizdir aslında..
Red ediyor..Telaşe kapılıyorlar Çocuk açlıktan gidecek, Ben size ona süt verecek birine delalet ediyim mi diyor..
İşin içinde benle beraberdin göstereyim anlamına geliyor..
Delalet bu ,bu küfreden kişi ,küfür azgınlığının içinde adamı delalet ediyim mi derken suçuna ortak edecek başkalarını… O kişide ne yapıyormuş?
yunebbiukum;haber getiriyormuş..
ehbarada – haber getirmek arapçada..
Burada da enbe de haber getirmek..
Nebi deniliyor ya Nebi ;Haber getirene demek..
Yani burada aslında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) burada bir karalama var..
Birisinden duyduğu haberleri ,haber olarak güya getiriyor..Şeklinde de burada bir var..
Başka yerde güya eğitim almış Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hitamlar var..
Burada kendilerince bir hitamı olduğunu söylüyor..
Nebi fiili ;Geçmişle ilgili bir haber değilde gelecekle ilgili bir haberi vermek anlamına geliyor..
Geçmişte olan bir şeye haber vermek,ahbara deniliyor..haber vermek ..Nebide gelecekte olan bir şeye haber vermek..
Demek ki Peygamberlerin en büyük görevlerinden biriside gelecekte nelerle karşılaşacağımızı haber vermek yükümlülüğü ..İşte Ahiret kavramları çok önemli buraya getirerek haber veriyor..
Neyi haber veriyormuş?
Orada raculiy diyor bir adam
Bu onların Peygamber Efendimiz (s.a.v.) değer vermediğini gösteriyor..
Adamın teki deriz ya..Onun gibi ifade burada… Er racul değil..Şu adam değil..Adamın biri küçümseme var burada …
Hakeret var ..Hemde küçümseme var..
İşte keferu derken de küfür edenlerin Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nasıl davrandığının bir izahıtı var..
Bu kişi ne diyormuş..
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) neyi haber eriyormuş..
İnsanlar öldükten sonra yeniden diriltilecekler haberini veriyormuş..
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ağzıyla bir Peygamber ağızıyla ..
Ama Onlar bunu yorumsal olarak ifade ediyorlarmış..
Ya biz didik didik parçalandığımız zaman kemik olduğumuz zaman böyle şey yapacağız..
Ve darabe lenâ meselev ve nesiye halgah, gâle mey yuhyil ızâme ve hiye ramîm.
Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?”
79-Naziat Suresi 11. Ayet
ءَاِذَا كُنَّا عِظَامًا نَخِرَةً
Eizâ kunnâ ızâmen nehırah.
“Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?”
Sonu görüyorlar,bu mu diriltilecek diyorlar..
Şimdi burada ALLAH U TEALA nın kemik örneğini özellikle vermesi ilginç..
Başka bir örnek vermiyor..Özellikle kemik örneğini belirtiyor..
Yaratılmış cansız bir şeyin en kötü hali…en aciz hali..
Kemik ya ..değersiz gibi..
ALLAH-U TEALA diyor ki;
Ben onun içerisinde öyle bir sistem koydum ki…
Ben o kemikten tekrar diriltileceğim diyor..
Bunu daha evvel konuşmuştuk..
Bunu önceki insanların pek anlama şansı yoktu…
Onlar iman ediyorlardı..
Hatta oyle aslında bu o kadar zor bir konu ki ..
Aslında O anlamda şanslıyız..Neden biliyor musunuz?
Şuanda biz DNA yı biliyoruz… Klonlamayı ılk duyduğumuzda şaşırmıştık…şimdi normal geliyor bize..
Başka hücreden başka bir şey üretebilir..Hatta yeni bir haber duydum..
Kutuplarda bir Mamutun buzlar içerisinde kalmış bir kan hücresine ulaşmışlar …
Oradan o Mamutun hücresini bir File yükleyip o Mamutu yeniden canlandırma /Klonlama projesi var bugünlerde..
Dehşet ama Bir kaç sene sonra bize bu normal gelecek..
O koyunun ismi neydi? (dolly)
Bakın bu olay daha yeni, birkaç senelik ..artık yadırgamamaya başladık..
İşte bu mantıkla bakıldığında, biyolojinin geldiği yerde ,artık bir hücrenin içerisindeki DNA dan- bunun canlı olması gerekmiyor..Yeniden oluşturmanın teknik olarak mümkün olduğunu artık biliyoruz..
Dolayısıyla biraz daha kabullenebiliyoruz bunu …
Her hangi bir kemik parçamızdan bizim diriltileceğimiz artık daha mantıklı geliyor..
Daha evvel konuşmuştuk..
Bütün kemikler yok olsa bile; yok olmayacak kuyruk sokumunda bir kemik var..
Bu kemikteki tek bir hücreyle yeniden bir insan teşekkülü(Belli bir varlık ve biçim kazanma.)söz konusu ..
ALLAH-U TEALA ya göre bu ne kadar kolay..
Bu mekanizmasıyla ilgilide Rabbim ip ucu veriyor..
O, rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderendir. Nihayet rüzgârlar ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde(yi diriltmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. İşte ölüleri de öyle çıkaracağız. Ola ki ibretle düşünürsünüz.
Ve agsemû billâhi cehde eymânihim lâ yeb’asullâhu mey yemût, belâ vağden aleyhi haggav ve lâkinne ekseran nâsi lâ yağlemûn.
Onlar, “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Buna biraz geri döneyim..
Kullara rızık için onunla ölü bir beldeye hayat vermekteyiz(yağmuru kastediyor)işte yeniden dirilmede huruç diyor orada huruç denmiş buda böyledir 33:12
Demek ki ALLAH U TEALA yağmur gibi bir sistemle –aslını bilmiyoruz-..
Rabbimiz;kemiklerde bile ,aslını bilemeyeceğimiz bir sistemle, bir şekilde ,yeniden dirilmeyi gerçekleştirme kudretine sahip…
Birde onun “KUN” demesiyle herşey olur..Birde böyle bir şey var..
Yeniden dirilmemiz söz konusu ..
Yeniden dirilme nasıl olacak…Nerede olacak..
2 görüş var bunda
Bütün Kainat sistem bitecek; tamamen yeniden başka bir yaratılma mekanı olacak.
Bu dünya dümdüz olacak; aynı mekanın farklı bir şekliyle yeniden yaratılma burada olacak
İnşikak Suresinde geçiyor;
84-İnşikak Suresi 1. Ayet
اِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ
İzes semâun şeggat.
Gökyüzü yarıldığı zaman.
84-İnşikak Suresi 2. Ayet
وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ
Ve ezinet lirabbihâ ve huggat.
Ve rabbını dinleyip itaat ettiğinde(İnsana hak edildiği verildiğinde.burası 1.sur‘u anlatıyor..İnsanlar o hallerine göre kıyametin kopacağı anda ,tek bir konumda olmayacaklar ..hak ettikleri ölçüde onlara- kıyamet sahnelerinde de- 1. surdan bahsediyorum- hak edildikleri ölçüdedavranılacaktır ..)
84-İnşikak suresi 3. Ayet
وَاِذَا الْاَرْضُ مُدَّتْ
Ve izel ardu muddet.
Arz uzatıldığı zaman.(Muddet-çekip, uzatmak)
84-İnşikak suresi 4. Ayet
وَاَلْقَتْ مَا فٖيهَا وَتَخَلَّتْ
Ve elgat mâ fîhâ ve tehallet.
İçindeki şeyleri atıp,boşalttığı zaman
84-İnşikak suresi 5. Ayet
وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ
Ve ezinet lirabbihâ ve huggat.
Rabbini dinleyip itaat ettiğinde/huggat (tekrar”huggat” geçiyor .Yine hak edilenlere hak ettikleri verilince.burası 2. sur)
Arz uzatıldığı zaman.
Kıyamet sahnelerinde geçiyor..
Dağlar paramparça olduğu zaman, dağlar paramparçaymış..
Ve humiletil ardu vel cibâlu fedukketâ dekketev vâhıdeh.
Ve yeryüzü ve dağlar yerlerinden kaldırılıp, tek bir çarpışla parçalandığı zaman.
56-Vakıa suresi 5. Ayet
وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّا
Ve bussetil cibâlu bessâ.
Ve dağlar ufalanarak parçalanmıştır.
Tabi 2. Sur artık .o kadar kaç milyar insan yaratıldıysa sayısını bilmiyoruz ..100lerce milyar insan ..şuan bile kaç milyar insan yaşıyor..insanlık yaratıldığından beri düşünün.. mahlukatta orada biliyorsunuz..
Resulullah (sav) buyurdular ki:”Kıyamet günü hak sahiplerine haklarını mutlaka eda edeceksiniz.Öyle ki kabış (boynuzsuz) koyun için, boynuzlu koyundan kısas alınacak,taşa (niye bir başka) taş üzerine yüklenip kaldığından;adamın adamı niye yaraladığından sorulacak.”
HadisNo
:
5064
Ne kadar mahlukat varsa orada… nasıl bir alan olması gerektiğini düşünün…
Şuan dağların falan olduğu yerde bu olmaz..Dümdüz bir arz olması lazım...
Ve iz gâle ibrâhîmu rabbi erinî keyfe tuhyil mevtâ, gâle e ve lem tué’min, gâle belâ ve lâkil liyatmeinne galbî, gâle fehuz erbeatem minet tayri fesurhunne ileyke summec’al alâ kulli cebelim minhunne cuz’en summed’uhunne yeé’tîneke sağyâ, vağlem ennallâhe azîzun hakîm.
Hani İbrahim, “Ey Rabbim! Ölüye nasıl hayat verdiğini bana göster!” demişti. O da, “Yoksa inancın yok mu?” diye sormuştu. (İbrahim) cevap vermişti: “Hayır, ama (görmeme izin ver) ki kalbim tamamen mutmain olsun.” “Öyleyse” demişti Allah, “Dört kuş al ve onlara sana itaat etmeyi öğret; sonra onları (etrafındaki) her tepeye ayrı ayrı sal; sonra da çağır: uçarak sana gelecekler. Bil ki Allah her şeye kadirdir, hikmet sahibidir.”
Bakın çok ilginç ;
Literaturde 2. Sırada olan… Hz.İbrahim (a.s.) bile bir işaret istiyor..
Yani tamam iman ediyor ama kalbin mutmain olması için bir olay oluyor..
Şimdi düşündük Rabbim bu Ayeti neden misal olarak verdi?!?!!
Peygamber Efendimiz(s.a.v.) ismi ne?Muhammed (s.a.v.);
“Muhammed” ne demek ? çok övülmüş demek..
“Mahmud” da ; övülmüş demek…
Rabbim ,Peygamber Efendimiz(s.a.v.) böyle bir olaydan (yeniden diriltmekle ilgili Peygamber efendimizin bir talebinden) bahsediyor mu hiç?
Yeniden yaratılmayla ilgili Peygamber Efendimiz(s.a.v.) talebiyle ilgili..İşte en yukarıda o var..
Yani Rabbim, direk olarak olmasa da; aslında Peygamber Efendimiz’in(s.a.v.) konumunu bize gösteriyor…
Yani Onu övüyor..(Muhammed / Mahmud)
Bu da ilginç bir nokta..
Aynı olay başka bir ayette Hz. Uzeyir(a.s.)den de bahsediliyor..
İlgili Ayetde bahsedilen kişinin Hz.Uzeyir(a.s.) olduğu rivayet ediliyor…
Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, “Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?” demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: “Ne kadar (ölü) kaldın?” O, “Bir gün veya bir günden daha az kaldım” diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: “Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: “Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”
Buda Peygamber düzeyinde bir tereddütün olması ..
Bu arada ayette geçen bir konu var..Onun hakkında güzel bi tespit ondan bahsedeyim :
Bakın burada Eşek ne oluyor ? Kemik oluyor.. Yiyecek içecek ise bozulmadan duruyor…
neden ..???!?!?
Bunların da bozulması lazım!!!!!
Buzdolabına koymazsan 1-2 gunde bozulan 100 yılda neden bozulmuyor?!!?!?
benim aklıma şöyle bir şey geldi..
O yediği içtiği kendisinin rızkı değil mi?
Şöyle bir söz duydunuz mu?
Kişi rızkını yemeden ölmez diye …
O kişi ise nihai olarak öldürülmüyor ki..Bir süre için öldürülüyor.
Rızkını yemeden ölmeyecek… o yüzden de rızkı bozulmuyor…
Ama Eşeği onun rızkı değil..
Demek ki binekler bizim rızkımız değilmiş..
Asıl rızkımız (Bakın Kur’an neleri açıklıyor…) Bizim rızkımız yediğimiz içtiğimiz ;belki giyip eskittiğimiz..
Ama binek yani Araba senin rızkın değil..
Nimet mi nimet Ama Rızk kavramının içine ,Er Rezzak ‘ın içine girmiyor.. El Kerim’in içine girebilir ama rızkı değil değil..(en iyisini ALLAH BİLİR)
Burada bir tefekkürümüz olmuştu onu buradan izah edeyim dedim..)
Demek,bu yeniden yaratılma / diriliş konusu…
gerek Üzeyir Peygamber (a.s.) konumunda bir kişi için;
gerek te ulul Azam Peygamberlerin en yukarlarından olan 2. unvan Hz.İbrahim (a.s.) konumunda birisi için
mutmainlik talebi gerektiren …
Peygamberleri bile zorlayan bir konu…
ama bizim şu zamanda ilimle avantajımız ,bunun mümkün olabileceğini biraz daha anlayabiliyoruz..
Yasin Suresinde bir işaret var..
Yasin Suresinde nasıl Yaradılış konusunda bir Ayet var..
Sonra onun neslini bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı.
Hatırlıyormusunuz?Secdeyi işlerken buna değinmiştik..
Summe ceale neslehû;Onun neslini yarattı
min sulâletin mim mâim mehîn;mehin olan aşağılık sülaleden yarattı diyordu..
O “sülale” kelimesini aslında biraz taktım Arapça bilgimle araştıracağım dedim..
sülale :Köken
Arapçasll kökünden gelen sulālat سلالة “soy, bir kişinin soyundan gelenler, hanedan” sözcüğünden alıntıdır.
Ek açıklama;Muhtemelen Arapçasilsila ͭ (zincir, silsile) ile aynı kökten. Karş. sele1,silsile.
“Silsile” kelimesi bu sülale aynı köktenmiş ..
Silsile ;zincir demek
(Ar silsila ͭ سلسلة [#slsl] zincir < Ar salsala سلسل zincirlenme (= Aram şalşalitā שלשלתא zincir ))
Arapça da Zincire ;silsile diyorlar..
Sülale derken hakir bir sudan meniden bahsediliyor.. Bütün meallerde öyle geçiyor..
Rabbim böyle basit geçemez..Sülale kelimesini kullanıyorsa burada bir şey var..
Silsile; zincir
Bugün okullarda okumadık mı?
Dna ;zincir yapısında değil mi..?!
İşte burada yaratmanın Dna nın hakim olduğu bir sistem üzerine olduğu nesilden nesile aktarılan bir sitem olduğunun bir ifadesi ,bizde her şeyi bir ilim üzerine yarattı derken..İlk defa Yaratan ilk defa yarattıda nasıl yaratmanın nasıl olabileceğini tabi ALLAH-U ALEM tabi şuan geldiğimiz ilim düzeyiyle söylüyoruz..Yani ilim ilerledikçe bunun daha çok tekemmul etmiş haliyle bir bilgi alanına girmiş olacak ama en azından geldiğimiz ilim seviyesiyle ilgili açılan kapılardan bunları ifade ediyoruz..
Görüyormusunuz bu yeniden Yaratılmayla ilgili ne kadar bahsedilecek konu var..
Onlar yeniden diriltilmeyeceklerine dair ALLAH a yemin ederler derler diyordu hatırlıyor musunuz?
Ve agsemû billâhi cehde eymânihim lâ yeb’asullâhu mey yemût, belâ vağden aleyhi haggav ve lâkinne ekseran nâsi lâ yağlemûn.
Onlar, “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Ve lein seeltehum men halegas semâvâti vel arda ve sehharaş şemse vel gamera leyegûlunnallâh, feennâ yué’fekûn.
Eğer müşriklere «Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı insanların yararına sunan kimdir?» diye sorarsan kesinlikle «Allah’tır» derler. Öyleyse nasıl gerçekten saptırtıyorlar?
Ve lein seeltehum men halegas semâvâti vel arda leyegûlunnallâh, gulil hamdu lillâh, bel ekseruhum lâ yağlemûn.
Andolsun ki onlara; «Gökleri ve yeri kim yarattı» diye sorsan «Allah» derler. Hamd Allah’a mahsustur. Hayır onların çoğu bilmiyor.
Ama yine de tam olarak inanamazlar..
Bizim Mekke Müşrikleri,Kafir,İnkarcı dediklerimiz aslında ALLAH a inanıyorlar..
Ebu Leheb olsun ,Ebu Cehil olsun (Tebbet Suresinde geçen ;Tebbet (Leheb) suresi 1. ayet:تَبَّتْ يَدَا اَبٖى لَهَبٍ وَتَبَّTebbet yedâ ebî lehebiv ve tebb;Ebû Leheb’in elleri kurusun. Zaten kurudu. ) ALLAH a inanıyorlar ..
Sorun Ne?
Sorun ;ALLAH ın İstediği şekilde inanmıyorlar..
ALLAH’la beraber başaka güçleri ilah olarak tanıyotlar…
“Allah yarattı tamam da işte benim rızkımı da şu veriyor” ,diyor..
Ve huvellezî halegas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmiv ve kâne arşuhû alel mâi liyebluvekum eyyukum ahsenu amelâ, ve lein gulte innekum meb’ûsûne mim bağdil mevti leyegûlennellezîne keferû in hâzâ illâ sıhrum mubîn.
Hanginizin daha güzel ameli olduğunu denemek için; gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Zaten Arş’ı su üstünde idi. Andolsun ki; ölümden sonra muhakkak siz yine dirileceksiniz, desen; küfredenler mutlaka: Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir, diyeceklerdir.
Ellezî halegal mevte vel hayâte liyebluvekum eyyukum ahsenu amelâ, ve huvel azîzul ğafûr.
O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak içinölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
Görüyormusunuz? Ne güzel açıklıyor Rabbim ..
Demek ki Hesap Günün ana mantığı burada…
Rabbim diyor ki;
Ben Sistemi yarattım..
Kalu Belada Ben onlardan bir ahit,söz aldım..
Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (cevap)Tabi Rabbimizsin.. Öyleyse Yaşayın göreceğiz..
Ne yapıldı ? Öldürüldü (ilk ölüm )
Adem ve Havva Cennetteyken , bütün olumlu şartlara rağmen, Şeytanın kandırmasıyla beraber hata işlediler mi ? İşlediler.. ALLAH onlara ne dedi :İhbit dedi İN aşağı dedi..Şeytana dediğinin aynısını dedi hatırlayın..
Sonra ne oldu?
Aman Ya Rabbi Tövbe dedi..Hz.Adem (a.s.) tövbe etti..
ALLAH U TEALA ne dedi
Tamam tövben kabul edildi.
Peki Cennette kaldılar mı?
Kalamadılar.
Ne dedi ALLAH U TEALA ;
“İhbit”; aynı “İN” emri İKİNCİ KEZ geldi.
Bakara Suresinden ;Adem Kıssasını kısaca bir hatırlayalım;
Ve iz gâle rabbuke lilmelâiketi innî câılun fil ardı halîfeh, gâlû etec’alu fîhâ mey yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâé’, ve nahnu nusebbihu bihamdike ve nugaddisu lek, gâle innî ağlemu mâ lâ tağlemûn.
Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.
Ve alleme âdemel esmâe kullehâ summe aradahum alel melâiketi fegâle embiûnî biesmâi hâulâi in kuntum sâdigîn.
Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi.
Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler.
Gâle yâ âdemu embié’hum biesmâihim, felemmâ embeehum biesmâihim gâle elem egul lekum innî ağlemu ğaybes semâvâti vel ardı ve ağlemu mâ tubdûne ve mâ kuntum tektumûn.
Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi.
Ve iz gulnâ lilmelâiketiscudû liâdeme fesecedû illâ iblîs, ebâ vestekbera ve kâne minel kâfirîn.
Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.
Feezellehumeş şeytânu anhâ feahracehumâ mimmâ kânâ fîh, ve gulnehbitû bağdukum libağdın aduvv, ve lekum fil ardı mustegarruv ve metâun ilâ hîn.
Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarakinin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik.
Derken, Âdem (vahy yoluyla) Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla amel edip Rabb’ine yalvardı. O da) bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır.
“İnin oradan (cennetten) hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici (peygamber) gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir” dedik.
İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
Neyin Süreci başladı?
Gerek Hz.Adem(a.s.) gerek de Hz.Adem(a.s.) zürriyetlerin (bizlerin) geriye dönebilmesi için bir imtihan sürecinden geçiyoruz.. Hadi bakalım sözünde durabilecek misin? ..Hadi doğru dürüst amel edebilecek misin?..”Af”fa mazhar olabilecek misin?
Hal ve hareketler İslam dairesi içerisinde davranabilecek misin?
İşte bunun imtihanı yapılıyor..
İşte yeniden dirilişin sırrı bu..
Neden diyor? sizi imtihan için diyor..
Yerleri gökleri yaratandır diyor..
Süphesiz Tekrar ölümden sonra(ikinci ölüm) tekrar diriltileceksiniz diyor..
İşte biraz önceki Ayet “onlar ALLAH ölen bir kimseyi diriltmez var güçleriyle ALLAH a yemin ettiler”
Ve agsemû billâhi cehde eymânihim lâ yeb’asullâhu mey yemût, belâ vağden aleyhi haggav ve lâkinne ekseran nâsi lâ yağlemûn.
Onlar, “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
ALLAH vaad üzerine almış ..
Diriltilecek ki insanlar Hesaba çekecektir..
İnsanlar Görsünler neler yapıp yapmadıklarını
işte bu yeniden diriltmenin sırrı arkadaşlar bu…
Böyle olacağı için iman etmiş olanların daha dikkatli bir şekilde yaşaması gerekiyor..
İNKAR BOYUTUNDA YAŞAMAMALARI GEREKİYOR!!!!!
Çünkü eğer bu boyutta(inkar boyutunda) olunursa tehlike ne biliyor musunuz???
kâfirlik tehlikesi…
Yani siz (biraz daha konuşacağım) önemli bir şeye bağlayacağım..
Vellezîne yué’minûne bimâ unzile ileyke ve mâ unzile min gablik, ve bil âhırati hum yûginûn.
Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar.
Ahirette de yakîn olarak inanırlar..
Eğer sen Ahirete yakîn olarak inanmazsan ..
(bugün bir yazı okudum internetten çok hoşuma gitti)
Takva Sahibi bir Mü’min için diyor;
Ahiret ilerde olabilecek şey bile değildir diyor.Şuan diyor Ahiret bilinciyle yaşar diyor..Şuan Cennet-Cehennem sahneleri yok mu? Var.. olacak ..Bu bilinci içerisinde bulundurarak yaşar ..Eğer bu konumda bir gün hesap olacağını ..Onun yarın gibi o bilinçle şimdiki zaman gibi yaşamayan insan İşte bu Ayette geçen ;
Ve gâlellezîne keferû-Önü örttüler ,onu inkar ettiler,küfür ettiler
ALLAH korusun onun içine giriyor.Çünkü insanlar o bilinçte yaşamıyor..
Liyecziyellezîne âmenû ve amilus sâlihât, ulâike lehum mağfiratuv ve rizgun kerîm.
Allah’ın, iman edip salih amel işleyenleri mükâfatlandırması için(her şey o kitapta tespit edilmiştir.) İşte onlar için bir bağışlanma ve bereketli bir rızık vardır.
Bir kıyamet olacaktır…Hesap olacaktır…Bu iman edip salih amel işleyenleri mükâfatlandırması için,karşılığını vermesi için olacaktır..
Aslında karşılığını verme için olacaktır..
Bu ayet ,iman edip salih amel işleyenler ile ilgili. Yine karşılığı verilecek ama bugün işleyeceğimiz 5.Ayet, ALLAH’ın Ayetlerini aciz bırakmak için uğraşanlar”la ilgili..
Âyetlerimizi aciz bırakmak için koşanlar ,İşte bunlar için elim murdarlık azabı vardır.
Biliyorsunuz ceza Arapçada hem olumlu anlamda hemde olumsuz anlamda yani hem mükafatlandırma anlamında hemde cezalandırma(Türkçe’deki ceza),azap anlamı vardı..
“âmenû ve amilus sâlihâti/iman edip ,iman ettikleri ölçüde salih amel işleyenler” için bir mükafat vardı.. Bunlar neydi bu;
Mağfiret
Kerim Bir Rızk
Geçen hafta oldukça yoğun işledik bunu.. tesirli ve güzel olduğunu düşünüyorum..
Burada Bayraktar Bayraklı’nın Tefsiri’nde güzel bir şey gördüm…
Bakın” rızgun kerîm” diyor..
Kerîm , Rızk ifadesinin sıfatı..
Bunu Rabbim sıfatlandırmış..
Ama Mağfiret sıfatlı oarak gelmemiş..Olduğu gibi gelmiş.
Bunu Sıfatlandırmaya gerek yok ,diyor..
Mağfiret başlı başına büyük bir şey..
(Bunun sıfatı falan yok,bunun güzelliğine ,önemine binaen olduğunu yapıyor.)
Zaten Af edildiniz mi , Yırttınız !!..
Ama sadece yırtmakla da kalınmıyor,Rabbim üstüne üstlük bir de Rızk veriyor..
O öyle böyle de bir Rızk değil;Kerîm olan ALLAH’ın Kerîm Rızkı…
Yani Cömert olanın müthiş cömertliğini düşünün orada ..
İnanılmaz şeylerle karşılaşılacak,eğer mağfiret olunur ise..
Mağfiret olunmanın şartı da yukarıda geçen âmenû ve amilus sâlihâtı;
Amentü billahi ve melâiketihi, ve kütübihî ve rusülihî…. yani her alanda kabul etmekle beraber, kafanızda onu çok güzel bir halde , HAK olan bir şekilde biçimlendirmelisiniz..
(………………………….)
ALLAH-U TEALA diyor ki; biz Kur’an-ı Kerîmde çeşit çeşit misaller getirdik diyor..
Ve legad darabnâ linnâsi fî hâzel gur’âni min kulli mesel, ve lein cié’tehum biâyetil leyegûlennellezîne keferû in entum illâ mubtılûn.
Andolsun ki biz, bu Kur’an’da insanlar için her çeşit misale yer vermişizdir. Şayet onlara bir mucize getirsen inkârcılar kesinlikle şöyle diyeceklerdir: Siz ancak bâtıl şeyler ortaya atmaktasınız.
Şimdi Bizim;
ALLAH ın Zatını anlama şansımız yok.Bilgisayarda öyle bir veri hücre yok.(Yapısal olarak MÜMKÜN değil)
Biz sadece gördüklerimizi bile anlayamıyoruz … Gaybî olan Ahireti unsurları tam olarak anlamamız mümkün değil.. Hani bahsettik ya; Cennetin kapısında seviye yükseltme olacak..Akıl seviyesi yani ondan sonra içeri girip anlaşılabilecek..
Yani şu anki aklımızla oralar mümkün değil..Biz büyük hakikatleri nasıl anlayacağız..!!!???
Daraballâhu meselen abdem memlûkel lâ yagdiru alâ şey’iv ve mer razagnâhu minnâ rizgan hasenen fehuve yunfigu minhu sirrav ve cehrâ, hel yestevûn, elhamdu lillâh, bel ekseruhum lâ yağlemûn. Allâh, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile; kendisine güzel rızık verdiğimiz, o rızıktan gizli ve açık harcayan kimseyi misal olarak anlattı. Hiç bunlar bir olurlar mı? Hamd Allah’a mahsustur, fakat çokları bilmezler.
Misal Anlatıyor Öyle bir köle var ki, elinden,dilinden hiçbir şey gelmiyor, öbürüne de ne iş verirsen yapıyor..
Orada ilginç bir misal var..Yani 2 köle de bile böyle olmaz..
Şimdi ALLAH U TEALA yı ,Siz diyor, mahlukatı bile aynı mı tutuyorsunuz..!!!
Rabbim kendi Zatına insanlardan örnek veriyor..Bırakın mahlukatı..
Dolayısıyla ALLAH U TEALA nın Kur’an-ı Kerimde anlatım metodlarından birisi de misallendirmedir zaten..
O anlamda bir sıkıntı yok…
Ama şu var..
Misali veririken dikkatli olmak lazım..!!!
Yani ne neye denk geliyor..!!!!
Bir dikkat etmek gerekir..!!!!!
Misal verilirken ALLAH U TEALA yani kelimeleri çok dikkat etmek gerekir..!!!!!!!!!
Ve huvellezî yebdeul halga summe yuîduhû ve huve ehvenu aleyh, ve lehul meselul ağlâ fis semâvâti vel ard, ve huvel azîzul hakîm.
Önce halkı yaratan, (oldurduktan) sonra da diriltip (hayata) çeviren O’dur. Bu da O’na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misaller, en bedi sıfatlar O’nundur. O çok güçlüdür, çok üstündür ve hikmet sahibidir.
Evet, onlar için bir Mağfiret vardır ve Kerim Bir Rızk vardır..
Biliyorsunuz AMENU( İman Ettim) demek sadece vardır yoktur demek değil..
Var dedin de..
Nasıl bir ALLAH tahayyül ediyorsun ..?!?!?!
Kafan da Nasıl ?
Zalim mi değil mi?
Kerim mi değil mi?
Kadir mi değil mi?
Kitap ?!
Kitaba inandın ama nasıl bir Kitaba iman ediyorsun..07:13
Eğer gerçekten ALLAH ın bir kitabına olduğuna inanıyorsan ona çok farklı yaklaşman lazım..
Bunun gibi şeyler ..
Bunlara iman etmek te yeterli değil..Buna uygun davranmak lazım…
Madem iman ettin öyleyse yaşa…
İmanın çok yüksek ..ama herkes/herhangi biri gibi yaşıyorsun…
Ya da imanının yükselmeden önceki konumuna göre yaşıyorsun…
Bunlar çok tehlikeli..
İşte eğer öyle yaşadığın takdirde bir olumlu anlam var…Mağfiret anlamında karşılık…
Şimdi bu Ayette de…Bugün İşleyeceğimiz Ayette de diğer kötüler anlatılıyor…
(İyiler/kötüler diye kabaca 2 ye ayırıyorum…Bunlarla ilgili bir çok kelime var da..İyi ve kötü diye kabaca ayırırsak..)
“Vellezîne seav”…Koşanlar… yani, “duranlar” değil,” yürüyenler” değil …Koşanlar ..Neye koşanlar?
“fî âyâtinâ” -Ayetlerimiz konusunda… ama “muâcizîne” Muaciz; aciz bırakan demek..Ama buradaki anlamıyla yeterli değil..”Aciz bırakmaya çalışan” daha uygun bir ifade…
Bu ifadeye yakın bir ifade Bakara Suresinde geçiyor..
Yuhâdiûnallâhe vellezîne âmenû, ve mâ yahdeûne illâ enfusehum ve mâ yeş’urûn.
Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.
Yuhâdiûnallâhe- Arapça tercümelerde “aldatırlar” denebiliyor…Ama aldatırlar doğru bir ifade değil..ALLAH’ı aldatmaya çalışırlar..Yani Arapça karşılığı orada “karşılıklı olarak aldatmaya gayret etme” anlamında bir şey ama, bunu kelimeleri yerine doğru şekilde oturtarak kullanmakta fayda var.. ALLAH ı Aldatmaya çalışırlar..Zaten Sonra devamı geliyor..
ve “mâ yahdeûne” – onlar aldatamazlar diyor..
(Orada Arapça bilenler için söylüyorum. Arada Elif harfi var..ilkinde Mufâale babı,oluyor…
Mufâale babı karşılıklı olarak bir şey yapmaya çalışırlar.. )
Buradada aynı şekilde Sebe Suresi 5. Ayette de, “muâcizîne” yani ALLAH ı “aciz bırakmaya çalışırlar” anlamında..” aciz yaparlar” anlamında değil…
“muaciz”; aciz bırakan demek..Ama koşuyorlarmış buna, yani aşırı bir gayretin ifadesi burada… normal, oldukları gibi durmuyorlar..
Yani” ben bu Ayeti anlamadım ama hafif bir şüphem var ama neyse…” demiyor..
Hayat gayesi haline getirmiş ayetlerle mücadeleyi…
Bugün ülkemizde de var biliyorsunuz..
Ne hikmetse Müslüman olduğu halde insanların bir kısmı, Ayetler üzerine çok ciddi derecede mücadele ediyorlar, şöyledir böyledir diye..Anlamak mümkün değil..
Hani müslüman olmayanları anlıyorsun..
Olanlar da ekstra bir gayret içerisinde… ne mantıkla yapılıyor anlamak mümkün değil..
ALLAH hidayet versin…
Ayetlerimizi aciz bırakmak için koşanlar diyor..
ulâike lehum;Onlar için vardır
Ne vardır?
azâbun min riczin elîm
Şimdi bakın yukarıdakiyle düşünürsek…
Yukarıdaki olumlu,iyi insanlara mağfiret var…
Aşağıdakilere ne var?
Azap var..
Demek ki ;
mağfiretin zıttı azap..
Yani Affetmenin karşılığı affetmemek değil, bakın..
Ceza..azap…
Geçen haftalarda işledik…!!!Ana temayı unutmayalım diye!!!
Emanet var Semaların,Arzın ve Dağların yüklenemediğini… İnsan yükleniyor…
Cennetten sonra da insanlığa, indirilip geri dönmenin gerektirdiği bir yaşam sunuluyor.. Burada geri dönebilmenin şartı..;MAĞFİRET(AF ve MAĞFİRET)
Buna uğrarsanız; yırtıyorsunuz…(tabiri caizse)
Yoksa Af olmama diye bir ara tema yok..
Af olmamanın karşılığı;
AZAP
Yani bakın Bunu şöyle izah edebiliriz..
Şimdi Af olunuyor ..Cenneti düşünün..Cennete giriliyor…
Affedilmeyenler dümdüz betonda oturuyor, değil..
Onlara Eksta bir de Azap var…
Yani arası yok…
(………..) Araftakiler..
O konu şüpheli..Bir ara işleyelim..
Bazıları arada derede kalanlar diyor..(sevabı ve günahı musavi olanlar)
Bazıları da…ilericiler (mukarrebun/sabikun)… hani Vakıa Suresinde var ya; sağcılar solcular..(Ashab-ı Meymene,Ashab-ı Meş’eme)bir de ilericiler.. var ya onlar olduğunu söyleniyor..
Ve mâ kâne linefsin en tué’mine illâ biiznillâh, ve yec’alur ricse alellezîne lâ yağgılûn.
Allâhın izni olmadıkça hiç bir nefs için iman edebilmek yoktur ve akıllarını kullanmayanları O ,pislik içinde bırakır.
Yunus Balığı bakın ne yapıyor arkadaşlar .. Yunus Balığı ne yapar ? yüzer …
Yunus Suresi 100.Ayet… yunus (balığı) yüz !
Aklınızda kalması için…
Aynı zamanda 10 .Sure 100.Ayet ..Çok akılda kalıcı bir Ayet… 10/100
Burada da rics kelimesi geçiyor.. ricse..
ALLAH ın izni olmadıkça hiçbir kimse iman edemez.ALLAH “rics”i o kimselerin üzerine atar.
Şimdi yec’alu – kelimesi var orada. ” CE-A-LE” çok fazla anlama geliyor Arapça’da …
Arapçada kılmak,olmak,yaratmak,etmek,yapmak gibi bir çok anlamı var..
Onların üzerine rics atar.Onları pislik içerisinde bırakıverir gibi.. meallerde var bir çok farklı ifade var
Ana felsefesiyle düşünürsek..
Kime atarmış bu pislikleri kime bulaşırmış?!?!??!
alellezîne lâ yağgılûn – عَلَى الَّذٖينَ لَا يَعْقِلُونَ yani, akletmeyenlere ,akıllarını kullanmayanların üzerine bu oluyor…Bu dünyada..
Bakın ne diyor ??? ALLAH ın izni olmadan hiç bir kimse iman edemez …Ama burada bir sistemi anlatıyor Rabbim ben çok kullanıyorum… bunu..
Akıllarını kullanmasını istiyor …ALLAH U TEALA
Aklını kullanacaksın ..Seni Yarattım diyor .. Sana her türlü mekanizmayı da verdim.. Ama aklını kullanacaksın diyor..
Şimdi “Emanet”i yükledi ya bize .. Emaneti yükledi…Ama Serbest bıraktı bakın..
Şimdi dağlardan aklını kullanmasını istemiyor..
O emrediyor..dağlar da emredileni yapıyor..
Zilzal Suresinde ne diyordu..
Bknz. Aşağıdaki Ayet;
ZİLZÂL Suresi 2.Ayet
وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا
Ve ahrecetil ardu eskâlehâ.
Arz, içindekileri dışarıya çıkarıb attığı
ZİLZÂL Suresi 3.Ayet
وَقَالَ الْإِنسَانُ مَا لَهَا
Ve kâlel insânu mâ lehâ.
Ve insan: “Ne oluyor buna?” dediği zaman.
ZİLZÂL Suresi 4.Ayet
يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا
Yevme izin tuhaddisu ahbârehâ.
Arz, o gün bütün haberlerini anlatır
ZİLZÂL Suresi 5.Ayet
بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَى لَهَا
Bi enne rabbeke ehvâ lehâ.
Çünkü senin Rabbin, ona vahyetmiştir.
Şimdi Arza gereken o vahy edilene uymak..
Uymama diye bir şansı yok..
Belki evvelde, ilk teklif etme iradesinde bir beklenti oldu ama İnsan yüklendikten sonra emaneti, onlardan o irade kalktı; artık onlara emir var…Emredildiklerini yerine getirirler ..
Ama imtihan sürecinde olan mahlukat olan için; şerefli mahlukat olan insan için artık
“aklını kullanması” …şart
Aklını kullandığın sürece sen doğrulara gitme konumundasın..
Aklını kullanmadığın sürece ne oluyormuş bu Ayete göre Pisliğe bulaşıyorsun..
Pislik sistemin içerisinde var..
Yani ALLAH sana pislik atmıyor aslında..
Öyle bir mekanizma var ki ;
ALLAH U TEALA nın adalet sistemi var ki;
Sen yaptıkların karşılığını buluyorsun..
Yani diyor ki Ayet-i Kerime de sizin başınıza gelenler kendi ellerinizle yaptıklarınızdır..Diyor..
Mâ esâbeke min hasenetin feminallâh, ve mâ esâbeke min seyyietin femin nefsik, ve erselnâke linnâsi rasûlâ, ve kefâ billâhi şehîdâ.
Sana isâbet edenher iyilik Allah’dandır; sana isâbet eden her kötülük ise nefsindendir. İşte seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. (Buna) hakkıyla şâhid olarak ise, Allah yeter!
Bunu eğer doğru anlamazsan kader inancını yanlış anlarsın..
Sabır mekanizmasını yanlış anlarsın..
“ALLAH bana bunu gereksiz yere (haşa) yüklüyor..
Bu İmtihan!!! ben buna sabredeyim dişlerimi sıkıyım..tahammül edeyim “gibi..
ALLAH korusun insanı tehlikelere götürüyor..
Bu Tövbe Suresinin sonlarında var..
Onlar görmezler mi ki diyor ..
Onları senede 1 kez 2 kez fitneyle imtihan ederiz , diyor..
Fakat sonunda ilginç bir ifade var..
Çok güzel yakalamış birisi onu
ama ne tövbe ederler diyor..Ne de “yezzekkerûn” diyor…Akıl almak için düşünürler diyor..
E ve lâ yerevne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merraten ev merrateyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn
Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar.
Madem bize yıllardır anlatıldığı şekilde bir imtihan var..
O zaman niçin Tövbe edecek ki kişi…
Demek ki Tövbe etmesi gereken bir durum var…
… “ya, benim başıma bunlar geldi..Eyvah…Benim hatamla… tövbe etmeliyim” ..
Diyecek bir durum var ..
O imtihan denilen şeyin içerisinde, sebebinde..
Şimdi bunu sen ALLAH’a mal edemezsin..
Çünkü başınıza gelen .. İyi gelen şeyler bendendir..Kötü şeyler senin nefsindendir..diyor..
He bunların hepsi ALLAH’ın kontrolüyle oluyor..ALLAH’ın Bilgisinde oluyor..
Ama fail olarak bilin ki…bu insan…
Yunus Suresi 100.Ayette olduğu gibi” aklını kullanmadığı için üzerine pislik bulaşan” insan..
Bu ,dünyadaki pislik..Yani öyle mekanizmaların içerine girersin ki.. Olayın başında Aklını kullanmadığın için.. sonu nerelere varır…
Mesela, Akıl hastaları birden bire anında delirmiyorlar..Yavaş Yavaş bir şeylerle başlıyor..Vesvese birden bire gelmiyor insanın üzerine..Mantık hatası yapıyor..Orada olayları değerlendirirken Aklını doğru kullanmıyor..Tık, bir şey yanaşıyor.. Orada da aklını kullanmıyor..Yavaş yavaş artık “Dalle” oluyor..Sapıyor hidayetten ..gittiği yerde de neler oluyor neler..
İşte o yüzden ALLAH ın Halifesi konumunda olan insanın her daim aklını kullanan bir konumda olması gerekiyor..
Bugün din yaşanırken bile… bakın…Din yaşanırken bile ,insanların takip ettiği kimseler,takip ettiği sistemler,takip ettikleri cemiyetler,fırkalar,hizbler v.b. var…İşte Rum Suresi 32.Ayete giren ne var ise… bunların içerisinde bileinsanların akıllarını kullanmaları lazım arkadaşlar..
İnnellezîne ferragû dînehum ve kânû şiyeal leste minhum fî şeyé’, innemâ emruhum ilallâhi summe yunebbiuhum bimâ kânû yef’alûn.
Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
Yâ eyyuhâllezîne âmenû, âminû billâhi ve resûlihî vel kitâbillezî nezzele alâ resûlihî vel kitâbillezî enzele min kabl(kablu). Ve men yekfur billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî vel yevmil âhıri fe kad dalle dalâlen baîdâ
Ey inananlar, inanın Allah’a ve Peygamberine ve Peygamberine indirdiği kitaba ve evvelce inen kitaba ve kim Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe inanmazsa şüphe yok ki doğru yoldan pek uzak kalmış, tamamıyla sapıtmış gitmiştir.
“Ey iman edenler,iman edin” yani bu İMAN SÜRECİ her daim devam ediyor..
Ben iman ettim, iş bitti ,değil..
Bu süreç içerisinde de sen sürekli aklını kulllanmak zorundasın..
Karşına bir şey geldiğinde uygun buna davranmak zorundasın ,ALLAH korusun bir pislik bulaşır..
O pislikle beraber yaşamaya devam edersin..
Düşündüklerini ve yaptıklarını TABİ OLDUKLARININKİLERLE aynı olduğunu zannedersin ,halbuki o seni nerelere götürmüştür..
Ama tekrar söylüyorum..
Müsebbip(Bir şeyin olmasına, yapılmasına sebep olan)olan senin aklını doğru kullanmaman..
Zaten biz bunun imtihanını yaşıyoruz..
İşte bunu yapmazsan ,aklını kullanmazsan, Sebe Sûresindeki 5. Ayette olduğu gibi, bu durum senin…
” pislik kaynaklı azabını”gerektirecek..Fakat içerisinde acı verecek özellikleri olan bir durumla karşılaşacaksın…
Aynı zamanda bu bahsedilenler her ne kadar da ahiretteki bir sahneyi çizse de …
Bütün Ayetlerde göreceğiniz gibi,
Ahireti cezaların mislisi, benzeri ,aynı zamanda bugün insanlarında yaşadıkları..
Mesela bir Hadis-i Şerif var;
Hasud insan cehennemdedir.diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
Hasud;Haset eden,sürekli haset eden anlamına gelir..
Haset eden Cehennemdedir..
Şimdi Ahirete baktığınızda tabi ki Haset eden Cehenneme; karşılığı olarak Cehenneme gidecek..
Ama daha yaşama durumundayken de, dünyada da; Ateşin içinde gibi, (yürek ferahlıyıyla değil de zıttı bir konumunda) yaşıyor anlamına da gelir, bu Hadis-i Şerif aynı zamanda ..
Yani Ateş var içinde haset edenin…
Birilerinin nimetler içerisinde ,ALLAH ın Ona takdir ettiği nimetlerin ,rızkların içerisinde olması, adama ağır geliyor..
İçi yanıyor adamın..
İşte bu Cehennem değil mi?
Yani sadece Ahirette azap değil..
Aynı zamanda bu dünyada yaşarken de azabı yaşıyor..
İşte bu “azaptadır” derken de 5. Ayette
Ayetlerimiz aciz bırakmak için koşanlar;Bu dünyada da rahat olmadıklarını söylüyor..
İç dünyaları rahat değil…Sen onu rahat görüyorsun ama rahat değil..
Zaten bu konuda bir Ayet var.. O çok hoşuma gidiyor..
Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
O zâtlardır ki, Allah’ın zikriyle kalpleri mutmain olduğu halde imân etmişlerdir. Haberiniz olsun ki, kalpler ancakAllah’ın zikriyle mutmain olur.
“E lâ” أَلاَ diye başlıyor..
İş bildiğiniz gibi değil yani..Öyle değil..
Kalpler ancak ALLAH ın zikri ile mutmain olur..
E ,şimdi sen ALLAH ı aklına getirmiyorsan,iman edip din haline getirmiyorsan ..
Üstüne üstlük Ayetleri kabul etmiyorsan.. 24:46
Üstüne üstlük bir de onlarla mücadele etme konumunda koşarak yaşıyorsan ..
Kalbinin mütmainliği Nerede?
Yani,gerçek anlamda ALLAH ın zikri ile mütmainlik.
Ha insanlar mutmainmiş gibi gözüküyorlar..
Ne yapıyorlar? Nefslerini tatmin etme yoluna gidiyorlar..
Yani kalp sadece ALLAH ın zikri ile ,O’nunla meşgul olduğu zaman rahatlama konumundayken, insanlar bunu yaşamadıklarında ;o açlığı , dünyevi zevklerle -nefslerini- tatmin etmeye yoluna gidiyorlar ama O da mümkün değil..
Tuzlu su içmek gibi..
E bir gemi kazasından kurtulup ta bir salda,kayıkta olanlar o tuzlu deniz suyunu içiyorlar mı
İçmiyorlar ..Neden?
Onu içtiğinde biraz daha fazla susayacak..
İçtiğinde daha fazla susayacak ölümüne sebep olacak.. Sonu yok…
İşte sonunda ne oluyor arkadaşlar ..
İnsanların dünya nimetleri,dünya değerleri açısından elde etmek için koşuşturup durduklarına, fazlasıyla sahip olanlar ,bakıyorsunuz intihar ediyorlar sonuçta..25:52
İntihar etmemeleri lazım..
Ne güzel dünyevi nimetleri içerisindeler ne güzel yok.ama intihar ediyorlar…
Neden?Tatmin yok ..
Formül de belli.. ALLAH ın zikri olmadan tatmin mümkün değil..
Nefsle de bir yere kadar ondan sonra olmuyor..Sonu yok..Tak intihar ediyorlar..
Bu durum da, ALLAH ın Ayetlerini aciz bırakma durumunda olan insanların haliyeti ruhiyelerinin ,azap içerisinde olduklarının bir göstergesi..
Zeamellezîne keferû el ley yub’asû, gul belâ ve rabbî letub’asunne summe letunebbeunne bimâ amiltum, ve zâlike alallâhi yesîr.
İnkâr edenler, kesinlikle, öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: “Hiç de öyle değil, Rabbime and olsun, mutlaka diriltileceksiniz, sonra da yaptıklarınız size elbette haber verilecektir. Bu, Allah’a kolaydır.”
Ve yestembiûneke ehaggun hû, gul î ve rabbî innehû lehagguv ve mâ entum bimuğcizîn.
“O (azap) gerçek midir?” diye senden haber soruyorlar. De ki: “Evet, Rabbime andolsun ki o elbette gerçektir. Siz (bu konuda Allah’ı) âciz kılacak değilsiniz.”
Ve gâlellezîne keferû lâ teé’tînes sâah, gul belâ ve rabbî leteé’tiyennekum âlimil ğayb, lâ yağzubu anhu misgâlu zerratin fis semâvâti ve lâ fil ardı ve lâ asğaru min zâlike ve lâ ekberu illâ fî kitâbim mubîn.
İnkâr edenler, “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır.”
İşte bunlar biraz evvel bahsettiğim şeyler..
Hemen bana işaret”n hemen Arkadaşlar bütün kelimeler birbiriyle aynı bu Ayetlerin..
Diyor ki;Mesela;
10-Yunus suresi 53. ayet
O (azap) gerçek midir?” diye senden haber soruyorlar. De ki: “Evet, Rabbime andolsun ki o elbette haktır,gerçektir. Siz (bu konuda Allah’ı) âciz kılacak değilsiniz.”
Bak aynı kelimeler…”aciz kılmaya çalışmak” ,
Bu gerçek midir ?sorusuna “Kıyamet olacak ta azap gerçekleşecek” ya Sebe Suresinin ilk Ayetlerinde diyordu ya..
34-Sebe suresi 3. ayet – İnkâr edenler, “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır.”
Hani söyle bu Kıyamet bizim başımıza ne zaman gelecek diyorlardı ya ..Aynı şey..
Peki kıyamet inkar da bir Ayeti inkar etmek gibi …aynı Kuran Ayetleriyle …İnkar edip onun üzerine mücadele etmek gibi… işte onu soruyor…
64-Tegabun suresi 7. ayette
İnkâr edenler, kesinlikle, öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: “Hiç de öyle değil, Rabbime and olsun, mutlaka diriltileceksiniz, sonra da yaptıklarınız size elbette haber verilecektir. Bu, Allah’a göre kolaydır.”
34-Sebe suresi 3. ayette
İnkâr edenler, “Kıyamet bize kesinkez gelmeyecektir” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır.”
İşte bu 3 Ayette kelimeleri bir araya getirdiğimizde görüyoruz ki bu yalanlama peşinde oldukları Ayet, aynı zamanda yeniden diriliş gerçeği ..
Çünkü bunu red ediyorlar ki, mücadele ediyorlar ki ,aslında bilinç altlarında şu var..
Görmezlikten gelmek istiyorlar..29:30
Kur’an-ı Kerimde ALLAH U TEALA buna Ayet diyorsa, bunu “çok büyük bir gerçeklilik”anlamında söylüyor..
Aslında İnsanların gerçekte inkar edemeyecekleri bir şey ..
Ama neden görmek istemiyorlar..
Çünkü eğer gerçekten Ahiretin ve yeniden dirilmenin ve yeniden Hesabın olduğu gerçek anlamında idrak ederlerse Ona göre yaşamak zorundalar ..
Çünkü O iman olmuş oluyor..Tamam bu böyle demek bu iman oluyor..
“âmenû ve amilus sâlihâti” nerede?
Yok, “âmenû ve amilus sâlihâti” yok !!!??? Salih amel yapmak zorundalar..
Yapacaklarını , yapmaları gerekenleri bir düşünsenize ! nefslerine ne kadar ağır geliyor..
Vesteînû bis sabri ves salâh, ve innehâ lekebîratun illâ alel hâşiîn.
Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah’a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.
Psikolojide bu yadsıma inkar etme yansıtma gibi savunma mekanızmaları var..
Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?
Bu bana hemen şeyi çağrıştırdı.
ÂLİ İMRÂN-18.AYET çağrıştırdı.
(Aklınızdada olsun… böyle bir Ayet ÇAĞRIŞTI..” ya, şurada da şöyle birşey geçiyordu” dedin.Oraya hemen bakın,ertelemeyin… muhakkak orada bir işaret var..)
Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve vel melâiketu ve ulul ılmi gâimem bil gıst, lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm.
Allah, şehâdet (şahitlik) etti: Muhakkak ki O’ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle kâim oldular (şahit oldular) ki, O’ndan başka ilâh yoktur, (O) Azîz’dir, Hakîm’dir.
Bundada ALLAH ŞAHİTTİR; Şehidallâhu
Bundan önceki ayette görme fiili vardı ..
Görürler ..Bunda da şahit olma var..
Neye Şahit?
ALLAH ,kendisinden başka İlah olmadığına şahittir.
Bakın ALLAH kendi kendine şahit.
Kendisinden başka İlah olmadığına şahit ..
Bu çok müthiş bir değer yani bizi etkiliyor..
Ama ne diyor..??!!
“vel melâiketu”-Melekler de şahit
Bitmiyor..
“ve ulul ılmi”-İlim erbabı,ilim sahibi olanlarda buna şahitmiş..
Neye Şahit?
ALLAH ın kendisinden başka İlah olmadığına Şahitlermiş..
Ama nasıl ilim sahibleri — (Sıfat gibi var)
“gâimen bil gıst”- adalet üzerine kaim olan ilim erbabı
Yani her türlü İlim erbabı değil yani öyle bir ilim erbabı ki;
“Hak üzerine kıyamda duran ilim sahipleri”…bunlar Şahit..
Bakın şahitlikle – görmek, birbirine yakın kavramlar ..Bir şeye şahit oldu diyoruz..Bir şeyi gördü diyoruz..Ama Şahitlik görmeyi daha kapsayan bir kavram…
Çünkü şahitlik bakın sesle de olabilir..
Görme özürlü bir insan mahkemede şahi olabilir…Duydum diyebilir..
Ya da hissederek te şahitlik olur..
Ne görüyor ..Ne işitiyor ..Ama hissediyor …(35:30)
Bakın başka duyularlada Şahitlik olabilir…Daha kapsamlı bir anlayıştır. Şahitlik..
Çünkü neden burada daha genel bir şeyler ifade etmiş Şahitlik kısmıyla ..
En başta ALLAH ın KENDİSİNE kendisinden başka İLAH olmadığına Şahitlik var.
Burada görmek fiili hafif kalırdı..
Burada görürler derken (Sebe Suresi 6. Ayet) kendilerine ilim verilenler …
Görmeyi şöylede açıklayabiliriz;
Hikmetlerini anlamak da diyebiliriz bunu..Aynel Yakin konumuyla…
Şimdi Hikmetleriyle anlamak ne demek? Onu izah etmeye Çalışalım İnşaallah.
Bir Ayet daha var..Bu Ayet te çok okunanlardan birisidir..(Kendi aramızda arkadaşlarla sohbet ederken bu Ayeti çok dile getiririz , çok faydalınırız..)
Kemâ erselnâ fîkum rasûlem minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hıkmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû tağlemûn.
Nitekim kendi içinizden, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran(temizleyen), size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.
Başındaki Besmeleyi almıyorum.Besmele de Fatihanın özeti !
Fatihanın başlangıcına El Hamd… dersek ;
El hamdu lillâhi rabbil âlemîn.
Er rahmânir rahîm.
Mâliki yevmid dîn.
3 tane Ayet var aslında..
HAMD ı anlatıyor.
RAHMAN & RAHİM anlatıyor.
Bu yaşadıklarınız gerçek değil.İmtihandasınız 1 gün karşınıza çıkacak denilen DİN GÜNÜNÜ anlatıyor.
diğerleri (Fatiha’nın diğer 3 ayeti) zaten Dua ;
Ne yapman gerektiğini ip uçlarını veriyor.
Ama sistemi, realiteyi, gerçeği anlatan topu topu 3 tane.
Basite almıyorum.
Ne kadar konsantre olduğunu söylüyorum..
İşte Kitabın bu öğretmek istediği Ana fikir bu 3 ü işte ..
Peygamber Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellemin anlatmaya çalıştığı bu..
Ayetleri öğretiyor… tek tek… sen yaşayarak ne yapıyorsun… temizleniyorsun…
Sonra kitabı/bütününü öğretiyor ..
Ana mantığı Kur’anın genelini öğretiyor..
Ve ne yapıyor..?!
“vel hıkmete”- Hikmeti öğretiyor..
Yani sen bu sefer kitabın temelini anlamaya başladıktan sonra, artık işin arka kısmını,derinlerini,inceliklerini yani hikmetlerini anlamaya başlıyorsun..
Aynel Yakin iman gibi , sanki görerek, hikmetlerini anlamaya başlıyorsun..
Bu 3uncu aşama idi…
Bu da yetmiyor …
“yuallimukum”- size öğretiyor…neleri ?
“mâ lem tekûnû tağlemûn”- sizin bilmediğiniz, bilemeyeceğiniz şeyleri size öğretiyor..
Bu da işte size Sırrani kısımlar ..
İşte gerek bu hikmet boyutunda gerekse ondan sonraki gelen boyutlarla ilim verilmiş oluyor..
“ulul elbab” oluyor..
Gayret kişinin kendisinden ama ..
AZİZUL HAKİM OLAN ALLAH tarafından da kendisine bu veriliyor..
Kendisi de Neyi görmüş oluyor..
İşte Sebe Suresinde geçtiği gibi, görüyor ki Peygambere( s.av.) indirilen Rabbisi tarafından indirilen şeyin Hak olduğunu görüyor.
Burada bir ifadeler daha var onu söyleyeceğim..
Bakın bu işlediğimiz 6. Ayette
Ne diyor sonunda bakın..
El Aziz & El Hamid diye 2 Esma geçiyor.
ve yehdî ilâ sırâtıl azîzil hamîd
azîz ve hamîd olanın yoluna iletiyor bu..
Yani Siz bu Rabbinden indirilenin Hak Olduğunu anlayıp bunun üzerine gayret edip yaşadığınız takdirde bu Kur’an-ı Kerim seni bir Sırata götürüyor..(Fatiha Suresi 6. Ayet:- İhdinas sırâtal mustegîm. )
“sırâtal mustegîm”e götürüyor.. O yol da seni alıp götürüyor zaten ..
Allah, şehâdet (şahitlik) etti: Muhakkak ki O’ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle kâim oldular (şahit oldular) ki, O’ndan başka ilâh yoktur, (O) Azîz’dir, Hakîm’dir.
Kur’an-ın içinde gezinelim arkadaşlar bir oraya bir buraya ..
Burada ne diyor ;
azîzul hakîm;
Sebe’de ne diyordu ?
azîzil hamîd
Azîz ortak olmak şartı ile burada Esmada bir farklılık var..(El-Hakim ve El-Hamid)
Neden? Çünkü:
“Şehidallâhu”daki konu, çok konsantre yani :”Amentü billahi” kısmı….Yani ALLAH’a İMAN kısmı ..
Kendisinden başka İlah olmadığında Kendisi ve Melekler Şahit ya Amentü billah kısmı..
O yüzden “azîzul hakîm” ; sisteme bir hakimiyet var..
Ama Sebe suresindeki Amentu kütübihî- Kitaplara iman kısmı gibi..
İşte o zamanda burada açıklanan götürdüğü yer ne oluyor..
“El-Azîz” ortak kalmak şartıyla “El-Hamid”e götürüyor..
( Bir izahat : El-Hamid ne demek ?..
El Hamid ; Çoğu Esma-ul Hüsna Kitabında görürsünüz ..”Hamde/ Övülmeye layık olunan” olarak geçiyor..
Ama Arapça bilenler bilir ki burada fâil olan ALLAH.
Ama “Övülmeye layık olan, İnsanların O’nu sürekli övdüğü” denirse ,burada fâil” kul” oluyor, mahlukat oluyor..
Arapça kökenine bu uygun değil..Peki ikisinin birleştiği yer neresi ??
ALLAH U TEALA bütün sistemi ,bütün mahlukatı, içerisinde sürekli tecelli eden övme mekanizmalarıyla, yüksek övgüye değer şeylerle yaratıyor..
Bunu anlayan mahlukat ta O’ nu Hamd ediyor,övüyor sürekli olarak..
İŞTE EL-HAMİYD ‘İN MANASINA UYGUN BİR TANIM…
Şimdi ALLAH ın fail olduğunu bir şekilde dile getirmek zorundasın..
ALLAH Hamd konusunda nasıl fail?
Yarattığı herşeyde Hamdla, övgüyle yaratıyor sürekli olarak..
İnsan hamd kunusunda nasıl fail :
Bunu anlayan mahlukat ta O’ nu Hamd ediyor,övüyor sürekli olarak..)
Dolayısıyla kitaplara iman konusu vardı ya Sebe’ de.
Resulune(s.a.v.) ALLAH’tan gelenin Hak olduğu ve bunu ALLAH ın yoluna götürdüğünü bilen ve o uğurda sürekli çalışan, didinen insan ; ALLAH’ ın El AZİZ olduğunu bilmesiyle beraber Hamd eden konumuna gelir. 46:00
Sürekli olarak “Aman Ya Rabbi bu nasıl kitap,Aman Ya Rabi bu nasıl Sistem !” diyerek ALLAH’ı, Kitabı vasıtasıyla över..Ya da Kitaptan öğrendikleriyle över…
Şimdi böyle olan bir insan, sürekli öven bir insan..
ALLAH’ ın Ayetleriyle mücadele eder mi hiç ?…tam tersine ..
İşte diyor ki O yüzden kendilerine ilim verilenler diyor…
Bunun böyle olduğunu bilirler ..
Hikmetleriyle de bilirler..
Ve bu Kitabın götürdüğü yer ise :
El Aziz ( Yüce olan Yenilmesi mümkün olmayan) ve
El- Hamid ( övgüyle Yaratan ve övgüye layık olan ) ALLAH idraki…
Burada da Kur’anın mucizliği var..
Muciz ne demek?
Mucizeleri olan , acizlikte bırakan , aczeden demek..
Kendi acizliğini anlamayanlar ne yapıyor biliyor musunuz?
Acz etmeye çalışıyor..Ayetleri..
Diyor ya yukardaki Ayette (Sebe Suresi 5.Ayet)
Vellezîne seav fî âyâtinâ muâcizîne;Ayetlerimizi aciz bırakmak için uğraşırlar diyor..
Diğer tarafta ise…
Kur’ana yönelip “amentü bi kutubihi” (kitaplara imanı) doğru düzgün yaşamak amacıyla Ayetlere giren ;(bunu yaşayıp,yaşantıma geçirip te temizleneyim..) diyen ;
Sonra kitabın tamamına yönelen..
Bunu yaşadıktan sonra Hikmetlerine ALLAH ın izniyle gidenler ,
işte bu içindekileri hak olan kitabın, yenilmesi mümkün olmayan ;tam tersine acizlikte bırakan, pek yüce bir güç tarafından indirildiğine iman ederler ve ALLAH ı överler…
Götürdüğü yer burası…
Aynı zamanda ne oluyor biliyor musunuz?
Bir sistem var burada …Aziz Yüce ya…
kendisine doğru yönelenleri de Yüceltiyor..
Hani Bu Hristiyanların Ermişlerine “Saint “derler..”Aziz” derler yani..
Saint Joseph gibi isimleri vardır onların..Saint Petersburg Kilisesi var..
Saint -Aziz demek..
ALLAH yüceltiyor.. O zamanda Hak din olduğunu düşünün ..
(ALLAH inancının ve kitapların Hak olduğu zamanlarda… Onun da aslında ismi İSLAM o zamanlarda …Bozulduktan sonra ismi HRİSTİYANLIK ..)
O kadar ALLAH a yöneliyorlar ki ;Aziz olan ALLAH a yöneliyorlar ki ALLAH ta onları Aziz kılıyor..
Yani bunu Kur’ana endekslersek ..Ayet diyor ya;
Kul Yüce olanın indirdiği Kuran ‘a yöneliyor
Kur’an da kişileri yükseltiyor..
Yükselenler de ; Kur’anın yüceliğini görüyor..
Yani bir gayret var öncelikli..
Hidayet neydi?
Kulun gayreti üzerine, ALLAH ın cevap vermesi; mislileriyle Ona yönelmesi..
Şimdi Kul Kur’ana yöneldiğinde yaşamaya çalıştığında anlamaya çalıştığında…
El-Aziz’in Yüce olanın Sırati mustakiminde olma gayretinde oluyor…Çünkü Hak olan kitap O’nun Sırat’ına ; o’nun “Sırat-ı müstakim”ine götürüyor.
ALLAH TA ONU YÜCELTİYOR İŞTE..
Yani ALLAH Azizdir..Aziz ediyor..Aziz olan da görüyor..
İşte bu Ayetin başındaki
Ve yerellezîne ûtûl ılme derken; kendilerine ilim verilenler görüyor derken bu var..
Çift yönlü bir ilişki var..
Görüyor musunuz? Arkadaşlar bakın ..
Elimiz bir ordaydı bir ordaydı..
Bugünde dikkat ettiniz mi?
Hem Sebe 3. Ayette hemde buradaki ayette ortak kelimeler var ..”burada bunu demiş ;ama bak burada şunu söylememiş..Burada bunu demiş” diyoruz..
Kur’an kendi içinde ne kadar nasıl bir bütün görüyor musunuz?
Bugün Kuran Okunmuyor…
Okunuyor ama yüzünden okunuyor..manası okunmuyor…
Manası okunuyor ama derinlerine girilmiyor..
Giriliyor ama ” bir şurda var ..bir de burada var” denerek kitabın bütününe bakılmıyor..
Ama ALLAH U TEALA nın kitabında bunlar var..
Sağına soluna baktığınızda işin içine girdiğinizde bu güzellikleri görebiliyorsunuz..
Ama o açıdan eliniz gelsin gitsin ,birşey yapsın ..
Ve bunu yapmak için çok ta ilim gerekmiyor..
Gerçekten de gerekmiyor..
Biraz aşina olmak yeterli oluyor… sohbetin başında ettiğim Duada ne vardı..??
Ve kalellezine keferu la te’tines saatü, kul bela ve Rabbi lete’tiyenneküm Alimil ğayb la ya’zübü anhü miskalü zerretin fis Semavati ve la fil Ardı ve la asğaru min zâlike ve la ekberu illâ fi Kitabin mübin.
Küfür edenler, “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa,bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.”
Yâ eyyuhellezîne âmenû âminû billâhi ve rasûlihî vel kitâbillezî nezzele alâ rasûlihî vel kitâbillezî enzele min gabl, ve mey yekfur billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî vel yevmil âhıri fegad dalle dalâlem beîdâ.
Ey iman edenler, iman edin:
Allah’a ve Peygamberine ve Peygamberine indirdiği kitaba ve evvelce inen kitaba.
ve kim Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe inanmazsa şüphe yok ki doğru yoldan pek uzak kalmış, tamamıyla sapıtmış gitmiştir.
Ey iman edenler,iman edin !
Ya zaten iman etmiş ,niye iman etsin ..
İman sabit bir şey değil,iman gelişebilen tekabül edebilen, artabilen bir şey, idrak gibi …Zaten idrakla oluyor bu..
İdrakınız artıyor …
O zaman “âmenû ve amilûs sâlihâti” yi değerlendirdiğinizde
“idrak ettiği ,yeni geldiği iman seviyesine göre,
o konumun icab ettirdiği amelleri işleyenler” anlamına da gelir..
Adam doğru düzgün imanı yok,yaşadıkları var..
Bir de ALLAH hidayet nasip ediyor..İman nasip ediyor..Bir şeyler yapıyor..
Ama yıllar sonra yaptıkları yeterli olmuyor ..
Ya, eskiden ben bunları yapardım ederdim..
Şimdi bir şeyler eksik gibi,bir şeyler olmuyor,aşk yok, enerji yok, başıma bela,müsibet geliyor…
Hayır!!!senin imanın arttı ,artık o artan imanına göre , senin o konumuna göre Salih Âmel işlemen lazım..
Şöyle anlatılır:
Normalde bir kahve fincanı kadar kabınız var…
Bunun İçerisinin dolu olduğunu düşünün; ibadetlerle, salih amellerle bunu doldurduğunuzu düşünün …
Fakat daha sonra ALLAH ın hidayetiyle bu kabın büyüdüğünü düşünün..
Su bardağı olduğunu düşünün…daha evvel fincanı dolduran miktarda su nerede?.. bardağın dibinde 1 – 2 parmak kadar kaldı !
E bu sefer bir tencere olduğunu düşünün, kazan olduğunu düşünün… bir kahve fincanını dolduran suyun artık bir anlamı var mı? Kazanda zemine bile yayılamaz..Dolayısıyla insanların sürekli iman tekamüllerinde olmaları lazım..Ve çıktıkları o iman tekamüllerine göre de.. o yeni seviyesine göre de amellerini..(tabi ki bu salih olacak) buna göre salih amellerini arttırmaları çoğaltmaları lazım… yoksa ASR suresinde ifade edildiği gibi insanlar, geçen zamana göre zararda oluyor..
ASR SÛRESİ 2.AYET
اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفٖى خُسْرٍ
İnnel insâne lefî husr.
İnsan mutlak bir husrandadır.
ALLAH-U TEALA Kainata öyle bir sistem yüklemiş ki, bu sistemin ana kanunlarından birisi tekamül.
Herşey tekamül ediyor..Gelişiyor, olgunlaşıyor..
Şimdi siz yerinizde sabit kalsanız bile geçip giden zamana göre grafiğiniz aşağı doğru iniyor..
Bakın geçen zaman göre; bütün insanlık hüsrandadır diyor..
Bir şey yapıyor ediyorsunuz ama olduğunuz yerde sayıyorsunuz aslında..
Yıllar evvelki imanınız ölçülerinde bir şey yapıyorsunuz..
Onun yayıldığı her nimette zaten bizim anlayışımızın çok çok üzerinde değerlerle ikram edilecek..
Zaten” Kerim”in özelliği o ..
“rızkun kerîm” i önce anlatayım..” magfiret” i daha sonra anlatacağım..
Sondan başa doğru gelelim..
Bakın, Arapça’da “kerîm” , hem “çok değerli” anlamına geliyor..Hem de “cömert” anlamına geliyor..
Yani bir kelime içerisinde 2 anlamda yüklü…
Sadece cömert değil..
Kerîm :,saygıdeğer/değerli bir şahsiyet..
Neden değerli ,ona değerliliğini veren özellik ne? cömertliliği…
Yani değerli ise aynı zamanda cömert ..değerli ama “eli sıkı” değil..
Biz bugün bazı kişiler hakkında” Kerîm” manasında bazı ifadeler kullanıyoruz..
Ama yaşantısına bakılsın o kişinin… kazandıklarını ne kadar paylaşıyor ?..
Hem İnfak boyutuyla hem de ikram boyutuyla ?..Ne kadar paylaşıyor?
İşte Arapça’da o kerîm kelimesinin içerisinde, ikram eden cömert anlamıyla beraber değerli de var..
Eğer ALLAH-U TEALA , “rızkun kerîm ” diyorsa..
Yani Ahirette vereceği rızklara bizzat kendisi kerîm diyorsa..
Kerîm olan da kendisi.. demek ki bu , çok ciddi bir cömertlikle bir ikram..
Şimdi biz yaşadığımız dünyada bile, insanların sofrasına oturduğumuz zaman ikramlarına şaşırıyoruz..
Hani Ramazanda Osmanlı Atalarımızın bir geleneği varmış..
Bir mahalleyi komple iftara davet ediyorlar..
İnanılmaz derecede cömert yiyecek ikramında bulunuyorlar..
Giderken de yanlarına altın veriyorlar misafirlerin..
“Diş kirası” diye ..
Yani; dişini benim için kullandın…Sana zahmet verdim..
Bu ikramı da lütfen kabul et diye..
Kerimliği görüyor musunuz ?..
Bu, kul boyutunda ,
İslamın bütün değerleriyle değerlenmiş..ALLAH’ın murad-ı ilahisiyle anlayıp da yaşantısına geçiren bir toplumun ,geldiği seviyedeki ;ama yine de bir kul boyutundaki bir kerimliği bu..
Bir de ALLAH-U TEALA’nın kerîmliğini düşünün !..
Gözlerin görmediği, göz aydınlığı diyordu ya ..
Hatırlıyor musunuz, geçen senelerde işlemiştik..
Birisinin güzel bir saptaması olmuştu..
Eğer birisinin “gözü aydın”ise, bu bir temenni değil..
“Gözün ilerde aydın olacak” temennisi değil..bir hal tespiti…
Gözü aydın olan kişinin hali böyle.. gözleri faltaşı gibi açılmış gibi..Mutluluktan ve şaşkınlıktan..
O anda aydın ..Göz aydınlığı olan nimetlerin sebep olduğu bir hâl …
Cennetin kapısına gelindiğinde arkadaşlar..
Şu mevcut halimizle içeriye giremeyeceğiz..
Onların göğüslerinde /sadırlarında ğıllin vardır deniyor ayette..
Ve nezağnâ mâ fî sudûrihim min ğıllin tecrî min tahtihimul enhâr, ve gâlul hamdu lillâhillezî hedânâ lihâzâ ve mâ kunnâ linehtediye lev lâ en hedânallâh, legad câet rusulu rabbinâ bil hagg, ve nûdû en tilkumul cennetu ûristumûhâ bimâ kuntum tağmelûn.
Gönüllerindeki ğıllini (kini, hasedi v.b.) gideririz, bulundukları yerlerin altından ırmaklar akar ve hamd Allah’a ki derler, doğru yolu buldurdu da bu nîmetlere kavuşturdu bizi; Allah hidâyet etmeseydi doğru yolu bulamazdık; andolsun ki Rabbimizin peygamberleri gerçek olarak geldiler ve onlara işte yaptığınız işlere karşılık mîras olarak elde ettiğiniz cennet diye nidâ edilir.
Vellezîne câû mim bağdihim yegûlûne rabbenağfir lenâ ve liıhvâninellezîne sebegûnâ bil îmâni ve lâ tec’al fî gulûbinâ ğıllen lillezîne âmenû rabbenâ inneke raûfur rahîm.
Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma (ğıllin)! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.”
O zaman dünya cennet olur..
Düşünsenize bir…Mırık cırık olmadan sadırlarda..
-Özellikle din kardeşlerine- yakınlık duygusunu hedef edinmiş insanlarda gıllîn falan yok..
Daha dünyada iken muhabbetli bir Cennet oluşur..
2. si(cennete girerken oluşan değişim)
Cennetin kapısından girilirken; aklımız var ya ..
Aklın, çok yüksek bir seviyeli hale getirilerek cennete girilmesi…
Şöyle ki ;O Cennete ilk girdiğimiz andaki, o yükseltme anındaki, kişinin düşüncesi böyle olurmuş :
“Dünyada biz kendimizi akıllı zannederdik..Diğer mahlukata göre daha yüksek aklımız vardı..
O akıl şimdi karınca aklı gibi kaldı”.
Orada.Cennetin kapısında.O şekilde oraya giriyorsun..
Şimdi bakın; şu an bize göre karıncanın aklı nasıl ? bildiğimiz aklı ..
(Neml Sûresinde geçtiği kısmıyla değil de) AZ değil mi ?
İdrak şeklinde..bizim esprilerimizi nasıl anlayacak..
Ütopik teorilerimizi nasıl anlayacak ..
şu anki aklımız, o cennet aklına kıyasla ,karınca aklı konumunda olacakmış…
Öyle de olması gerekiyor o ortamda…
hem ne demiştik ?..
ALLAH’ın Cemalûllahı’nın tecellileri var..20:50
Bizim onları kaldırabilmemiz için aklımızın ciddi bir seviye yükseltilmesi lazım..
Allah’a nasıl nankörlük ediyorsunuz?! Siz ölülerdiniz, O sizi diriltti. Sizi yine öldürecek ve sonra diriltecektir. Nihayet O’na döndürüleceksiniz.
iley”hi” ….kime ? O’na… O Kim ? ALLAH…
Oraya/ O’na kadar bir geri dönüş var..
Dünyadaki aklımız orası için yeterli olabilir mi?
İşte orada da, Cennetin kapısında da ,yükseltmeyle, seviye yükseltmeyle, akıl seviye yükseltmesiyle giriyorsun..
Orada da bu ,devam ediyor..
Fatiha Sûresini bu sene işlerken de ( 2. Ayet;El hamdu lillâhi rabbil âlemîn. ) rabbil âlemîn derken şunu demiştik..
Rab ; Yaratan,kural koyan… ama özellikle..(Bura atlanıyor) Terbiye eden …
Şimdi, âlemîn diyor ya ..Alemler diyor ya, Çoğul kullanılmış..
Şahit olduğumuza İman temayülünde olduğumuz için…
sanki ALLAH ın Rab’lığının sadece şahit olduğumuz bu Alemde geçerliymiş gibi ..Dar bir anlayışımız var…
Rabblık Cennette yok mu?…
“rabbil âlemîn” deniyor Fatiha’da …
Cenneti yarattı ,sistemi koydu, terbiye etmesi,geliştirmesi nasıl oluyor ?…
Demek ki oraya girerek şereflenen insanların tekamülü ALLAH’ın Rablığı ile söz konusu…
Bu sürekli artan bir şekilde oluyor… dolayısıyla ilim de orada sürekli artıyor..
Ama İlimle Tefekkürle uğraşanlar bilir..
Bu dünyada okuyup tefekkür ettiğiniz bir şeyi -Allah nasip eder de- ilim gelip de idrak ettiğinizde, bu dünyanın en büyük zevklerinden bir zevk oluyor..
Değil mi Hasan? (Sınıftan biri)
Hasan geçenlerde bir Âyeti tefekkür etmiş ,Bir yer yakalamış..Bana şurada şu var,bu var…. diye ballandıra ballandıra anlatıyor..
Baklava mı yedi? Piyango mu çıktı?
Hayır, ilimden bir şey nasip oldu ona .O okuduğu , ettiği ile değil, tefekkür ettiği ile gayret etmiş oldu, bir adım attı ;
ALLAH da Ona ilim ile ikram etti..
Küçücük bir şey nasıl bir mutluluk sağlıyor..
Hatta eskiden dervişler dermişler ki Aman Ha bu sohbetleri her yerlerde anlatmayın..
Padişah duyar da -Zalim bir Padişah düşünün- keser bizi , diye..
Bir Padişah en büyük hazlarla hazlanmak istiyor..
Ama,miskin dervişler öyle ALLAHÎ güzelliklerle, Muhabbetullahla hazlanıyorlar ki ,(bunun içinde ilim de var)..
Dünyevi olarak en yüksek seviyede olanları kıskandıracak seviyede oluyor..
Bu ilmi güzelliklerin bir de Cennette olduğunu düşünün !…hangi muhteşemlikte..
Biz bu ilim gelmesine kendi aramızda jeton düşmek diyoruz..
A ,bir yeri tefekkür ederken jeton düştü ; sevinçten oynayacağınız geliyor.
O jetonların hem kocaman, hem altın gibi ,hem de sürekli olduğunu düşünün..cennette…
Bakıyorsun vav bak bu öylemiş bu da böylemiş… falan..
İşte bunların hepsi Cenneti ikramların bir parçası..ilim yönüyle
Bunları niye anlatıyorum..
İşte rızkun kerîmin içerisinde bu da var..
Bahsetsek çok bahsederiz..
Benim burada vurgulamak istediğim ise mağfiret
Bir mağfiret diyor… bakın mağfiret biz nasıl anlıyorduk bugüne kadar : affedilecek manasında. Tamam ..
Burada ise ALLAH U TEALA aynen
” rızkun kerîm” gibi, bir ikram değeri olarak sunuyor mağfireti…
(:::::::::::::::::::::::::)
Ön şartı da “rızkun kerîm”in : mağfiret …
(::::::::::::::) (Sınıftan biri Yasin Sûresi 11. Ayet te de mağfiretten sonra rızkun kerîm geçtiğini söylüyor.)
Onlara dedik ki: «Hepiniz oradan inin. Size benim tarafımdan bir hidayet rehberi geldiğinde, kim o hidayetçimin izinde giderse, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
Aynı sahne başka kelimelerle ifade ediliyor..Onlar için korku yoktur..Onlar mahzun olmayacaklardır..diyordu..
Hani hatırlıyor musunuz?
Adem ve Havva ALLAH U TEALA nın bütün uyarılarına rağmen Şeytanın vesveselerine uymuşlardı..
Ve Ağaca yaklaşmışlardı…
Yaklaşır yaklaşmaz da kötü yerleri onlara açılıp onları Cennet yapraklarıyla örtmüşlerdi..
ALLAH U TEALA ne demişti ?
“İN” in oradan ! kime demişti ?Adem ve Havva’ya demişti..
Sonra tövbe etmişti Adem… tamam tövben kabul edildi demişti..
Ama Cennette kalamamıştı..
Bakara 38.Ayet te “benden bir hidâyetçi gelirse hidayetçime uyarsa onun için korku yoktur,mahzunda olmayacaktır.”
(İşte bunun başka bir ifadesi aşağıda tövbe etme şeklide var başka bir ayette ‘Rabbinden bir takım kelimeler terakki etti’ diyor ya…Açıklamaya uygun ifadeler..)
“Nefsimize zulm ettik eğer bize bağışlamazsan,mağfiret etmezsen”…
Anahtar kelime bu ;Mağfiret kelimesi geçiyor.
Bağışlamazsan,mağfiret etmezsen Muhakkaki biz hüsrana düşenlerden oluruz diyor..30:06
Yani Adem orada anlıyor durumu, başına neler geleceğini..
Tövbe ediyor.. Kabul edilmesine rağmen…Yeryüzüne indiriliyor..
Ama hepimiz birer Adem’iz biliyorsunuz..
Aynı şeyler bizim içinde geçerli..
Cennete geri dönmemiz lazım bizim..
İşte ALLAH-U TEALA Tövbemizi kabul etti.
Ama daha AF edilmedik..
AF edilmenin ön koşulu mağfiret...
Mağfiret olunursa yani yaptıklarımız örtülürse (biliyorsunuz ne ameller işlediğimiz biliyoruz..)
ALLAH’ ın Rahîm Esması tecelli ettiğinde mağfiret ve AF gerçekleşecek, geri dönüşün yolu açılacak…İnşaallah.
Buna uygun davranmayanlar için;onlar için korku vardır..Hüzünlenme vardır..denilen Ayetler de mağfirete uğramayan “onlar” için vardır..
Biraz evvel az bir kısmıyla anlatmaya çalıştığım rızkun kerîm ne kadaryüksek bir değer ise işte mağfiret te o kadar yüksek bir değer ve hediye….
(…………….)
Bakın eğer ALLAH U TEALA hiç bir ikramda bulunmasa bile “mağfiret” ettim dese O bile inanılmaz bir ikram …
Ateşten kurtuluyorsun !…
Bakın ben bir ara bu konuyu düşünüp çok etkilenmiştim..
Bakın hep Cennet Nimetlerini düşünüyoruz..Cennet nimetlerini düşünüyoruz ama ..
Bir de Cehennem var..
Bazı ayetlerde yorumlara göre Herkes Cehennemi görecek…
Bir şekilde görecek..
Tekasur Sûresinde anlatılıyor;
Bknz.Aşağıdaki Ayet(ler)
102-Tekasur suresi 1. ayet
اَلْهٰیكُمُ التَّكَاثُرُ
Elhâkumut tekâsur
Oyaladı o çokluk kuruntusu sizleri
102-Tekasur suresi 2. ayet
حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ
Hattâ zurtumul megâbir.
Ta.. ziyaret edişinize kadar kabirleri
102-Tekasur suresi 3. ayet
كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ
Kellâ sevfe tağlemûn.
Öyle değil, ilerde bileceksiniz
102-Tekasur suresi 4. ayet
ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ
Summe kellâ sevfe tağlemûn.
Sonra öyle değil, ilerde bileceksiniz
102-Tekasur suresi 5. ayet
كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقٖينِ
Kellâ lev tağlemûne ılmel yagîn.
Öyle değil, ilmel yakîn bilseniz
102-Tekasur suresi 6. ayet
لَتَرَوُنَّ الْجَحٖيمَ
Leteravunnel cahîm.
Kasem olsun o Cahimi çaresiz göreceksiniz
102-Tekasur suresi 7. ayet
ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقٖينِ
Summe leteravun nehâ aynel yagîn.
Sonra kasem olsun onu çaresiz aynel yakîn göreceksiniz
102-Tekasur suresi 8. ayet
ثُمَّ لَتُسْپَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعٖيمِ
Summe letus’elunne yevmeizin anin neîm.
Sonra kasem olsun o gün o naîmden muhakkak sorulacaksınız
İçeri girme anlamında değil o; şahit olunacak..
O gün kurtulup da boş bir betonda, hiç bir şeyin olmadığı dümdüz bir betonda otursan bile orası Cennet..
İşte o mağfiret..Azaptan kurtulma = mağfiret ;Ateşten kurtuluyorsun…
Şimdi biz yumuşak yerlere oturmaya alıştık…Yere kaldırımlara oturmuyoruz..
Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah’ın, gönüllerini takvâ (Allah’a karşı gelmekten sakınma) konusunda sınadığı kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
Lillâhi mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, ve in tubdû mâ fî enfusikum ev tuhfûhu, yuhâsibkum bihillâh, feyağfiru limey yeşâu ve yuazzibu mey yeşâé’, vallâhu alâ kulli şey’in kadîr.
Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
İşte aynı şekilde AMENER RESULU’yu de bu tema/ana fikirle dinlediğimizde çok farklı oluyor.
Âmener rasûlu bimâ unzile ileyhi mir rabbihî vel mué’minûn, kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih, lâ nuferrigu beyne ehadim mir rusulih, ve gâlû semiğnâ ve etağnâ ğufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.”
Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ, lehâ mâ kesebet ve aleyha mektesebet, rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahtaé’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehû alellezîne min gablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâgate lenâ bih, vağfu annâ, vağfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel gavmil kâfirîn.
Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”
“Emanet Meselesi ,Tövbe kabul oldu ama AF kabul olmadı” açısından dinleyince çok farklı…
Lütfen o kelimelere, o gözle bakın..
Farklı oluyor,kelimelere lütfen dikkat edin..
misal olarak Son kısmına bakalım :
vağfu annâ, vağfir lenâ, verhamnâ,
Bakın burada bir kul sesleniyor Allah’a… Yani Allah böyle dememizi istiyor…
Rabbena !Ey Rabbimiz ! bir kul sesleniyor..
“vağfir lenâ- bizi bağışla,merhamet et” diye böyle dememizi istiyor..
Bakın kelimelere bakın ;
vağfu annâ;bizi affet
vağfir lenâ;bize mağfiret et .(işte mağfiret vardır.)
verhamnâ;Rahmet et (Rahîm Esmasının Tecellisi)
Bakın sıralamayı görüyor musuz?
ente mevlânâ; Sen bizim Mevlamızsın(Bakın, Rabbımız da denmiyor..Yani dostluk, velilik boyutunda , sevgiyle muhabbetle yöneliyoruz Sana ya Rabbi… araya sıcaklıkla ikramın vesilesi olsun diye güzel kelimeler kullanmamız istiyor Rabbim).. ente mevlânâ; bir de ente(sen) diyor huve (o) değil . Yani “o Mevlamızdır” değil “sen Mevlamızsın” de diyor..Fatiha Suresindeki İyyake nağbudu ve iyyake nesteîn deki gibi “ke”var orada, karşındaymış gibi muhatap olarak ALLAH a yönelmek var işte burada işte ispatı bu.. ente mevlânâ -SEN BİZİM MEVLAMIZSIN )
fensurnâ;Aman Ya Rabbi bize yardım et
alel gavmil kâfirîn; Neye Karşı? Kafirler bile değil; Kafirler Kavmine karşı bize yardım eyle… kim onlar? Kafir topluluğu… sadece savaştaki düşman değil..Bunlarda var…Ama Bizi Ana fikirden uzaklaştıracak herşey… ..Aslında O biziz arkadaşlar.. Bize bu küfür ettirecek bize üzerini örttürtüp unutturacak, ana fikirden uzaklaştıracak nefsimiz ,düşüncelerimiz dahil, her türlü unsura karşı, onların toplamına karşı AMAN YA RABBİ BİZE YARDIM EYLE ..
*Bu( NA-SA-RA) kelimesi Arapçada ilginç bir kelimedir.. Sadece Yardım değilidir …
O Yardım ( A-VE-NE) olarak geçer..
Muavin varya Otobüslerde falan vardı..Yardım edici anlamında ;
Fatih Sultan Mehmet’in lakabı Avnidir.Yardıma mahzar olmuş o ….
Ama “nasara” daha kuvvetli… özellikle savaş gibi durumlarda olan Fetih ve zaferle sonuçlanacak, bir yardımdır..
اِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُ İzâ câe nasrullâhi vel feth deki gibi orada geçiyor ..
ALLAH ın yardım geldiği zaman ..
O yardım ama Mücadele ediyorsunuz ,Savaştasınız ,cihat ediyorsunuz ..
Ona karşı gelen yardımdır..
E burada neye karşı… Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ya savaş bitiminde ;
Küçük cihat bitti büyük cihat başlıyor..
Kılıç darbeleriyle nasıl bir mücadele yapmışlar bir düşünsenize ?
Ama Sahabe Efendilerimize …ona küçük cihat deniliyor..
Aç susuz çöllerde geçmiş bir mücadele 42:14
Büyük Cihat başladı diyor..
İşte o cihat nefsimize karşı gerçekleri örttüren “Emanet” taşıdığımız bilincini unutturacak, kefere edecek, örttürecek her türlü şeyden ,başta nefsimiz olmak üzere, Aman Ya Rabbi Mevlamız olan Sana sığınıyoruz ki;
Vellezîne âmenû ve hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi vellezîne âvev ve nesarû ulâike humul mué’minûne haggâ, lehum mağfiratuvve rizgun kerîm.
İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.
Elhabîsâtu lilhabîsîne vel habîsûne lilhabîsât, vet tayyibâtu littayyibîne vet tayyibûne littayyibât, ulâike muberraûne mimmâ yegûlûn, lehum mağfiratuv ve rizgun kerîm.
Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara lâyıktır. O temiz olanlar, iftiracıların söyledikleri şeylerden uzaktırlar. Onlar için bir bağışlanma ve bolca verilmiş iyi bir rızık vardır.
Enfal Suresi 4. Ayet ;
İşte onlar gerçekten mü’minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler,(Enfal Suresi 4. Ayette yüksek mertebe geçiyor Arkadaşlar…deracâtun ınde rabbihim Rabbleri indinde dereceler verilmiş bunu ayrı bir konuşuruz.. Bunlar ne!! İpucu olaraka söyleyeyim Kıyamet Sahnelerinde olduğu Din gününde bir kısmına özel bir kısmına ilericilere ikram edilecek ..Bu Ayetlerde geçiyor..Hadislerdede geçiyor hani..Arşın altında gölgelenecek bir Sınıfta bahsediliyor ya Hadis Şeriflerde;Kıyamet kopuyor…. İnsanlar birbirinden kaçıyor ,olan oluyor orada gölgeliklerde gölgelenenler var.. Gölgenin altında orada bekliyor..
Ebu Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:
– Adil devlet başkanı, – Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç, – Kalbi mescitlere bağlı Müslüman, – Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan, – Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit, -Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse, – Tenhada Allah’ı anıp göz yaşı döken kişi.” (Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekat 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesaî, Kudat 2)
Orada boş boş gölgenin altında tutulmuyor onlarada ikram ediliyor orada ama Rablerin katında dereceler vardır..) Sonra ne geçiyor mağfire geçiyor ve sonra rizgun kerîm – kerîm bir rızk vardır..Enfal de geçiyor bu Enfalde başka Ayette geçiyor bu.. (44:55)
Rabbim özellikle Bir kaç yerde bu mağfiratuv ve rizgun kerîm i yinelemiş,tekrar etmiş ki…
Bunu güzelce anlayalım diye …
Görüyormusunuz Arkadaşlar küçücük bir Ayet,konuşsak daha burada 1-2 şey daha konuşuruz..
İşte Kur’anın içerisine mana olarak biraz girmek lazım..
“ulâike lehum mağfiratuv ve rizgun kerîm “
Bunu güzel sesle makamlı bir şekilde okudun..Sesi ne güzel! bu da değerli, buda güzel ama… neden bu dünyaya geldik…neden mağfiret… Cennet gibi bir ikram niye önemli …bunları düşündüğünüzde Kur’an-ı Kerîm çok farklı..
Ve mâ erselnâ gableke minel murselîne illâ innehum leyeé’kulûnet taâme ve yemşûne fil esvâg, ve cealnâ bağdakum libağdın fitneh, etasbirûn, ve kâne rabbuke bas
Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin, hakkıyla görendir.
Kemâ erselnâ fîkum rasûlem minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hıkmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû tağlemûn.
Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.
Yani sizinde yapabilirliğiniz olan (yani ALLAH ın Resulluk nimetiyle ikram ettiğini söylemiyorum..Özel donanım kastetmiyorum..)
Ama insan boyutunda sizin yaptıklarınız..
Sen yemek yemiyor musun ? Resulullah aleyhivessellem de yedi..Biz hapur hupur götürüyoruz..
şükürsüz yiyoruz..Saça döke yiyoruz..
Onun nasıl yediğini Hadis Kitaplarından bir gör…
Ya da ALLAH ın Resûlu nasıl yaşamış diye bir düşün …
İçine ALLAH onun mekanizmasını koymuş..49:20
İşte sana güzel bir örnek…Sadece kötülerden görmene gerek yok..
İkram olarak bir de “Hidayetçi” diyor..
Hidayetçi ne demek ?biliyormusunuz..??
Köylerde olurdu ya el feneriyle yolu bilen biri gösteriyor..
Eğer o olmazsa siz tarlaya bataklığa girersiniz..Tepe takla yuvarlanırsın..
Hatırlıyorum..
Taşralara,köylere gittiğimizde bağ bahçelere giderdik..
Zihiri karanlık özellikle Ay yok ise ,Ya biri önünde lamba tutmazsa mümkün değil..
Şuan heryer ışıl ışıl olduğu için nimet bolluğunda olduğumuz için..
Pozitiflik çok olduğu için..(Negatiflik mi çok Pozitiflik mi çok ??).. Bazı şeyleri unuttuk biz..
İşte o Fenerli olan ,gösteren bize hidayet ediyor ..bize gösteriyor…
Bunun tersi de zulmettir..Zulmette ;karanlık demektir..
Karanlıkta kalırdık yani..
Yani ALLAH U TEALA Rahmetiyle eğer Hz Adem (a.s) yeryüzüne indirdi ya Rahmetiyle beraber hidayet mekanizmasını koymasaydı.. Aynı kapkaranlıktaki insanlar gibi olurduk.. Hz. Adem (a.s) dahil..
Ve bizden de yine doğruyu bulmamız beklenirdi….
Hanif konusunda Hz. İbrahim (a.s) konusunda işlemiştik..
Hiç bir Kitap yok
Hiç bir Resûl yok
Üstüne üstlük Babası (bir rivayete göre amcası) Put Yapıcısı… yani kariyeri,karizması süper buna rağmen doğrulara gidebilmiş..
O yapabiliyorsa aynı mekanizma sende de var..
Eğer bu hidayet mekanızması olmasaydı kaç kişi kurtarabilirdi arkadaşlar ?.51:06
Bu sistemle bile, bu takviye hidayet sistemiyle bile…
Buna rağmen insanlık hala bir çok şeyi gerçekleştirebilmiş değil..
Hala oyalanıyor..AF’ a mazhar bir şeyler yok…
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki;
Kimse ALLAH ın Rahmeti olmadan giremez diyor Cennete Ya Resulullah sende mi diyor..
Evet diyor..
Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz Sahih-i Buhari Cilt-12, 1918. hadîsinde şöyle buyuruyor: “Hiç kimse kendi ameliyle felâha eremez. Cennet sahibi olamaz.” -Sen de mi ya Resûlullah? -Evet, ben de… Ama Rabbim beni rahmetine garketmiştir.
Ve kâlellezîne keferû lâ te’tînes sâah(sâatu), kul belâ ve rabbî le te’tiyennekum âlimil gayb(gaybi), lâ ya’zubu anhu miskâlu zerretin fîs semâvâti ve lâ fîl ardı ve lâ asgaru min zâlike ve lâ ekberu illâ fî kitâbin mubîn(mubînin).
Küfür edenler: Kıyamet bize gelmeyecek, dediler. De ki: Hayır! Gaybı bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz, apaçık kitaptadır (yazılıdır).
Evet,arkadaşlar Sebe Sûresine geçmiştik geçen hafta..Kaldığımız yerden devam ediyoruz..
1 & 2. Ayetleri işlemiştik ama..
2.Ayet tam %100 olmamıştı,tamamı olmamıştı.Yine böyle bir baştan alarak bir devam edelim…
Eski sohbetlerde hep böyle bir kesiklik olmuş..Eski kayıtlara bir baktım,Bir konuya başlamışız bırakmışız.Hafif bir geriye alarak gidersek, konu bütünlüğünü de sağlamış oluruz diye düşünüyorum…
Elhamdu lillâhillezî lehû mâ fis semâvâti ve mâ fil ardı ve lehul hamdu fil âhırah, ve huvel hakîmul habîr.
Hamd, göklerde ve yerde bulunanların hepsinin sahibi olan Allah’a mahsustur. Ahirette de hamd O’na mahsustur. O, hikmet sahibidir, (her şeyden) haberi olandır.
Bir yerde okudum Hamd ile başlayan Kur’ân-ı Kerîm’ de 5 Sûre varmış..(Fâtiha;En’am;Kehf;Sebe;Fâtır)
Fatihayı saymazsak, 2 si başta 2 si sonda (Fatiha da genel yükümleri içeriyor).
Sebe Sûresi de Hamd ile başlayan Sûrelerden birisi .
Bir de şunu söylemek istiyorum..
Her nasıl ki bir Sûrenin içerisinde Ayetler sanki birbirinden bağımsız gibi gözükse de, o bağlam denilen siyak sibak denilen ilişkiden dolayı, bütün Ayetlerin arasında aslında bir ilişki varsa nasıl ki varsa ; Sûreler arasında da aslında böyle bir şey var..
Yani bir Sûre bitiyor..O bitti artık öyle bir şey değil..
Kur’ân-ı Kerîm öyle mucîz bir Kitap ki ;Gerek Nüzul sırasına göre tertip olsun(indirilme sırasına göre) ;
Gerekse şuan elimizde bulunduğu tertip üzerine göre olsun..
Sûrelerin başta ya da sonda olmasının; birisinin diğerinin arkasına gelmesinin muhakkak bir anlamı var…
Bunu niye söylüyorum..
Geçen Hafta Sebe Sûresinde, ALLAH ın hakimul habîr olması..herşeyden haberdar olmasının anlatmıştık..
Ahzab Sûresinin son Ayetlerinde biliyorsunuz “Emanet” konusu geçmişti..
İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli feebeyne ey yahmilnehâ ve eşfagne minhâ ve hamelehel insan, innehû kâne zalûmen cehûlâ.
Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.
Emanet i bizim bilinçsiz olarak bildiğimiz Semaya,Arza.. hani bunları anlayabiliyoruz..ama Dağlara teklif ediyordu..
Yani bilinci olmadığı bir mahlukata bir hitap vardı..
İşte bu Alıştırmayı yaptırdıktan sonra bize..
Sebe Sûresi’nde ALLAH ı övmek durumunda da bu unsurlar kullanılıyor..
Biliyorsunuz Hamd bizim anlayabileceğimiz en güzel şekliyle övme ;sena’ya yakın bir anlamı vardı..
Bu şekilde değerlendirirsek Hamdı daha güzel anlıyorduk..
Ne diyordu: Ahirette de Hamd onundur diyordu..
Bir Sûrede de, (kaydetmeyi unuttum)evvelde de ahirdede yani bu dünyada ahirette de Hamd onundur..diye bir ayet var..
Orada Yerde ve gökte ne varsa hepsi onundur..diyor..
Yer ve gök onundur demiyor..Elbette de Yer ve gök onun..
Ama orada Olan şeyler diyor ..
Arapçada mâ diyor..orada ..
Elhamdu lillâhillezî lehû mâ– fis semâvât
mâ “şeyler” anlamına geliyor..
Yani semada ve yerde olan unsurlarla beraber bir olay olacakmış demek ki.. Orada ki yerin ve göğün unsuru olan herşey ve Âhirettede Hamd onundur derken ve O hâbirdir ve hakimdir derken işte bu geçen derste işlediğimiz bizim bu dünyada yaşarken başımıza gelen her şey yaşadığımız her süreç bunu bırakın derinlerimizde olan nefslerimizde olan herşeyin en ince detaylarına kadar bir gün bir şekilde karşımıza çıkacağını bizde bu sistem karşısında Aman Ya Rabbi nasıl bir sistemmiş .. Sana Hamd olsun dedirteceğimiz şekilde şahit olacağımız olaylar varmış demek ki…
Şimdi geçen hafta hatırlıyorsunuz ….
Zilzal Sûresinde; biz yere vahy ettiğimiz için diyor o içindekileri dışarıya attığı vakit diyor..
99-Zilzal suresi 1-5. ayet
1-اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَا
İzâ zulziletil ardu zilzâlehâ.
2-وَاَخْرَجَتِ الْاَرْضُ اَثْقَالَهَا
Ve ahracetil ardu esgâlehâ.
3-وَقَالَ الْاِنْسَانُ مَا لَهَا
Ve gâlel insânu mâ lehâ.
4-يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَا
Yevmeizin tuhaddisu ahbârahâ
5-بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَا
Bienne rabbeke evhâ lehâ.
1-5.Yerküre kendine has sarsıntısıyla sallandığı, toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı ve insan «Ne oluyor buna!» dediği vakit, işte o gün (yer) Rabbinin ona vahy etmesiyle bütün haberlerini anlatır.
Haberlerini verdiği zaman diyor..
Vahy ettik diyor… 06:46
Simdi işte bu vahy; mâ ya giriyor..
Yerde ve Gökte olan şey var ya…Vahy ediyor… işte o şeyler haber veriyor..
Aynı zamanda mesela duvar,aynı zamanda masa,aynı zamanda ağaç,yani bizim cansız olarak kabul ettiğimiz, Yerde ve göğün içinde bulunan her türlü unsurda aslında bir “Kayıt cihazı”
Yasin Sûresinde var..
Onların elleri konuşacak diyor..ayakları şahit edecek..diyor..
El yevme nahtimu alâ efvâhihim ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûn.
O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.
Yani Bizim kendimize ait olarak gördüğümüz “Biz” olarak gördüğümüz kabul ettiğimiz şeyler bile Âhirette artık “Biz”im mülkiyetimizden çıkıp ne var sa onundur diyor ya;
Artık Onun olana artık ona şahitlik eden bir unsur olacak..
Ya bu benim elim; ya diyecek ki bu şöyle yaptı böyle yaptı..sanki ben değil..
Neden ?Artık o ALLAH ın unsuru yerde ve gökte ne varsa ALLAH ın ya..
O şekilde bir kayıt olacak..
Ama bu kayıt bizim zannettiğimiz gibi çok basit bir kayıt olmayacak..07:56
Çeşitli boyutlarda ve bizim şok olacağımız şekilde olacak..
Mesela duygularıyla da kayıt edecek..
Hani biz bir olay karşısında ne konuşuyoruz ne ediyoruz..
Ama duygularımızda işin içinde var..
Bize öyle bir şekilde yansıtacak ki yani herkes anlamında bu..
Öyle bir şekilde yansıtacak ki a benim o anda hissettikleride o ortama gelecek..
A bu şekilde de mi kayıt olmuş..???!!
Bir şeye üzülüyorsun bir şeye ağlıyorsun,bir şekilde gadaplanıyorsun, öfkeleniyorsun ya da şehvet duyuyorsun,ya da kıskançlık duyuyorsun,o hissin orada belki yoğunlaştırılmış bir şekilde olduğunu düşünün…İşte bunların hepsi bu kayıt mekanizmalarında…
Devam edelim..
Yağlemu ;ALLAH bilir..
mâ yelicu ;gireni
fil ardı ;arza gireni bilir
ve mâ yahrucu minhâ ;ve ondan çıkanıda
Burada işte bilmek ilgili bir şey yapıyor..
ALLAH U TEALA nın; yerin dibine giren her şeyi bilmesinden bahsediyor burada ..
Yani yerin dibine giren biliyorsunuz kediler,köpekler böyle özellikle köpekler bir şeyi gömerler,saklarlar bir şeyi başkaları görmesin diye…
İnsanlarda demek ki toprağın içerisine bir şeyler gizliyorlar..
İnsanların sırlarını sakladığı Alemler var..
İşte bu girenleri ALLAH ın bilmesinden bahsediyor burada…
Ne diyor; ve mâ yahrucu minhâ: oradan çıkan ortaya çıkan şeyleri de bilir …
Tefsir kitaplarına baktım o kadar yorumlar var ki ;
Mesela bir tohumun toprağa girmesi ve daha sonrada oradaki mekanizmalardan sonra yetişmiş bitki olarak çıkması var..
İşte ALLAH ın bunun ilimin kendisinde olduğunu ne var ise Onun olduğuda söyleniyor..
Yani bunun gibi bir çok şey..
Mesela Ana rahimlerine giren tohumları düşünün ..Çocuk olarak çıkıyor..
Yani buda Arzı unsurların içerisinde
Aklınıza gelen fiziksel, kimyasal,biyolojik her türlü şey bunun içerisinde ..
Ayrıca ne diyor bakın ..
Arzdan sonra Sema ilgili söylüyor..
ve mâ yenzilu mines semâi -semadan inen şeyide bilir .. başa gidiyor..
Men kâne yurîdul ızzete felillâhil ızzetu cemîâ, ileyhi yas’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuh, vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîd, ve mekru ulâike huve yebûr.
Kim izzet ve şeref istiyorsa, bilsin ki izzet ve şeref bütünüyle Allah’ındır. Güzel söz ancak O’na yükselir, onu da sâlih amel yükseltir. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çok şiddetli bir azap vardır ve onların kurdukları tuzaklar da mutlaka boşa çıkacaktır.
Bu Ayettede yerden yukarı çıkanlar da, Rabbim Kurandaki bir Ayetinde de söyle ifade ediyor..
Güzel sözler ancak O’na yükselir..
Yani sadece fiziksel şeyler değil yerin buharlaşması falan gibi değil…
Kuşların yükselmesi..Hep bu misaller verilmiş..Amenna onlarda doğru ama
Güzel sözler ancak O’na yükselir..Yani ALLAH a yükselir..
Salih Âmelide güzel sözler yükseltir..
Yani Salih Âmelinde yükselmesi söz konusu..
Bunuda güzel sözler yükseltiyor..
Demek ki bizim yeryüzünde ettiğimiz şeyler,davranışlar,kullandığımız kelimelerde bir şekilde Semaya kayıt oluyor..
Aynı zamanda “dua”larımız..
Bu Ayet-i Kerime de güzel şey olarak bahsediyor ya yalvarıp yakarmalarımızda aynı zamanda Semaya yükseliyor..
Burada ilginç bir şey var ..Kelimelerde..
mâ yenzilu mines semâi ve mâ yağrucu fîhâ derken
Semaya yükselir diyor ya ..
Arapça bilenler için ayrıntı olabilir..
fîhâ ; diyor..
İçinde olarak yükselir diyor ..
Biraz evvel..Okuduğum Ayette de(Fatır Suresi 10.Ayet) ileyhi diyor..
ila harfi cehri kullanılıyor..
İla harfi cehri yani ila edatı Ona derken ileyhi demesi..
ALLAH ın daha yukarılarda olan mevkisine yükselmesi ..
fîhâ derkende mekanizma olarak Semaya yükselmesi..
Yani semada da işleyen bir sistem var..Oraya yükselmesi..
Bu biraz evvel okuduğum Fatır Sûresinde olan yükselme daha büyük bir yükselme..
Herşey oraya kötü olan şeyler gitmiyor..
Güzel sözler ancak oraya yükseliyor..
Güzel sözlerden kasıt ne..??
Siz ALLAH ı övüyorsunuz , güzel şeyler tefekkür ediyor yapıyorsunuz orası Lâtif bir Âlem olduğu için Kudüs bir Âlem olduğu için Subhan bir Âlemi olduğu için çirkin şeyler oraya yükselmiyor..
Lâtif şeyler yükseliyor..
Bugün bir şey okudum.
Namazlarda Rükuden kalkarken “Semi‘allahu limen hamideh“diyoruz ya “Rabbena lekel hamd” diyoruz orada burası aslında Hamd makamı..
ALLAH Hamd edenin Hamdını işitir yada işitti ifade var ..
Onu duyan kişi ne demesi lazım..
Ya Rabbi sana Hamd olsun .. Övgü sana aittir..şeklinde..
Peygamber Efendimiz(sallallahu aleyhi ve sellem) namaz kıldırırken arkadan biriside Hamden Kesiren Tayyıben Mübareken Fih demiş ..(Ben bunun Resûlullahın(s.a.v.) söylediğini biliyordum ..Tahmin ediyordum..Ve Sahabe Efendilerimizden biri(r.a) söylemiş..)
Yani öyle bir Hamd ki;
Kesiren-Çok
Tayyıben-Temiz
Mübareken-Mübareklik olan bir Hamd diyor..
Şimdi Namazdan sonra bu sözü kim söyledi..diyor..
Ben Söyledim Ya Resûlullah diyor..
Sen bu sözü söyledikten sonra 30 kusur Melek bunun sevabını sen yazacaksın, ben yazacaksın diye aralarında münakaşa ederlerken gördüm..diyor..
Resulullah (sav) namaz kılarken nefes nefese bir adam geldi ve: “Allahu ekber, Elhamdülillahi hamden kesiran tayyiben mubareken fihi. (Allah büyüktür, çok temiz ve mübarek hamdler Allah`adır!)” dedi. Resulullah (sav) namazı bitirince: “Şu kelimeleri hanginiz söyledi??” diye sordu. Cemaat bir müddet sessiz kaldı, Resulullah (sav): “(Kimsöyledi?yse çekinmesin, benim desin), Zira fena bir şey söylemiş değil” dedi. Bunun üzerine adam: “Ben, ey Allah`ın Resulü!” dedi. Resulullah (sav) da: “Ben on iki melek gördüm. Her biri, bu kelimeleri (Allah`ın huzuruna) kendisi yükseltmek için koşuşmuşlardı.”
Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.
Bu tür Güzel sözler oraya o şekilde yükseliyor..
Çünkü bir ara konuşuruz..
ALLAH ın El Kuddüs Esması var..
O alan müthiş bir alan… yani o alanda mesela çok önemli bir şahsın yanında makamına gittiğimizde duruşumuza , düğmenin iliklenmesine, ses tonunuza ifadelerinize ne kadar dikkat edersiniz değil mi?
İşte El Küddüsün alanıda o şekilde işte orayada her söz yükselemiyor..
Ona Ancak güzel sözler yükseliyor..
Salih Âmelide o güzel sözler yükseltiyor..
Yani yapılan işleride..
Burada farklı bir şeye değiniceğim..
Bir şey Dikkatimi çekti..
Ayetin sonunda diyor ki..
ve huver rahîmul ğafûr
Kur’âna aşinalar bilir ki genellikle
ğafûrul rahîm olarak geçer…
Yani ğafûr baştadır.. rahîm sondadır..
Dikkatimi çekti..araştırdım..baktım..
%100 emin değilim ama %99 eminim..
1 tek burada geçiyor bu ifade..
Neden diye çok düşündüm…
Biliyorsunuz Esmaların 2 li tertipleri var..
Daha ebvvel ğafûrul rahîm-ALLAH ın ğafûrluğunun yani örtücülüğünün mağfiret ediciliğin ancak rahîm esmasının tecelli edeceğiyle kimselere olduğu ilgili bir görüşümüz vardı..
Bakara Sûresinde Âdemin tövbesini kabul ederkende o ifadeyle söylüyordu…
Tenezzelul melâiketu ver rûhu fîhâ biizni rabbihim, min kulli emr.
O gece melekler ve Rûh Rablerinin emriyle her bir iş için veya her bir kişi için inerler de inerler
Tenezzelul melâiketu ver rûhu.. diyor..
İnerde iner… Bu bir İnmeye bu örnek olabilir..
İşte O yüzden inme Rahîm olarak olmuş..
Ama birde yerden çıkanlar var..
Bizden Sadır olanlar var…
İşte Eğer Rahîmde inerse bizden çıkanların hepside çok temiz şeyler değil..Diymi ? Arkadaşlar..
Her ne kadar ALLAH a güzel kulluk etme gayretinde olsakta çok şey Sudur ediyor bizden..
İşte ALLAH ta o yukarı çıkan şeylere eğer Rahîm Esmasının Tecelli olacak işlere mazhar olursak o şeylere olursak bu gayrette işler yapmaya gayretli olursak bununda ALLAH ın mağfiretiyle örtücülüğüyle YUKARI çıkacağının bir ifadesi olacağını düşündüm..
ALLAH U ALEM.
(………….)(Konuya Ahiret sahnesiyle ilgili olduğuyla ilgili bir katkı yapılıyor…)
Aşağılarda göreceğiz…
4. Ayet sonunda ilginç bir ifade var…
Ama Arkadaşlar bilin ki Er Rahîm Er Gafûre Er Afuvv inanılmaz derecede ihtiyacımız var bizim..
Yani gafûrul rahîm diyoruz tevvâbur rahîm. diyoruz ama arkadaşlar bu beni tesirinde bıraktı..
Âdem kıssası “Emanet olayı”..Olaylara daha farklı bir gözle bakıyorum..
Artık mesela bir yerde tövbe geçtiyse daha farklı..
Gafûr geçtiyse farklı …
Afuvv geçtiyse farklı …
İşte Hesap günü dendiğinde daha farklı şeyler bende çağırışıyor..
Hani özeten şey yapıyım…20:51
Şeytan bir hata yapıyor.. Âdem bir hata yapıyor..
“İN” emri var..
Ama Tövbe ediyor..
Hz.Âdem(a.s.) tövbe ediyor..
Tamam Tövben kabul edildi deniliyor..Ve tekrar..”İN” deniliyor..
Yani Normalde girmesi lazım ..değil..
Demek ki bir şey beklenmek üzere…
Aşağı indiriliyor…
AF ancak o sürecin sonunda gerçekleşecek…
Yani neyi sağlıyor,Âdemin tövbesi geri dönülebilirliği sağlıyor..
Ama yinede AF edilmemiz lazım…
Af ne demek arakadaşlar biliyor musunuz..???!!
Af sanki hiç işlenilmemiş gibi değerlendirilen demek..21:46
Siliniyor…
Mağfiret üzeri örtülüyor..
Ama AF tamamen iptal..
Kayıttan siliniyor yani..
Tamam yapmamış gibi değerlendiriyorum..
Bakın kavramlar birbirine karışıyor diymi..
Tövbe ,mağfiret birbirlerine karışıyordu..
Bakın,Şuan çok daha net..
Yani Tövbe ettiğimizde iş bitiyormuş gibiydi..
Tamam Tövbe ediyoruz ama ..
Bir şüreçtede takip ediliyoruz..
Nasuh (nasihat kökünden türemedir. Günahtan kalbi bir karartı bırakmayacak şekilde temizleme, hem de günahın kalpte açtığı yarayı tedavi etme, iman ve amelde meydana getirdiği açığı kapama demektir. )Tövbesi edersen mazhar olacak o geçerli oluyor…
(………..)(Âdemin tövbesini kabuluyla ilgili soru geliyor)
Süreç devam ediyor..Âdem için…
Ama hepimiz Âdemiz..
Onun süreci o yine kendinden mesuldu ..
O vefatiyle beraber kendi sürecini tamamladı..
Peygamberlik görevini ve kulluk bazında söylüyorum..
Ama biz hala o süreci yaşıyoruz..
Niye buradayız ne yaşanacak..?!?!
Dünya işte senin acaba geriye dönebilecek , geri dönüş anlatabiliyorum ?!!!
2 Seçenek var..
AF edilip Cennette geri dönüşe gideceksiniz..
Ya da bunu haketmeyeceksiniz,ALLAH ın azabıyla beraber Cehennemde ebedi olarak kalacaksınız..
Ve gâlellezîne keferû lâ teé’tînes sâah, gul belâ ve rabbî leteé’tiyennekum âlimil ğayb, lâ yağzubu anhu misgâlu zerratin fis semâvâti ve lâ fil ardı ve lâ asğaru min zâlike ve lâ ekberu illâ fî kitâbim mubîn.
Küfür edenler: Kıyamet bize gelmeyecek, dediler. De ki: Hayır! Gaybı bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz, apaçık kitaptadır (yazılıdır).
Ve gâlellezîne keferû-Kafirler dedi
Ne dedi?
lâ teé’tînes sâah-Bize saat gelmeyecek,gelmez dediler
gul;deki
ALLAH U TEALA diyor ki;
Belâ;Bilakis
ve rabbî- Rabbime yemin olsun ki
leteé’tiyennekum-süphesiz ki muhakkak ki o size gelecektir..
âlimil ğayb-Gaybı bilen Rabbime yemin olsun ki
Muhakkak o size gelecektir..
Burayı açıklayalım..
Şimdi Kafir olanlar demişki;
Bak burada yine “saat” ten bahsediyor..
Ahzab Suresi 63.Ayet Saat denilen kıyamet bize gelmez diyorlar..
Bunu o zaman açıklamıştık, hatırlarsanız..
(AHZAB SURESI 63/ 26.DERS)
Aklı olan belirli ilmi olan herkeş herşeyin bir gün sonunun geleceğini biliyor..
Yani şuanki bilimde ne var ?
Bir gün göktaşı çarpacak..
Şuan küresel ısınma var ..
Küresel ısınmanın sonucunda kutuplarda buzlar eriyecek ve yaşam altust olacak..Buzul Çağı gelecek..
Değişik senaryolar var..
Bu değişik senaryolarda sistemin son bulacağını herkes biliyor..
Bunu kişisel kıyamet olarak küçük kıyamet olarak algılarsak…herkes bir gün öleceğini biliyor
En fazla yasayan 120 işte.. 130 yok bir şekilde öleceğiz..
Bir kişinin küçük kıyameti yada Kaİnatın dünyanın yada büyük kıyamet olarak var..
Ama Onların reddettikleri ne biliyor musunuz?
Saat bize gelmeyecek diyorlar..
Yani ALLAH ın tasarrufunda olan ..
ALLAH ın yetkisinde olan bir sistemin gelmesini kabul etmek istemiyorlar…
Yani ALLAH ı sistemin müdahalesinden çıkarmak istiyorlar…
Ve gâlû mâ hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ yuhlikunâ illed dehr, ve mâ lehum bizâlike min ılm, in hum illâ yezunnûn.
Hem dediler ki o hayat sırf bizim Dünya hayatımızdan ıbarettir ölürüz ve yaşarız ve bizi ancak dehir helâk eder, halbuki buna dâir bir ılimleri yoktur, onlar sâde zannederler
Zamanın asıl anlamı
Yani bu zamanin özü bu dehri geniş açıklamak lazım…
Bu dersin süresi yetmez ben sadece dehri dehr olarak bırakacağım..
Ve gâlû mâ hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ yuhlikunâ illed dehr, ve mâ lehum bizâlike min ılm, in hum illâ yezunnûn.
Hem dediler ki o hayat sırf bizim Dünya hayatımızdan ibarettir ölürüz ve yaşarız ve bizi ancak dehir helâk eder, halbuki buna dâir bir ılimleri yoktur, onlar sâde zannederler
Hadis-i Kutsi de Adem oğlu Dehre söverek beni ezalandırır.
Hani ALLAH a eziyet konusu geçmişti ya..!!!
Hatırlıyormusunuz?
Burada ALLAH a hakkı olmadığı gibi çocuk isnat ettiği gibi Meleklerin O nun kızları gibi demek gibi şeyler var..
Bu da o bab tan bir şey..
Dahre söverek..Zamana söverek şey yaparmış..
Yani vay şu zamanın haline işte kahpe felek falan gibi şeyler var ya ona söverek..Beni ezalandırır diyor..
Halbuki ben Dehrim…
Bütün işleri ben müdebbir ederim..Yani idare ederim çeviririm..
Şimdi burada ne kast ediliyor aslında şu var..
İnsanlar bütün olayları elle tutulur gözle görülür bir şekilde yani Materyalizm diyoruz buna.. Materyalist bir şekilde açıklama Niyetinde herkes..kimse kimseye demiyim de inanmayanlar diyorum.. inansa bile olayların hepsi kendiliğinden yürüdüğünü Tabiat kanunlarıyla denilen şeylerle yürüdüğünü knounusunda Bir eğilimdeler… bugün hepimiz belli bir okullarda okuduk…Hep böyle ALLAH yokmuş gibi tabiat kanunları bilmem neler ondan bahsediyoruz ya halbuki ama dinimiz bize Kur’ân-ı Kerîm de olan inancımız bize aslında her şeyi aslında her ne kadar Sûnnetullah Âyetullah mekanizmalar olsada aslında fail olanın ALLAH olduğunu gösteriyor öğretiyor bize…
vela havle vela kuvvete illa billahil in aslı bu…
ALLAH ın dışında hiçbir güç ve kuvvet yoktur..
Her ne kadar zâhirî olarak fiziksel kanunlar aslında bunlar ALLAH ın güç ve kuvvetlerin tecellisidir onun Sünnetullahıdır..
işte bu dehir olayında biraz önce bahsettiğim Ayetleri ne diyordu bu kişiler;
Ve gâlû mâ hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ yuhlikunâ illed dehr, ve mâ lehum bizâlike min ılm, in hum illâ yezunnûn.
Hem dediler ki o hayat sırf bizim Dünya hayatımızdan ibarettir ölürüz ve yaşarız ve bizi ancak dehir helâk eder, halbuki buna dâir bir ılimleri yoktur, onlar sâde zannederler.
Dünya Hayatımızdan başka hayat yoktur..Yani Âhireti red ediyorlar..
Ve diyorlar ki yaşarız ve ölürüz bizi ancak zaman yok eder..
mâ yuhlikunâ illed dehr;bizi helak eden dehirdir diyor..
Yani ALLAH yok..
ALLAH yerine Zaman diyorlar…
(………………………)
Olayları biz her zaman müdebbir olanın fail olanın ALLAH olduğunu bilmek zorundayız..
Ayete göre;Dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur derken neyi red ediyorlar?
Ahireti red ediyorlar..
Ahiretin başlangıcı ne? Kıyamet
Biz öleceğiz ama ALLAH bunu yapmayacak kendiliğinden olacak işler…
İşte buna ne diyor?
ALLAH U TEALA Küfredenler diyor..
ellezîne keferû;Bakın burada Kafir demiyor..
ellezîne keferû;Küfür edenler…
Bakın ellezîne keferûde ne var biliyormusunuz?
Fiiliyata vurgu var..
Bir şeye Kafir damgası basmak kolay değil..Ama Yaptıkları söyledikleri var ya Davranışları küfür olabilir..
Kafirlik yapıyor ama kafir değil ama yapa yapa kafir oluyor ya da o esnada yaptığı anda o sıfata halis oluyor..
O yolda şimdi söyle Arapçada bir şey var isim fiilden daha kuvvetli… Yani kafir denmesi daha sert ama küfür edenler demesi işi biraz daha yumuşatıyor.. 31:11
Ama tehlike şurada siz kâfir olmaya bilirsiniz…kendinizi müslüman ve mümin olarak tanıtabilirsiniz..
Düşüncelerini izle söylemlerini izle davranışlarınızla siz de onlar gibi kıyamet bize gelmez gibi Dehriciler gibi materyalistler gibi eylemde,düşüncede ve sözde bulunuyor iseniz o anda siz küfür etmiş oluyorsunuz…
Gerçeklerin üzerini örtmek oluyorsunuz son söylediğinde birşey var…
Gerçekler üzerine örtmüş oluyorsunuz..
Kafir demek bir şeyin üzerini örten demek…yani siz neyi örtüyorsunuz??
Biliyorsunuz ALLAH ın müdebbir olduğunu ALLAH fail olduğunu bütün işleri çekip çevirdiğini olduğunu biliyorsunuz..
Ama diyorsunuz; 1 gün dünyanın sonu gelecek işte şu olacak o bu olacak ya niye ALLAH ı devreye sokmuyorsun..Haşa..
ALLAH kıyameti senin başına getirecek..Sana gelecek…Sen öleceksin Küçük Kıyametinide ALLAH öldürecek seni..
Büyük kıyametide o yapacak.. İşte burada demek ki Küfür alametlerinden bir şeymiş o anlamda kelimelerimize dikkat etmek lazım..
De ki diyor;
Gul; kime diyor
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)e
Dolayısıyla bize
belâ -Bilakis olur mu öyle şey..
ve rabbî – Rabbime yemin olsun ki-Burada Yemin var..
leteé’tiyennekum – Bu ifade Arapça bilenler bilir..
Burada tekit nunu var…Olayı çok çok şiddetleniyor..
Yani Kesinkez onu getirecektir size..
Bir de söyle ifade var.. görürsünüz bakın nasıl gelecek..
Hani kendi aramızda diyoruz ya Hani görürsün ya sana neler edeceğim..
Sana öyle yapacağım derken kesin kez yapacağım..derken ..Geleceğe yönelik bir taahütte bulunuyorsun…
Sert Bir taahhütte..
Burada şey diyor ki..
(………)
Bunun denmesini isteyen ALLAH U TEALA yani de diyor …Bakın başınıza nasıl gelecek…
Sen bir kere emin oluyorsun öyle emin oluyorsun ki şey yapıyorsun..
Burada da âlimil ğayb- ifadede Rabbın diyor ya Rabbının sıfatı …bazı yerlerde bedel olarak söylenmiş bu…
Nasıl Bir Rab getirecek onu senin başına;âlimil ğayb olan yani ğaybı bilen ..getirecek…
Bakın hep aynı tema işleniyor..Yukardan beri..
ALLAH ın Habîrliği söz konusu,toprağın içinde gizli şeyler var..
Ve senin açıklamadığın senin gizlediğin olanlar var ..
ğaybı bilen ALLAH onu sana getirecektir..
Şimdi burada bir tehdit var..
Hani dedikya şeddeli ifade geldiği zaman;
Böyle bir tehdit var görürsün bak ilerde başına ne gelecek ALLAH ta Gaybı biliyor..
Senin tabiri caizse cemaziyelevvelide biliyor..
Senin gizlediklerinide, sakladıklarını da biliyor..
Öyle bir Rabbim sana getirecek..yani olayları öyle çok da hafife almayın mesajı var..burada..
Devam ediyor İşte Rabbin özellikle gayb bilen ALLAH ın özelliklerini anlatmaya devam ediyor..
Ayet-i Kerime;
lâ yağzubu-kaçmaz uzaklaşmaz
anhu- ondan
misgâlu zerratin -Zerre miktarında en küçük ölçüde olan bir şey kaçmaz ..
miskâl-Bir ölçü birimiymiş,ama çok küçük bir ölçü birimi tahmin ediyorum kuyumcuların kullandıkları bir ölçü birim ağırlık birimi..(Miskal :Eski bir ağırlık ölçüsü ve para birimi)tartıyla ilgili..
Zerre de; söyle ifade ediliyor; eve tozlu olur da pencerede bir ışık süzmesi olurda havada toz zerrecikleri oluşur ya işte onların her birine deniliyormuş..36:02
Yani tabi bugün mikroskop var..Tabi bugün elektron mikroskobu var…
Hatta virüsler gözleniyor..Hatta hatta atomların gözlenmesi gerçekleşti son bir kaç yüzyıl içerisinde…
Atomlar bile belirli bir elektron mikroskobu vasıtasıyla görünür hale geldi..
Önceki 100-200 yıl öncekilerin zerre anlayışıyla şuan bizim zerre anlayışımız değişti..
Biz şuanda artık mikro alemde o kadar derinlere gittik ki…
Atom altı parçacıkları boyutları ölçülmeye başladı..
Hatırlıyormuyuz ?
Atomla ilgili bir örnek vermiştik..
Bir Atomu; Futbol sahasının tribünleriyle beraber çevresi olarak değerlendirirsek santra noktasındaki bir pinpon büyüklüğündeki top onun çekirdeği kadarmış…
Bu çekirdeğin nötron proton var bunu biliyorsunuz…
Ve onun altında artık parçalandı ki;
O kadar küçük parçalara inildi ki;
İnanılmaz yani..
Yani şimdi zerre anlayışı değişti..
Ben ilkokuldayken ; Meydan Larouse vardı ..
Atomun tanımı söyleydi;
Atom bir cismin bölünemez olarak kabul edilen ve alaşalara gelebilecek en küçük parçası olarak kabul ediliyordu..
Bölünemezdi bak..
70 li yıllarda bu bilgi vardı ..Meydan Larouse de..
Şimdi bu İsviçredeki Sern Deneyi var ..Biliyorsunuz..
Kainatta görünme olasılığı o kadar az olan bir şeyi yakalamayı gayretine girildi..
Tanrı parçacığı falan deniliyor..(ayrıntılarını anlatmayayım)
Artık bizim zerre anlayışımız çok değişti..
İşte ALLAH U TEALA diyor ki;
misgâli zerre -miktarındaki bir şey de ondan (gözünden de kaçmaz) uzaklaşmak anlamında ..
Kaçmak Kelimesi de;El Azip denilen bir kelime var..Arapçada..
Ot toplamak amacıyla evinden uzaklaşan kimse anlamına geliyormuş..
Bir şeyin uzaklaşması..
ALLAH her yerde de her şeye muhit ya her yerde hazır , nazır..Hatta herşey ALLAH ta hazır ve nazır ya..
Bir şeyin uzaklaşması söz konusu değil..
Ama ALLAH ı yeterince iman etmemişler,onun takdir edememiş kimseler bir şeyi ondan uzaklaştırabileceği kanısı varmış demek ki..Dolayısıyla ALLAH U TEALA insanlar içinde kullanılan böyle bir ifadeyi kullanıyor..
Nasıl ki adam ot toplamak için evinden çıksa uzaklaşsa evinde olan bazı olaylara şahit değil ya..
Demek ki İnsanların kafalarında da ALLAH ı kanıdırırım,ALLAH tan gizlerim Haşa gibi..Belirli bir düşünce zihniyeti var..
İşte o yüzden 1. Ayet te geçen El Hakîmul Habîri Müslümanın çok iyi idrak etmesi gerekiyor..
Yani ALLAH hem zatıyla hemde Semavatta ve yerde olan bütün unsurlarıyla beraber..
Herşeyden her an Habîr…
Bu bizim tahmin ettiğimizden çok çok ince detaylı boyutlarıyla oluyor..
fis semâvâti ve lâ fil ardı
Ne Semada ne de diyor Arzda
Bırakın bizim bildiğimiz arzda ..Sema denilen ..Sema diyince atmosfer anlaşılıyor..Kuşlar, uçaklar ..Falan bir şey olduğu..Bunun üstünde bir ifade manevî semalarda olan bir şeylerde olanlar bile ALLAH tan uzak değildir…Kaçmaz anlamında..
ve lâ asğaru; asğar;küçük demek,Çok daha küçük ne var ise;
min zâlike ; bundan daha büyük ne var ise
İşte bu biraz evvel …
Yani şuan biz ,İnsanlık boyutunu orta kabul edersek ,Biraz evvel açıkladığımız mikro alem ..Bu tarafa Doğru sonsuz şekilde ilerliyor..denilebilecek şekilde ilerliyor..Bu taraftanda makro alem dediğimiz..Büyük aleme doğru ilerliyor..
Şimdi ona baktığında biz küçük kalıyoruz..
Dünyaya göre bizim büyüklüğümüz ne..
40000 km çevresi olan bir şey var…
Ay 300 000 km uzaklıkta..
Bize göre çok büyük olan yanılmıyorsam Dünyanın 100 milyon katı güneş…(Kayıtlara bakarız…)
Ek bilgi Aşağıdaki gibi;
(Samanyolu Gökadasında bilinen yaklaşık 200 milyar yıldızdan birisi olan Güneş’in kütlesi sıcak gazlardan oluşur ve çevresine ısı ve ışık şeklinde radyasyon yayar. Güneş’in çapı Dünya’nın çapının 109 katı (1.5 milyon km), hacmi 1,3 milyon katı ve kütlesinin 333.000 katı kadardır. Yoğunluğu ise Dünya’nın yoğunluğunun ¼’ü kadardır. Güneş kendi ekseni etrafında saatte 70.000 km hızla döner ve bir tam turunu yaklaşık 25 günde tamamlar. Güneşin yüzey sıcaklığı 5500 °C ve çekirdeğinin sıcaklığıysa 15,6 milyon °C’dir. Güneş’ten çıkan enerjinin 2,2 milyarda 1’i yeryüzüne ulaşır. Geriye kalan enerjisi uzayda kaybolur. Güneş’in üç günde yaymış olduğu enerji, Dünya’daki tüm petrol, ağaç, doğal gaz vb. yakıta eşdeğerdir. Güneş ışınları 8,44 dakikada yeryüzüne ulaşır. Güneş, Dünya’ya en yakın yıldızdır. Çekim kuvveti Dünya yer çekiminin 28 katıdır.)
Güneşte, Kainatın en küçük yıldızlarından..
4,5 ışık hızıyla 1 sn. Aya anca gidiyorsun..
Saniyede 300 bin km hızla… Güneşe 8 dakikada gidebiliyorsun…
Galaksiler var..
Milyonlarca ışık yılı hızında ..
Milyarlarca ışık yılı hızı uzaklıkta olan galaksiler var…
Nasıl Atomun altında küçüğünün küçüğünün küçüğünün küçüğü var ise ..
Bizden sonra Makro Alemde de büyüğün büyüğün büyüğün büyüğü var..
İşte bundan daha küçük daha büyük derken..
Aslında bize bunu anlatıyor..
Bu ayetlerin 100 yıl 200 yıl 1000 yıl evvelde belirli bir boyutta anlaşılma durumları vardı..
Şuan sahip olduğumuz bilgi seviyesiyle ALLAH ın bize nasip ettiği bilgi seviyesiyle biz çok daha büyük şeyleri anlayabiliyoruz..Ama bunu bizim getireceği şeyler olması lazım…
Yani Hamd diyoruz ..övmek..
Aman Ya Rabbi sen ne Büyüksün ne Yücesin nasıl bir sitem Yaratmışsına bu şekilde götürmeli, götürmesi lazım..
(………………)
Tefekkür etmek lazım..
Tefekkürde seni Hamd a götürmesi lazım..Götürmeli..Övmeye götürmeli..
Yoksa sizi ancak zaman öldürür denilen Dehriciler var ya bir farkın kalmaz ki..
Vay be ne büyükmüş mikroplar küçükmüş ya gözle görülmüyorlar..
Karıncanın Ayağın kası var ne mucize..
Yani aynen bir Dehricinin bir materyalistin bir belgesel izlediği gibi izlememek lazım..
Bakın Hamd edeyim diyorsunuz …
Hamd edecek Bir şey bulamıyor musunuz..????
İnanın bir sürü kanal var..Eskisi gibi 1 kanal 2 kanal yok…
Belgeseli açın ama herkes gibi ya işte Aslan Ceylanı ne güzel kapıyor..Vay be gibi değil de… Kainattaki sistemi muhteşemliği ALLAH ın orada yaratmasındaki..Hamda değer unsurları değerlendirmek lazım..
Bu muhteşem sistemi Yaratan ALLAH ta..Arzda ve Yerde zerre miktarınca bir şey O nun diyor..
Buradaki ifadesiyle ilminden kaçmaz..
Çünkü Gaybı bilir..
Burada ne var..
Siz böyle bilin bunu ona göre hareket edin..
(……)
Hamd ı niye yapılıyor..
ALLAH ın ihtiyacı yok..
Övmek niye yapılıyor..
Senin hayretini ve hayranlığını arttıracak..
İmanını arttıracak..
Aslında bu ALLAH ın hakkı,
Bakın çok ilginç..
Yani övünmek hakkı..
Bakın El hamdu lillâhi ilgili bir şey söylüyeceğim..
Kelimelerden..
El hamdu lillâhi diyoruz ya ..
Onun başındaki El takısı var ya Külli anlamında Bütün anlamında ..
Bu Arapça da incelikler var..
“El” marife denilen takı “The” anlamına geliyordu biliyorsunuz..
Arapçada bunun değişik şeyleri var..Her”El”bir anlama gelmiyor..Ama buradaki “El” takısı “külli” anlamında yani “el” yerien “külli” desende “hepsi bütün” anlamında desende mana bozulmuyorsa..
Ona,Hamd istirak deniliyor..
Yani gark eden,boğan,kapsayan anlamında bütün HAMDlar anlamında…
Yani Kainatta sizin edebileceğiniz aklınıza gelebilecek
Her türlü Hamd.. kişilere değil..
lillâhi de ki li de onada ihtisas deniliyor…
Mahsusiyet yani özellik ..özellikle ona..
2 kavram var ..
Bütün Hamdlar
Ve Özelllikle Ona ..
Bunun dışında çıkan hiç bir şey yok..Farkındamısınız????
Bütün Hamdlar,özellikle Ona…
El Hamid Bir Esma var.. duydunuz mu?
El Hamid diye…
Tama anlamıyla derinlikleri anlaşılmadan ;
Hamda övgüye layık anlamında söyleniyor..
Halbuki El Hamid…
Arapça Kalıba göre ismi faildir..
İşi yapandır..Mübalasısı vardır..Çokça Hamd eden demek aslında..
Kim ALLAH … ALLAH çokça övüyor…
Aslında ne övüyor..Bütün Hamdlar ALLAH a mahsustur derken..
Aslında Kendi Zâtı İle Kendini övüyor..
Aslında Kur’ân-ı Kerîm onu anlatıyor bize ..
Sonra biz Ondan ve O nun Resûlünden nasıl övülüceğini anlıyoruz..
Biz de o şekilde de ALLAH ı övüyoruz..
Aynı zamanda inneke hamîdun mecîd derkede o salavatlarda geçiyor..
Peygamber Efendimiz(s.a.v.) Hz.İbrahim(a.s.) de ilgili konularda geçiyor..
Aynı zamanda ALLAH ta Kur’ânın da kişileride övüyor..
Yani Peygamber Efendimizi(s.a.v.) övüyor…ailesini övüyor..Hz.İbrahim(a.s.) övüyor..Ve onun ailesini övüyor..O anlamda da öven ..
Birinci anlamıyla ALLAH kendi Zâtıyla yarattıklarıyla Kendini övüyor..
Baksanız zaten, Kainata o gözle baksanız sistem zaten kendiliğinden övmeye layık..O kadar muhteşem bir işlemin sistemin güzellikler var ki..
Zaten sistem kendi kendine övüyor..
Pazarda mal satıyorlar ya Kavun güzel ben ne yapıyım diyor..
Yani sistem o kadar güzel ki, kendi kendine övüyor yani bizde maalesef buna rağmen Hamd özürlü övme özürlü olarak yaşıyoruz..
Tesbihatta nasıl Hamd ediyoruz..???????
El hamdu lillâhi ,El hamdu lillâhi ,El hamdu lillâhi ya bir kere ALLAH ı 33 kere çektiğin şeyde bir tane ALLAH ı övecek bir şey geliyor mu?
O kadar mı zor?
O kadar mı eksik ,o kadar mı nadir bir şey…
(……………)
Aklımıza bile gelmiyor..
3-4 sene evvel “Hamd” aslında övmektir ..Diye konu geçmişti…
Allah, nefisleri öldükleri zaman ve ölmeyenleri de uykularında öldürüverir. Artık üzerine ölüm ile hükmettiğini tutuverir ve diğerini de tayin edilmiş vakte kadar salıverir. Şüphe yok ki, bunda elbette alâmetler vardır, düşünücüler olan bir kavim için.
Uyku bir ölüm..
İşte ALLAH ın Peygamberi ALLAH ın Resûlu bunu çok daha iyi biliyor…
Sistemin mükemmeliğini biliyor..
Her insan uykuya daldığında aslında ölüyor..Ayete göre ölüyor..
O yüzden abdestli yatmak zorundayız..
O yüzden Kelimeyi Şahadet,O yüzden sağımıza dönerek yatıyoruz..
Öldüğümüzde nasıl olacakmış haliyle yatıyoruz..
Ee ALLAH ın Resûlu bunu o kadar şey yapıyor ki..
Uyandığında kulluğuna fırsat olarak..Daha Hamd edebilecek bir şeye fırsat olarak bunu görüyor..
Ya Rabbi övgü sana mahsustur..Nasıl bir Sistem Yaratmışsın bak..
Öldürüyorsun sonra küçücük bir hamleyle, dokunmayla şunla bunla uyandırıyorsun…
Övgü sana mahsustur diyor..
Bakın tuvalette ALLAH aklınıza gelmesin diye bize bir virüs verdiler..
Yani her olayda ALLAH ı övecek bir unsur buluyor….
Yani Hamd modunda yaşıyor..
Neden ismi Ahmed zaten..
Ahmed en çok Hamd eden demek..
Bu yüzden ALLAH U TEALA onu övmüş Muhammed demiş..
Çok övülen demiş ..Mahmut demiş…Övülen..
Muhammed çok çok övülen demek..
Duruyorum duruyorum Hamdla ilgili bir şeyler söylemek ihtiyacı hissediyorum..
Zaten bu sûrenin başında;
İşte bundan daha küçük daha büyük ne var ise..diyor..
Sonunda diyor ki;
illâ fî kitâbim mubîn-O apaçık bir mübin kitaptadır..
Bunun değişik yorumlar var..
Levh-i Mahfuz olduğuyla ilgili bir ifade var..
Yada Ahirette insanların karşısına çıkacak her şeyin yazıldığı bir kitap var ya..
2sinin olduğu söyleniyor…
2 side mümkün yapılan yazılan her şey bugün biz bunu anlayabiliyoruz..
Hepimiz bilgisayar kullanıyoruz..
İçinde Hard disk var..Hard diskte Her şey kayıt olmuyor mu?
Bilgisayarın programıda işletimide sisteminde onun içerisinde ..
Levh-i Mahfuza işletim sistemi dersek..
Kainatın işletim sistemlerinin, formüllerin bulunduğu o en konstre alan dersek yapılan her işin Levh-i Mahfuz olması çok normal herşeyin kayıtlı olması ve de buna kitap dersekte bir gün senin karşına neler yapmışsın neler etmişsin..
İşte Hakimul Habîr Olan ALLAH U TEALA…
Yerde ve Gökte olan bütün unsurlarla bunun senin karşına çıkaracaktır..!!!!!!
Ve Dehriciler red ettiklerine aksine bu kesin kez gelecektir..!!!!!
Çünkü ALLAH Gaybı biliyor..!!!
Bununla beraber biz bakacağız ki…
Küçük ve büyük ne var ise; Ondan ve ALLAH tan bu kaçmıyor..
İşte O zaman biz ALLAH U TEALA nın bunu Kur’ân-ı Kerîmle öğrettiği bilinçle yaşantımıza dikkat etmemiz gerekiyor..
Her hareketimize,her düşüncemize ALLAH ın Muradı doğrultusunda davranmamız gerekiyor..
Ve ALLAH a Hamd etmemiz gerekiyor..
ALLAH bize Rahmetiyle İnzal buyuruyor, Rahmeti değerleri bizden çıkanları üzerlerini örtüyor..
İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insânu, innehu kâne zalûmen cehûlân
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o , çok zalimdir, çok cahildir.
Li yuazziballâhul munâfikîne vel munâfikâti vel muşrikîne vel muşrikâti ve yetûballâhu alel mu’minîne vel mu’minâti, ve kânallâhu gafûren rahîmân
(Bu), Allah’ınmünafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azaplandırması ve mü’min erkeklerin ve mü’min kadınlarıntövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafûr’dur , Rahîm’dir.
El hamdu lillâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı ve lehul hamdu fîl âhireti, ve huvel hakîmul habîru
Hamd, göklerde ve yerde bulunanların hepsinin sahibi olan Allah’a mahsustur. Ahirette de hamd O’na mahsustur. O, hikmet sahibidir, (her şeyden) haberi olandır.
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeten, kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâe, ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu leke, kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûne
Ve düşün ki rabbin melâikeye «Ben Yerde muhakkak bir halife yapacağım» dediği vakıt «Â!.. Orada fesat edecek ve kanlar dökecek bir mahlûk mu yaratacaksın?. biz hamdinle tesbih ve seni takdis edip dururken» dediler. «Her halde ben sizin bilemiyeceğiniz şeyler bilirim» buyurdu
Kim bu “halife”?
İnsan
Normalde semavatın,arzın ve dağların kaldıramayacağı bir yükü,insan üzerine alıyor…
Yani bizler… ve bir süreç başlıyor..
İlk aşaması bunun “Cennet”
Adem” bir şekilde ” Cennete iniyor..04:07
Burada ALLAHU TEALA nın bir ikazı var..
Burada seninle beraber şeytan da var..O senin apaçık bir düşmanın.. Sakın ha buradan seni çıkarmasın..
Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîse, ebâ vestekbere ve kâne minel kâfirîne
Hani Biz meleklere demiştik ki: «Âdem’e secde ediniz.» Onlar da hemen secde edivermişlerdi. Yanlız İblîs (Şeytan) kaçınmış, kibirlenmiş ve kâfirlerden olmuştu.
Fe ezellehumâş şeytânu anhâ fe ahrecehumâ mimmâ kânâ fîh(fîhi), ve kulnâhbitû ba’dukum li ba’din aduvv(aduvvun), ve lekum fîl ardı mustekarrun ve metâun ilâ hîn(hînin).
Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik.
Tehlike var.. Şeytana “in” emri var..Adem & Havva’ya da var..
Ama Burada Hz.Adem(a.s.) babamız bir hamle yapıyor..
Ne yapıyor?
Tövbe ediyor..
Nasıl hangi mahiyette tövbe ettiğini bilmiyoruz..
Bakara Suresinde işaret var..
Rabbimden bir takım kelimeler telâkkı etti.. diyor..
Fe telekkâ âdemu min rabbihî kelimâtin fe tâbe aleyh(aleyhi), innehu huvet tevvâbur rahîm(rahîmu).
– Derken, Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı,telâkkı etti.. bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır
Dedik: İnin oradan hepiniz, sonra benden size ne zaman bir hidayetci gelir de kim o hidayetcimin izince giderse onlara bir korku yoktur ve mahzun olacaklar onlar değildir
Bu konuda değişik yorumlar var..Ne olduğu önemli değil..Ne yaptığı önemli…
Tövbe ediyor..
Rabbim ne diyor?..
Rableri onların tövbesini kabul etti..tevvâbur rahîmdir .. diyor..
İşte burası anlaşılmayan bir yer ..
Tövbelerinin kabul olmasına rağmen Adem & Havva Cennette kalmıyorlar.. 06:41
Bizim anladığımız anlamıyla af olmuş olsalar.. Cennette kalmaları lazımdı..
Ama ne yapılıyor..2. bir in emri geliyor ..ihbit..
Bazı kitaplarda yeryüzünde tövbe etti deniliyor..Hayır, işte Kur’ân herşeyin açıklayıcısı..
İn deniliyor …Tövbe ediyor ..tekrar in deniliyor.
tövbe dünyada yapılmış olsa sonrasında in denilmez ki!.Demek ki “tövbe” nerede olmuş..
Dedik ki: Hepiniz cennetten inin! Eğer benden size bir hidayet gelir de her kim hidayetime tâbi olursa onlar için herhangi bir korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.
Gulne:Dedik ki
ihbitû minhâ cemîâ:Oradan hepiniz toplu halde inin
(Kur’ânla böyle haşır neşir olalım,evirelim çevirelim evde,elimiz alışsın yani…Bakın Arkadaşlar Kur’ân-ı Kerîm duvarlarda asılı kalmasın,çok güzel süsler içinde kalmasın..Masalarda açık dursun. Bir de söylenti var: aman açık kalmasın Şeytan okur falan diye …Şeytan daha fazlasını biliyor..Bilmek önemli değil.. Bunlar vesveseler…Kur’ân-ı Kerîm önümüzde açık olsun.Kalemle çizebilirsiniz,işaret koyabilirsiniz,bunu okurken yanında çay içebilirsiniz..Çünkü bu bizim hayat rehberimiz.. Saygımız, bizim amellerimizde ,düşündüklerimizde… ..Çünkü ders edin diyor ..
Mâ kâne li beşerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ıbâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûne
Hiç bir beşer için o salâhiyyet yoktur ki Allah ona kitab versin, hüküm versin, Peygamberlik versin de o sonra insanlara Allahdan beride bana kul olun diyebilsin, ve lâkin kitab ta’lim etmekte olduğunuz ve ders alıb vermekte bulunduğunuz için rabbanîler olunuz der.
Bir insan için, Allah’ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; “Allah’tan başka bana kul olun” demesi olamaz (mümkün değildir). Fakat, sizin kitabı tedris etmiş (ders gibi okuyup öğrenmiş) olmanız ve öğretiyor olmanızdan dolayı ancak: “Rabbâni (kendini Rabb’e adamış) kullar olunuz” der.
Kur’ân-ı Kerîmi..Ders gibi işleyin .. tedebbür edin.. peşine düşün ..gidin bu ayetlerin arkasından diyor..bizim önümüzde açık olacak..Önünü sonunu karıştırıcaz bu kitabın.. sayfaların işaretler olacak aralarında.. kalemle çizeceğiz..Rabbimin emri bu.. tederrüs edin..diyor..Ders gibi işleyin..
Demek ki çok fena bir korkunun olacağı bir durum var orada..
Bunun sonunda da mahsun olmayacaklar diyor kurtulacaklar için..
Demek ki insanların mahlukat olmanın gerekliliklerini yerine getirmediği takdir de çok çok mahsun olacakları bir durumda yaşanacak..
Ne o mahsunluk?
Şu an herkes gerçekleri küfür ediyor.. örtüyor..
Bildiği halde yokmuş gibi yaşıyor..
Şeytan da buna katkıda bulunuyor..vesveseyle..İnsan da ona tabi oluyor..Ama ahirette 2. sure üfürüldüğünde insanlar anlayacak,hatırlayacak..
“Ben ne için bu dünyadaydım”
Ne yapmam gerekiyordu?!!
Hidayetlere tabi olmam gerekiyordu..
O şekilde yaşanmayıp- ALLAH korusun- affedilinmediğinde, artık geri dönüş şansı kalmayacak onlar için..
Cennete ve yukarısına…
Ve onlar artık Kur’ân tabiriyle ebedi kalacakları cehennemde olacaklar..
Bu durumda olan insan mahsun olmayacakta ne yapacak?!!!12:01
Kendi hatalarını,yaptıklarını orada anlayacaklar..
***İşte ana fikir bu..
Bizim ne için bu dünyaya geldiğimiz bu..
Çünkü..burasını açıklamak istiyorum..
Hepimiz birer Adem’iz aslında ..Bu ne demek?
Sorumluluk sadece Ademde değildi..
Eğer Adem dünyada affı yakaladıysa ki yakaladı..
O dönüşü yakaladı..Bizler fert olarak..o dönüşü yakalamak için..
ALLAH’ın Er-Rahîm Esması’nın tecellisine müstahak olabilmek için işte bu dünyada yapmamız gerekenler var..
Bakın bunu nereden anlıyoruz..Ve Bakın Rabbım Ayette ne diyor..!!!!
Hepiniz oradan ininiz..
Şimdi muhattap kim var orada?
Adem var
Havva var
Şeytan var
(………….)
Eğer benden size bir yol gösterici gelirse diyor..
Burada feimmâyeé’tiyennekum
يَاْتِيَنَّكُمْ
Burada Arapça bilenler bilir…
Buradaki كُمْ “kum” zamiri çoğuldur..
Devam ediyoruz..İlginç bir nokta var…
Benden bir hidayetçi gelirse diyor..
Kim vardı ?!!
Adem var
Havva var
Şeytan var
Şeytana bir hidayetçi gelme ihtimali var mı?
Yok !..
Geriye kaç kişi kalıyor..?!!
2 kişi ..
(Arapçada tesniye denilen bir şey var..
Türkçede 1 kişi yada çok kişi.(tekil şahıs ve çoğul şahıs var)
Arapçada farklı olarak 2 kişiye hitab var..Buna tesniye deniliyor..)
Burada eğer hitap sadece Adem&Havva ya olsaydı..!!!!
Burayı iyi dinleyin..Çok vurucu bir nokta…
Eğer 2 kişiye hitap olsaydı .”kum” gelmezdi “kumâ” gelirdi..
Burada “kum“gelmiş; yani çoğul..Çoğul şahıs olan “siz” geldiğine göre…
şeytan da yok muhatab olarak(çünkü hidayete muhatab değil)…
o zaman birden fazla kimseye hitab oluyor..
Yani çoğul bir hitab…Yani milyarlara kadar gider..
Yani burada kim biliyor musunuz onlar ?..
Bir önceki Ayette cemîâ diyor ya..Toplu halde..
İşte onlar “Ademin sırtında olan zürriyeti”
Yani “bizler”
Biz neymişiz demek ki?
¤Ademin sırtında olan zürriyetler olarak Cennette bulunmaktaymışız..!!!!15:28
Yani biz,sen ,ben Cennetteymişiz arkadaşlar!!!!
Bunun ispatı geçen Riyaz’us Salihin dersinde işlemiştik, arkadaşlar da vardı..
Bir Hadis okuduk..
Emanet bahsinde geçiyor..
(“Riyazus Salihîn”i şiddetle tavsiye ederim arkadaşlar.. Hadislerin en sahihlerini çok güzel şekilde gruplandırılarak anlatılmış..Bir konu var..Orayla ilgili Ayetler var..En vurucu sahih hadisleri arka arkaya sıralıyor..İmam Nevevî..çok büyük bir İslam Alimi ,hadis Alimi .. Onun kitabını bilenler bilir.. Biz oradan takip ediyoruz ..)
Hadis Şöyle …
Huzeyfe ve Ebû Hüreyre radıyallahu anhümâ’ dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Şanı yüce ve üstün olan Allah, insanları bir araya toplar. Mü’minler ayağa kalkarlar ve cennet kendilerine yaklaştırılır. Âdem aleyhisselâm’a gelirler ve derler ki:
– Ey babamız! Bize cennetin açılmasını iste!
Âdem der ki:
– Sizi cennetten çıkaran, babanızın hatasından başka ne ki?Ben bu işin ehli değilim.
Siz, Allah’ın dostu olan oğlum İbrahim’e gidiniz. Bunun üzerine İbrahim’e giderler, o da:
– Ben bu işin ehli değilim. Ben geriden geriye, uzaktan halîl idim. Siz, Allah Teâlâ’nın kendisiyle konuştuğu Mûsâ’ya gidiniz der. Onlar Mûsâ’ya giderler. Mûsâ kendilerine:
– Ben bu işin ehli değilim. Siz Allah’ın kelimesi ve ruhu olan İsâ’ya gidiniz, der. İsâ’ya geldiklerinde:
– Ben bu işin ehli değilim, diye karşılık verir. Bunun üzerine onlar, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e giderler. O da hemen ayağa kalkar ve kendisine şefaat için izin verilir. Emanet ve rahim (akrabalık bağı) gönderilir ve bu ikisi sıratın sağ ve solunda dururlar. Sizin ilk kafileniz şimşek gibi geçer. Ben:
– Annem babam feda olsun, şimşek gibi geçmek nedir? dedim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
–“Şimşeği görmediniz mi? Göz açıp yumacak kadar bir zamanda geçip gidiverir!” buyurdu. Sonrakiler rüzgâr gibi, kuş gibi, koşucular gibi geçerler. Onları amelleri böyle süratli geçirir. Peygamberiniz sırat üzerinde durup şöyle der:
–“Ey Rabbim! Selâmete çıkar, selâmete çıkar.”
Neticede, kulların amelleri kendilerini sırattan geçirmede âciz kalır. O kadar ki, yürümeye gücü yetmeyen bir adam oturağı üzerinde sürünerek gelir. Sıratın iki tarafında emrolunduklarını yakalamakla memur asılı çengeller vardır. Bazıları yaralanmış vaziyette kurtulur, bazıları da cehenneme yuvarlanır.”
Ebu Hüreyre’nin nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki, cehennemin dibi yetmiş yıllık mesafe kadar derinliktedir. Müslim, Îmân 329
Hadisin Açıklaması ;
Şanı yüce ve üstün olan Allah, insanları bir araya toplar. Mü’minler ayağa kalkarlar ve cennet kendilerine yaklaştırılır. Âdem aleyhisselâm’a gelirler ve derler ki:
– Ey babamız! Bize cennetin açılmasını iste!(siftah et diyorlar,yani kelime orada siftah yaptır..Yani şöyle Cennetin kapısını sen aç biz arkandan girelim yada Cennetin kapısından ilk girenlerin bizim olmamızı iste.. anlamına geliyor bu derler)
Âdem der ki:
– Sizi cennetten çıkaran, babanızın hatasından başka ne ki? Ben bu işin ehli değilim.
(Burada 2 vurgu var.Hz.Ademe hata etmedi diyorlar ya Hani bir şekilde Peygamber …Bir kere orada Peygamber değildi..Daha yeryüzünde indirildikten sonra Peygamber oldu..Orada yaptığı hataydı..Kendisi diyor bakın)
Nediyor?!!!babanızın hatasından başka değil diyor ..bu kendi itirafı ve biraz evvelki konuşmalarıma vurgu olarak diyorum ki
sizi Cennetten çıkaran babanızın.. Biz bildiğimiz kadarıyla Cennette miydik? ..Hayır….
Ama anlatılan bu ..ama işte Ayet-i Kerime’in incelikleri..
Bu sahih hadiste Hz Ademin ifadesiyle” sizi Cennetten çıkaran Babanız” diyor..
Demek ki biz nerdeymişiz daha evvel????
Cenneteymişiz… ama madde olarak/kişi olarak değil..Bilinç olarak..18:09
2 kişi vardı orada, insanlıktan… Adem ve Havva, biz onun zürriyetinde bilinç olarak vardık..
Yanlış anlaşılma olmasın..Beden olarak değil..Bilinç olarak vardık..
İşte” kim benim hidayetime tabi olursa onlar için korku yoktur ..onlar mahsun da olmayacaklardır”..
İşte bu da ALLAH’ın Rahmeti,Hidayeti…
Bir şekilde bize Hidayet Mekanizmasını açmayabilirdi..
Hadi bakalım …Yeryüzüne inildi.. doğruyu bulan varsa geri dönebilecek..
O zaman bir kaç kişi bulabilirdi ?
Bunlardan birisi en başta Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)
Birisi “Hanif” konusunda inceledik..Hz. İbrahim (aleyhissellam)..
Neydi Hz. İbrahimin(a.s.) özelliği!!!!
Hiç bir Din yok
Hiç bir Kitap yok
Hiç bir Resûl yok
Üstelik Babası da Put yapıcısı(Putperestlerin en gözdesi (Paşa Paşa yaşar orada Şehzade gibi))
Bunlara rağmen ne yapıyor?!!
Öyle bir “Hak” doğrulara ulaşıyor ki;
ALLAH’ta ona Peygamberlik makamını ,hatta hatta literaturdaki en büyük 2.ünvan olan
Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).
Ve din itibariyle daha güzel kimdir o kimseden ki, muhsin olduğu halde yüzünü Allah Teâlâ’ya teslim etmiş, ve Hanîf olarak İbrahim’in milletine tâbi olmuştur. Allah Teâlâ da İbrahim’i bir dost (Halil) edinmiştir.
“Habib” en büyük ünvan Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) ait.
2. ünvan da Hz. İbrahim (a.s.) “Halîl” ünvanı..
Bu bize Hz. İbrahm(a.s.) içine koyduğu ..İnsanın içine koyduğu.. hidayet mekanizmasıyla da.. doğrulara ulaşabileceğin göstergesi bu…
Yevme yegûmurrûhu vel melâiketu saffâ, lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve gâle savâbâ.
Rûh ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân‘ın izin verdiklerinden başkası konuşamaz, konuşan da sevabı söyler.
Orada her şey saf saf olmuş..
Melekler de Ruh da; kimseden çıt çıkmayacak deniliyor..
Ancak kimse ALLAH’a hitab etmeye malik olamayacaktır.hitap edemeyecek. Sadece izin verilenler..
O da sadece sevabı konuşur..
Burada ilginç bir ifade var..
Rahmân’ın diyor…Er Rahîm demiyor..
Yani sertlik daha devam ediyor orada..
En sonunda daha ALLAH’ın Rahîm Esması Tecelli ediyor..
Af önce değil..Af ondan sonra..Ne zaman Er Rahîm Esması Tecelli ediyor..
Affın Kapısı Açılıyor...(Elhamdülillah)
Ama İnsanlar.. Sebe Sûresinin ilk sayfalarında ALLAH nasip ederse açıklayacağız..
Açıklamak nasip olur İnşaallah..
Orada Âhiret sahnelerinin sertliği gözükecek..
Yani siz Halifeydiniz.. Size bir “Emanet”yüklenmişti…siz “Ahit” vermiştiniz ama siz bu “Ahit”i unuttunuz..
Sizin şöyle şöyle davranmanız gerekirken.. bakın dünyada nasıl nasıl davrandınız !..ve düşündünüz..
Siz aslında bunu hak etmiyorsunuz.. herkes ne diyecek ..
Haklısın Ya Rabbi.. Affet Eyle Ya Rabbi..
Bunun hakikatı anlaşılacak arkadaşlar orada ..
مَالِكِ يَوْمِ الدّٖينِ Mâliki yevmid dîn. Ciddi bir gün
Bütün Peygamberler korkmuş o günden..
Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem) hariç …
Nefsi nefsi diyor o gün..Eyvah kendim eyvah kendim anlamında ..24:05
Diyen kim bakın;
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ayırın bir kenara…
Hz. İbrahim (a.s.) orada, Hz. İsa (a.s.) orada, Hz.Musa(a.s.) orada..
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hariç o günün şiddetinden dolayı herkes nefsi nefsi diyor..
Hadisin devamı:
Siz, Allah’ın dostu olan oğlum İbrahim’e gidiniz. Bunun üzerine İbrahim’e giderler, o da:
– Ben bu işin ehli değilim. Ben geriden geriye, uzaktan halîl idim. Siz, Allah Teâlâ’nın kendisiyle konuştuğu Mûsâ’ya gidiniz der. Onlar Mûsâ’ya giderler. Mûsâ kendilerine:
– Ben bu işin ehli değilim. Siz Allah’ın kelimesi ve ruhu olan İsâ’ya gidiniz, der. İsâ’ya geldiklerinde:
– Ben bu işin ehli değilim, diye karşılık verir.
Bunun üzerine onlar, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e giderler.
O da hemen ayağa kalkar ve kendisine şefaat için izin verilir.
O peygamber Ona gönderiyor..O peygamber Ona gönderiyor.. En son Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Er Rahîm Esmasının Tecellisi söz konusu oluyor Arkadaşlar..
İşte o günün sonunda Er Rahîm Esması Tecelli etmeye başlıyor..
Herkes için değil bakın… Mü’minler için “AF” kapısı açılıyor..
Bizler ancak ve ancak ALLAH’ın Rahmetiyle Cennete girebiliyoruz..24:55
Bknz. Aşağıdaki Hadis-i Şerif
Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz Sahih-i Buhari Cilt-12, 1918. hadîsinde söyle buyuruyor:
Hiç kimse kendi ameliyle felâha eremez. Cennet sahibi olamaz
Sen de mi ya Resûlullah?
-Evet, ben de… Ama Rabbim beni rahmetine garketmistir.
(………………………….)( Âdem kıssası ilgili soru geliyor)
Bir Âdem olsa bile.. Bu hadise(Yukarıda İmam Nevevi-Müslim, Îmân 329 Hadisi)göre birey boyutunda değil..
Ademin sırtındaki zürriyet boyutunda biz oradaydık..Tek Âdem olsa bile ..
Tek Âdem olsa bile … Burada insanlığın bir şekilde Cennette olduğu bunun ta Ruhlar aleminde “elest meclisinde“(Araf Sûresi 172. Âyet)(Ve o zaman ki, Rabbin ademoğullarından, onların sırtlarından zürriyetlerini aldı. Ve onları kendi nefisleri üzerine şahit tuttu. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» dedi, (onlar da) «Evet. Şahidiz» (Kalu Belâ)dediler. (Bu da) Kıyamet günü, «Biz bundan muhakkak ki gâfiller idik,» demeyesiniz içindir.)
“Kalu Belâ” dedikleri zürriyetin tekrar bir şekilde Âdemin sırtına yüklenip Cennet Aleminde bir aşağı alemde oranın bilinç düzeyinde bir şekilde yaşadıklarının göstergesi..
Bunu bu şekilde kabul edelim .devam edelim..
(……………………………)
İşte nihayetinde Er Rahîm Esmasıyla Tecellisiyle beraber geri dönüş kapısı açılıyor..
Diğerlerine ne oluyor..!!!
2 sınıf vardı..
Münafıklar
Kâfirler
Onlarda artık Cehennemde…
Oradan artık çıkamıyorlar..
(Belki onların oradada tekamülün sonucunda gelebilecek en son yer Toprak)
Muhakkak ki, sizi yakın bir azapla uyardık. O gün kişi, elleri ile takdim ettiği şeye bakacak. Ve kâfir olan: “Keşke ben toprak olsaydım.” diyecek.
O da onların Maximumu oluyor..
Sadece meraklısına söyledim bunu..
Konumuz devam ediyor..
Bu okuduğum Hadis-i Şerifin sonlarına diyor ki..
Bunun üzerine onlar, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e giderler. O da hemen ayağa kalkar ve kendisine şefaat için izin verilir. Emanet ve rahim (akrabalık bağı) gönderilir ve bu ikisi sıratın sağ ve solunda dururlar. Sizin ilk kafileniz şimşek gibi geçer. Ben:
– Annem babam feda olsun, şimşek gibi geçmek nedir? dedim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
–“Şimşeği görmediniz mi? Göz açıp yumacak kadar bir zamanda geçip gidiverir!” buyurdu. Sonrakiler rüzgâr gibi, kuş gibi, koşucular gibi geçerler. Onları amelleri böyle süratli geçirir. Peygamberiniz sırat üzerinde durup şöyle der:
–“Ey Rabbim! Selâmete çıkar, selâmete çıkar.”
Neticede, kulların amelleri kendilerini sırattan geçirmede âciz kalır. O kadar ki, yürümeye gücü yetmeyen bir adam oturağı üzerinde sürünerek gelir. Sıratın iki tarafında emrolunduklarını yakalamakla memur asılı çengeller vardır. Bazıları yaralanmış vaziyette kurtulur, bazıları da cehenneme yuvarlanır.”
Ebu Hüreyre’nin nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki, cehennemin dibi yetmiş yıllık mesafe kadar derinliktedir.
Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûmu, lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevmun, lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ardı, menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih(iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel arda, ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîmu.
Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur (Sadece O vardır). Hayy’dır Kayyum’dur. O’nu ne bir uyuklama ve ne de bir uyku hali tutmaz. Göklerde ve yerde olan herşey O’nundur. Onun izni olmadan, O’nun katında kim şefaat etme yetkisine sahiptir? Onların önlerinde ve arkalarında olanları (geçmiş ve geleceklerini) bilir. Ve O’nun lminden, O’nun dilediğinden başka bir şey ihata edemezler (kavrayamazlar). O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Ve o ikisini muhafaza etmek (yerlerin ve göklerin dengesini korumak, gözetmek), kendisine zor gelmez ve O Alâ’dır , Azîm’dir.
Burada Şefaat yoktur demiyor..Vardır..
Ama bugün anlaşıldığı kısmıyla/ yanlış anlaşıldığı kısmıyla..
Eğer siz Şefaat edeceklere bel bağlarsanız..
“La ilahe illallah”ta hata edersiniz..
Şefaat eden ALLAH’tır..
Sadece izin verdikleri var orada..
Bunu da şöyle açıklayabiliriz..
ALLAHU TEALA, Er Rahîm Esmasının Tecellisiyle , direk Tecelli etseydi..
O ismin kuvvetinden insanlar bunu kaldıramazdı..
Ama Peygamber Efendimiz (s.a.v.) aracılığıyla Er Rahîm Esması Tecelli ediyor ki orada insanların kaldırabilirliği olsun..
Şefaatin aslı; Er Rahîm Esmasının bir şekilde Tecellisidir..
Fail olan ALLAH’tır..
Bunu unutmayın sakın..
Sakın ha…!!!
Birileri şefaat edecek diye yanaşırsanız ,bu çok büyük bir tehlikedir..
Ben aklıma Şefaat konusunu getirmiyorum bile..
Red etmiyorum..
Aklıma getirmiyorum bile..
Beni kurtaracak olan bana Rahmet edecek olan ALLAH’tır..
Benim orada paçayı kurtarmam lazım, herbirine muhtacım ama..
Fail olarak ben ALLAH’ı görmek lazım..
(::::::::::::::::::::)
Hadislere iman konusunda- şefaat edecek olan bir kişiye yetki verilecekse ..
Hiç kimseye verilmedi..
Şefaat Peygamber Efendimiz (s.a.v.) verilecektir.. ama Ben Peygamber Efendimize bana Şefaat edecek diye yanaşırsam..
Hakikatlara doğru davranmış olmam ..ama reddetmiyoruz da Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) şefaat yetkisi verileceğini red etmiyorum..
Bu inceliği anladığınızı düşünüyorum..
” kendinize şefaat için izin verilir” deniyor..Bakın “şefaat eder” denmiyor..
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendi ifadeleri bunlar..
Bu hadisin sahih olduğunun göstergelerinden birisi..
Nihayet Emanet ve Rahîm Müslümanların Müslümanlara gönderilir diyor..
Sırat Köprüsünün sağında solunda dururlar ..
Ne duruyor..
Bir tarafta Emanet..
Bir tarafta Rahîm..
Dururlar..
Sizin ilk grubunuz Sırattan Şimşek gibi geçer.. Diyor..
Daha sonra hadislerin hızlıca okuyayım vurgulamak istediğim yer başka..
Şimşeği görmediniz mi..
Gözünüzü açayıp kapayacak kadar..
Kısa zamanda geçip kaybolur..
Sonrakiler rüzgar gibi geçer..
Sonrakiler kuşlar ,sonrakiler koşucular gibi geçerler..
Onları amelleri böyle süratli geçirir..
Peygamberiniz sırat üzerinde durup şöyle der:
–“Ey Rabbim! Selâmete çıkar, selâmete çıkar.” Diye dua eder..
O sahneleri bir tahayyül edin…
Sonunda kulların amelleri onlarda sırattan geçiremez..Bir durumda olur..
Şimdi yavaş yavaş ameli en kuvvetli olanı geçiyor..
Belli bir süratte tedricen azalarak geçiyorlar..
En sonunda nihayet öyle adamlar gelir ki..
Yürümeye gücü yetmez de emekleyerek gelir..32:51
Sıratın 2 tarafında takılmış çengeller vardır ki..
Onların vazifeleri onları emredildiği gibi yakalamaktır..
Bundan dolayı kimileri yaralanarak kurtulur..kimileri de maalesef Cehenneme yuvarlanır..
Demek ki bir tarafta “ Emanet” var bir tarafta “Rahîm” var…33:10
Rahîm i tam olarak bilmiyoruz ..
Bunu ilerleyen derslerde açıklarız..
Bu Hadisleri şerh edenler ..Açıklayanlar hep dünyada
“İşte Kim ne kadar ki “Emanet”e önem verir.. insanların birbirlerine verdikleri “Emanet”e önem verir..
işte bir de bir şekilde karşılarına çıkar “diyorlar ama..
İşte biz Ahzab Sûresinin son 2 Ayetinden anlıyoruz ki..
Semavate ,arza ve dağlara teklif edip de onların yüklenmekte olup da çekindikleri..
Ama insanın yüklendiği emanetin,
burada bir şekilde..Bizim Karşımıza bir şekilde çıkacağını görüyoruz…
Eğer biz kendi boyutumuzda “Emanet”i ne kadar yerine getirebilmiş isek..
O “Emanet”in faydasıyla biz karşıya geçiyoruz..34:04
Bir tarafta “ Emanet” var bir tarafta “Rahîm”..
Yani Sıla-i Rahîm deniliyor ama bence incelikleri olan bir konu..
Nasıl ki bu dünyadaki Emanet, (kişilerin birbirlerine verdikleri emanete sahip çıkmak) anlamında , daha alt doğru..ama daha alt düzeyleriyle açıklanıyorsa..Rahîmin Bu dünyadaki Sıla-i Rahîm de ,aynı alt değerlerle izah ediliyor..
Doğru ama bence anlaşılmayan bir yerler var..
Bu bir şekilde anlaşılacak..bana göre..ama daha tam oluşmadı..
belki şöyle düşünülebilir:
Adem & Havva nın zürriyetindeydik ya..
Bir şekilde Rahîm ilişkisi vardı ya..
Daha sonrada dünya ya geldik ..Akrabalık olarak çıktı..
Bu bağın kesilmemesiyle alakalı bir şey olabilir…… ama önümüze bir ayetler çıkar ve tefekkür ederiz..
ALLAH’ta nasip ederse bu kavramlar açıklanacak..
İnşaallah… ama..Anladığımız kadarıyla Emanet, işte Sırat Köprüsünün bir tarafında bizim karşımıza çıkacak..
Biz o Emanete ve Rahîme ne kadar doğru bir şekilde anlayıp yaşamışsak o Sırat Köprüsünden geçmemiz o kadar süratli olacak..
İşte Emanet o kadar önemli bir kavram..
ALLAH bize bu dünyada bunu unutturmayarak,
hidayet mekanizmaların yardımıyla
ALLAH ve Resûlüne itaat …
Ve Hidayetçilerine tabi olmak suretiyle,
Emaneti koruyarak yaşamayı…
ve İnşaallah Âhirette de bu yaptıklarımıza -ALLAH’ın bir lütfu olarak -Er Rahîm Esmasıyla Tecelli edip ,affımıza vesile olmayı ve de
ALLAH ın Rahmetiyle Cennete dönüp, O nun Cemâliyle müşerref olarak yaşamayı
ve oradan da daha yukarılara Ta ”İleyhi Turceun” a -daha yüksek yerlere- kadar güzellikle gitmeyi nasip etsin. İnşaallah.36:17
El hamdu lillâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardıve lehul hamdu fîl âhireh(âhireti), ve huvel hakîmul habîr(habîru).
Hamd, göklerde ve yerde olan varlıklar kendisine ait olan Allah’a aittir. Ve hamd, ahirette de O’na aittir. Ve O, Hakîm’dir , Habîr’dir.
1.
el hamdu
: hamd
2.
li allâhi
: Allah’ındır, Allah’a aittir
3.
ellezî
: ki o
4.
lehu
: onun
5.
mâ
: şey, şeyler
6.
fî es semâvâti
: semalarda, göklerde
7.
ve mâ
: ve şey, şeyler
8.
fî el ardı
: yeryüzünde, yerde
9.
ve lehu
: ve onun
10.
el hamdu
: hamd
11.
fî el âhireti
: ahirette
12.
ve huve
: ve o
13.
el hakîmu
: hakîm olan, hikmet ve hüküm sahibi
14.
el habîru
: habîr olan, herşeyden haberdar olan
Müthiş Âyetler…
El hamdu lillâh; diyor..
El hamdu lillâh;Demek:
ALLAH’a Hamd olsun demekdeğildir..
Fatiha Sûresinde bunu anlattık izah etmeye çalıştık..
Hamd sadece ve sadece ALLAH’a mahsustur demek..
Tabi ki siz bu bilinçte olduğunuzda “El hamdu lillâh” dersiniz..
Ama işi hikmetleriyle anladığınızda her halükarda şahit olduğunuzda anladığınız her değerde ALLAH’ı övme gayretinde olursunuz..
Hatırlamıştık…
ALLAH’ı bir şekilde “övme özürlüsü” idik..
Bu kadar şeye “ŞAHİT” oluyoruz..
Ama ALLAH ı layıkı şekilde övemiyoruz..
Layıkı şekil elbette mümkün değil ama
bir meyveyi görüyoruz..Hapur hupur yiyoruz..
Diyor ki Âyet-i Kerîmede;
Abese Sûresi 24. Âyet
فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ
Felyanzuril insânu ilâ taâmihi
İnsan yediğine düşünerek bir baksın.
Baktığımda ALLAH’ın bir kere bize,rızıklandırmak için nimetler yarattığını…bunların hayatta kalabilmek için unsurlar olduğunu bu da yetmemiş ,bunun içine de bize şifa verici, destekleyici nice içine unsurlarını koyduğunu …bunu çok kaba, çok lezzetsiz bir şekilde değil de..En latif bir şekilde tadıyla verdiğini…buda yetmemiş, kokusunu yüklediğini görebilmek lazım…
(bakın burnumuz ağzımızın hemen üzerinde …
Hamd olsun Rabbime ki yemek yerken kokusunu da yarattığı cesedi fıtratla almamızı sağlıyor..)
Yani kaba bir şekilde yaratmamış.. Bunuda biçimsiz yaratmamış..Yusyuvarlak bir şekilde yaratmış..
Bunuda siyah beyaz yaratmamış ..O da ALLAH’ın güzel renklerindendir..
İçine Kırmızılı,sarılı,yeşilli …üzerini de donatmış..Üzerine benekler koymuş..
Bir tarafını kırmızı, bir tarafını beyaz yapmış..
Ha Güneşi ne kadar görürse o kadar kırmızı ne kadar görmezse sarı … değil..
Ya’lemu mâ yelicu fîl ardı ve mâ yahrucu minhâ ve mâ yenzilu mines semâi ve mâ yarucu fîhâ, ve huver rahîmul gafûru
O, yere gireni de, yerden çıkanı da, gökten ineni de, göğe yükseleni de bilir. O çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
O yere giren şeyi de bilir,yerden çıkan şeyi de bilir..Yani arz.. Arza giren çıkanı ..Semayı da bilir ..Semaya ineni ,yükselen şeyide bilir…ve huver rahîmul gafûr(gafûru)…O Rahîmdir..O Gafûrdur..
Buradan ne anlıyoruz biz?!?!
Âhirette de Hamd O’nundur..derken..
Bir şekilde biz yeniden Âhirette dirildiğimizde.. 2. Sûr… 2. Sûra üflenildi..
Bütün mahlukat yeniden ne oldu???
Ba’s etti… Canlandı yani Hayat buldu orada 45:05
Orada bizim ŞAHİT olduklarımızda da , demek ki biz Hamd edeceğiz ….orada da..
“Aman Ya Rabbi nasıl bir sistem bu ?”
Orada öyle şeylere ŞAHİT olacağız ki..
O ŞAHİT olacağımız şeyler bizi o kadar olağanüstü gelecek ki..
“Aman Ya Rabbi nasıl bir sistem bu ?”
Birde diyeceğiz ki ..
Aslında Aman Ya Rabbi farkında değilmişiz ama Yeryüzünde de nasıl bir sistem varmış..
Bunu nereden anlıyoruz..?
El Habîrden anlıyoruz..
El Habîr ne demek..
Herşeyden “haber”dar olan demektir..
Âhiretle ilgili burada niye geliyor bu..
Âhirette de Hamd sahibidir..
Demek ki Biz ALLAH’ın El Habîr olduğunu ,aslında herşeyden Haberdar olduğunu ..
Âhirette karşımıza çıkacak sahnelerden de anlayacağız..
Bakın bildiğimiz Sûrelere bir gelelim..
Kitabın sonlarında ne var..
(Çoğumuzun ezberinde olduğunu düşündüğüm..Olmasını temenni ettiğim 2 Sûre var..)
99. Sûre Zilzal Sûresi..
99-Zilzal Suresi 1. Ayet
اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَا
İzâ zulziletil ardu zilzâlehâ.
Yer O şiddetli sarsıntıyla sarsıldığı vakit
Ne zamandan bahsediyor ? Kıyametten bahsediyor..
99-Zilzal Suresi 2. Ayet
وَاَخْرَجَتِ الْاَرْضُ اَثْقَالَهَا
Ve ahracetil ardu esgâlehâ.
Ve yer ağırlıklarını çıkardığında
99-Zilzal Suresi 3. Ayet
وَقَالَ الْاِنْسَانُ مَا لَهَا
Ve gâlel insânu mâ lehâ.
Ve insan ne oluyor bu arza dediği vakit
Ağırlıklar ne? artık kabirdekiler çıkıyor.. 4 ten itibaren ilginç bir hikaye var..
99-Zilzal Suresi 4. Ayet
يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَا
Yevmeizin tuhaddisu ahbârahâ.
O gün (artık 2. Sûrdan sonrası bu… yani kıyamet günü(Mâliki yevmid dîn) o gün arzbahsedecek , anlatacak.. neyi haberlerini
Ahirette yeryüzü haberlerini anlatacakmış..Neden?
99-Zilzal Suresi 5. Ayet
بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَا
Bienne rabbeke evhâ lehâ.
Onun Rabbi çünkü ona arza vahy etmiş
Neyi vahy etmiş..Önceki vahy şu: KAYDET..
Yeryüzündeki bütün unsurlara diyor ki ;
ALLAHU TEALA: KAYDET !….
herşeyi kaydet ,olanları… ve Âhirette ne yapacakmış o… Arz bütün haberleri anlatacakmış..
tuhaddisu..anlatacakmış..
Şimdi biz buna ŞAHİT olduğumuzda ,bizim yaptıklarımızı en ince detayıyla anlatan bir sistemi gördüğümüzde ne diyeceğiz ?.
Ya Rabbi Aman Ya Rabbi nasıl bir sistem bu..
Biz zannediyoruz ki ellerine kitaplar verilecek diyor..!!!!!
Ya iyide..1400 yıl evvel CD ile daha tanışmamış..Hard disk ile daha tanışmamış bir insan için Kitap o ellerindeki bir şeydi..
Kitap görme şansları bile yoktu..
Amelleri sırasıyla O şunu yaptı bunu yaptı.. ..İnsanların anlayışıyla söylüyorum..
her yılda 1 , ayda 1, haftada 1 amelinin yazıldığı bir şey…
Ama ne diyor Âhiret sahnelerinde; Aman Ya Rabbi nasıl bir kitapmış ki ..
Gelmiş geçmiş En ince detayı ile yazıyor..
Bırakın kitabı ,Arz Arz Arz kayıt yapmış .. Ve onları anlatacak..
Sadece bu değil ..
Bir aşağısındaki ÂDİYÂT Sûresine bakın..49:27
6. Ayetten itibaren;Öncesinde yeminler var..
100-Adiyat Suresi 6. Ayet
اِنَّ الْاِنْسَانَ لِرَبِّهٖ لَكَنُودٌ
İnnel insâne lirabbihî lekenûd.
Süphesiz insan Rabbine karşı pek nankördür
100-Adiyat Suresi 7. Ayet
وَاِنَّهُ عَلٰى ذٰلِكَ لَشَهٖيدٌ
Ve innehû alâ zâlike leşehîd.
Ve kesinlikle buna kendide ŞAHİT tir.Bak ŞAHİT olacak insan var.
Lillâhi mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, ve in tubdû mâ fî enfusikum ev tuhfûhu yuhâsibkum bihillâh, feyağfiru limey yeşâu ve yuazzibu mey yeşâé’, vallâhu alâ kulli şey’in gadîr.
Allahındır hep göklerdeki ve yerdeki, siz nefislerinizdekini açsanız da gizlesiniz de Allah onunla sizi hesaba çeker sonra dilediğine mağfiret eyler dilediğine de azab, ve Allah her şey’e kâdirdir.
Hani bu Âyet nesihti, hükmü yoktu ?!.
hussıle mâ fis sudûr;diyor..
İşte sadırda olanlar hasıl olduğunda ortaya çıktığında diyor..
Ameller demiyor bakın..
Bir Hadis-i Şerif var..Bütün Hadis kitapların başında yer alır..
Resulullah (sa) buyurdular ki: “ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah`a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir.”
HadisNo
:
5751
İnneme’l-a’malü bi’n-niyât
“ameller niyetlere göredir”
Niyetler nerede arkadaşlar?!!?!
Bizim sadırlarımızda ;hussıle mâ fis sudûr
Bütün Tasavvuf bu niyetleri düzeltmekle uğraşmış..
Nefsi düzeltmekle uğraşmış..
En tepeden düzeltmeye çalışırsan,amellerin zaten düzelir..
Amellerini düzelte düzelte de düzelir ama pireleri yakalayıp tek tek gözlerine ilaç sıkmak gibidir..
Hayır kaynağını kurutacaksın..
Nefsini terbiye ve tezkiye edeceksin..
Sonra amellerin düzelecek..
İşte düzeltmediğin amellerin..
Bakın düzeltmediğin amellerin…. bir şekilde karşına çıkacak..
Çünkü sen eğer onları düzeltirsen, tövbe etmiş oluyorsun..