SES KAYDI:


(Dinlemek ve İndirmek için) ALTERNATİF LİNK:
https://yadi.sk/d/mbgzQ7_s3F5yPS
YASİN 64:
Islevhâl yevme bimâ kuntum tekfurûn(tekfurûne).
| 1. | ıslev-hâ | : ona yaslanın |
| 2. | el yevme | : bu gün, o gün |
| 3. | bi mâ | : şey sebebiyle |
| 4. | kuntum | : siz … oldunuz |
| 5. | tekfurûne | : inkâr ediyorsunuz |
” İnkâr etmeniz sebebiyle bugün ona (cehenneme) yaslanın (girin).”
YASİN 65:
El yevme nahtimu alâ efvâhihim ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
| 1. | el yevme | : bu gün, o gün |
| 2. | nahtimu | : mühürleriz |
| 3. | alâ efvâhi-him | : onların ağızlarının üzerini, ağızlarını |
| 4. | ve tukellimu-nâ | : ve bizimle konuşur, söyler, anlatır |
| 5. | eydî-him | : onların elleri |
| 6. | ve teşhedu | : ve şahitlik eder |
| 7. | erculu-hum | : onların ayakları |
| 8. | bi-mâ | : şeyleri |
| 9. | kânû | : oldular |
| 10 | yeksibûne | : kazanıyorlar |
” Bugün onların ağızlarını mühürleriz. Kazanmış olduklarını (yaptıklarını) Bize, onların elleri anlatır, ayakları şahitlik eder.”
SOHBETİ DİNLE:
DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN ALTERNATİF LİNK:
https://yadi.sk/d/gQyD2nPdrRg2q
FATIR 41:
İnnallâhe yumsikus semâvâti vel arda en tezûlâ, ve le in zâletâ in emsekehumâ min ehadin min ba’dihî, innehu kâne halîmen gafûrâ(gafûran).
| 1. | inne allâhe | : muhakkak ki Allah |
| 2. | yumsiku | : tutar |
| 3. | es semâvâti | : samalar, gökler |
| 4. | ve el arda | : ve arz, yeryüzü, yer |
| 5. | en tezûlâ | : (ikisinin) zail olması, helâk olması, yok olması |
| 6. | ve le | : ve elbette, mutlaka, gerçekten |
| 7. | in zâletâ | : eğer (ikisi) zail olursa (yok olursa) |
| 8. | in | : sadece |
| 9. | emseke-humâ | : o ikisini tutar |
| 10 | min ehadin | : birisi |
| 11 | min ba’di-hi | : ondan sonra |
| 12 | inne-hu | : muhakkak o |
| 13 | kâne | : idi, oldu |
| 14 | halîmen | : halîm |
| 15 | gafûran | : gafur, mağfiret eden, günahları sevaba çeviren |
Muhakkak ki Allah, gökleri ve yeri, zail olurlar diye (zail olmaması için) tutuyor. Gerçekten ikisi de zail olurlarsa (yok olurlarsa), ondan sonra, o ikisini (gökleri ve yeri) O’ndan (Allah’tan) başka tutacak (yoktur). Muhakkak ki O; Halîm’dir, Gafûr’dur .
Ve aksemû billâhi cehde eymânihim le in câehum nezîrun le yekûnunne ehdâ min ihdâl umemi, fe lemmâ câehum nezîrun mâ zâdehum illâ nufûrâ(nufûran).
| 1. | ve aksemû | : ve kasem ettiler |
| 2. | billâhi (bi allâhi) | : Allah’a |
| 3. | cehde | : cehd ederek, kuvvetli olarak |
| 4. | eymâni-him | : oların yeminleri |
| 5. | le | : elbette, mutlaka, gerçekten |
| 6. | in | : eğer |
| 7. | câe-hum | : onlara geldi |
| 8. | nezîrun | : nezir, uyarıcı |
| 9. | le yekûnunne | : mutlaka olurlar |
| 10 | ehdâ | : en çok hidayete eren |
| 11 | min | : den |
| 12 | ihdâ | : ahed, bir |
| 13 | el umemi | : ümmetler |
| 14 | fe | : fakat |
| 15 | lemmâ | : olduğu zaman |
| 16 | câe-hum | : onlara geldi |
| 17 | nezîrun | : nezir, uyarıcı |
| 18 | mâ zâde-hum | : onlara artırmadı |
| 19 | illâ | : den başka |
| 2 | nufûran | : nefret |
Ve Allah’a en kuvvetli yeminleri ile kasem ettiler. Eğer gerçekten onlara nezir gelirse, mutlaka en çok hidayete eren ümmetlerden biri olacaklarına. Fakat (bu), onlara nezir (uyarıcı) geldiği zaman onların nefretlerinden başka bir şeyi artırmadı.
İstikbâran fîl ardı ve mekres seyyii, ve lâ yahîkul mekrus seyyiu illâ bi ehlihî, fe hel yanzurûne illâ sunnetel evvelîn(evvelîne), fe len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ(tebdîlen), ve len tecide li sunnetillâhi tahvîlâ(tahvîlen).
| 1. | istikbâren | : büyüklenerek, kibirlenerek kötülük düzenlediler |
| 2. | fî el ardı | : arzda, yeryüzünde |
| 3. | ve mekre es seyyii | : ve kötülük düzeni, kötü hile |
| 4. | ve lâ yahîku | : ve isabet etmez, ulaşmaz |
| 5. | ve mekru es seyyii | : ve kötülük düzeni, kötü hile |
| 6. | illâ | : ancak, oysa |
| 7. | bi | : … e |
| 8. | ehli-hi | : onun sahibi |
| 9. | fe | : artık, öyleyse |
| 10 | hel | : mı, mi |
| 11 | yenzurûne | : gözlüyorlar (bekliyorlar) |
| 12 | illâ | : den başka |
| 13 | sunnete | : sünnet, kanun |
| 14 | el evvelîne | : evvelkiler |
| 15 | fe | : artık, bundan sonra |
| 16 | len tecide | : asla bulamazsın |
| 17 | li sunnetillâhi | : Allah’ın sünnetinde |
| 18 | tebdîlen | : bedel, değişiklik |
| 19 | ve len tecide | : ve asla bulamazsın |
| 2 | li sunnetillâhi | : Allah’ın sünnetinde |
| 21 | tahvîlen | : tahvil, dönüşüm, değişme |
Yeryüzünde kibirlendiler ve kötü hile düzenlediler. Oysa kötü hileler, sahibinden başkasına isabet etmez (ulaşmaz). Öyleyse onlar, evvelkilerin sünnetinden başkasını mı gözlüyorlar (bekliyorlar)? Halbuki Allah’ın sünnetinde asla bir tebdil (değişiklik) bulamazsın. Ve Allah’ın sünnetinde asla bir tahvil (değişme) bulamazsın.
DİNLEMEK VE İNDİRMEK İÇİN ALTERNATİF LİNK:
https://yadi.sk/d/agOKxyNgrFbvr
Huvellezî cealekum halâife fîl ardı, fe men kefere fe aleyhi kufruhu, ve lâ yezîdul kâfirîne kufruhum inde rabbihim illâ maktâ(makten), ve lâ yezîdul kâfirîne kufruhum illâ hasârâ(hasâran).
| 1. | huve | : o |
| 2. | ellezî | : ki o |
| 3. | ceale-kum | : sizi kıldı |
| 4. | halâife | : halifeler |
| 5. | fî el ardı | : yeryüzünde |
| 6. | fe | : artık, o taktirde, o zaman |
| 7. | men | : kim |
| 8. | kefere | : inkâr etti |
| 9. | fe | : artık, o taktirde, o zaman |
| 10 | aleyhi | : onun üzerine |
| 11 | kufru-hu | : onun küfrü |
| 12 | ve lâ yezîdu | : ve artırmaz |
| 13 | el kâfirîne | : kâfirler |
| 14 | kufru-hum | : onların küfrü |
| 15 | inde | : yanında, huzurunda |
| 16 | rabbi-him | : onların Rabbi |
| 17 | illâ | : ancak, den başka |
| 18 | makten | : gazap, kızgınlık, öfke |
| 19 | ve lâ yezîdu | : ve artırmaz |
| 2 | el kâfirîne | : kâfirler |
| 21 | kufru-hum | : onların küfürleri |
| 22 | illâ | : ancak, den başka |
| 23 | hasâren | : hasar, zarar ziyan |
“Sizi yeryüzünde halifeler kılan O’dur. Artık kim inkâr ederse, o zaman onun küfrü kendi aleyhinedir. Kâfirlere küfürleri, Rab’lerinin huzurunda, gazaptan başka bir şey artırmaz ve kâfirlere küfürleri, hasardan (ziyandan) başka bir şey artırmaz.”
FATIR 40:
Kul e raeytum şurakâekumullezîne ted’ûne min dûnillâhi, erûnî mâzâ halakû minel ardı em lehum şirkun fîs semâvât(semâvâti), em âteynâhum kitâben fe hum alâ beyyinetin minhu, bel in yaıduz zâlimûne ba’duhum ba’dan illâ gurûrâ(gurûran).
| 1. | kul | : de, söyle |
| 2. | e reeytum | : siz gördünüz mü |
| 3. | şurekâe-kum | : sizin ortaklarınız |
| 4. | ellezîne | : ki onlar |
| 5. | ted’ûne | : tapıyorsunuz/dua ediyorsunuz/çağırıyorsunuz |
| 6. | min dûni allâhi | : Allah’tan başka |
| 7. | erû-nî | : bana gösterin |
| 8. | mâzâ | : ne, neyi |
| 9. | halakû | : halkettiler, yarattılar |
| 10 | min el ardı | : yerden, topraktan |
| 11 | em | : yoksa, veya (öyle) mi |
| 12 | lehum | : onların vardır |
| 13 | şirkun | : şirk, ortaklık |
| 14 | fî es semâvâti | : semalarda, göklerde |
| 15 | em | : yoksa, veya |
| 16 | âteynâ-hum | : onlara verdik |
| 17 | kitâben | : kitap |
| 18 | fe | : artık, öyleki |
| 19 | hum | : onlar |
| 2 | alâ beyyinetin | : beyyine üzerinde, delil üzerinde |
| 21 | min-hu | : ondan |
| 22 | bel | : hayır |
| 23 | in | : eğer, sadece, ancak |
| 24 | yaıdu | : vaadediyorlar |
| 25 | ez zâlimûne | : zalimler, zulmedenler |
| 26 | ba’du-hum ba’dan | : onların bir kısmı bir kısmına, birbirlerine |
| 27 | illâ
|
: ancak, sadece, den başka (sadece, ancak) |
| 28 | gurûran | : aldatma, aldatıcı şeyler |
De ki: “Allah’tan başka taptığınız /çağırdığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin! Yerden ne halkettiler (yarattılar). Veya onların göklerde ortakları mı var? Yoksa onlara kitap mı verdik de onlar, ondan (o kitaptan) bir beyyine (delil) üzerindeler mi (üzerinde mi oldular)? Hayır, zalimler sadece birbirlerine aldatıcı şeyler vaadederler.”
İNDİRMEK VEYA DİNLEMEK İÇİN ALTERNATİF LİNK:
https://yadi.sk/d/dTbA8dj1r59q2
FATIR 36:
Vellezîne keferû lehum nâru cehennem(cehenneme), lâ yukdâ aleyhim fe yemûtû ve lâ yuhaffefu anhum min azâbihâ, kezâlike neczî kulle kefûr(kefûrin).
| 1. | ve ellezîne | : ve o kimseler, onlar |
| 2. | keferû | : inkâr ettiler |
| 3. | lehum | : onların, onlar için vardır |
| 4. | nâru | : ateş |
| 5. | cehenneme | : cehennem |
| 6. | lâ yukdâ | : kada edilmez, karar verilmez |
| 7. | aleyhim | : onlara, onlar için |
| 8. | fe | : böylece |
| 9. | yemûtû | : ölsünler |
| 10 | ve lâ yuhaffefu | : ve hafifletilmez |
| 11 | an-hum | : onlardan |
| 12 | min azâbi-hâ | : onun azabından |
| 13 | kezâlike | : işte böyle |
| 14 | neczî | : cezalandırırız |
| 15 | kulle | : hepsi, bütün |
| 16 | kefûrin | : nankör olanlar |
Ve inkâr edenler .Onlar için cehennem ateşi vardır. Onlar için karar/hüküm verilmez ki ölsünler ve onun azabı, onlardan hafifletilmez. İşte Biz, bütün inkâr edenleri böyle cezalandırırız.
FATIR 37:
Ve hum yastarihûne fîhâ, rabbenâ ahricnâ na’mel sâlihan gayrallezî kunnâ na’mel(na’melu), e ve lem nuammirkum mâ yetezekkeru fîhi men tezekkere ve câekumun nezîr(nezîru), fe zûkû fe mâ liz zâlimîne min nasîr(nasîrin).
| 1. | ve hum | : ve onlar |
| 2. | yastarihûne | : feryat ederler |
| 3. | fî-hâ | : orada |
| 4. | rabbe-nâ | : bizim Rabbimiz |
| 5. | ahric-nâ | : bizi çıkar |
| 6. | na’mel el sâlihan | : biz salih amel yapalım |
| 7. | gayre ellezî | : ondan başka |
| 8. | kun-nâ na’melu | : biz yapmış olduk |
| 9. | e | : mi |
| 10 | ve lem nuammir-kum | : ve size ömür vermedik |
| 11 | mâ yetezekkeru | : tezekkür edebileceğiniz şey |
| 12 | fî-hi | : orada |
| 13 | men tezekkere | : tezekkür edecek kimse |
| 14 | ve câe-kum | : ve size geldi |
| 15 | en nezîru | : nezir, uyarıcı |
| 16 | fe zûkû | : o zaman tadın |
| 17 | fe mâ | : o zaman, artık yoktur |
| 18 | li ez zâlimîne | : zalimler için |
| 19 | min nasîrin | : (yardımcılardan) bir yardımcı |
Ve onlar, orada feryat ederler: “Rabbimiz bizi (buradan) çıkar, yapmış olduklarımızdan başka (amel) salih amel yapalım.” Size orada (dünyada), tezekkür etmek isteyen kimsenin, tezekkür etmesine yetecek kadar bir ömür vermedik mi? Size nezir gelmedi mi? O halde (azabı) tadın. Artık zalimler için bir yardımcı yoktur.
FATIR 38:
İnnallâhe âlimu gaybis semâvâti vel ard(ardı), innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
| 1. | inne allâhe | : muhakkak ki Allah |
| 2. | âlimu | : bilen |
| 3. | gaybi | : gayb |
| 4. | es semâvâti | : semalar, gökler |
| 5. | ve el ardı | : ve arz, yeryüzü, yer |
| 6. | innehu | : muhakkak ki o |
| 7. | alîmun | : en iyi bilen |
| 8. | bi zâti | : sahip |
| 9. | es sudûri | : sine, göğüs |
Muhakkak ki Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Muhakkak ki O, sinelerde olanı en iyi bilendir.
SES KAYDINI MP3 OLARAK DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ:
https://yadi.sk/d/JLKLvVAce547B
34-Sebe suresi 11. ayet (Genel: 34 – İniş: 58 – Alfbetik: 76)
Eniğmel sâbiğâtiv ve gaddir fis serdi vağmelû sâlihâ, innî bimâ tağmelûne basîr.
Geniş zırhlar yap, (onları) düzenli bir biçime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızı görenim (diye vahyettik).
34-Sebe suresi 12. ayet (Genel: 34 – İniş: 58 – Alfbetik: 76)
Ve lisuleymâner rîha ğuduvvuhâ şehruv ve ravâhuhâ şehr, ve eselnâ lehû aynel gıtr, ve minel cinni mey yağmelu beyne yedeyhi biizni rabbih, ve mey yezığ minhum an emrinâ nuzıghu min azâbis seîr.
Süleyman’a da rüzgârları (musahhar kıldık). Sabahtan zevale kadar (gidişi) bir aylık ve zevalden guruba kadar (gidişi de) bir aylık yol kadar idi. Ve onun için bakır madenini sel gibi akıttık. Ve onun önünde Rabbinin izniyle çalışan bazı cinler de var idi ve onlardan her kim Bizim emrimizden sapmış olursa ona da ateş azabından tattırmış olduk.
34-Sebe suresi 13. ayet (Genel: 34 – İniş: 58 – Alfbetik: 76)
Yağmelûne lehû mâ yeşâu mim mehârîbe ve temâsîle ve cifânin kel cevâbi ve gudûrir râsiyât, iğmelû âle dâvûde şukrâ, ve galîlum min ıbâdiyeş şekûr.
Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. “Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın.“ Kullarımdan şükredenler azdır.
Geçen Hafta Hz. Davud(a.s.) ilgili Ayetlere bakmıştık..
Aynı zamanda da devamı olan Hz. Süleyman (a.s.) ilgili ayetleri biraz ertelemiştik… ve “Şükür” konusuna girmiştik..
Yine Bu Hafta biraz daha ele alacağım..
Çünkü geçen hafta ve bu hafta ,yan sayfadaki Sebe Kavmiyle ilgili ki Sebe Suresine isimini veren bu Ayetlerdir..
Orada özellikle “Şükür Tema”sı var..
Sabretmek mi Zor ? Şükretmek mi Zor?
Şükretmek, Sabretmekten daha zor diye Alimler görüş bildirmişler..
Bunu tam anlayamayan insanlar : Sabır sanki daha zor ,tahammül etmek daha zor gibi algılamışlar..Ama..
Şükür şöyle ; Her yerde nimetler olduğu için,her boyutunda çok ciddi nimetler içinde kuşatıldığımız için, buna her an Şükür Modunda olmanın zorluğundan ötürü böyle demişler..
Çünkü biz biliyoruz ki (Ayet-i Kerimeden biliyoruz ki);
Bakınız Aşağıdaki İlgili Ayet:
ŞÛRÂ SÛRESİ 30. AYET
Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîr(kesîrin).
Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.
Geçen gün,bir arkadaşım bir video gönderdi;