SEBE (20.sohbet) 32-33. ayetler#


 


 

SES KAYDINI MP3 OLARAK DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ:

https://yadi.sk/d/qO539fdHfnAFK


 :SEBE 32

قَالَ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا أَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدَى بَعْدَ إِذْ جَاءكُم بَلْ كُنتُم مُّجْرِمِينَ

Kâlellezînestekberû lillezînestud’ifû e nahnu sadednâkum anil hudâ ba’de iz câekum bel kuntum mucrimîn(mucrimîne).

1. kâle : dedi
2. ellezîne : onlar
3. istekberû : büyüklük tasladılar, kibirlendiler
4. li ellezîne : onlara
5. istud’ifû : zaafa uğratıldılar, hakir görüldüler
6. e : mi
7. nahnu : biz
8. sadednâ-kum : biz sizi engelledik, mani olduk
9. an el hudâ : hidayetten
10. ba’de : sonra
11. iz câe-kum : size geldiği zaman
12. bel : hayır, bilâkis
13. kuntum : siz oldunuz, idiniz
14. mucrimîne : cürüm işleyenler, suçlular

 

Kibirlenenler, zaafa uğratılanlara: “Sizlere hidayet geldikten sonra, hidayetten sizleri biz mi engelledik? Hayır, siz (kendiniz) mücrimlerdiniz (suçlulardınız).” dedi(ler).


SEBE 33 :

وَقَالَ الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ إِذْ تَأْمُرُونَنَا أَن نَّكْفُرَ بِاللَّهِ وَنَجْعَلَ لَهُ أَندَادًا وَأَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُا الْعَذَابَ وَجَعَلْنَا الْأَغْلَالَ فِي

أَعْنَاقِ الَّذِينَ كَفَرُوا هَلْ يُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Ve kâlellezînestud’ifû lillezînestekberû bel mekrul leyli ven nehâri iz te’murûnenâ en nekfure billâhi ve nec’ale lehû endâdâ(endâden), ve eserrûn nedâmete lemmâ raevûl azâb(azâbe), ve cealnel aglâle fî a’nâkıllezîne keferû, hel yuczevne illâ mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

1. ve : ve
2. kâle : dedi
3. ellezîne : onlar
4. istud’ifû : zaafa uğratıldılar, hakir görüldüler
5. lillezîne (li ellezîne) : onlara
6. estekberû : büyüklük tasladılar, kibirlendiler
7. bel : hayır
8. mekru : hile, tuzak
9. el leyli : gece
10. ve en nehâri : ve gündüz
11. iz te’murûne-nâ : bize emrediyordunuz
12. en nekfure : inkâr etmemizi
13. bi allâhi : Allah’ı
14. ve nec’ale : ve kılıyoruz, kılarız
15. lehû : ona, ona
16. endâden : eşler, dengi şeyler (putlar)
17. ve eserrû : ve gizlediler, sakladılar
18. en nedâmete : pişmanlıklar
19. lemmâ : olduğu zaman
20. raevû : gördüler
21. el azâbe : azap
22. ve cealnâ : ve biz kıldık, yaptık
23. aglâle : halkalar, zincirler
24. : içine, … e
25. a’nâkı : boyunlar
26. ellezîne : onlar
27. keferû : inkâr ettiler, kâfir oldular
28. hel : mı
29. yuczevne : cezalandırılırlar
30. illâ : den başka
31. : şey
32. kânû : oldular
33. ya’melûne : yapıyorlar
: Ve zaafa uğratılanlar (hakir görülenler), kibirlenenlere: “Hayır, (işiniz) gece ve gündüz hile idi. Bize Allah’ı inkâr etmemizi ve O’na putları eşler koşmamızı emrediyordunuz.” dediler. Azabı gördükleri zaman pişmanlıklarını saklarlar (için için pişman olurlar). İnkar edenlerin boyunlarına halkalar (zincirler) geçirdik. Onlar yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılırlar?

 

Eûzubillah , Eûzubillah

                    Eûzubillâhimineşşeytânirracîym

                                                       Bismillâhirrahmânirrahîm

 




 

SEBE sûresine kaldığımız yerden devam ediyoruz..

 

Geçtiğimiz hafta 32-33 ayetlere kısaca bir giriş yapmıştık.Bu ayetlerde bir ahiret sahnesi vardı.

 

Kısaca değinirsek;

 

Küfredenler: biz asla bu Kur’âna iman etmeyiz ve bunun  önünde gelenlere de yani ALLAH’ın indirdiği kitaplara iman etmeyiz.                                                                                            

Bi görmüş olsan o vakit zalimlerin Rabb’lerinin huzurunda yakalanıp durduklarını ALLAH u Teâla da Peygamber Efendimiz (S.A.V) ‘e diyor ki:

Ah bi görsen, keşke bi görsen (Görünce hali ne olacak bu açıklanmıyor).Ama neyi göreceğini izah ediyor.Zalimlerin Rabb’lerinin huzurunda tevkif edilip ,yakalanıp durdukları hallerini bi görsen. Bunlar ne yapıyormuş;

 

  • yerciu ba’duhum ilâ ba’dınil kavl(kavle)
  •  يَرْجِعُ بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ الْقَوْلَ

Kavil olarak birbirlerine dönüyorlarmış,birbirlerine sözle atışmada bulunuyorlarmış.

 

  • yekûlullezînestud’ifû        يَقُولُ الَّذٖينَ اسْتُضْعِفُوا

Zayıf olanlar;

  • lillezînestekberû           لِلَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوا

(Zayıf olanlar) Kibirli olanlara diyorlarmış ki :

 

  • lev lâ entum le kunnâ mûminîn(mûminîne)        لَوْلَا اَنْتُمْ لَكُنَّا مُؤْمِنٖينَ

Eğer siz olmasaydınız, biz muhakkak müminlerden olurduk.Geçtiğimiz hafta bunları açıklamıştık.

 


 Sebe -32

                     Kâlellezînestekberû lillezînestud’ifû

                          قَالَ الَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذٖينَ اسْتُضْعِفُوا


Kibirlenenler zayıf olanlara diyecek ki:

  • e nahnu sadednâkum anil hudâ ba’de iz câekum /   اَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدٰى بَعْدَ اِذْ جَاءَكُمْ                                                        

Biz mi sizi çevirdik, hidayet size geldikten sonra.      


                                                     

  •    bel kuntum mucrimîn(mucrimîne) /  بَلْ كُنْتُمْ مُجْرِمٖينَ

        Hayır, bilakis siz (günahkarlardan)mücrimlerdendiniz.


 

Şimdi burada zalim kelimesine değinmek istiyorum. Zalim  kelimesinin kökü  ظلم (zulm)den gelmektedir. Birkaç farklı manaya geliyor. Birincisi zulmet karanlık demektir. Bunun zıttı ise nur   نور ‘dur. ALLAH sizi zulumetten (karanlıktan) aydınlığa çıkarır. 


(Maide-16)

  • يَهْدٖى بِهِ اللّٰهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِهٖ وَيَهْدٖيهِمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ
  • Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehû subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri biiznihî ve yehdîhim ilâ sırâtım mustegîm. 
  • Allah, onunla rızası peşinde olanları selâmet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.

(Bakara-257)

  • اَللّٰهُ وَلِىُّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا اَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِ اُولٰئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
  • Allâhu veliyyullezîne âmenû yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr, vellezîne keferû evliyâuhumut tâğûtu yuhricûnehum minen nûri ilez zulumât, ulâike ashâbun nâr, hum fîhâ hâlidûn.      
  • Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.    

                                                                  

                  Diğer ikinci anlamı ise zalimlik denilen anlamıdır. Burada geçen zalim kelimesi de ism-i fail kalıbında o zulmü işleyen faildir. Burada anlam olarak zalim kelimesi karanlığa giren karanlığa sokan yaptığı davranışla kendilerini ve başkalarını özellikle kendini karanlığa sokan anlamındadır.Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.                                                       

 Zulm adaletin tersidir. Kelime kökü itibariyle adil olmak, dengeli olmak anlamına geldiği gibi birşeyi karşılığında mukabilinde vermek anlamına da geliyor.  Birşeyin yerine birini koymak. Mesela bizler gidip adalet istiyoruz; birşeyin karşılığında bir şey istiyoruz.

İşte bu durumun zıttı zulm oluyor.Bu durumu başka bir deyişle örneklersek;                   

     Kişi Ramazan ayında oruç tutamıyorsa mukabilinde bazı şeyleri yerine getirir. Yine Hacc farizâsında da kurban kesemeyen kişi bunun muâdili olarak oruç tutmakta, böylece birşeyin yerine birşeyin geçmesi durumu oluşmaktadır.                                        

Eğer bu durum adaletle olması gereken değerde, mukabilinle sağlanmıyorsa -yanlış mantıkla- hâk değerlerle yapmadığımızda zulm yapmış oluyoruz. Burada ki ifadesiye zulm adaletsizlik etmek oluyor.

“ZULÜM” ün  üç yönü vardır:  

  • Birincisi ALLAH’a karşı yapılan (haksızlık)
  • diğeri kula karşı yapılan (adaletsizlik)
  • bir de kişinin kendine yaptığı zulüm vardır. (nefsine zulüm)

 

Biliyorsunuz ALLAH u Teâla herşeyden Mustağnîdir. O’na zarar veremezsin, zulmedemezsin  ama O’na zulüm nasıl oluyor?!

 O’nun Hâk  sistemine,had sistemine, kitaplarına haksızlık ederek ya da ALLAH’ın zatına haksızlık ederek oluyor.

Hâd:İslam dininin ortaya koyduğu helal-haram sınırları, miktarı ve niteliği nass’larda belirlenmiş olan şer’î  cezalar demektir. İslam ceza hukukunda hâd’ler ALLAH hakkı olarak kabul edilmiştir.                                                                             

Nass: Malûm ya da aşikâr karar kesin emir anlamına gelen bir kelimedir.


(Yunûs-106)

  • وَلَا تَدْعُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَ فَاِنْ فَعَلْتَ فَاِنَّكَ اِذًا مِنَ الظَّالِمٖينَ
  • Yine bana şöyle emredildi: “Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dîne çevir. Sakın Allah’a ortak koşanlardan olma. Allah’ı bırakıp da sana ne fayda ve ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma. Eğer böyle yaparsan, şüphesiz ki sen zâlimlerden olursun

 

Yani ALLAH u Teâla övülmeyi hâk ediyor. ALLAH öyle muntazam bir sitem kurmuş ki sen bunu yapmadığın zaman, zulüm etmiş oluyorsun. ALLAH’ın kitaplarına iman etmek gerekiyor. Çünkü ALLAH onu bize sistemi anlatmak için gönderiyor. İşte sen buna değer vermezsen ,değiştirir, inkar edersen zalim oluyorsun , zulmetmiş oluyorsun. Yani bu yüksek değerlere haksızlık etmiş oluyorsun. İşte bu,  ALLAH’a karşı zulüm oluyor.

Diğer bir zulüm ise kişilere karşı olanıdır. Kişilere adîl davranmadığın takdirde kişilere zulmetmiş olursun. Onlara eziyet eder, haksızlık yaparsan bu şekilde zulüm işlemiş olursun.

İşte bu ayetlerde geçen “zalimler”(1)’ derken kibirlenenler zayıflara zulmetmiş oluyorlar. Aynı zamanda da ALLAH’a karşı zalimlikleri de  ayette(2)geçtiği gibi kitapları inkar etmekten geliyor.


  • وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَنْ نُؤْمِنَ بِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَلَا بِالَّذٖى بَيْنَ يَدَيْهِ وَلَوْ تَرٰى اِذِ الظَّالِمُونَ مَوْقُوفُونَ عِنْدَ رَبِّهِمْ يَرْجِعُ بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ الْقَوْلَ يَقُولُ الَّذٖينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوا لَوْلَا اَنْتُمْ لَكُنَّا مُؤْمِنٖينَ         
  • Ve kâlellezîne keferû len nû’mine bi hâzel kur’âni(2) ve lâ billezî beyne yedeyh(yedeyhi), ve lev terâ iziz zâlimûne(1) mevkûfûne inde rabbihim, yerciu ba’duhum ilâ ba’dınil kavl(kavle), yekûlullezînestud’ifû lillezînestekberû lev lâ entum le kunnâ mûminîn(mûminîne).

Bir diğer zulüm ise kişinin kendine yaptığı zulümdür.Kurân-ı Kerîm’in bir çok yerinde ‘’Kendi nefislerine o zulmedeni gördünmü’’ ibaresiyle defalarca  karşılaşırız.


 

(Saffat-113)

  • وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰى اِسْحٰقَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهٖ مُبٖينٌ
  • Onu da İshak’ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.

(Rûm-9)

  • (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

(Nahl-118)

  • وَعَلَى الَّذٖينَ هَادُوا حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
  • Daha önce sana anlattıklarımızı yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz (bununla) onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

(Tevbe-70)

  • اَلَمْ يَاْتِهِمْ نَبَاُ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ اِبْرٰهٖيمَ وَاَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِ اَتَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
  • Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı.

(Bakâra-57)

  • وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلٰكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
  • Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin” (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.

Yine Hz.Adem’in tövbe duasında geçen ayette de:


(Arâf-23) 

  • قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرٖي  
  • Kâla rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve il lem tağfir lenâ ve terhamnâ lenekûnenne minel hâsirîn.                                                                   
  • Rabbena, dediler, nefsilerimize zulmettik, eğer sen bize mağfiret etmez, merhamet buyurmazsan şüphe yok ki husrâna düşenlerden oluruz .

 

Peki bu nefislere zulmetmek ne demek ?    

Bu durumu ahiret sahnelerini göz önüne getirerek  şöyle açıklayalım:

Nefsinin her dediğini zahiren yapıyorsun, (zulmetmiyorsun yani nefsinin bütün isteklerini bu dünyada  yerine getiriyorsun ama kıyamet sahnesinde birinci sûr’un üflenmesiyle  dünya yok oluş sürecine giriyor, devamında ikinci sûr üfleniyor )ve mahşere diriliyoruz.                                                                                                                                           

Eğer o zaman dünya hayatında nefsinin tüm kötü isteklerine tabî olan kişi için (ALLAH’ın rahmeti de gelmez ise  gideceğin yer ALLAH korusun Cehennem olur.Cehennem nefsin azap yeridir.Cennette aynı şekilde nefsin ikram yeridir.) Kişi cehenneme gittiğinde nefsi azap göreceğinden dolayısyla nefsine zulmetmiş oluyorsun.

Bir başka yorumla:Bizim yapımızda bulununan unsurlardan biri olarak nefsi ele alırsak kişi kendine azapla zulmetmiş olmaktadır.Haşâ ALLAHu Teâla zalim değil, kişi kendi nefsine zulmediyor,nefis de cehennemde yanarak azap görmüş oluyor.

Peki nefsin burada suçu ne.?

Cennet ile ilgili konulardan bahsederken nefsin asıl kaynağına değinmiştik.Nefsin asıl kaynağı cennette muhteşem bir yer.!  Ayet-i Kerîm’e de:

 


(Nisâ-1)

  • يَا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذٖى خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثٖيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذٖى تَسَاءَلُونَ بِهٖ وَالْاَرْحَامَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقٖيبًا 
  • eyyuhân nâsuttekû rabbekumullezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisââ(nisâen), vettekûllâhellezî tesâelûne bihî vel erhâm(erhâme). İnnallâhe kâne aleykum rakîbâ(rakîben).
  • Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.

 

“Nefsin vahidetîn” yani tek nefis, nefsin kaynağı Cennetin en yukarısında olan muazzam bir şey.! ALLAH u Teâla’nın esmâları kökenli bir şey. Asıl itibariyle olağanüstü.! Fakat nefsin en büyük marazı gördüğü her şeyden haz duyması, fütursuzca ve sınırsızca davranmasıdır.         

                Sonra dünyaya (esfele sâfilîn’e) indiğinde aslını unutup o yüce yüksek makamını kaynağını aldığı değerleri unutup, burda çöpe sapa herşeye meylediyor. Senin meyletmen gereken, nefsinin kaynağı olan Cennette ki en yüksek ikram olan Cemalûllah’tır. Kişi bunu bırakır da çöpteki  değerli gibi gözüken değersiz şeylere meyledersen azabı hak edersin. Sen nefsine zulmedersen nefiste o zulmü hak ediyor. Burada asıl belirleyici olan elmas ile kömürü değiştiren nefistir. Sana dürtülerinle talepte bulunuyor sende meylediyorsun. 

                                                                                                                                                                          

 Bunu daha önce bir benzetmeyle örneklendirmiştik;

Nefsi bir köpek olarak düşünün tasması elinizde gezdiriyorsun, fakat sizi her yöne çekiyor bir oraya bir buraya kaçıyor. İşte burada akli kontrol devreye giriyor. Akıllı insan, köpeğin  sınırları aşan bu  hareketlerini zapteder. Akılsız insan ise köpeğin gittiği  yere gider ve köpeğin esiri olmuş olur. Daha sonra insan köpeği cezalandırmak zorunda kalır böylece kişi kendi köpeğine (nefsine) zulmetmiş olur. Burada ALLAH u Teâla bizleri aklımızla muhatab kılmaktadır. 

               ALLAH bizleri öyle muhteşem bir sistemle donatmış ki aslında bizler üç tane bilinç unsuruyla  bu dünyada yaşıyoruz. Bunlar bilinç, bilinçaltı ve  alt bilinç olarak ortaya çıkar. Bizler olayları bunlara göre algılıyor ve yorumluyor; burdan hareketle manalandırıp, ona göre davranıyoruz. Şu an asıl devrede olan bizim dünya bilincimizdir. Birinci derecede bundan sorumluyuz. Bilinçaltı ve alt bilinç farkında olmadan bizleri etkilemektedir. Zaten tasavvufî eğitimlerin temelinde önce bilinçaltını eğitmek vardır  ki buna nefis terbiyesi deniyor.                                                                

Bunu gerçekleştirdikten sonra alt bilincin o taraflarıyla davranmak vardır. Alt bilinç ise ruhla ilişkidardır. Bizim alt bilinç dediğimiz şey aslında zamanın tam öncesinde Hz. Adem’e ruh üfürüldüğü zamanda ki ruh aleminin bilincidir. Bunun üzerine nefis verilerek cennete indiriliyor ve cennete de  bu nefsin bilinci devreye giriyor. Böylelikle  yukarıdaki ruh bilinci bilinç altı gibi oluyor. Daha sonra da Hz. Adem hata yapıp aşağı(dünyaya) indirildiğinde bu sefer oradaki (cennetteki) bilinç bilinçaltı, ruh bilinci alt bilinç olarak kalıyor sende bu dünyada bilincinle yaşıyorsun. Eğer bir insan olarak sen,  ALLAH’i değerlerle düşünüp idrâk edip uygularsan alt bilincin derinliklerine doğru gidiyorsun ve kademen belirleniyor. Aslında böyle kapsamlı bir sistem var ancak bu olaylar bize çok basit anlatılıyor, algılattırılıyor biz de gördüğümüz gibi anlıyoruz.Halbu ki ALLAH u Teâla’nın sisteminde müthiş açılımlar var.

Ayet-i Kerîm’ e de:


 

(Şems-8) 

  •   فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰیهَا
  • Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.      
  • Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona fücurunu (kötülük duygusunu) ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.

ALLAH nefse takvasını öğretiyor.Ruha ise neler öğretildiğini düşünmek gerekir. Geçen hafta da buna değinmiştik. Ruh zaten  müşahede makamındaydı. Yani ALLAH u Teâla’yı o lâtîf alemde  bizzat müşahede ediyordu. Bizler bu ruh bilincini şu an taşımaktayız. Şahit olan ve üfürülen bu ruh bizlerde.. Ruh Yaradan’ı tanıyor; işte eğer biz bu değeri bir anlayabilsek ALLAH’a yakınlaşmış oluruz.

Kaldığımız yerden 32.Ayet’e devam edelim;



                           قَالَ الَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذٖينَ اسْتُضْعِفُوا

 Kâlellezînestekberû lillezînestud’ifû

                      Kibirlenenler zayıf olanlara diyecek ki:


اَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدٰى بَعْدَ اِذْ جَاءَكُمْ           

e nahnu sadednâkum anil hudâ ba’de iz câekum

                 Biz mi sizi çevirdik, hidayet size geldikten sonra.   


  Burada  dikkat çekilecek nokta , kibirlenenler hidayet kavramını kabul ediyorlar. Bizler, küfredenler için söylediğimiz’’ hiçbirşeye inanmıyorlar’’ sözü burada aksi durumda zuhur ediyor. Burada zalimler hidayet geldiğini kabul ediyorlar. Hatta bugün bakmış olduğum bir tefsirde ’’küfredenler biz O kitaba inanmayız(iman etmeyiz) derken , kitabın ALLAH tarafından geldiğini biliyorlar’’diyor. Ancak kibirlerinden ötürü hükümlerini kabul etmiyorlar. Aynı zihniyet bu ayette hidayetin geldiğini görüyor, biliyorlar ve bunun üzerine biz mi sizi çevirdik diyor. Devamında;


    bel kuntum mucrimîn(mucrimîne).

بَلْ كُنْتُمْ مُجْرِمٖينَ 

Hayır, bilakis siz (günahkarlardan)mücrimlerdendiniz


 

Biraz önce bahsettik insanın içinde ruh yok mu.!

Evet alt yapısında ruh olan bir sisteminin bunu bilmemesi mümkün mü ?!  

İşte biliyor fakat küfrediyor,örtüyor gerçekleri görmemezlikten gelmek istiyorlar.

Bunun üzerine zayıf olanlar kibirli olanlara diyecek ki    ;        


 

               وَقَالَ الَّذٖينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ

        Ve kâlellezînestud’ifû lillezînestekberû bel mekrul leyli ven nehâri

Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Hayır, bizi hidayetten saptıran gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardır.


Çünkü siz bize Allah’ı inkâr etmemizi ve O’na eşler koşmamızı emrediyordunuz” derler. Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar. Biz de inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.

Bizi hidayetten çeviren sizin gece-gündüz kurduğunuz tuzaklardır.

                                          

  •  iz te’murûnenâ / اِذْ تَاْمُرُونَنَا
  • Bize emrediyordunuz.

Geçen hafta ,kendilerinde özgüven eksikliği olanlar,kendilerini zayıf duruma getirenler, zayıf duruma getirilmesine müsaade edenler,kibirliler tarafından alt konuma getiriliyorlardı.

Geçende birisi bana şunu söyledi:                                                                                                

Birileri zayıf duruma gelmek istiyorsa,aynı kişiler bu sefer kibirlenmek isteyenleri kibirli hale getiriyorlar.Burada büyük görme eğilimi var.Günümüzde de yok mu:! Sanatçıları,futbolcuları ünlüleri büyük görme eğilimi yok mu?Her alanda bunlara rastlıyoruz.Devamlı olarak birilerini büyükleştirme temayülü var.

Ayette kibirli hale getirilenler de kendilerinden beklenilen davranışta bulunup emrediyorlar. Neyi emrediyorlar.!

                                                                 

  • en nekfure billâhi    / اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ
  • Çünkü siz daima ALLAH’ı inkâr etmemizi, O’na ortaklar koşmamızı bize emrederdiniz derler.

 

Birşeyi daha emrediyorlarmış                                                                                                            

  •   ve nec’ale lehû endâdâ(endâden) /  وَنَجْعَلَ لَهُ اَنْدَادًا                                                        
  •  “O’na eşler koşmamızı emrediyordunuz” derler.

 

Bakınız inkar etmek yetmiyor,üstüne üstlük belirli birşeyleri de İlahlaştırmayı da emrediyorlar.Günümüzde de buna benzer iafadeler yok mu!?

-“Ya dindar olma” diyor ancak bununla bitmiyor , seni alıp oraya buraya götürüyor. Seni ALLAH’a şirk koşan yerlere, ideolojilere sürüklüyor.

İşte Kurân-ı Kerîm bunu (mekr) olarak bildiyor.Bu kibirlenenler gece-gündüz bütün enerjilerini,bütün akıl yollarını ben nasıl yaparım da zayıf olanları ALLAH’a küfrettiririm, akabinde küfürle yetinmez hâşa ALLAH’ın yerine hangi unsurları koyar putlaştırırım düşüncesine girerler.Bunlar şeytandan daha tehlikelidirler. şeytan onlara sadece  ilham eder, fısıldar onlar da şeytana tabî olurlar. şeytanın vesvesesinin gücü tesirli değil ancak sen şeytanın vesvesesine uygun hale gelirsen yani nefsinin taleplerine uyar, aklını da o  kötü yönde kullanırsan vesveseyi  tesirli hale getirmiş olursun.

Ayet’in devamında başlarına neyin geleceğini anlıyorlar :

                                           

  •   وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ
  •  ve eserrûn nedâmete lemmâ raevûl azâb(azâbe)                                          
  • Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar.

 

Burda azabın işaretleri geliyor.! 

Yine başka bir ayette geçen;


 

 (Tekvîr-12)

  •  وَاِذَا الْجَحٖيمُ سُعِّرَ
  • Ve izel cahîmu su’ıret.
  •  Cehennem alevlendirildiği zaman

    (mülk-7) 

  • إِذَا أُلْقُوا فِيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهِيقًا وَهِيَ تَفُورُ

    İzâ ulkû fîhâ semiû lehâ şehîkan ve hiye tefûr(tefûru).

  • Oraya (cehenneme) atıldıkları zaman onun kaynayan korkunç sesini (gürlemesini) işittiler.

(mülk-8)

  • تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِير
  •   Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr
  • (Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.( mülk-8)

 

 Ayette bahsi geçen zayıflar ile küfredenler birbirleriyle atıştıklarında bir anda bir uğultu gürültü halinde cehennem gelecektir.Bugün ancak bunu  yanardağ çukurlarıyla anlayabileceğimiz ki bu da tarifsiz kalır.

Hadis-i Şerîfte:  


 

              Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh(ALLAH ondan razı olsun) anlatıyor:

 “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Yaktığınız ateş var ya, bu, cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür!” buyurmuştu. 

  Yanındakiler:                                                                                                                                         

 “Zaten bu ateş, vallahi (âsileri cezalandırmaya ahirette) yeterliydi” dediler.

Aleyhissalâtu vesselâm:

“Cehennem ateşi öbürüne altmışdokuz kat üstün kılındı. Her bir kat’ın harareti, bunun mislindedir.”

(Kutub-u Sitte-5078)


 


 

 

Bu azabı gördüklerinde içlerinden pişmanlık duyarlar.Burada ilginç dikkat çeken bir kelime var:

“Eserrûn” zıt anlamlı kelimelerdendir.İki anlamda bunu düşünebiliriz. Türkçe’de gizlemek anlamına geldiği gibi ayette  de,  onlar  rezil olmayalım diye pişmanlıklarını   gizlerler  açığa vurmazlar hem de pişmanlıklarını ne kadar gizlerse gizlesinler  ortaya çıkar anlamlarına gelmektedir. Yani hem açığa çıkmasını istemiyorlar ancak o nedâmet(pişmanlık) yüzlerinden okunuyor. İşte bu zıt anlamlı gibi gözüken durum ortaya çıkacaktır. Bu pişmanlığın içerisinde umutsuzlukta var çünkü; onların cennetleri bu dünya idi.Birbirleriyle tartışırken bir baktılar ki çetin bir azap beklemektedir.

Önceki sohbetlerimizde en büyük azaptan bahsetmiştik.                                                                                              

Neydi bu azap? O “ileyhi Turceûn” a gidememek!


(Yâsîn-22)

  •  وَمَا لِىَ لَا اَعْبُدُ الَّذٖى فَطَرَنٖى وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ  
  •  Ve mâ liye lâ a’budullezî fataranî ve ileyhi turceûn(turceûne) 
  •   Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz.

 

 

O cennet yolcularının -RABB’lerine döndürülecek olanların -içine girememek, geriye dönüş halkasına girememek! Ahirette de insanlar  bu geri dönüş halkasına giremedikleri ve çetin bir azapla karşılaştıklarında,pişman olacaklar.Fakat pişmanlıkla bu durum bitmiyor.

 

Ayet’in devamında:

 

  • وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ فٖى اَعْنَاقِ الَّذٖينَ كَفَرُوا هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
  • ve cealnel aglâle fî a’nâkıllezîne keferû, hel yuczevne illâ mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
  •  Biz de inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir. 

Eskiden çarşılarda hileli satış yapanların esnafın boyunlarına halkalar geçirilip çarşıda dolaştırılırlarmış. Belki de en büyük ceza bu. Mesela bugün Gıda Tarım Bakanlığı hileli üretim-satış yapanları teşhir ediyor.

Ayet-i Kerîm’e de:


 

  •     اِنَّا جَعَلْنَا فٖى اَعْنَاقِهِمْ اَغْلَالًا فَهِىَ اِلَى الْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ  
  •   İnnâ cealnâ fî a’nâkıhim aglâlen fe hiye ilel ezkâni fe hum mukmehûn                                                           
     
  • Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.

 

 

Boyun bükmek pişmanlığın ifadesidir. Ancak boyun bükmek zamanında yapılmalıydı. Kendilerine gösterilen  azaptan sonra boyun bükmenin anlamı kalmıyor. Burada boyunlarına  demir halkalar geçirilmiştir ve başları kalkık durumdadır. Demek ki öyle bir zulmediyorlar ki,ALLAH u Teâla zalim değil.Eğer merhamet duygusu geliyorsa buna karşılık ayette sadece yaptıklarının cezasının verildiği uyarısı yer alıyor.ALLAH mislince katbekat ikramlar veriyor  ancak ceza ise  bire bir veriliyor.

Ayette bu boyunlarına geçirilen “aglâlen” kelimesi, “ğıll”-kelimesinin çoğuludur.İki ayette bu kelime geçiyor.


(Hicr-47)

  •   وَنَزَعْنَا مَا فٖى صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوَانًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلٖينَ
  • Ve neza’nâ mâ fî sudûrihim min gıllin ıhvânen alâ sururin mutekâbilîn  
  • Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.

(A’râf-43)

  •   وَنَزَعْنَا مَا فٖى صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ
  •  Ve neza’nâ mâ fî sudûrihim min gıllin 
  •   Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa söküp attık.

 

 

Bu kelime (ğıllin) dünyevi ve uhrevi anlamlar ihtiva etmektedir.Hased,fesad,kin anlamlarına geldiği gibi demir toka, zincir,halka, bağ anlamlarına da gelir.  

 

Ortak nokta olarak da kişinin sadrındaki onu rahatsız eden kin ,haset, nefret gibi ağırlık yapan bağlar  diyebiliriz “gıllin” için.

Bir başka ayette de:


(isrâ-13)

  • وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَائِرَهُ فٖى عُنُقِهٖ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كِتَابًا يَلْقٰيهُ مَنْشُورًا  
  • Ve kulle insânin elzemnâhu tâirehu fî unukıh(unukıhî), ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâ(menşûren).
  • Her insanın da kuşunu boynunda kendine takmışızdır ve onun için Kıyamet günü bir kitab çıkarırız ki neşrolunarak onu şöyle karşılar.

 

Burada kuştan maksat insanın yaptıkları amelidir.

 

 ALLAH bizleri nefsinin esiri olmaktan,kibirli olmaktan sakındırsın,imana erişmiş olanlardan eylesin..                           

                                                                              AMîN…

 Sadakallahül’l-Azim

 

 

SEBE (19.sohbet) 31.AYET#


SES KAYDINI MP3 OLARAK DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ: https://yadi.sk/d/Ek-SKUplfbvhc


SEBE 31.AYET:

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَن نُّؤْمِنَ بِهَذَا الْقُرْآنِ وَلَا بِالَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ مَوْقُوفُونَ عِندَ رَبِّهِمْ يَرْجِعُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ الْقَوْلَ يَقُولُ الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا لَوْلَا أَنتُمْ لَكُنَّا مُؤْمِنِينَ

Ve kâlellezîne keferû len nû’mine bi hâzel kur’âni ve lâ billezî beyne yedeyh(yedeyhi), ve lev terâ iziz zâlimûne mevkûfûne inde rabbihim, yerciu ba’duhum ilâ ba’dınil kavl(kavle), yekûlullezînestud’ifû lillezînestekberû lev lâ entum le kunnâ mûminîn(mûminîne).

1. ve kâle : ve dedi
2. ellezîne : onlar
3. keferû : inkâr ettiler
4. len nû’mine : asla inanmayız
5. bi hâzâ : buna
6. el kur’âni : Kur’ân
7. ve lâ : ve olmaz
8. bi ellezî : ona
9. beyne yedeyhi : elleri arasında, önlerinde
10. ve lev : ve şâyet, eğer
11. terâ : görürsün
12. iz : olduğu zaman
13. ez zâlimûne : zalimler, zulmedenler
14. mevkûfûne : tevkif edilenler, tutuklananlar
15. inde : yanında, huzurunda
16. rabbi-him : onların Rabbi (Rab’leri)
17. yerciu : dönerler
18. ba’du-hum : onların bir kısmı
19. ilâ ba’dın : bir kısmına, diğerlerine
20. el kavle : söz, lâf
21. yekûlu : der
22. ellezîne : onlar
23. istud’ifû : zaafa uğratılanlar, hakir görülenler
24. li ellezîne : onlara
25. istekberû : büyüklük tasladılar, kibirlendiler
26. lev lâ entum : eğer sizler olmasaydınız
27. le kun-nâ : biz mutlaka olurduk
28. mû’minîne : mü’minler
Ve kâfirler: “Bu Kur’ân’a ve elleri arasındakine asla inanmayız.” dediler. Rab’lerinin huzurunda zalimleri tevkif edildikleri (tutuklandıkları) zaman görsen. Birbirlerine lâf atarlar. Zaafa uğratılanlar , kibirlenenlere: “Eğer siz olmasaydınız, biz muhakkak mü’minler olurduk.” derler.

Geçtiğimiz hafta 31. Ayet’e  değinmiştik;

 

  • Ve kâlellezîne keferû  / وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا :

Küfredenler, İnkar edenler (örtenler, setr çekenler) dedilerki :

  • len nû’mine   /   لَن نُّؤْمِنَ  :      

Biz kesinlikle inanmayacağız

 

Bu söz Arapçada gelecek zaman anlamında kullanılan bir kalıp olmakla birlikte , kesinlik ifade eden düşünceyi kuvvetlendirme, pekiştirme maksadı taşımaktadır.

                                                                            Neye inanmayacağız ?

  • bi hâzel kur’âni  / بِهَذَا الْقُرْآنِ  : İşte bu Kurân’a !

 

hâzâbu demek şu veya o değil. Bizzat yakınlarında olan  Peygamber Efendimiz (S.A.V) gösterdiği tebliğ ettiği Kur’ân’a inanmayacağız iman etmeyeceğiz derler.

                                                  Küfür içinde olanlar bu sözlerine devam ediyorlar…

  • ve lâ billezî beyne yedeyh (yedeyhi)  / وَلَا بِالَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ :ne de öncekilere(inanmayacağız)

beyne yedeyhi ellerinin arasındaki demektir.Tefsirlerin çoğunda bunun (Kurân) önünde gelenler  (Kur’ân dan önce gelenler )kastedilmektedir.

 

Buna benzer bir örnek Ayet-el Kürsi de de geçmektedir:


(Bakara-255)                                                                                                                                                                           … mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum’  /   مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ …                                                                             “onların önlerindeki ve onların arkalarında olan şeyler’’ 


Burada farklı olarak “el “ifadesi yapmayı temsil etmektedir.Ellerinin önündeki ile yapacakları da kastedilir.Bu ayetlerde küfür içinde olanlar,

“biz ne önceden gelen indirilen kitaplara, ne de bu Kur’âna ve ilerisine de asla inanmayacağız iman etmeyeceğiz” demektedirler.

  Burada inanmayacağız diyenler ehl-i kitaptan (hristiyan,yahudi) değiller, eğer kendilerine kitap verilmiş olanlardan olsalardı , bu ayetlerde geçtiği üzere önceki gelen kitapları inkar etmezlerdi.  

                                                                                                                                                                                               Peygamber Efendimiz zamanında sadece ehl-i kitap yaşamamıştır. Aynı zamanda müşrikler putperestler de vardı. İşte burada ki küfür ehlinden ,müşriklerden bahsedilir.

Burada ayette geçen gelecekle ilgili ‘ len’   لَن   ifadesiyle ;                                                                                           Kur’ân- KerÎm bir olayı anlatırken tüm zamanları içerdiği ve kapsadığı göz önüne alınırsa , kıyamete kadar gelecek insanlar içerisinde de bu zihniyette olup iman etmeyecek olanların varlığına  ve felsefelerine de işaret edilmektedir.

    Ayrıca ayette geçen’’önceki veya sonraki kitaplara iman etmeyiz’’ diyen müşriklerin bu sözünün kaynağı, Peygamber Efendimizin Risâletiyle ,tebliğin başlamasına dayanmaktadır.

Tebliğin başlamasına binaen müşrikler Ehl-i kitaba giderek Risaleti sorarlar. Eh-i Kitap müşriklere bu risaletin kendi kitaplarında da iman edilen bir gerçek olduğunu söylerler.

                                                                                                                                                                                                 Dolayısıyla müşriklerin inkarı önceki kitapları da kapsamaktadır. Burada ehl-i kitap içerisinde, elbette kendi kitaplarında iman edilen Peygamber Efendimiz’in risaletini inkar edenler yok sayanlar iman etmeyenler vardı.İşte bunlar da o zaman müşriklerden sayılırdı.

Ayet-i Kerîm ‘ e de şöyle geçmektedir.


BAKARA-146

  • الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمْ وَإِنَّ فَرِيقاً مِّنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ 
  • Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ve inne ferîkan minhum le yektumûnel hakka ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
  • Kendilerine kitap verdiklerimiz, O’na (Hz. Muhammed (S.A.V)’e) kendi oğullarına arif oldukları (tanıdıkları) gibi ariftirler (tanıyıp bilirler). Ve muhakkak ki onlardan bir fırka, hakkı gerçekten bile bile gizliyor.

Ayette olduğu gibi  onlar Peygamberi iyi tanırlar ancak iman etmezler.Onların imanına engel olan şey ise kibirleridir.                                                                                                                                                                               

Kibirlerinin esbabı ise özellikle Yahudilerin  Hz.İbrahim’den sonra  gelen  Hz. İsmail ve Hz İshâk kolundan , sadece Hz. İshâk kolunu nübüvvete layık olarak görmeleridir.Bütün peygamberlerin  Hz.İshâk kolundan geldiğine inanırlar.   

                                                                                                                                                                                                Sizler de biliyorsunuz ki İsrâiloğlu  demek Yakuboğlu demektir.  Hz. Yakub’un bir ismi de İsrail’dir. Hz. Yakub da Hz. İshâk’ın oğlu ve Hz İbrahim’in torunudur. Hz. Yakub’un oğlu Hz.  Yusuf’un silsilesiyle ordan Hz. İsâ ‘ya  kadar bir kol gelmektedir ;yalnız bu kol Hz. İsmail tarafından gelmemekte, o zaman zarfında bir boşluk bulunmaktadır.

 Oysa kendi kitaplarında ya da kendi alimlerinin haberlerinde,  ahir zaman Peygamberinin  geleceğine inanıyorlar. Hatta alametlerini o sıralarda beklemişler ve müşriklerle kendi aralarında yakın zamanda bir  Peygamber geleceğine dair iddialaşmışlardır. 

Ancak bakıyorlar ki gelen Peygamber kendi kavimlerinden değildir ; o zaman inkar ediyorlar. İşte  bunun  günüzmüdeki ismi kavmiyetçilik ,ırkçılıktır. Asli vatan sevgisi elbette imandandır. Fakat kişi kendini bir kavime,ırka yada fırkaya  bağlı olarak bununla övünemez.   

                                                                                                                                                                                                                     Tek bir üst kimlik vardır: O da İslamdır..!   

                                                                                                                                                                                                  Nasıl ki, Salman-ı Fârîsî İran lı, Bilal-i Habeşi  Habeşistan’lı… vb.Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Demek istiyorum ki  İslam kimliğinde hiçbir övgüye aidiyete yer yoktur.Bunun dışında yer alan herşey tehlikelidir ve İngiliz oyunudur :      

 1.Dünya savaşı sırasında İngilizler tüm dünyayı yönetmek amacıyla bu fitneyi ateşlemişler özellikle de İslam alemine bunu empoze etmişlerdir. Bugün bile çoğumuzun belki izlediği bir dizide Alparslan’ın torunları ile  Selahattin Eyyubî’nin torunlarını birbirlerine kırdırmışlardır.

İşte buradan hareketle İsrailoğullarına değinirsek onların  en büyük hataları kavmiyetçilik olmuştur. Bu yüzden ayette belirtildiği gibi (Bakara-146) ALLAH’ın Resulunu kavmiyetçilik benliğiyle inkar etmişlerdir.

Bu noktadan yola çıkarsak müşrikler  Peygamber Efendimiz’in risaletinden dolayı ,hem Yahudilere hem Hristiyanlara giderek  bu durumu sorduklarında onların kitaplarında da bu haberin yer aldığı gerçeğiyle karşılaşınca inkarları kat ve kat artmıştır. (Peygamber Efendimiz İncil de ‘’Ahmed’’ ismiyle müjdelenmiştir. )(Saff-6)

Şimdiye kadar anlatılanlar bu durumun sebeb-i nûzûlu’nu  teşkil etmekte yani olaysal boyutunu ihtiva etmektedir.Sohbetin devamında bu durumun felsefik düşünsel boyutunu ele alacağız.

Bir ara sizlere deisizm’den bahsetmiştim.Bu öğretiyi benimseyenlere deist deniyor demiştim.Deistlik sanıldığının aksine ateistlik değildir.                                                                                                                                                                                              Bir  Yaratıcı inancı var ancak

‘’O’ulvidir yüksektedir,yücedir biz Onu yere indiremeyiz. O  yeryüzü işlerine karışmaz.O halde yeryüzünde kanunları biz yapmalıyız. Onun kanunları yeryüzünde geçerli değildir”

inacını benimsemişler ve bunu üstün yüce bir duygu gibi tanıtmışlar açık bir sapkınlık içinde küfüre düşmüşlerdir.

                                                                                                                                                                                                                    (Deisizm , mantık ve doğal dünyaya dair gözlemlerin kaynak oluşturduğu,dini bilgiye sadece akıl yoluyla ulaşılabileceğini öngören, buna istinaden vahiy ve esin kaynağı olan tüm dinleri reddeden inanç biçimidir.)

                                                                                         

İşte bunların, önceki gelmiş kitapları ve Kurânı inkar etmelerinin sebebi Kur’ânı Kerîmin dünyevi ve uhrevi hayatın  tüm alanlarına dair düzen, hüküm ve kurallar getirmiş olması(evlenme,borç,miras vb.) bu  müşriklerin kendi oluşturduğu gerçeklerine  uymamaktadır .Bunlar apaçık ‘’Amentü  bî Kütîbihi’’ ilkesini reddediyorlar.

Amentü: İnanmak,kabul etmek                                                                                                                                     Bi Kütîbihi: Kitaplarına

Dolayısıyla birşeyin var yada yok olduğunu  kabaca kabullenmek iman değildir.Bunun gereklerini yerine getirmek de imandır.Evet Kur’ânın  ALLAH’ın kitabı olduğunu kabul ediyorlar  fakat  içerdiği hükümleri ‘’bugün geçerliliği yoktur,şöyle böyle olmalı,zamana uyarlanması gerekir’’  gibi düşüncelere sahip olmak Amentü  bî Kütîbihi ilkesini aykırıdır,inkardır ve apaçık bir küfüre giden bir yoldur.

Günümüzde de Kurân’a dair hükümleri küçümsemek kısıtlamak gibi düşüncelere  kapılanlar   bu küfür  zümresine dahil olmaktadır. Burada herkes için söylenecek şey   Kur’ân Kerim de bir şey okuduğumuz da kınamak ayıplamak yerine kendimize ne hisse çıkartabildiğimizdir.

Bu ayetler imanın esaslarına dair bize bir işarettir:


(Ankebut-2)

  • أَحَسِبَ النَّاسُ أَن يُتْرَكُوا أَن يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
  •  E hasiben nâsu en yutrekû en yekûlû âmennâ ve hum lâ yuftenûn(yuftenûne).   (Ankebut-2)
  • İnsanlar, “amenna (îmân ettik)” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?

(Bakara-214)

  • أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء وَزُلْزِلُواْ حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللّهِ أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ
  • Em hasibtum en tedhulûl cennete ve lemmâ ye’tikum meselullezîne halev min kablikum messethumul be’sâu ved darrâu ve zulzilû hattâ yekûler resûlu vellezîne âmenû meahu metâ nasrullâh(nasrullâhi), e lâ inne nasrallâhi karîb(karîbun). 
  • Yoksa siz, kendinizden önce yaşayanların başına gelenlerin, sizin de başınıza gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara (öyle) şiddetli belâ ve sıkıntılar (felâketler) dokundu ki, resûl ve onun yanındaki âmenû olanlar: “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar sarsıldılar. Allah’ın yardımı gerçekten yakın değil mi?

(Nisa -136)

  • يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا
  • Yâ eyyuhâllezîne âmenû, âminû billâhi ve resûlihî vel kitâbillezî nezzele alâ resûlihî vel kitâbillezî enzele min kabl(kablu). Ve men yekfur billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî vel yevmil âhıri fe kad dalle dalâlen baîdâ(baîden). 
  • Ey iman edenler!iman ediniz: Allah’a, Peygamberi’ne, ona indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam anlamıyla sapıtmıştır.

                                                                      Nasıl tekrar iman edeceğiz.?

Burada anlatılmak istenen imanın idrakının, derecesinin artması,hergün daha güçlü  kabullenişle   daha da bir sıddıkiyetle, ihlasla sarılmaktır.

Sohbet katılımcısı :Sekülerizm denilen kavram deisizm’le aynı mıdır.? ALLAH’ın varlığına inanıyorlar mı.?

Kur’ân’a göre ALLAH’ın varlığına inanmayan neredeyse yok.! Bugün sekülerizm denilen , akılcılık, mantıkçılık,materyalizm denilen felsefeler  genel bir deyişle dehrilik anlayışındalar.Dehr zaman demek ve bu bizim bildiğimiz anlamda zaman değil çok farklı manalar içermektedir.

Bir Ayet-i Kerîm’e de:


( Casiye-24)

  • وَقَالُوا مَا هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا إِلَّا الدَّهْرُ وَمَا لَهُم بِذَلِكَ مِنْ عِلْمٍ إِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
  • Ve kâlû mâ hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ yuhlikunâ illed dehr(dehru), ve mâ lehum bi zâlike min ilm(ilmin), in hum illâ yezunnûn(yezunnûne)   
  • Ve: “O (hayat), dünya hayatımızdan başka birşey değildir, ölürüz ve diriliriz. Ve bizi dehrden (zamandan) başka birşey helâk edemez.” dediler. Ve onların bu konuda ilimden (nasipleri) yoktur. Onlar sadece zanda bulunurlar.

Burda da dolayısıyla biz doğa tabiat kanunların sonucunda biz ölürüz.Burada ki tehlikeli anlayış ALLAH’ı devreden çıkarmaktır.Günümüzde de insanların bir kısmı bu tür tabirler( doğa kanunları) kullanmaktadır.

ALLAH’ın kanunları” demekten imtina ediliyor. İslam literatüründe dehrilik denilen akımın bir kısmı. Sekülerizm de bu düşüncenin  felsefik ismidir.Burda yer alan aynı mantık, günümüzde bizlerde de mevcut..

Nedense bizler islamiyeti  Batı’ya anlatırken onların kabullenebileceği bir  şekilde,onlara hoş gözükecek ,şirin gösterme gayreti içine girip anlatıyoruz. 

Ancak Peygamber Efendimiz’in metodunda böyle bir şey yoktu.!

Anlatıyor, ya ikna olursunuz ya kılıçla ya da fidye verirsiniz. Fidye vermek boyun bükmektir.

 

Maalesef dış referanslı olanlar,Batı’ya şirin gözükme derdinde olanlar, islamiyeti seküler mantık içerisinde ,materyalist mantık gayreti  içerisinde anlatmaya çalışıyorlar.             

Bu durum mûcizeyi  reddetmeye ,miracı reddetmeye,olağanüstü   gaybî birtakım olayları reddetmeye kadar giden  bir zorlamaya gidiyor.

 Eğer ahlaki tarafları güzelse elbette bunlardan yararlanmak gerekir.İlmi tarafları varsa alacaksın.yalnız kendi dininin esaslarını onların kabul edebileceği biçimlere sokamazsın .Dinin sahibi ALLAH’tır.Sen tebliğini yap kabul eder ya da etmez önemli olan sözü hikmetle söylemedir.     


                                                

 devam edelim…

  • ve lev tera/  وَلَوْ تَرَى . : Ah bir görsen / keşke görsen.

Burada sonuç açıklanmıyor, yani gördüğünde halin nice olacak… izahat içermiyor.Fakat ayetin devamında sahne anlatılıyor.

  • iz/  إِذِ   : şöyle iken
  • zâlimûne/ الظَّالِمُونَ : zalimler
  • mevkûfûne   / مَوْقُوفُونَ : tevkif edildiklerinde(tutuklandıklarında)
  • inde rabbihim / عِند   رَبِّهِمْ : Rabb’lerinin yanında

Müşrikler ALLAH’a inanıyor ama ALLAH’ın sistemini kabul etmiyorlar.Ancak ahirette Rabb’lerinin yanında(huzurunda) tutulacaklar tevkif edilecekler. Rabb’leri denmesinin sebebi bu.

  • yerciu ba’duhum ilâ ba’dınil / يَرْجِعُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ :Bazıları, bazılarına yani birbirlerine dönüyorlar
  • el-Kavle/ الْقَوْلَ : Birbirlerine kavilleşmek, söz söylemek(söz atmak) için dönerler.

 

Bütün bu anlatılanlarda Rabb’im ahiret sahnelerini bizlerin gözlerinin önüne getirerek neler olacağını hatırlatıyor ; dikkat edin diyor.

 Yine bir ayet-i Kerîm’e de :


(Bakara-4)

  •  والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
  •  Vellezîne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablik(kablike) ve bil âhireti hum yûkınûn(yûkınûne).
  • Ve onlar o kimselerdir ki sana indirilmiş ve senden evvel indirilmiş kitaplara da imân ederler ve onlar ahirete de yakînen kani olurlar.

İşte bir şekilde  bu “Yakînen inanın” emri verildikten sonra, Kur’ân-ı Kerîm’in içerisinde  Rabb’imin indinde olmuş olan bu sahneler  bizim gözümüzün önüne getirilerek bizim yakinen inancımızı da artırmaktadır.

 

  • yekûlullezînestud’ifû  /  يَقُولُ الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا

Diyecek ki o kimseler ki ( Zayıf olanlar, zayıf hale getirilenler)

  • Lillezînestekberû / لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا

Kibirlenenlere diyecekler ki :(Burada iki grup insan var : biri zayıf olanlar; biri kibirlenenler)

  • lev lâ entum le kunnâ mûminîn / لَوْلَا أَنتُمْ لَكُنَّا مُؤْمِنِينَ

Keşke siz olmasaydınız ; biz müminlerden olurduk.

 

Zahiren düşünmek gerekirse ,o zaman daki bu zayıf olanlar , köleler yada alt sınıfa ait insanlardan olabilir.İşte bunlar diğer kibirlenenlere dönerek “siz olmasaydınız biz iman etmiş olurduk “diyecekler.

Bizlere haber verilen bu ahiret sahnesinde iki grubun atışması var. 

Bu gruplardan biri ellezine estekberu/لِلَّذِينَ  اسْتَكْبَرُوا

Kibirlenenler,büyüklenenler  etimoloji(kelime bilimi) itibariyle bu kelime k-b-r kökünden türemiştir. istifâl bâbından gelmektedir.Başta ki ‘i,s,t’ harfleri Arapçada kelimeye ön ek olarak geldiği zaman iki anlamı vardır.

Birincisi birşeyi yapmak isteme anlamındadır.Diğeri o hale getirme manasındadır.

Yani kibirlenmek isteyen anlamındadır.Yani nefis ve şeytanın vesveseleri, ona kendini olduğundan büyük ve değerli göstermeyi telkin ediyor.

Kişi de nefsinin zaaflarıyla kendini o konumda görüyor/görmek istiyor ; ALLAH’ın da imtihan için kişiye vermiş olduğu mal ve evlatlar da kişinin kibrinin artmasına sebep olabiliyor.

 

Ayette anlatıldığı üzere bu kibirlenen gruba başka bir grup laf atıyor.Bu grup ayette işaret edilen:

  • (ellezine istud’ifû)/لِلَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا : zayıf olanlardır.      

                                                                                                                                                                                                Bu kelimenin kökeninde de” zaif “anlamı var.Bu kelime de yine arapça istifâl bâbından gelmektedir. Zayıf olanlar kastedilirken zayıflık gösterenler,zayıf olmak isteyenler veyahut ta zaafiyet içerisinde bulunma durumunda olmak isteyenler anlamı vermek yerinde olur.                                  

Zaif konumunda olmak bu gruba ait kişilerin bir marazıdır.Yine burda ki istud’ifû kelimesinin başında ‘i,s,t’ harfleri ; eylemi , durumu yapmayı isteme ya da  o hale getirmek anlamına geliyor.

İlk manasıyla zayıf olmak isteyenler , bir diğer anlamıyla ise zayıf hale getirilenler manasına ulaşabiliriz.

Manaya bakacak olursak burada bir grup kibirlenmek istiyor ; diğer grup ise zayıf olmak istiyor.

İşte aşağılık kompleksi denilen ,güçsüzlük ,cesaretsizlik denilen  hastalığın Kur’ân’ daki ifadesi budur.Kur’ân daki bu ayetlerdeki kelimelerin içinde geçen incelikler bize herşeyi özetliyor.

 

Yine hatırlayın Fatihâ süresini izah etmeye çalışırken şuna değinmiştik:   

  • İhdinâ’s- sırâte’l-mustakîm /اهدِنَا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ: Bizi sırati müstakime hidayet et.

 Buradaki “müstakim” ifadesinin kökünde de yine ‘i,s,t’ harfleri yani istif’âl kalıbı var.Fiilin asıl kökü “kâme” yani ayakta durmak, dik durmak ,doğrulmak anlamlarına dolayısıyla

dik tutmak isteyen’’ anlamındadır.

Sırâtel mustakîm’, “müslümanın dik olarak ayakta durduğu, başının dik hale getirildiği yol “özelliği taşımaktadır.İşte ALLAH u Teâla , Müslümanın böyle, özgüvenli ve vakarlı olmasını istiyor. ALLAH’ın Müslümana yüklediği izzet kişiye ka’me (ayakta dik durma) hissi vermekle Müslümanı kimlikli ve kişilikli biri yapıyor.

İşte ayette bahsi geçen bu kişilerin zaaflarının sonucu ve diğer kibirlenenlerin dünyevi avantajları neticesinde bu durum  ortaya çıkıyor. Ama Bilal-i Habeşî sapkınlığa uymayarak  Peygamber efendimiz (S.A.V)’in  daha hayata iken, ‘Cennette ki takunya seslerini duyduğu’ bir sahabe oldu.

Burada ifade edilen “zayıf olmak isteyenlerden “olmadığı için oldu. ALLAH da onu azîz kıldı.

 

      Haniflik konusunda da buna değinmiştik; Öyle bir ALLAH’a iman edeceksin, dayanacaksın , güveneceksin ki, ALLAH’tan başka hiçbirşey seni korkutmayacak. Rızkın ALLAH’tan geldiğini bilirsen, sana malıyla mülküyle kibirli olanlara meyletmezsin.Kedi neden kıymetli çünkü rızkın ALLAH’TAN geldiğini bilir.Bilmeyenler kedi için nankör derler.

Ancak tasavvuf alimleri  kedinin nankör olmadığını , rızkın ALLAH’tan geldiğini bildiğini söylemişlerdir.

İşte haniflikte de bu var:

Sırtını ALLAH’a dayadığın zaman , diğer unsurlara, kişilere ALLAH’tan  fazla  önem vermezsin.Verdiğin takdirde tehlike başlar.


 


 

Ayet-i Kerîm’e de kaldığımız noktaya dönersek; Bu zayıf olanlar kibirli olanlara ne diyorlardı: ‘’Eğer siz olmasanız biz kesinlikle müminlerden oluruz’’. Aslında müminlerden olacaklarmış o potansiyel var ama mümin olmamalarının sebebini  küfür ehlinin varlığına  bağlıyorlar.

Hani bir Ayet-i Kerîm’e de geçen:


Fusssilet-53

  • سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
  • Se nurîhim âyâtinâ fîl âfâkı ve fî enfusihim hattâ yetebeyyene lehum ennehul hakk(hakku), e ve lem yekfi bi rabbike ennehu alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun)
  • Âyetlerimizi afakta ve enfüste  onlara göstereceğiz. O’nun hak olduğu onlara tebeyyün etsin (açıkça belli olsun) diye.Rabbinin herşeye şahit olması kâfi değil mi?

 

İşte  sohbetimizİn konusu bu ayetler,  genişce âfâkî mahiyetteydi (açıkça gözüken). Enfüsi dediğimde biraz daha inceliklere, derinlere inen  ve kişisel olarak değerlendirdiklerimizdir. Şimdi biz bu ayeti kişisel olarak ele aldığımızda; bizim içimizde de kibirlenmek isteyen bir yapımızın ve zaif olan bir  yanımızın olabileceği gerçeği ortaya çıkar. 

Anlatılan bu ayetlerde ki ahiret perdeleri kalktığında imtihan sırrı ortadan kalktığında , herşey alenî olarak  ortaya çıktığında, dünyada işleyen mekanizmanın ne olduğunu insanlar anlayacak.!

Nefisler anlaşılacak.! Bilinçaltı anlaşılacak.!

 Bilişsel farklılıklarla algılama düzeyi herşey ortaya çıktığında insanlar diyecek ki: Eğer siz olmasaydınız, (yani nefislerin kibirlenmeye müsait yapıları ), benim o iman eden kısmım ortaya çıkardı.

Bir insanın tamamen mümin olmasını engelleyen sistem işte o kibirlenme eğilimi olan, yine insanın kendi içinde olan sistemdir yani nefsidir. Orada insan emmare mertebesinde nefsine dönüp diyecek ki : “eğer sen olmasaydın ben müminlerden olurdum”.Benim mümin olmamı engelleyen şey meğerse ,sen(nefs)mişsin.

 Bir Hadis-i Şerîf’te:

Ölmeden evvel ölünüz.  (S.A.V)  buyurulmaktadır.

Bir gün öldüğünde sen zaten bu gerçekleri anlayacaksın.Sen ölmeden evvel içindeki kibirlenmeye müsait nefsani mekanizmanı  ehlileştir, terbiye et ki iman derecen artsın. Bir gün zaten onu (nefsini) suçlayacaksın.

Ayette söylenen “ve lev terâ ” /وَلَوْ تَرَى : ( keşke görsen)  ifadesi ile bu durum vurgulanıyor. Ölüm bir müminin sürekli düşünmek zorunda olduğu bir hal! Ölüm de bu işleyen hayatın sürecinin sonrası demektir. Bu sürecin işlenmesinde kişi yakinen iman etmelidir.


Ankebut-64 :

  • وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
  • Ve mâ hâzihil hayâtud dunyâ illâ lehvun ve laib(laibun), ve inned dârel    âhırete le hiyel hayevân(hayevânu), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
  • Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.

 

ALLAH u Teâla bize bu ahiret sahnelerini hatırlatarak onların  durumunu haber  vermekte, bize onlar gibi olmayın demekte, bu afâkî manası idi. Bir de enfüsi manasıyla , sizlerin de içlerinde  kibirlenmek isteyen sizi zayıf duruma getirmek isteyen  bir yapınız var. Dikkat et dizginler nefsinin elinde olmasın sonrasında birbirinizleri suçlayacak durumda olursun sahnesine  ikaz yer almaktadır.

 

Deniyor ki: Nefs olmasaydı insanlar RABB’lerine yapışırlardı.

Çünkü hidayet unsurları insaoğlunda fazlasıyla var.Öncelikle ALLAH’ın  emrinden olan Ruh’u taşıyoruz.


(İsrâ -85)

  • وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً
  • Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).
  • Sana ruhtan sual ederler. De ki: «Ruh Rabbimin emrindendir. Size ise ilimden ancak az birşey verilmiştir.     

                              Bizde  zaten melekut aleminden ;o yüce lâtîf alemden gelen ruh var.ALLAH u Teâla’ya şahit olan bir unsur bizde var.

Kelime-i Şehadet getirirken de  (eşhedü) şahit olan ,bizde var olan bu ruh’tur. İşte bizler bu ruh bilincini kuvvetlendirdiğimizde şahit olmuş oluyoruz.İşte o alemde ki şahit konumunda olan bu ruh’tu.Hem bu şahit olan ruh’la ve ALLAH’ın içimize koyduğu diğer hidayet mekanizmaları ile birlikte (kitap,peygamber,din) neticesinde  herkes zaten mümindir.

Katılımcı( Konferans yöntemiyle) —Ruh nedir, nefs nedir:?

Nefs ile ruh birbirinden tamamen farklı kavramlardır.Maalesef çoğu bu konudan uzak kişiler bu ikisini birbirleriyle karıştırmaktadır. Hatta son surelerin birisinde “nefisler birleştirildiğinde/çiftleştirildiğinde/eşleştirildiğinde” diyor :


(Tekvîr-7)

  • وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَت
  • Ve izen nufûsu zuvvicet.
  • Nefisler eşleştirildiğinde (iyiler iyilerle, kötüler kötülerle bir araya toplandığında)

Ancak bu ayet bazı meallerinde “ruhlar  çiftleştirildiğinde” gibi teknik bir hata yapılmıştır.Çünkü ruh ALLAH’ın emrinden, bu dünyada gurbette gibi yaşayan ALLAH’a şahit olmuş bir değer. Nefsler  ise zevceyn’dir Yani dişiliği erkekliği olandır.Bir şey de nefs varsa bilin ki cinsiyet de vardır. Bakınız meleklerde cinsiyet var mı:? Yok..Çünkü onlar ruhanî varlıklardır. Cebrail (a.s) sıfatı Ruh-ûl Emîn ya da Ruh-ûl Kudûs’tür. Ruh onun sıfatı olmuş, dişi ya da erkekliğinden söz edilemez.

Hatta bu konuda ikaz vardır :


(Zuhrûf-19)

  • وَجَعَلُوا الْمَلَائِكَةَ الَّذِينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمَنِ إِنَاثًا أَشَهِدُوا خَلْقَهُمْ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْأَلُونَ
  • Ve cealûl melâiketellezîne hum ibâdur rahmâni inâsâ(inâsen), e şehidû halkahum, setuktebu şehâdetuhum ve yus’elûn(yus’elûne).
  • Ve o Rahmân’ın kulları olan melekleri dişiler kıldılar. Onların yaradılışlarında hazır mı bulundular? Elbette onların şehâdetleri yazılacak ve sual olunacaklardır.

İşte bunlar Kur’ân’la içiçe olmayanların bu manevi mekanizmalardan uzak olanların  yorumlarıdır.

 

Tekrar konumuza dönersek;

Eğer sen “Ölmeden evvel ölünüz’’ Hadis-i Şerif’ini tatbik edersen, bu gerçekliklerin farkına varıp yaşarsan ; yani  içindeki kibirlenen büyüklenen sistemin olduğunu bilirsen; nefsinin her dediğini yapmazsın,ona muhalefet olursun,onu tezkiye ve terbiye edersin. Böylece hem ahiretin için faydalı olur , hem de bu dünyada iman etmene vesile olur.


 

İşte ALLAH u Teâla  31 .Ayette bu gerçekliği bize

hem afâkî olarak hem enfüsi olarak anlatıyor.


 

 

ALLAH-U TEALA BİZLERİ

ölmeden evvel ölenlerden ;

nefsimizin farkına varıp,

kibirlenmek isteyen mekanizmalara karşı dirayetli;

“Sırâtel Mustakîm” in bizi yapmak istediği gibi 

dik duran vakarlı müslümanlardan ETSİN.

AMİN…

 Sadakallahül’l-Azim

                     

SEBE (18.sohbet) 29-30.ayetler



SES KAYDINI MP3 OLARAK DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ:
https://yadi.sk/d/CbsiJYHGfSZoz


SEBE 29

وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum sâdikîn.

1. ve yekûlûne : ve diyorlar, derler
2. metâ : ne zaman
3. hâzâ : bu
4. el va’du : vaad
5. in : eğer
6. kuntum : siz oldunuz
7. sâdikîne : sadık olanlar, doğru söyleyenler
Ve: “Eğer sadıklar (doğru söyleyenler) iseniz bu vaad (kıyâmet) ne zaman?” derler.

SEBE 30

قُل لَّكُم مِّيعَادُ يَوْمٍ لَّا تَسْتَأْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ

Kul lekum mîâdu yevmin lâ teste’hirûne anhû sâaten ve lâ testakdimûn(testakdimûne).

1. kul : de
2. lekum : sizin için
3. mîâdu : (belirlenmiş) zaman
4. yevmin : (bir) gün
5. lâ teste’hirûne : tehir edemezsiniz, geciktiremezsiniz, erteleyemezsiniz
6. an-hu : ondan
7. sâaten : bir saat
8. ve lâ testakdimûne : ve takdim edemezsiniz, öne alamazsınız
De ki: “Sizin için (belirlenen) günün zamanından, bir saat (dahi) tehir de edemezsiniz ve takdim de edemezsiniz (geciktiremezsiniz veya öne alamazsınız).”

SEBE (17.sohbet) 27-28.AYETLER


SES KAYDINI MP3 OLARAK DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ:

https://yadi.sk/d/DhOmBpe3fGnXX


SEBE 27.AYET :

 قُلْ أَرُونِي الَّذِينَ أَلْحَقْتُم بِهِ شُرَكَاء كَلَّا بَلْ هُوَ اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Kul erûniyellezîne elhaktum bihî şurekâe kellâ, bel huvallahul azîzul hakîm.

1. kul : de
2. erûniy : bana gösterin
3. ellezîne : onlar
4. elhaktum : siz ilhak ettiniz, dahil ettiniz
5. bi-hi : ona
6. şurekâe : şerikler, ortaklar
7. kellâ : hayır, olamaz
8. bel : hayır, bilâkis
9. huvallahu (huve allahu) : o Allah ki
10. el azîzu : azîz, üstün, yüce
11. el hakîmu : hüküm ve hikmet sahibi
: De ki:Ortaklığa ilhak (dahil) ettiğiniz ortakları bana gösterin. Olamaz,bilakis. O Allah ki; Azîz’dir (üstün, yüce), Hakîm’dir (hüküm ve hikmet sahibi).

SEBE 28.AYET

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

Ve mâ erselnâke illâ kâffeten lin nâsi beşîren ve nezîren ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn.

1. ve mâ erselnâ-ke : ve seni göndermedik
2. illâ : ancak, den başka
3. kâffeten : bütün, hepsi
4. li en nâsi : insanlar için
5. beşîren : müjdeleyici
6. ve nezîren : ve nezir, uyarıcı
7. ve lâkinne : ve lâkin, fakat
8. eksere : daha çok, çoğu
9. en nâsi : insanlar
10. lâ ya’lemûne : bilmiyorlar

 

SEBE (16.sohbet) 24-26. AYETLER


 

SES KAYDINI MP3 OLARAK DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ:

https://yadi.sk/d/-II2R7IDf7mwt


 

SEBE 24:

قُلْ مَن يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ قُلِ اللَّهُ وَإِنَّا أَوْ إِيَّاكُمْ لَعَلَى هُدًى أَوْ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Kul men yerzukukum mines semâvâti vel ard(ardı), kulillâhu ve innâ ev iyyâkum le alâ huden ev fî dalâlin mubîn(mubînin).

1. kul : de
2. men : kim
3. yerzuku-kum : sizi rızıklandırır
4. min es semâvâti : semalardan, göklerden
5. ve el ardı : ve arz, yer
6. kulillâhu (kul allâhu) : ‘Allah’ de
7. ve innâ : ve muhakkak (ki) biz
8. ev : veya
9. iyyâ-kum : siz, size
10. le : elbette, mutlaka
11. alâ huden : hidayet üzerinde
12. ev : veya
13. : içinde
14. dalâlin : dalâlet
15. mubînin : apaçık

 

MEALİ :

De ki: “Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kim?” “Allah” de. Ve muhakkak ki biz veya siz, mutlaka ya hidayet üzerindeyiz veya apaçık dalâlet üzerinde.


SEBE 25:

قُل لَّا تُسْأَلُونَ عَمَّا أَجْرَمْنَا وَلَا نُسْأَلُ عَمَّا تَعْمَلُونَ

Kul lâ tus’elûne ammâ ecremnâ ve lâ nus’elu ammâ ta’melûn(ta’melûne).

1. kul : de
2. lâ tus’elûne : siz sorulamazsınız, sorgulanmazsınız
3. ammâ (an mâ) : şeylerden
4. ecremnâ : biz cürüm yaptık, suç işledik
5. ve lâ nus’elu : ve biz sorulmayız, sorgulanmayız
6. ammâ (an mâ) : şeylerden
7. ta’melûne : siz yapıyorsunuz

 

MEALİ

De ki: “Bizim yaptığımız cürümlerden (suçlardan) siz sorgulanmazsınız. Ve biz (de) sizin yaptıklarınızdan sorgulanmayız.”


SEBE 26

قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ

Kul yecmeu beynenâ rabbunâ summe yeftehu beynenâ bil hakk(hakkı), ve huvel fettâhul alîm(alîmu).

1. kul : de
2. yecmeu : toplar, toplayacak
3. beyne-nâ : bizim aramızda, bizim aramızı
4. rabbu-nâ : bizim Rabbimiz
5. summe : sonra
6. yeftehu : fethedecek, açacak, hüküm verecek
7. beyne-nâ : bizim aramızda, bizim aramızı
8. bi : ile
9. el hakkı : Hak
10. ve huve : ve o
11. el fettâhu : açan, hükmeden, fetheden
12. el alîmu : âlim olan, en iyi bilen

MEALİ

:

De ki: “Rabbimiz bizi birarada toplayacak. Sonra hak ile bizim aramızı açacak (hüküm verecek).” Ve O; Fettah’tır (hak ile hükmeden) ve Âlim’dir (en iyi bilen).

← Geri

Yanıtınız için teşekkür ederiz. ✨

SEBE (15.sohbet) 23-24.ayetler

SES KAYDINI MP3 OLARAK DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ:
https://yadi.sk/d/g28PKMODexZpG


SEBE 23

وَلَا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ عِندَهُ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُ حَتَّى إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ

Ve lâ tenfeuş şefâatu indehû illâ li men ezine leh(lehu), hattâ izâ fuzzia an kulûbihim kâlû mâzâ kâle rabbukum, kâlûl hakk(hakka), ve huvel aliyyul kebîr(kebîru).

1. ve lâ tenfeu : ve fayda vermez
2. eş şefâatu : şefaat
3. inde-hû : onun yanında, katında, huzurunda
4. illâ : ancak, den başka
5. li : için
6. men : kim, kimse(ler)
7. ezine : izin verdi
8. lehu : ona
9. hattâ : hatta, olunca
10. izâ : olduğu zaman
11. fuzzia : dehşete kapıldı
12. an kulûbi-him : onların kalplerinden
13. kâlû : dediler
14. mâzâ : ne
15. kâle : dedi
16. rabbu-kum : sizin Rabbiniz
17. kâlû : dediler
18. el hakka : hak
19. ve huve : ve o
20. el aliyyu : âli, çok yüce
21. el kebîru : kebir, çok büyük

 Ve O’nun huzurunda, kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefaati bir fayda vermez. Onların kalplerinden korku giderilince: “Rabbiniz ne buyurdu?” dediler. (Onlar da) “Hakkı buyurdu.” dediler.

Ve O; Âli’dir (çok yüce), Kebir’dir (çok büyük).


 SEBE 24

قُلْ مَن يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ قُلِ اللَّهُ وَإِنَّا أَوْ إِيَّاكُمْ لَعَلَى هُدًى أَوْ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Kul men yerzukukum mines semâvâti vel ard(ardı), kulillâhu ve innâ ev iyyâkum le alâ huden ev fî dalâlin mubîn(mubînin

1. kul : de
2. men : kim
3. yerzuku-kum : sizi rızıklandırır
4. min es semâvâti : semalardan, göklerden
5. ve el ardı : ve arz, yer
6. kulillâhu (kul allâhu) : ‘Allah’ de
7. ve innâ : ve muhakkak (ki) biz
8. ev : veya
9. iyyâ-kum : siz, size
10. le : elbette, mutlaka
11. alâ huden : hidayet üzerinde
12. ev : veya
13. : içinde
14. dalâlin : dalâlet
15. mubînin : apaçık

:

De ki: “Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kim?” “Allah” de. Ve muhakkak ki biz veya siz, mutlaka ya hidayet üzerindeyiz veya apaçık dalâlet üzerinde.

:

← Geri

Yanıtınız için teşekkür ederiz. ✨

SEBE (14.sohbet) 22-23.Ayetler (şefaat)


SES KAYDINI MP3 OLARAK DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ:

https://yadi.sk/d/mQmI82wHeqDSM



AYET METİNLERİ



SEBE 22.AYET

قُلِ ادْعُوا الَّذٖينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَلَا فِى الْاَرْضِ وَمَا لَهُمْ فٖيهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَهٖيرٍ

Kulid’ûllezîne zeamtum min dûnillâhi, lâ yemlikûne miskâle zerretin fîs semâvâti ve lâ fîl ardı ve mâ lehum fîhimâ min şirkin ve mâ lehu minhum min zahîrin.

Allah’ı bırakıp da ilah saydığınız şeylere dua edin durun!Onlar göklerde ve yer de zerre miktarı bir şey yapmaya malik değillerdir.Onlar’a gökte ve yerde bir ortak da yoktur.Allah’ın da onlardan bir yardımcı’sı yoktur.

SEBE 23.AYET

وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُ اِلَّا لِمَنْ اَذِنَ لَهُ حَتّٰى اِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِىُّ الْكَبٖيرُ

Ve lâ tenfeuş şefâatu indehû illâ li men ezine lehu, hattâ izâ fuzzia an kulûbihim kâlû mâzâ kâle rabbukum, kâlûl hakka, ve huvel aliyyul kebîru

O’nun katında şefaat fayda vermez,Ancak O’nun izin verdiği kimse müstesna.Nihayet kalplerindeki dehşet giderildiği vakit:”Rabbiniz ne buyurdu?”derler.”Hakkı söyledi”derler.O,çok yüce ve çok büyüktür.


SES KAYDININ METNİ BİR MÜDDET SONRA YAYINLANACAKTIR…İNŞAALLAH.


← Geri

Yanıtınız için teşekkür ederiz. ✨

SEBE (13.sohbet) 21.Ayet#


SES KAYDINI MP3 OLARAK DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ:

https://yadi.sk/d/UIVUw7-Geh3Jf


AYET METNİ


34-Sebe Suresi 21. Ayet (İniş Sırası: 58)

وَمَا كَانَ لَهُ عَلَيْهِمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يُؤْمِنُ بِالْاٰخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا ف۪ي شَكٍّۜ وَرَبُّكَعَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَفٖيظٌ

Vemâ kâne lehu ‘aleyhim min sultânin illâ lina’leme men yu/minu bil-âḣirati mimmen huve minhâ fî şek verabbuke ‘alâ kulli şey-in hafîzun

O’nun insanlar üzerinde hiçbir kuvvet ve delili yoktur.Ancak biz şunu anlamak için musallat ederiz;Kimin ahiret’e imanı var,Kiminde ondan şüphesi var.Rabbin her şeyi kendi hıfsında tutar.


SES KAYDININ METNİ BİR MÜDDET SONRA YAYINLANACAKTIR…İNŞAALLAH.


( BU YAZI,DAHA EVVEL YAYINLANMIŞ SES KAYDININ YAZIYA DÖKÜLMÜŞ METNİDİR.

BİR SÜRE SONRA SİLİNECEKTİR. YAZIYA DAHA SONRA SES KAYDININ OLDUĞU KISIMDAN VE RESMİN ALTINDA BULUNAN SAYFA SEKMELERİNDEN (SEBE- SOHBETLERİN METİNLERİ) ULAŞABİLİRSİNİZ.)

SEBE (13) 21.AYET:

Eûzu billahi mineşşeytânirracîm.

Bismillahirrahmanirrahîm.


Evet,Arkadaşlar Sebe Suresine kaldığımız yerden devam ediyoruz..

Geçen hafta 20.Ayeti işlemeye çalışmıştık…

20-21.Ayetler beraber gibi..

20.Ayetle beraber ilişkilendirerek alakalı olsun diye onuda  işleyeceğiz..


Sebe 20.Ayeti hatırlayalım.


34-Sebe Suresi 20.Ayet(İniş Sırası:58)

وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ اِبْلٖيسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ اِلَّا فَرٖيقًا مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ

Velekad saddeka aleyhim iblîsu zannehu fettebe’ûhu illâ ferîkan minel muminîne

Yemin olsun ki iblis onlar üzerindeki zannını gerçekleştirdi.

Mü’minler’den bir fırka hariç hemen ona uydular.


 Yukarıda Sebe Kavmiyle ilgili meydana gelmiş iki tane olay vardı.

1.Muhteşem ikramlar veriliyor..Buna rağmen onlar şükürsüzlük ediyorlardı..

Rabbim onların üzerinde arim seli gönderiyordu (bknz.Sebe 16.Ayet)

Onların üzerine azap indiriyordu…Bahçelerini dağınık bir hale getiriyordu..

2 .Nice ulaşım , emniyet imkanları verildiği halde onlar nankörlük ediyorlar..

Onların da bu imkanlarını gideriyor.. Onları dağınık bir hale getiriyordu..

“Bunlarda  şükür eden sabırlılar için.. (nice ayeteler,ibretler,deliller) var “diyordu..(bknz.Sebe 19.Ayet)

Buna özgü olarak hemen arkasından geçen hafta işlediğimiz, iblisle-şeytanla ilgili Ayet gelmişti..

“Yemin olsun ki iblis onlar üzerindeki zannını gerçekleştirdi.Mü’minler’den bir fırka hariç hemen ona uydular.”

meallerde gerçekleştirdi diyor..(Bu doğru değil..geçen hafta işlemiştik..)

Sonuç itibarıyla “insanlar üzerindeki iddaası gerçek oldu “manasını vermek daha doğru olur.

Çünkü zannını diyordu hatırlıyor musun?

Zan konusunda ne demiştik?

Zan Hakikat değildir..

(Bunu biraz iddaalı konuşmuştum ama Ayeti nasip oldu…)


53-Necm 28. Ayet :

وَمَا لَهُمْ بِهٖ مِنْ عِلْمٍ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنٖى مِنَ الْحَقِّ شَيْپًا

Ve mâ lehum bihî min ılm, iy yettebiûne illez zann, ve innez zanne lâ yuğnî minel hakkı şey’â.

Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.


Yani Zan Hakikat değildir’!!

Zan: Delil bilgisi ,manasında da kullanılıyor.. Özellikle burada Ayetlerin çoğunda kast edilen yer “Tahmin” anlamında Zan .

Yani siz bir konuda siz bir görüş bildiriyorsunuz..Ama bu hakikat olmayabilir…

Hatırlarsanız Hucurat Suresinde özellikle bununla ilgili bir tehdit vardı.


  • Hucurat Suresi 12.Ayet: Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.

iblisin bir iddaası vardı..Neydi bu iddaa?

“Şüphesiz ben onları azdıracağım..”


  • HİCR SURESİ 39.AYET:(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!

Onlar bana tabi olacaklardı diye iblisin iddaası vardı..

şeytan değil- iblisken.. bir iddaası vardı.


  • SAD SURESİ 79-85.AYETLER:
  • (79) Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver, dedi.
  • (80-81) Allah: Haydi, sen bilinen güne kadar mühlet verilenlerdensin, buyurdu.
  • (82-83) İblis: Senin mutlak kudretine andolsun ki, onlardan ihlâsa erdirilmiş kulların bir yana, hepsini mutlaka azdıracağım, dedi.
  • (84-85) Allah:Doğrusu -ki ben hep doğruyu söylerim- mutlaka sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım! buyurdu.

Burada bakın bir iddaası vardı..

Bu idaanın doğru olmadığını Rabbim devamında ne diyordu?


  • Hicr39-40:
    Dedi ki: Rabbım; beni azdırdığın için, andolsun ki; ben de onlara yeryüzündeki fenalıkları güzel göstereceğim ve onların hepsini azdıracağım. 

Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.”

  • Hicr41-42:
    Allah şöyle buyurdu: “Bu benim gösterdiğim dosdoğru yol budur.

 

Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir sultanlığın yoktur. Ancak azgınlardan sana tabi olanlar müstesna.”


Şimdi geçen hafta açıklamıştık..Tekrar vurgulamak istiyorum…

İkisi aynıymış gibi geliyor!!! Ama değil.

Birincisinde  bir iddaa var..(Hicr 39-40)

Şeytan kendisinde güç ve kudret adlediyor.. Diyor ki “ben” onları saptıracağım…

Sadece senin ihlaslı kulların müstesna (bknz.Hicr 40)

 

Lakin ALLAH-U TEALA diyor ki; (burayı çok iyi anlamınızı istiyorum)

“Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir sultanlığın yoktur. Ancak azgınlardan sana tabi olanlar müstesna”

***SENİN SULTANLIĞIN YOK!!!!!SEN KİMSİN Kİ!!!!! ANCAK ONLAR SANA TABİ OLURLAR.***

 

Bakın bu çok ilginç ..(Maalesef bu Tefsirlerde atlanmış..)

(Hatta ismini vermeyeceğim bir tefsirde diyor ki! Nasıl öyle br hatada bulunmuş..herhalde yanlış bir anına geldi..”şeytan kendi iddaasının haklı çıkardı..ALLAH’ın iddaasını haksız çıkardı “gibi bir ifadede bulunmuş.)

Altını çizdim..Kendisine de mail atacağım..kendiside tanıyorum o şahsın.. beraber bir kahvaltıya gitmiştik..herhalde orada bir …matbaa hatası yada iddaasını tam yansıtamadı… ALLAH’ı haksız çıkarmak ..şeytanı haklı çıkarmak gibi bir şey olamaz..)

"saddaka" fiilinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanan.

Biraz evvel Hicr Suresinindeki ALLAH-U TEALA nın şeytanın tekzip etmesinden biz bunu anlayabiliyoruz..

21. Ayette biraz sonra bununla ilgili bir ifadesi var..

iblisin -gerçekleştirdiği demeyelim de- sonuç itibarıyla dediği gerçekleşen şeyin ne olduğunu biliyor musunuz?


ARAF 17.AYET:

  • ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ اَيْدٖيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَائِلِهِمْ وَلَا تَجِدُ اَكْثَرَهُمْ شَاكِرٖينَ
  • «Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!» dedi.

Hatırlıyorsanız..

Yukardaki Sebe Kavminin azabı hak etmesinin gerekçesi neydi?

Sebelilerin şükretmemesi yani küfür etmesiydi.

İşte zannının doğru çıkması ! İnsanların yaptığı şükürsüzlük, iblisin zannının doğru çıkmasına sebep olacak..

Sonuç itibarıyla söylüyorum..sebebi işte bu şükürsüzlükleri..

ben onları saptıracağım diyor..

  • İddaası ne ? “sen onları şükür ediciler bulamayacaksın” ..diyor..

Demek ki iblisin ,bu dünyadaki ismiyle..bizim muhatap olduğumuz haliyle şeytanın ,en büyük fitne gayretlerinden vesvese gayretlerinden birisi neymiş.???

  • İNSANI ŞÜKÜRSÜZLÜĞE SEVK ETMESİ..

Bakın şükürsüzlüğe bizzat kendisi götürmüyor..!!!

Vesvese veriyor , fitne veriyor..

  • Sen zaten hazır olan kısmınla ona zemin hazılıyorsun..
  • Onun fitnesi, vesvesi de cazip geliyor..
  • Sen de şükürsüzlük alametleri gösterecek şekilde düşünüyorsun yada amel ediyorsun..

Bakın faturayı insanlığa,kendi üzerimize alıyorum görüyor musunuz?

Yani insan düşüncesiyle, nefsindeki özellikleriyle,  kendi oluşturduklarıyla… şükürsüzlük halini kendinde oluşturuyor..

  • Beğenmiyor..
  • Razı olmuyor..
  • Sabırlı olmuyor..
  • Memnuniyetsizlik gösteriyor..

Nimetlerin ALLAH’tan geldiğini reddediyor, örtüyor..

Hah şimdi zemin hazır!!!

Şimdi vesvesesini veriyor..fitnesini veriyor.. frekans karıştırcılığı yapıyor…virüs bulaştırıyor..

Sen de onunla beraber ikiye katlanarak şükürsüzlük etmiş oluyorsun…

Şükürsüzlük çok hafif bir ifade Ayetsel ifadeyle “Küfür ediyorsun”…

ehli küfür oluyorsun.. ehli şükür yada ehli küfür..

şükürsüzlük nankörlük ifadesi hafif kalıyor arkadaşlar ..


BAKARA 152.AYET:

Fezkurûnî ezkurkum veşkurû lî ve lâ tekfurûn.

  • Öyle ise siz beni zikr edin  ki ben de sizi zikr edeyim.
  • Bana şükredin; sakın bana “nankörlük” etmeyin!(Küfür etmeyin)

Nankörlük etmeyin sadece bizim ülkemizde var..

Nankörlük etmeyin diyorlar..İnanın belki sadece sadece bizim lisanımızda nankörlük etmeyin bir ifadesi var..

Nankörlük hafifletmiyorum..o da kötü bir amel ama.. küfür etmeyi düşündüğünüzde ahirete özgü çok büyük karşılığı var..

Zaten 21. Ayette bu imtihanın var.. bu imtihanın sebebini söylüyor..10:32

Hadi, artık buraya geçelim…


 

 



SEBE 21.AYET:

وَمَا كَانَ لَهُ عَلَيْهِم مِّن سُلْطَانٍ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يُؤْمِنُ بِالْآخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا فِي شَكٍّ وَرَبُّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَفِيظٌ

Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekkin ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîzun

O’nun insanlar üzerinde hiçbir kuvvet ve delili yoktur.Ancak biz şunu anlamak için musallat ederiz;Kimin ahirete imanı var,kiminde ondan şüphesi var. Rabbin her şeyi kendi hıfsında tutar.



sultân: sulta demek.

Zaten otoritesi sultanı yaptırım gücü olan mevkiye ne deniyor.? Sultan deniliyor.

Eski devirleri düşünün padişah,kral anlamında melik anlamında sultan deniliyor..

Rabbim diyor ki onun hiç bir sultası yoktu.yani gücü kuvveti .

Onlar üzerine ..aleyhim ….dediği kim?

Onlar kim?

  • Birinci anlamıyla, afaki (ilk görünen) anlamıyla Sebe kavmi
  • İkinci anlamıyla, enfusi (daha derin) anlamıyla da BİZ.!!)

Sebe kavmine götürdüğümüzde işi “oh biz yırttık” diyoruz..”Ne kadar kötü kavimmiş”..

Ama üzerimize aldığımızda (“aleykum”gibi anlayın bunu)..

Sizin üzerinize:”bir sultası yok..”

 

” ma kane” /Olmadı , diyor..

Yani geçmişte de yoktu..(Yani Hz. Adem (a.s.) kastediliyor)…Onun üzerine de yoktu..

Hz. Adem (a.s.) ne yaptı?ona tabi oldu.

Herşey güzeldi ; tek bir emir vardı: 


BAKARA 35.AYET:Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik.


Vesvese vermeye başladı şeytan “ya şu ağaca yanaş şu ağaca yanaş”…

2 tane delil gösterdi “neden bu ağaca yaklaşmanı istemiyor Rabbın” diye

  1. melek olursunuz
  2. ebedî kalanlardan olursunuz.

ARAF 20.AYET:Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi.


O vesveseye kandı. O zaman da yoktu sultanı… şimdi de yok..

“Kane”nin anlamı : idi demek.

Şimdi sultanla ilgili ayetler var..“Sultası yok” sadece burada geçmiyor.

3 yerde geçiyor.


  • Hicr 42

«Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir sultanlığın yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna.»


 

  •  İsra 65

Şurası muhakkak ki, benim (ihlâslı) kullarım üzerinde senin hiçbir sultan yoktur.(Onları) koruyucu olarak Rabbin yeter.


 

  • Sebe 21

O’nun insanlar üzerinde hiçbir kuvvet ve delili yoktur.Ancak biz şunu anlamak için musallat ederiz;Kimin ahirete imanı var,kiminde ondan şüphesi var. Rabbin her şeyi kendi hıfsında tutar.


“Muhlislerden başkası” diyor..Muhlis ne demekti?

İhlaslı kul demek..

İşte bunun birleştiği yer..

SEBE 21 deki” Mu’minlerden bir fırka ” dediği =ihlaslılar..Halisena; ALLAH’a kulluk edenler..

 

Bunların dışındakilerin şeytanın vesveselerine  uyma ihtimali çok yüksek..

İşte Sultası yok ama vesvese kuvvetli,kendisine zayıf bir alan oluşturuyor..

 

Zayıf Alanı;Geçen hafta güzel ifade etmişiz…

İnsan aklını kullanmayarak kendinde uygun bir zemin oluşturuyor..

Dedik ya aklıyla ve kendi nefsinin bazı özellikleriyle..

Bunu bir havaalanına benzettik..Bir havaalanı oluşturuyor..

Şeytanın da vevsvese uçaklarından gönderilen pislikler o hava alanına iniyor..

Sen ona uygun bir hale getiriyorsun kendini…

 

Yunus Yüz! (Yunus suresi 100.ayet) çok net bir Ayet;


10-Yunus suresi 100. Ayet

  • وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تُؤْمِنَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذٖينَ لَا يَعْقِلُونَ
  • Ve mâ kâne linefsin en tué’mine illâ biiznillâh, ve yec’alur ricse alellezîne lâ yağgılûn.
  • Allah’ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, akıllarını kullanmayanlar üzerine pislik atar.

Birinci hal sen aklını kullanmıyorsun..

Diyorsun ki; Pislikler gelin bana..

Çağırıyorsun yani..

Bakın Etken sensin, şeytan da vesvese vermeye yer arıyor zaten..

Onun o pislikleri senin üzerine bulaşıyor..

Artık sen o pislikle beraber tabi olma konumunda daha zayıf oluyorsun..

 

Bakın bunun niye anlatıyorum..

Etken sensin..Suçu başka yerde arama!!

Bunu açıklamaya çalışıyorum..

Ya “ihlaslı kullar” ?…İhlaslı kulların buna uymama şansı çok yüksek , çünkü akıllarını kullanıyorlar..

ALLAH aklını kullanmanı istiyor..

Gerçekleri değerlendirmeni,analiz etmeni,bu kadar hidayet unsurunu değerlendirmeni ve onu uygun haline gelmeni istiyor..

Ve bekliyor..

Şimdi bunu niye yapıyor..??

1 ileri 1 geri giderek açıklamaya çalışacağım..


إِلَّا لِنَعْلَمَ  / illâ li na’leme ..

Ancak biz şunu anlamak için yapıyoruz  ki bunu…


مَن يُؤْمِنُ بِالْآخِرَةِ /  men yû’minu bil âhire..

Kim ahirete inanıyor.. ahirete iman eden kim…


مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا فِي شَكٍّ /mimmen hüve minha fi şekkin.

 ve kimin de ondan ahiretten şüphesi var…(ayırt edilsin)


Yani ALLAH-U TEALA bu sistemi ( niye yapıyor) kimin ahireti imanı var kimin şüphesi var.. ayırt etmek için yapıyor..

Şimdi burada “için” dediği ne biliyor musunuz?

1. anlamıyla şeytana mühlet verilmesi…süre tanınması..

 

Şimdi hikayeyi hatırlayalım..18:00


  •  Araf 11.Ayet:

Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem’e secde edin! diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.

  • Araf 12.Ayet: .

Allah-u Teala  buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.

  • Araf 13.Ayet:

Öyle ise, «İn oradan!» Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu.

  • Araf 16.Ayet:

Öyle ise dedi beni azdırmana karşılık (?) yemin ederim ki ben de onları saptırmak için her halde senin doğru yoluna oturacağım.


Bu iblisin iddaası..Kur’an-ı Kerimde iblis bir şey söylüyorsa onu hemen hak olarak anlamayacağız !…


 

Çünkü Kur’an da diyor ki “bu Kuran şeytanın sözü değil “diyor.. Bu ALLAH’ın sözü diyor..

(Tekvir 25-  وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَج۪يمٍۚ )


 

Alt cümlesinde ne var?

Onun sözü geçen yerlerde dikkat edin ..O hak mı değil mi?

ALLAH-U TEALA onun ağzından çıkan cümleleri  Kuran’da ” tırnak içinde ” veriyor..Buna çok dikkat edin…

İşte bu anlaşılmadığı için meallerde yanlış manalara giden ifadeler olabiliyor.

işte bu geçen haftalarda söyledik .Sad Suresinde geçiyor…


SAD SURESİ 79-85.AYETLER:

(79) Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver, dedi.

(80-81) Allah: Haydi, sen bilinen güne kadar mühlet verilenlerdensin, buyurdu.

(82-83) İblis: Senin mutlak kudretine andolsun ki, onlardan ihlâsa erdirilmiş kulların bir yana, hepsini mutlaka azdıracağım, dedi.

(84-85) Allah:Doğrusu -ki ben hep doğruyu (HAKKI) söylerim- mutlaka sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım! buyurdu.


Bu Hakk ifadesi meallerin çoğunda “işte doğruyu söyledin,işte Hak sözü budur “gibi ve sanki doğrularmış gibi yazılmış…..

Olur mu hiç!  ALLAH-U TEALA tam tersine tekzip ediyor..

Ondan sonraki cümleyle  alakalı ifade…

Kim ki sana tabi olursa “ben onları cehennemle dolduracağım”  sözü hak  diyor

“Benim sıratı mustakım bu ” diyor..

ALLAH-U TEALA Haşa ! Sen doğrusun dediğin der mi?

iblis Cennette yemin ediyor Adem’e …şüphesiz ben size nasihat verenlerdenim”diye..


 

ARAF 21.Ayet :
وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ
Ve kâsemehumâ innî lekumâ le minen nâsıhîn(nâsıhîne).

ALLAH üzerine yemin ediyor…Ben doğru söyleyenlerdenim..Ayetlerde geçiyor..

Ademi öyle kandırıyor…

Hiç unutmayın bu sözü Kur’an-ı Kerimde ALLAH-U TEALA nın sözü değil bakın..

iblis – şeytan bir şey iddaa ediyorsa o ifadeler “tırnak” içerisinde veriliyor..

Sen ona şüphe içerisinde yaklaşacaksın..

(…………………………….)

Bir katılımcı katkıda bulunuyor:

Güzel bir ifade söylediniz..

iblisin-şeytanın sözlerinin geçtiği yerde okuma adabı olarak daha alçak sesle söyleniyor..Makamında o yüceltmeye gidilmiyor..

Manasını bildikleri için bir bizim ülkemizde bilmiyorlar herhalde diğerleri bildiği için ona uygun söyleniyor..

Ona dikkat etmemiz lazım..


 

Bunları niye anlatıyorum?

işte o iblis-şeytan” bana mühlet ver ” diyor..

ALLAH-U TEALA da tamam diyor..”sana mühlet verdim” diyor..

Bakın o ayetlerde geçmiş..


Araf 14.Ayet:Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi.

Bir sonraki Ayetinde diyor ki,tamam sen süre verilenlerdensin..

Araf 15.Ayet: Kâle inneke minel munzarîn./Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.

İnzar etmek var; beklemek var ya… Na-Za-Ra (bakmak) kelimesinden geliyor..imkan verilip gözleme anlamına geliyor.

Tamam sen munzarîn olanlardansın diyor..


Sad suresi

(79) Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver, dedi.

(80-81) Allah: Haydi, sen bilinen güne kadar mühlet verilenlerdensin, buyurdu.


Adem ile  nerede uğraşıyor..

Cennette uğraşıyor..

İnsanların tekrar diriltileceği güne kadar..

Adem’in nihayetinde yeryüzüne indirileceğini ,dünyaya indirileceği biliyor..

Hani melekler de biliyor..

Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım diyor..


BAKARA 30.AYET:

Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.


Daha yeryüzünde yaşam yok..

İşte iblis de bu hakikati bildiği için diyor ki ;

İnsanların diriltileceği güne kadar..musaade et..

Adem’i kandıracağını yukarıda görüyor..

 

(……………..)

 

İşte iblise süre tanınıyor ya bunun sonucu olarak işte bir yaşam süreci var..

Kader burada yanlış anlaşılıyor…

ALLAH-U TEALA ta ezelden sen cehennemliksin sen cennetliksin diye insanları ayırmıyor…

Bakın bu yıllar evvel bu sorulduğu zaman kaçacak yer bulamıyordum bu sorudan…!!!

Ateistlerin en fazla şıkıştırdığı yer burası… insanları..

“Ya benim cennete-cehenneme gideceğim belliyse “;Haşa onların iddaası..

“beni cehenneme koyduysa ben ne yapabilirim ?” diye soruyorlar…

İnsanlarda bu kader innacını doğru anlamayıp ta..

Ya zaten ezelden belliydi kimin cennete cehenneme gideyeceği  derse

ALLAH’a Haşa haksızlık ediyor.

 

ALLAH bir mahlukunu cehenneme koymak için yaratmıyor…

Ama verilmişte bir sözü var..

Kim ki sana uyar diyor cehennemi onlarla dolduracağım.. diyor..

Çünkü ademiyete tövbe etmesiyle son bir şans verilmiş ;Cennete’ e geri dönebilmesi için.

şeytana uyanlar ise Cennete geri dönemeyecekler.onların ise yeri belli..

işte Hak olan söz bu..

 

Bun iyi ayırt edilmesi lazım…

Allah insana akıl fikir veriyor…Hidayet unusrlarını da gösteriyor..”Hadi bakalım yaşa” diyor..

İşte bunun imtihanını yaşıyoruz..

Kader ne demek? Ka-De-Re

 ölçmek , demek..


Muddesir 18.Ayet:Şüphe yok ki o, iyice bir düşündü de kendince ölçtü biçti.


Yani değerlendirme…Proje-yasa-kanunlar…

 

ALLAH-U TEALA bütün alemleri ilimle yaratıyor..

El Alim”ALLAH-U TEALA’nın Esması ;

Yaradılışın en başında ; ilk olarak “Alim Esması”yla , ilim sıfatıyla tecelli etti diyorlar…

Bu ne demek biliyor musunuz?

Herşeyde bir kanun var..

Herşey bir yasaya göre , maddi yada manevi yasaya göre işliyor..

Ki Buna SUNNETULLAH deniyor..

Kendisi ilimle Tecelli ediyor yarattıklarına ..

Dolayısıyla bu sisteme işte “kader” deniliyor..

Herşey bir ölçüye göre ….

İşte ALLAH’ın ezelden maddi-manevi kanunları koyması “kader”

 

Peki  bir de “takdir” denilen bir olay var..

Ben bu kelimeyi çok seviyorum..ALLAH “takdir etti” demeyi..

 

Şimdi sen cari olan kanunlar içerisinde cüz-i iradenle hareket ediyorsun..Davranıyorsun..

Sana ALLAH-U TEALA bir Kader çizgisi takdir ediyor..

Bak etken yine sensin..

 

Bir insan çok zengin olsa çok fazla parası olsa azacak…

Duası da var…”ALLAH’ım beni azdırma,senin yolunda olanlarda eyle,ahiretde beni mutsuz olanlardan eyleme” diye..

ALLAH-U TEALA bu duayı kabul etmiyor mu?

Senin azmayacağın kadar bir rızık takdir ediyor..

Fazlasını versen azacaksın..

  • Şimdi takdir eden kim ? ALLAH …
  • Kanunlar kimin kanunu ?ALLAH’ın kanunu
  • Etken ,belirleyici ,hak eden ise sensin..

Takdir ne demek ?(Arapça bilenler bilir)

  • tefil babında, “kaddere “fiilinin mastarı…

(karışık teknik bir terim kullandım..) açıklayacağım…

Kaddere :”başkası hakkında ölçtü biçti “demek..

Takdir: İşte bu “ölçüş biçiş “anlamına geliyor..

Yani karşındaki haline göre ; onun haline en uygun şartları verdi ,demek..

 

Yani bakın yine ;


Şura 30.Ayet: 

Ve size isabet eden her musibet ellerinizle kazandığınız bir şeydir , O  çoğunu da bağışlar.


Ama ALLAH-U TEALA yine buna rağmen ikram ediyor..

Başınıza gelen iyilik olarak ALLAH’tandır..

Başınıza kötü gelen nefsinizdendir…diyor ALLAH-U TEALA.


 

NİSA SÛRESİ 79.AYET

مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاً وَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا

Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâhi, ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsike. Ve erselnâke lin nâsi resûlân. Ve kefâ billâhi şehîdân.

Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir.

Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.


 

 

Bu anlamda kaderi çok iyi anlamak lazım..

Bir anlamda imtihan ediyor..

Ama İmtihan insanların “yanlış anladığı “gibi değil…

ALLAH’ın haşa!hiç bir sebebi  olmaksızın .. “bakalım kulum şurada ne yapacak ?” demesi,değil…

Onun kendi iddaasına göre ; Kendi imanına göre, ona şartları takdir ederek imtihan etmesi,demek..

Şimdi bakın burada daha iyi anlayacaksınız..

 

Bu mühlet vermesini şeytana .. niye yaptığı burada iyi anlayacaksınız?


Sad (79) Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver, dedi.

Sad (80-81) Allah: Haydi, sen bilinen güne kadar mühlet verilenlerdensin, buyurdu.


Vermeyebilirdi ALLAH-U TEALA. sana mühlet veriyorum diyor..

li na’leme :/ bilmek için..

 

Burasıda yanlış anlaşılıyor..

ALLAH bilmek için bunu yapmıyor…

ALLAH-U TEALA zaten biliyor ezelden herşeyi…

Kişiye göstermek için, sisteme kayıt edilmesi için…böyle yapılıyor.

Bakın burada “bilmem” için demiyor bakın..(kendi bilmem)


Bilmem demiyor "li a'lemu" demiyor  
"li na'lemu" diyor 
na'lemu biz demek...bizim bilmemiz için

Hatırlıyor musunuz? Daha evvel şunu söylemiştik…

Kur’an-ı Kerimde ALLAH-U TEALA bazı yerde “BEN” diyor bazı yerde “BİZ” diyor…

  • BEN dediği :bizzat ZAT’I
  • BİZ dediği ise : sistemle beraber kendisi..

ALLAH-U TEALA BİR SİSTEM KURMUŞ…30:36

Bu sistemde (biz dediğinde)

  • Câri Melekler var…
  • Sunnetullah var
  • Câri olan kanunlar var
  • Esma ul Husnaların Tecellileri var..

Bunlarla beraber biz diyor sistem olarak..

Ama BEN dediği bizzat kendisi…

 

Böyle herşeye kadir olan ALLAH-U TEALA’nın bir şeyi bilmemesi mümkün mü?

 

Bu anlaşılmıyor bugün ;bunu tam olarak anlayamayanlar…

“ALLAH birisinin kimle evleneceğinin bilemez “diye iddaalarda bulunuyorlar..

Tam anlaşılamamış.. kader tam anlaşılamadığı için…

 

Burada” sisteme ilim olarak kaydedilmesi için ve insanların bileceği hale getirmesi için” anlamında

yani kişiye gösteriliyor..

Ayetin sonlarında zaten görüyoruz..Acele edip söyleyeyim..

“ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz “diyor..

“ALLAH herşeyi hıfs edicidir.”..

“HIFZ ETMEK ” 2 manası var:

1- koruyucu , manasında

2- kaydedici ,manasında..

 

Kaydediyor ki insanlara bir gün… gösterecek..

Bunun bilinmesi..

 

Yani şunu söyle deriz ..bilmeyi ayırt ettirmesi içinde olabilir… ayırt etmesi için..

Yani insanlara ayırt ettirecek…

 

Kimleri ayırt edecekmiş..???

  • “men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekkin”
  • “Kimin ahirete imanı var,kimin de ondan şüphesi var”.diye

Şimdi burada Ahiret imanla ilgili 2 şey konuşacağım..

Ahirete imanın 2 yönü var( 2 side doğru…)

Ama aralarında bir seviye farklılığı var…

 

Birincisi : Siz bu dünyayı hak kabul ederseniz…Yine de imanınız var..

Tersten söylüyorum…İmanınız var… Ama bu dünyayı hak kabul ediyorsunuz…

İmanınızın gereği olarak ta ahirette hesap var..Ben cehenneme girmeyeyim diye cennete girmeyeyim diye hal ve hareketlerinize çeki düzen veriyorsunuz…dikkatli oluyorsunuz…

Bu güzel ama eksik..

Neden  eksik ? Çünkü bu dünyayı hak kabul ediyorsun…

Ahireti daha sonra olacak, sanki ahiret daha sonradan yaratılacakmış gibi bir inanç siteminiz var.

Bu müslümanca bir davranış ama mü’mince bir davranış değil..

 

Mü’min ne yapıyor?

Bizim bir kaç hafta evvel hatırlıyor musunuz işlemiştik..Adem kıssasında işlemiştik…


Bakara 36-37-38.Ayet:

Derken şeytân onlar(ın ayağın)ı oradan kaydırdı, içinde bulundukları (ni’met yurdu)ndan çıkardı. (Biz de) dedik ki: “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin, yeryüzünde kalıp bir süre yaşamanız lâzımdır.” Derken Adem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. Dedik ki: “Oradan tümünüz inin. Bundan sonra size benden bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”


Adem tevbe etip de tevbesi kabul edilmesine rağmen Cennet’te kalıyor mu? bakın kalmıyor..

Demek kihenüz  af edilmedi..

“Kimki benden size hidayet gelecek hidayetçi gelecek ona tabi olursa ,O mahzun olmayacaktır..”diyor.

Bizim bilmemizi istiyor bu gerçeği ALLAH-U TEALA.

Kur’an okuyun demiyor mu? Ana fikri bilin..

Sizde bir şekilde Adem’le beraberdiniz..

Hz. Ademin(a.s.) sırtındaki zürriyetinde...Siz de ordaydınız…

 

Hatta bir üstü ile

Adem’e RUH üfürülmüyor mu?

Daha sonra “kalu bela” ya da “elest meclisi “denilen yerdede sırtından zürriyetlerini çıkarılmıyor mu?

Çıkarılmadan evvel sırtında zürriyetler nerdeydi ?

Adem’in sırtındaydı..

Ruh üflenerek yaratılan ve meleklere secde emri verilen Hz.Adem’de(a.s.) o esnada sırtında zürriyeti vardı.

Zurriyeti biz değil miyiz?

Bırakın Cenneti; ilk yaratılışta ruhlar aleminde ,melekut aleminde ,kudret aleminde ne derseniz deyin..

Daha orada biz  bir şekilde bilincimizle biz vardık..

Ama hatırlamıyoruz.. Ruh bilinciyle oradaydık..

 Orada da, “kalu bela”da biz bir söz veriyoruz :

“Ben sizin rabbınız değil miyim?”(bknz Araf 172.Ayet)

Bir takım eylemler gerçekleşiyor..sonrası için söz veriliyor…Tekrar Adem’in sırtına konuyor..

Sonra Cennete indiriliyoruz..

Yine Hz.Ademin (a.s.) sırtındaki zurriyetindeyiz..

Oradan da hata yapılıyor..Yeryüzüne indiriliyor..

 

ALLAH-U TEALA bunu niye kıssalara anlatıyor..Sır diye saklayabilirdi..!!

” Asıl yerinizi bilin” diyor..“Sizin geçmişte bi yaşantınız vardı “diyor…

Bunu evvel anlatmıştık..Hatırlıyor musunuz? Ayetlerde Ahirette insanlar diyor ki…

“Sen bizi 2 kez öldürdün… 2 kez dirilttin.”..diyordu..


Mu’mın 11. Ayet:

Kâlû rabbenâ emettenesneteyni ve ahyeytenesneteyni fağterafnâ bizunûbinâ fehel ilâ hurûcim min sebîl.

Onlar: Rabbimiz, bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin.

Biz de günahlarımızı itiraf ettik. Bir daha (bu ateşten) çıkmaya yol var mıdır? derler.


 

Sıralamayı sondan başa doğru yaparsak:

  • En sondaki  diriltiliş  ne?…Ahıretteki  yeniden diriltiliş.(bunu ahirette söylüyorlar)..
  • Bir ölüm ne? Bu dünya sonundaki ölüş…
  • Bir diriltiliş ne? Anne karnında yaratılış …
  • Geriye ne kaldı.? bir ölüm..

Demek ki biz daha evvel ölmüşüz!

Bu dünyaya gelmeden bir şekilde ölmüşüz..,(bunlar ayet ifadeleri )

Nerede ölmüş olabiliriz?

“Kalu bela”da zürriyetlerin  çıkarıldıktan sonra tekrar Adem’in sırtına konması… ölüm anlamına geliyor..

 

ALLAH-U TEALA bunları niye açıklıyor? Ayetlerde…

Bize diyor ki ; bilin…

Siz daha evvel bir şekilde yaşıyordunuz..

Öldürdük bu dünyaya getirdik..

 

Yani biz şu anki durumda,daha evvelki yaşantımıza tekrar dönebilmek için..

Bir imtihan hayatının içerisindeyiz..!!!

Bizim yerimiz asıl burası değil..

Yukardaydık..

 

Adem’in Cenneteyken tövbesinin kabul edilmesinin anlamı..

Geri dönüşün kapısının açılması demek…

Yani “Af “değil…

Daha insanlık affedilmedi..

Ne zaman asıl manasıyla  “Af “edilecek ? Hesap gününde..

O en son sahnelerin sonunda..( bir sonraki ayette şefaat kısmında onu açıklayacağız ..İnşaallah.)

Şefaat mekanizması devreye girdiğinde,ALLAH’ın Er-Rahim Esmasının tecelli ettiği yerde, sonunda Af gerçekleşecek..

Mü’minler için İnşaallah.

Bu Affa mazhar olanlar.. Tekrar önceki yaşamın döngüsüne ,yani “İleyhi Turceun”un(O’na döndürüleceksiniz) içine girecekler..

Diğerleri ise ALLAH korusun maalesef…

Geri dönüşün içerisinde yer almayacaklar.Cehenneme gidecekler..

 

Bakın Azap bile demiyorum..

Bu geri sistemin dışında kalmak…” İleyhi Turceun” sisteminin cennete ve daha yukarısına dönüş sisteminin içinde yer almamak bile azap..

Bir de üstüne üstlük Ateş / Nar Azapları var…

Yani bitiyor; geri dönüşün şansı kalmıyor..

 

İşte Hz.Adem’in (a.s.) tövbesinin kabul edilmesine rağmen Cennet’te kalmamasının ana fikri bu…

 

Tövbe etmeseydi ve  ALLAH Tövbesini kabul etmeseydi ne olacaktı..biliyor musunuz?

  • şeytanla aynı konumda olacaktı…
  • Geri dönüş olmayacaktı..

O tövbenin kabul edilmesiyle beraber geri dönüşün kapısı açıldı..İmkanı verildi..

İşte ana fikir bu..


 

 

İşte Ayete gelelim..

Kimin Ahirete imanı var..Kimin de şüphesi var… Bunu Ayırt etmek için..

 

İşte hani dedik ya -doğru olmak beraber- bu dünyayı gerçek kabul edersen ..

Ahireti daha sonra gerçekleşecek bir sistem kabul edersen..İşte cehennemde yanmayayım diye…

Bazı şeylere dikkat ederek yaşarsın…bu güzel bir şey…

Bu müslüman tarzı..

Ama Mü’min bunun bir üstüne ahıret bilinci olarak iman ediyor:

Bu geri dönüş sistemini bilerek …


 

“Benim zaten  asıl yerim burası değil.. Gerçek ahiret yurdundaki hayat …ben buna özgü hayat yaşayayım..dönemeyenlerden olmayayım…dönebilenlerden olmak için ALLAH’ın Rahmetini üzerime çekecek hal ve hareketlerde bulunayım” diyenleri

bundan şüphesi olanlardan ayırt edebilmek için…

Rabbim iblise müddet veriyor…


 

İŞTE ANA FİKİR BU!!!!

Biz bu Ana fikre uygun davranışlarda bulunursak . .ALLAH’ın Rahmetini üzerimize çekecek hallerde bulunacağız..

ALLAHIN RAHMETİ OLMAZSA YİNE GİREMİYORUZ ARKADAŞLAR!!!

Bakın Ahiret sahneleri çok ciddi…

Kuran’daki Ahiret sahnelerini dikkatlice  okuyun..

Sadece bir grup hariç .Öne geçenler var..

xxxx

Vakıa 11.Ayet: Ulâikel mukarrebûn

Fazla açıklamayayım..herkes olarak kabul edelim..

Onlar ALLAH’a hitap etmeye Malik olamayacaklarıdır diyor.. Rahmana diyor orada ..Rahman isminin tecellisi var orada …

Trilyonlarca mahlukat orada Melekler saf saf dizilmiş..

Fecr 89.Ayet:

Ve câe rabbuke vel meleku saffen saffân./Rabbinin emri gelip çatıp da melekler de saf saf dizildikleri an.

Çıt yok ortalıkta …Kimse Rahmana hitap etmeye Malik değil..

Ancak ALLAH’ın izin verdiği müstesna oda diyor sadece sevabı konuşur..


Sebe 23.Ayet:

Allah’ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasına şefaat fayda sağlamayacak, izin verdiği kimselerden başkasının şefaati de fayda vermeyecek. Nihayet şefaat edenlerin ve edilenlerin yüreklerinden korku giderilince:
‘Rabbiniz ne buyurdu?’ diye sorarlar. Onlar da:
‘Hakkı, doğruları söyledi’ derler. Yüce ve büyük olan O’dur.


Ahiret çok sert..

Hz. İsaya bile diyor ki , Rabbim..İtihama bakın !!!


Maide 116.Ayet:

Allah: ‘Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara: ‘Allah’tan başka beni ve annemi iki ilah edinin’ dedin?’ deyince o şöyle dedi: ‘Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yaraşmaz. Eğer söylemişsem sen onu mutlaka bilirsin. Sen bende olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki gizlilikleri bilen ancak sensin.


Rabbim bunu demediğini bilmiyor mu? Haşa.

ORTAM SERT ORTAM SERT

Ancak ne zaman yumuşuyor biliyor musunuz?

RAHİM ESMASININ TECELLİSİ BAŞLADIKTAN SONRA YUMUŞUYOR!!!

Ondan evvel Rahman , bakın bu süredeki ifade ne biliyormusunuz?

Hadislerdeki ifade …


HAC 47.AYET:(Resûlüm!) Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vâdinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.


 

Fasil : MUHTELİF NEV`E GİREN HADİSLER
Konu : Muhtelif Nev`de Hadisler
Ravi : Sa`d İbnu Ebi Vakkas
Hadis : Resulullah (sa) buyurdular ki: “Ümid ederim ki Allah, ümmetimi Rabbinin nezdinde yarımgün te`hirden aciz kılmayacaktır.” Sa`d`a: “yarım gün ne kadardır?” diye sorulmuştu. “Beş yüz yıl” diye cevap verdi.
Hadis No : 5963
Fasil : ZÜHD VE FAKR BÖLÜMÜ
Konu : Zühd Ve Fakrın Medhi Ve Bunlara Teşvik
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: “Fukaralar, cennete zenginlerden beşyüz yıl önce girerler. Bu (Allah`ın indinde) yarım gündür.”
Hadis No : 2072

2015 yılındayız…

1000 yıl evvelini sayın kaç yıl oldu 1015..

Malazgirt Savaşların olduğu yer değil mi?

1071 Malazgirt Savaşı..

(…………………….)

Fakirler girdi biz bekliyoruz..

İşte Rahim Esması devreye girince yumuşamalar başlıyor..

(………………………..)

Nereyi gerçek kabul etmekle ilgili bir şey…

Asıl Hayat Ahiret diyince bu dünyanın pek önemi kalmıyor…

(………………………) 

Niye geldik?

Siz ahirete bu dünyada poz veriyorsunuz…

ALLAH sizi bu dünyada rahat için yaratmadı…


ANKEBUT 64.AYET:

Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!


Bakın Cennetle buranın hiç bir alakası yok…

Sadece misaller var..

ALLAH’ın izniyle giderseniz..

anlayacaksınız asıl hayat buraymış..

Oradan nimetlerin kırıntıları burada ;

ALLAH bunu derme ; KEŞKE BUNU BİLSEYDİNİZ!!!!

Bu dünyaya biz rahat etmek için gelmedik..

Bu dünyada yan gelip yatmak için gelmedik..

ALLAH-U TEALA Rahmetiyle yine ikram ediyor..

Peygamber Efendimiz (a.s.) ne diyor ?

BU DÜNYA AHİRETİN TARLASIDIR.

Ahiret bu dünyanın tarlası değil..

Bu dünya ahiretin tarlası bunu eğer doğru anlarsanız..

Ha buradaki nimetleri ALLAH’tan gelen şükredici unsurlar olarak görürsünüz..

ALLAH’tan geldiğini bilirsiniz..

Bu dünya derseniz ..bu işte sakatlık var..

DÜNYA NİMETLERİNİ O GÖZLE GÖRMEK LAZIM!!!

Bizim burada başka bir görevimiz yok.. arkadaşlar…

ALLAH-U TEALA diyor ki;


ZARİYAT 56.AYET:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ liyağbudûn.

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.


Bizim başka bir görevimiz yok ..arkadaşlar…

(……………………………….)

Şu anlamda dediğiniz doğru ;İbadet sadece namaz kılmak,oruç tutmak değil..

Yaşadığımız her an ibadet …kulluk etmek… Sen o bilinçle olursan yemek yemek,içmek tuvalete gitmek…ibadet olur..

Haklısınız burada..

İnsanlar şunu yapıyorlar…

Şu bilinçteler …

Farkındalar yada değiller;

Ya bu dünya gerçek.. ben bu dünyada rahat olurum … ara sırada namaz kılarım gibi davranıyorlar…

Bu müslümanca-mü’mince olayların farkına,hakikatına vararak davranış değil…

Bunu anlatmaya çalışıyorum..

1 kelime daha var …

Burada yeri geldi..


ANKEBUT 2-3.AYET:

2. Ehasiben nâsu ey yutrakû ey yegûlû âmennâ ve hum lâ yuftenûn.

İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece «İman ettik» demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?

3.Ve lekad fetennellezîne min gablihim feleyağlemennallâhullezîne sadegû ve leyağlemennel kâzibîn.

Andolsun, biz onlardan evvelkileri de imtihan etmişizdir. Allah elbette saadık olanları da bilir, elbette yalancı olanları da bilir.


yuftenûn: Fitne

“Fitneyle imtihan olunmadan bırakılacaklarını mı sandınız” diyor…

Fitne biliyor musunuz?

F-T-N fiilinden geliyor..

Fe-te-ne; bir maden var..karışık ..içinde altın var..birde diğerleri var..ateşle onu eritiyorsun..hangisi altın hangisi diğer madenler ayırıyorsun..Buna fetene işlemi deniyor..

Yani Fitne ; Ayırt etme … saf olma… diğeri ne? imtihan …

Bak ne diyor burada..

ALLAH mutlaka doğru söyleyenleri ve yalancıları mutlaka bilir derken…

İşte bunu ayırt etmek için…

Yani kim ahirete inanıyor da ,ona özgü davranışta bulunuyor ?..

Kimde bunda şüphe içerisinde ayırt etmek için Ankebutta Ayete göre fitneyle imtihan ediyor ki… ayrılabilirsin..

Bu fitne imtihanın içerisinde şeytan faktörü var…

şeytan faktörüyle beraber sen…

İmtihan oluyorsun … ama bu imtihanın amacı ;işte ayırt edilmesi..

Ahirete inananlar ve ona özgü davrananlar ile..bundan şüphesi olanları ayırt etmek için yapılıyor…


Haftaya devam ederiz..


ALLAH-U TEALA işte bu yaşamda,bu imtihanda bizleri muvaffak etsin.

Ahirete layıkıyla inananların amelleriyle amel etmeyi nasip etsin İnşaallah.

SADAKALLAHULAZİM

 

 

 

← Geri

Yanıtınız için teşekkür ederiz. ✨

SEBE (12.sohbet) 20.AYET “iblisin Zannı”#


SES KAYDINI MP3 OLARAK DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ:

https://yadi.sk/d/jo8Z7WBbeYUAM



34-Sebe suresi 20. ayet (Genel: 34 – İniş: 58 – Alfbetik: 76)

وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقًا مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ

Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîn.

Yemin olsun ki iblis onlar üzerindeki zannını doğruladı.Mü’minlerden bir fırka hariç hemen ona uydular.


SES KAYDININ METNİ :


Eûzubillâhimineşşeytânirracîm…Bismillâhir rahmânir rahîm


Sebe Sûresine kaldığımız yerden devam ediyoruz..

Geçen hafta 19.Ayeti bitirmiştik..

20.Ayete geçecektik..Ancak geçen haftadan kopukluk olmaması amacıyla 19.ayetten devam ediyoruz..

Hem de geçmiş haftalarda “keşke şunu da söyleseydim”..

Dediğimiz yerlerden bahsederek de,konuyu pekiştirmiş oluyoruz..


(Size tavsiyem,daha sonra bu konuşmaların yazılı metinleri oluyor..İnternet Sitesinde 1-2 hafta sonra yayınlanıyor ve kitapçık haline getiriyoruz..Oradan bakmanız.. Neden? Sohbet esnasında tam olarak Ayetini ya da Hadisini söyleyemediğimiz yerleri daha sonra buluyoruz..Orjinal haliyle ard arda sıralıyoruz..Çok daha destekli,başka Ayetlerle beraber takviyeli bir anlatım oluyor..Bir kaynak gibi de oluyor aynı zamanda..Kur’an-ı Kerimle ilgilenenler bilir; tüm bunları bulup araştırmak, “hangi ayet nerede geçiyor, bu Ayet şurada da vardı “Bulması gerçekten zor.Maalesef “Kur’an-ı Kerim’in Tefsiri yine Kuran’dır metodu” çok az kullanılıyor. Bu şekilde işiniz de kolaylaşmış olur.. Herkes bir şekilde açıklıyor..Ama Kur’anın şurasında da böyle diyor,bak burada da böyle geçiyor, şurda da bir kelime var diye,”Kur’ân-ı Kerim’in  Tefsiri Kur’ândır” Metodunu kullanan çok az gerçekten…O anlamda istifadeli olacağını düşünüyorum…İnşaallah)


Sebe 19. Ayetin Sonuna  bir bakmanızı istiyorum..!


SEBE SÛRESİ 19.ÂYET 

هُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ

Fe kâlû rabbenâ bâidbeyne esfârinâ ve zalemû enfusehum fe cealnâhum ehâdîse ve mezzaknâhum kulle mumezzakın, inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûrin.

“Ey Rabbimiz!Seferlerimizin arasını uzaklaştır.”dediler.Ve kendi nefslerine zulüm ettiler.Böylece onları ibret alınması için haber yaptık.Ve onların hepsini darmadığın hale getirdik.Şüphesiz bunda çok sabreden ve şükür eden herkes için ibretler vardır.

1. fe : o zaman, böylece, buna rağmen, fakat
2. kâlû : dediler
3. rabbe-nâ : Rabbimiz
4. bâid : uzak kıl
5. beyne : arası
6. esfâri-nâ : seferlerimiz
7. ve zalemû : ve zulmettiler
8. enfuse-hum : kendi nefslerine
9. fe : o zaman, böylece, buna rağmen, fakat
10. cealnâ-hum : onları kıldık
11. ehâdîse : hadîs, nesilden nesile anlatılan sözler (efsane)
12. ve mezzaknâ-hum : ve onları parçaladık, dağıttık
13. kulle : hepsi, bütün, tamamı
14. mumezzakın : parçalanmış olarak, parça parça
15. inne : muhakkak
16. fî zâlike : işte bunda vardır
17. le : elbette
18. âyâtin : âyetler
19. li kulli : hepsi için
20. sabbârin : çok sabreden
21. şekûrin : çok şükreden

Ayetin sonunda “لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ “/ “li kulli sabbârin şekûrin”… diye bir ifade vardı..


 sayfanın baş kısmında, bir çok nimet verilen  Sebe Kavmi vardı..!!

Başka bir nimet de ;” Emniyetli ve kolaylaştırılmış bir seyahat” idi…

Buna rağmen onlar nankörlük ediyorlar…

” Nankörlük ediyorlar”, “Şükürsüzlük ediyorlar” ,asıl anlamıyla  da küfür ediyorlar

Rabbim de onların üzerine Azap indiriyor..

Bu olay hakkında diyor ki: ” böylece onları ibret alınması için haber/havadis yaptık” 

Haber kime ulaşır???

Muhatabına ulaşır..

Eğer biz de Kur’an-ı Kerim’in muhatabıysak, bize de ulaşacak bir haber var!!!

Peki Haber ulaştı bize ,ne yapacağız.??

“Vay be ne kötü adamlarmış..Şunlara bak ,  başlarına ne geldi.. ” Demeyeceyiz..

“Onların bu azabı Hakedecek düşünce ve davranış sistemi ,acaba bizde de var mı ?!?! “deyip 03:52

Biz de öğüt alacağız..Kendimizi düzeltmeye çalışacağız..

Çünkü diyor ki;

“inne fî zâlike”/işte bunda 

“le âyâtin “/ayetler,işaretler,ibretler vardır..

(Bakınız bir ibret bile değil!!!Birçok ibretler, dersler varmış!!!!)

Kim için?!?

“li külli sabbârin şekûrin “/sükreden sabırlılar için

Siz sabbâr  şekûr iseniz , böyle olma gayretinde iseniz..

Sizde ders çıkarılacak çok şey vardır.. diyor Rabbim..

Demek istiyor ki: DERS ÇIKARIN!!!

Yoksa evvelkilerin masalları olur bu okuduklarınız…

Demişler ya Sahabe Efendilerimize(r.a.) tebliğe gittikleri zaman:” bu evvelkilerin  masalları”…

Geçmişlerin masalları;

(Mutaffifin Suresi 13.Ayet: Ona âyetlerimiz okununca, “Eskilerin masalları” der.)

Biz ne diyoruz: “bu Kuran’a masal diyorlar ,vay be ! olur mu öyle şey ?!”,..

Eğer biz de Kur’an-ı Kerimi okuduğumuzda,

“bu bizle ilgili değil ;bak geçmiştekileri anlatıyor”

deyip kendi  üzerimize almaz isek,

ALLAH Korusun onların düştüğü Tehlikeye varıyoruz!!!

Bizim prensibimiz ne olmalıydı..?!?!

“Aman Bu Hikayede bana ne var.!!”

“Tamam Ben Mü’min oldum..Müslüman oldum..Ama eksik yanlarım nereler?

Onların eleştirilen tarafları bende de var mı? ne kadar var ?..

Eski kavimlerden örnek alarak ibret alarak .. 

“ben de kendimi düzelteyeyim”.. dememiz lazım.!!

Ama Herkes ders alabiliyor mu? Değil.

Ders almanın burada Rabbim  şartını  koymuş :

Sabbar olacaksın..!!Ama nasıl Sabbar olacaksın..?!Şükür eden Sabbar olacaksın..!!

(Burada şükreden sabredenin sıfatı olarak gelmiş)

  • (صَبَّار /SaBBâR) : Çok çok Sabır eden

  • (شَكُور/   ŞeKûuR) :  Hep şükür eden

Ama incelik var..!

Arapçanın bazı özelliklerinden bahsetmek istiyorum..

Özellikle Arapça bilenlere işaret olsun diye..Bilmeyenlere de anlaşılacağı şekilde izah etmek istiyorum..

Şimdi bakın “Sabır” kelimesi var..

Sabredene; (صَابِر / SâaBiRdeniliyor Arapçada…..(“ism-i fail” deniliyor bu kalıba) …manası:”O an için Sabreden.. ”

Ama SaBBâR;Çok çok sabreden demek.(bu ayeete geçen)

(“Mubalağalı İsm-i Fail” deniliyor bu kalıba da.)

O fiili çok çok işleyen demek..


(شَكُور /ŞeKûuR) ise;”hep şükreden” manasında

“Anında Şükür eden”e (شَاكِر/ ŞâKiR) deniliyor..ism-i fail…bu ayette bu ifade kullanılmamış…

“çok şükreden” anlamında (شَكَّر / ŞeKKaR) ifadesi de kullanılmamış..

peki ne kullanılıyor? (شَكُور / ŞeKûur )ifadesi kullanılıyor..

“DEVAMLI ŞÜKÜR HALİNDE OLAN” Buna da; Sıfat-ı Müşebbehe deniliyor Arapçada ;

YANİ O HALİ SÜREKLİ OLARAK ÜZERİNDE BULUNDURAN DEMEK..


özetlersek :


(صَبَّار /SaBBâR) kullanılmış; (صَبُور /SaBuuR) kullanılmamış;

(شَكُور/ŞeKuuR) kullanılmış ; (شَكَّر / ŞeKKaR) kullanılmamış..


 Bakın birbirine çok yakın kavramlar..

Şimdi ikisinin farkını şöyle açıklayabiliriz :

“Sabuur” Kullanılmamış.. Yani “Sabretme halini sürekli olarak üzerinde  bulundurma hali”

Bu ayette “sabbâr” kullanılmış ..Yani “çok sabreden”

Neden?   “Esma-ül Hüsna” nın en sonuncusu ne? Es- Sabur (99.Esma)…ALLAH-U TEALA’nın Esması.. Kur’ana baktım.. “Es-Sabur” Kuran’da geçmiyor.. Ne ALLAH-U TEALA  için kullanılıyor..Ne de Kullar için kullanılıyor.. ALLAH-U TEALA için kullanılmaması ayrı.. Ama hiç bir insan için “Sabuur” kullanılmamış.. Neden biliyor musunuz?

    • Bir insanın sürekli Sabır halinde olması mümkün değil..

Ama “Eş-Şekûur”kullanılmış.. Şükür etme halinin devamlılığı..

    • Kuldan sürekli “şükür modu”nda olmasını istiyor..

Buda kolay bir iş değil!!!! Çünkü Aktif bir hareket olması gereken…   ALLAH-U TEALA da sürekli Sabır halini Kulundan  istemiyor…ama;

    •  Başa gelince  çok Sabır edilmesini istiyor.

Bu Sabır halini Sürekli olarak üzerinde bulundurabilecek yegane merci:

ALLAH-U TEALA.

Ki Esma-ül Hüsna’sı olmuş..(ES-SABÛR)

Çünkü o sürekli Sabır halinde ..

“ES-SABÛR”


Bakın Sabır hali=Tahammül ,değil.. Tahammül yanlış bir şekilde lügata girmiş, sabrın tanımı olarak.

Sabır ediyorsun;Razı oluyorsun.. Toleranslı,müsamahalı olarak olayı görüyorsun..

Bunu özellikle söylemek istedim..


Geçen hafta Sabır etmek = Razı olmaktır ,dedik..

Bakın; İman : Herşeyin ALLAH’tan geldiğine kabul etmek..

Doğru ,ama incelikleri var..

Şimdi..”Benim  başıma gelen  her musibet ALLAH’ın gönderdiği” dersen.. İnce bir çizgi var..

“Sabırda isyan gizlidir”..diye hadis-i şerif var… Yani Sabır ederken, Yanlış düşünce sistematiği içine girersen.. ALLAH-U TEALA’ya “zalim” sıfatı yapıştırmış oluyorsun..HAŞA

Yani şunu diyorsun : “Ben bunu hak etmiyorum..Ama ALLAH bana sabredeceğim bir iş gönderiyor”….

Tehlikeli bir nüans var orada ..İnce bir çizgi var..

Kişi şunu demeli… “Tamam ALLAH-U TEALA imtihan için bana bu müsibet denilen olayı getiriyor.. ama bu benim kendi ellerimle yaptıklarımın bir sonucu.”


SÛRÂ SÛRESİ 30.AYET

وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ

Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîrin.

Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir. 

O, yine de çoğunu affeder.


NİSA SÛRESİ 79.AYET

مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاً وَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا

Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâhi, ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsike. Ve erselnâke lin nâsi resûlân. Ve kefâ billâhi şehîdân.

Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir.

Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.


BU 2 PRENSİBİ UNUTMAMAK LAZIM :

1-NEFSİMİZDEN GELEN KÖTÜLÜKLER SEBEBİYLE

2-ELLERİMİZLE YAPTIKLARIMIZDAN DOLAYI  

MUSİBETİ  HAKEDİYORUZ!!! 


Burada ince bir nokta var.. Yoksa faturayı ALLAH’a çıkarmış olursun.. ALLAH Zulüm edici değil ; “Başınıza gelen ne iyilik gelirse BEN’dendir”.diyor..


TEVBE SÛRESİ 126.AYET

أَوَلاَ يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَّرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لاَ يَتُوبُونَ وَلاَ هُمْ يَذَّكَّرُونَ

E ve lâ yerevne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merraten ev merrateyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn.

Görmüyorlar mı ki, her yıl bir ya da iki kere imtihan ediliyorlar; 

sonra yine tevbe etmiyor ve ibret almıyorlar?


“Bu iş benim başıma niye geldi diye ? TÖVBE ETMEK LAZIM.

O zaman sizin dediğiniz gibi olsa ;halk arasındaki  “bunu bana ALLAH gönderdi ondandır..” Manasında olsa…

Niye” Tövbe ederler “desin ki Rabbim..!!

Demek ki Tövbeyi gerektirecek bir durum var orada.. Yani düşüneceksin edeceksin..”Ya bu iş benim başıma niye geldi?”.. Bakın İlginç bir nokta var orada ; “yezzekkerûn” : Tezekkür ederler,yani Düşünürler.“Düşünürler sonra tövbe ederler” değil.. Önce Tövbe edeceksin..Peşinen kabul edeceksin..

“Ya Rabbi,Bu iş benim başıma geldi.. Bu benim nefsimin bir hatasındandır.. Ama şuan ben için bilmiyorum..Olsun, bendendir..”

Üzerine alıyorsun… Tövbe ediyorsun.. önce.. Sonra da bakın “yezekkerun “diyor.. Zikir edip,düşünüp,öğüt almaya çalışırlar..sonra ibret almaya çalışırlar.. Tövbe ettiğinde peşinen kabul ettin  suçlu olduğunu.. Sonra,” niye oldu?” diye soracaksın..

“Geçen gün şöyle kötü bir şey yapmıştım.. Ondan mı oldu? Ya bunun zamanlaması ne ;ne zaman başıma geldi ?.. Peki o zamanlarda ben ne düşünüyordum..Ne yapıyordum?.. Hangi hamleleri yaptım ?

diye geriye yönelik düşüneceksin..

“Aa ,tamam;bundan dolayı benim başıma geldi bu iş…”

O zaman dikkatli olursun.. O zaman faturayı ALLAH’a iliştirmemiş olursun.. Kendi üzerine alırsın..Affa da vesile olur..


Enfal 33.Ayet: 

“Oysa sen onların içinde olduğun sürece, Allah onlara azap edecek değildi. 

Onlar bağışlanma diledikleri sürece de Allah onlara azap edici değildir.”


Yani Estağfirullah bekliyor.. Yani hatayı üzerine alıp .. Ya Rabbi tamam bu benden“… demeni bekliyor.. Zaten Hz. Adem ‘in (a.s.) Tövbesinin kabul edilmesinin sebebi ne? Ne diyor Hz. Adem (a.s.) :


ARAF 23.AYET:

Kâlâ rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve in lem tagfirlenâ ve terhamnâ le nekûnenne minel hâsirîne.

İkisi şöyle dedi: “Rabbimiz, biz nefslerimize zulmettik, şâyet Sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.”


Hz.Yunus (a.s.) Tövbesi

Enbiya Sûresi 87.Âyet(son kısım):

 lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn

“Senden başka İlâh yoktur. Sen Sübhan’sın. Muhakkak ki ben, zalimlerden oldum.”


Bakın suçu kabul ediyor..Etmese..Belki edebiyete kadar balığın karnında kalacak.. Bunlar Çok önemli… Bu kavramlar çok önemli.. ALLAH-U TEALA’nın; koskoca Alemleri mükemmel şekilde yaratmış olan Malik olan ALLAH’ın yarattığı kuluna(haşa) zulüm etmesi..Mümkün değil.. Kişi,kendine ne yaparsa yapıyor.. Bu mekanizmaları çok güzel anlamak lazım.. Bunları anlarsak çok güzel olur.. Buradan Sabıra geleceğim..


Sabırın en konsantre İzahı: Razı olmak..

Sabır edeceksin..

“Bu bana takdir edildi..  sebebinde ben varım.. Bu, benim Hak ettiğim, benim için en güzel ,en iyi hal üzerinde olanı” diyebiliyorsan..Sabır ediyorsun..

Öbür türlü tahammül ediyorsun..

“Rabbım beni imtihan ediyor..Görürsün bak..ben ne yapacağım..dişimi sıkacağım”!!! ALLAH korusun..15:33 İncelikler var tehlikeler var… Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki: Şirke dikkat edin!!!Karıncanın ayak sesinden daha sessiz olabilir. Şeklinde Hadis var.


“Şirk, karanlık gecede Safa tepesinde yürüyen kara karıncanın ayak sesinden daha gizlidir.” (Taberani, Mu‘cemü’l-evsat, IV/10, hadis no: 3479; Ebu Nuaym, VII, 112.)


Şimdi burada ilginç bir noktada var..Dile getirmek istiyorum…

“li kulli sabbârin şekûrin”/çok sabreden ve şükür eden herkes için” Meallerin hepsinde 

“Çok sabreden ve çok şükür eden kulları için” diyor.. arada “ve” ifadesi var Bazen de 

“Sabreden ve Şükredenler için “diye tercüme edilmiş.

Ama burada “şekûrin”, “sabbârin” kelimesinin “sıfatı” olarak gelmiş. Arapça bilenler bilir ..

Çünkü araya “ve” gelmemiş.. böyle sıfat olmasıyla beraber nasıltercüme etmek gerekir?

Yani nasıl sabredenler ?  “Şükrederek sabredenler”..

şükredici olmak, sabrediciliğin sıfatı olmuş

ikincisinin (şükreden) sıfat olmasının ne anlamı var..Biliyor musunuz? Geçen hafta ne demiştik..

” İman 2 ye ayrılır.. Yarısı Sabır Yarısı Şükür ”  

Yani “İmanlılar için“,”müminler için” diyor..Rabbim orada aslında ..

Sabreden ama sükür moduyla o durumda duran.. Buna çok dikkat etmek lazım.. (………..)  Şükreden sabır eden..

Yani Şükür Sabredenin sıfatı.. “Yani uzun boylu adam gibi”

“uzun boylu” terimi “adam”ın sıfatı

Burada asıl olan Sabreden ,doğru.. Ama şükreden de onun sıfatı..

Arapçada sıfat -Türkçeden farklı olarak- sıfatlanan kelimeden sonra gelir (Hani sağdan sola ilerlediği için.)

Türkçenin tersi olduğu için onu söylüyorum.. 

Önce Sabır …sabırın sıfatı ⇒Şükür eden… asıl olan “sıfatlanan“dır(yani burada sabreden/sabbar);

sıfat ise onu vasıflandıran bir kelimedir.Arapça’da sonradan gelir.


    Burada sabrın önce gelmesini de bir örnekle açıklamaya çalışacağım size..   Bakın hep bir eksik kalan bir örnek olarak vereceğim..Şükür etmeye bir örnek vermek lazım..

Hep nimetler üzerine durduk ya..Farklı bir şükür etme teknolojisi söyleyeceğim.. Bir tanıdık abimizin bir tespiti çok güzel…

Şimdi bir elma,bir lokma aldınız… (Hep elmadan gittik ne hikmetse..) Bir Elma dilimini kestiniz.. Ağzınıza aldınız..

Nefs ne yapmak istiyor..??? Hemen yutmak istiyor ..anında…

Koyun ne yapıyor? Geviş getiriyor.. Mümkün olduğu kadar ağzında çiğniyor..Tutuyor..Onda sonra yutuyor..

Zıttı ne ? Yılan... Olduğu gibi yutuyor.. Parçalamıyor bile.. Yılanın dişleri ne işe yarar ? Zehir için..Çiğnemek için değil bakın..

Bir tarafta Koyun..Bir tarafta Yılan..

Yılan Kurban Bayramında kurban ediliyor mu? Kim Kurban ediliyor..??? Sığır ,Koyun… 

özellikleri ne? geviş getiren hayvanlar olması..

Geviş getirmek, yani çokça çiğnemek…Üst düzey mahlukatın özelliği..

ALLAH-U TEALA’ya kurban olarak sunulanlar da en yükseklerinden olacak..

Yaradılma silsilesinin en yukarısında İnsan var.. Hayvan olarak en kıymetli  kabul ettiklerimiz de ;Koç – Koyun.. En kıymetlisi de Koçtur ama diğerleri de kurban edilebilir.. Keçi , koyun kadar değildir.. Çünkü Hz. İbrahim’e (a.s.) insan muadil olarak verilen ne? Koç..aslı odur….

Koyunun en büyük özelliği nedir? Sabırdır. İtaat eder..Sabırlıdır..

Diğer hayvanlar gibi değildir..Koyun gibi derler.. Sabır eden .. Bakın görüyor musunuz?

Şimdi İnsana gelelim.. Ağzına lokmayı aldığında çiğnemeden löp diye yutmak.. Üst düzey  Mahlukatın yapacağı bir eylem değil.. Yakışmıyor..   Ne yapması lazım o kişinin bolca çiğnemesi lazım..!!

Ama bolca çiğnemek neye aykırı biliyor musunuz? Nefsin bir an önce acele yutma arzusuna aykırı . Sabır gerekiyor..   Yani bir çikolatayı yutmadan nasıl yiyebiliyorsun..Eve gidince bir deneyin.. Bir çikolatayı,bir şekeri alın ,kırmadan .. Çocuklar çok yapar..Sabırsızdır..Şeker verirsin katur kutur kırmaya çalışır..

Eriterek ağzında tutan sabırlıdır..Ancak yetişkenler yapabilir.. Ben mümkün değil şekeri ağzımda tutamam ..O kadar sabırsızım ki.. Katur kutur..İşte bu sabırsızlık alameti..

Şimdi bir sabır ettiniz.. Ağzınızda tuttunuz.

” damak tadı” denilen bir ifade var.. Damağınıza vurmalısınız.. ALLAH-U TEALA dile de vermiş tat alma özelliğini.. damağa da vermiş.. Damak tadı deniliyor..Dil tadı denilmiyor..

ALLAH’ın yarattığı o güzel nimetin tadını alabilmek için,damağımıza vurmamız gerekiyor.. damağımıza vurduğumuzda bir mühlet tutacağız, onun o güzelliklerini alacağız..

Onun için önce Sabır etmemiz gerekecek..

Şimdi ise Şükre gelelim… ” Oh be dünyanı en güzel yemeklerini alıyorum”..diye dünyevi mantıkla değil..

“Ya Rabbi Sen bunu ne güzel yaratmışsın”.. diyerek ALLAH’ı  önce bir övdük ..Önce Hamd ettik.. Önce adrese bir gitti..

Ondan sonra” Ya Rabbi bu ne güzel bir Tat !”.. Lokmayı damağına yapıştırdın...

(Damak ⇒⇑ Beyne yakındır..Yukarıya yakındır.. ALLAHÎ’dir …Ulvîdir… Oraya yapıştırdığında da ALLAHÎ bir  öğe buluyorsun onda.. Tadını ALLAHÎ sıfatlara doğru gönderiyorsun.. (Haz ve Lezzet konusu var ya ..Hani Cennet unsurlarına bağlamıştık hatırlıyor musunuz,Cennet ile ilgili konuları işlerken, tüm haz alınan nefsani değerlerin aslında Cemâlî değerler olduğunu işlemiştik)

O zaman neye giriyorsunuz biliyor musunuz..? Şükre giriyorsunuz.. Şükürle yemek bu..

Bu şekilde damağınıza yapıştırdınız..Çokça çiğnediniz hemen yutmadınız..ALLAHÎ UNSURLARA BAĞLADINIZ.. ARTIK O NİMET SİZİN İÇİN İBADET OLUR.. YEMEK YEMEK İBADET OLUR..

YANİ SADECE NAMAZ KILMAK,ORUÇ TUTMAK İBADET DEĞİL.. YEMEK YEMEK İBADET OLUR MU?? OLUR İŞTE..   HERŞEY İBADET!!! SADECE İBADET NAMAZ DEĞİLDİR… ŞÜKÜR MODUNDA YAPARSAN HERŞEY İBADETTİR.. ———————————————————————- Bu örneği vermek istedim..Konuya girişimiz de şuydu :

“Sabbâr” önce gelmiş ya..!!!

Şükür edebilmek için Sabretmek gerekiyor..

Önce nefsin yutma çabasına sabredeceksin ki , direneceksin ki..

Şükrün kapısı sana açılsın..


Bu noktaya değindikten sonra 20.Ayete girebiliriz. İnşaallah..


  SEBE SÛRESİ 20. AYET

وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقًا مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ

  Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîne

  Yemin olsun ki iblis onlar üzerindeki zannını gerçekleştirdi.Mü’minlerden bir fırka hariç hemen ona tabi oldular.

1. ve lekad : ve andolsun
2. saddaka : doğruladı, yerine getirdi
3. aleyhim : onların üzerinde
4. iblîsu : iblis
5. zanne-hu : onun zannı, hedefi
6. fe : o zaman, böylece
7. ittebeû-hu : ona tâbî oldular
8. illâ : ancak, den başka
9. ferîkan : bir fırka, topluluk, zümre
10. min el mû’minîne : mü’min olandan
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُ “/Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu


“Ve lekad” ;Yemin var. Kim Yemin ediyor ? ALLAH-U TEALA yemin ediyor..

“لَقَدْ” Lekadla başladı mı.. çok DİKKAT ETmek lazım.

“saddaka” : Tasdik etti demek Kim tasdik etti? iblis. Ayete göre ;  iblîsu diyorya; iblis tasdik etti.. Neyini tasdik etti?

“zannehu”: Zannını

Yani iblis Zannını tasdik etti.. Doğruladı yani.. Kim üzerine olan aleyhim … Onlar üzerine olan.. Buradaki Onlar dediği kim? 

Bir yerde zamir varsa (onlar, o) dendiği zaman -bu bütün dillerde,kuraldır- öncesine bakacaksın..Öncesinde ne diyor.. kim var ..Hangi grup var…Sebe halkı …

Ayetlerin bir âfâkî bir de enfusî manası var..Önce afakisini bir anlayacaksın  ..Görünen zahirde ne ?Görünen zâhir Sebe Halkı..

Sebe Halkı’nın önce bir alakasını değerlendireceksin ondan sonra enfusi/ derinlerindeki manaya gireceksin. o sırada manasını  “Sebe” değil de “insanlık“olarak vereceksin..25:50   Devam edelim sonra Sebe Halkına geleceğiz..

“fettebeû hu”: Hemen tabi oldular,uydular

hu” : ona… ona dediği kim? iblis.. “Ona hemen tabi oldular”

“illâ” :istisna var. Kim onlar?

“ferîk”: Bir ferik,bir fırka… 

bir grup hariç ona uydular. Kimmiş o fırka onu da açıklıyor

“minel mu’minîn” : Mü’minlerden olan bir fırka hariç, gerisi hepsi ona tabi oldu.. uydu.. iblise uydular..

Durupdururken burada  iblisin isminin geçmesi ilginç? Ama yukarıdaki olayı anlatıyor..

Önceki sayfalarda Hz Davud’la(a.s.)  & Hz.Süleyman’la(a.s.) ilgili bir mesele var..

Ana temamız neydi bizim ? Şükürdü:

“Ey Davud (a.s.) ailesi ;Şükürle çalışın,Sükürle iş görün,Şükür üretin,Şükür imal edin”..

Ondan sonra iki güzel misal :Hz Davud(a.s.) ve Hz.Süleyman (a.s.) buna tabi olyor.

Uymayanlar kim? Bir misal :Sebe Halkı..

O kadar büyük nimetler veriyor ki Rabbim.. Aynı zamanda ulaşım gibi, emniyet gibi, normalde nimet olarak görülmeyen.. Nimetleri de veriyor..   Azıyorlar,sapıyorlar.. Şükür etmiyorlar .. Küfür ediyorlar.. Şimdi bunu bakın Rabbim neye bağlıyor…

“iblis onlar üzerindeki zannını gerçekleştirdi.”

Buradan bize bir pencere açıyor..


Burada Ayete bakalım 7/17 .Yani Araf Sûresi 17.Âyet-151.sayfa(1-2 sayfa oynayabilir)


ARAF SÛRESİ 17.ÂYET

ثُمَّ لآتِيَنَّهُم مِّن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ وَلاَ تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ

Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîne

Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.

 


ALLAH-U TEALA Hz. Adem(a.s.) yarattığında Melekler’e secde emrini veriyor.


BKNZ.ADEM KISSASI AŞAĞIDAKİ GİBİ;


7/A’RÂF-11:  Sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra meleklere: ‘Adem’e secde edin’ dedik. İblis dışında hepsi secde etti. O ise secde edenlerden olmadı.

7/A’RÂF-12: (Allah): ‘Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan ne oldu?’ dedi. O da: ‘Ben ondan üstünüm. Beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın’ dedi.

7/A’RÂF-13:  (Allah): ‘Öyleyse oradan in. Orada büyüklenmeye hakkın olamaz. Çık. Sen küçük düşürülenlerdensin’ dedi. 7/A’RÂF-14:   İblis:Onların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver’ dedi.

7/A’RÂF-15:  (Allah): ‘Haydi, sen kendilerine mühlet verilenlerdensin’ dedi.

7/A’RÂF-16: Dedi ki: ‘Beni azgınlığa düşürmene karşılık onlara karşı senin doğru yolunun üstünde oturacağım.

7/A’RÂF-17: Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Böylece sen onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.’

7/A’RÂF-18:  (Allah da) şöyle dedi: ‘Oradan kınanmış ve kovulup aşağılanmış olarak çık. Onlardan kim sana uyarsa (bilin ki) cehennemi hep sizinle dolduracağım.’

7/A’RÂF-19:  Ey Adem! Sen de eşinle birlikte cennete yerleş ve orada istediğiniz her yerden yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.’

7/A’RÂF-20:  Şeytan o ikisinin bedenlerinden gizlenmiş olan ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi sırf melek yahut sonsuz hayat süreceklerden olmamanız içindir dedi.

7/A’RÂF-21:  Ayrıca: ‘Şüphesiz ki ben size öğüt verenlerdenim’ diye onlara karşı yemin etti.

7/A’RÂF-22:  Böylece onları aldatıp bulundukları yerden aşağı indirdi. Ağacın meyvesini tattıklarında avret yerleri kendilerine göründü ve üzerlerini cennet yaprakları ile örtmeye başladılar. Bunun üzerine Rabbleri onlara: ‘Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim ve size ‘şüphesiz ki şeytan size açık bir düşmandır’ dememiş miydim?’ diye seslendi.

7/A’RÂF-23:  ‘Ey Rabbimiz! Biz kendimize haksızlık ettik. Sen bizi bağışlamaz ve bize rahmet etmezsen muhakkak ki zarar edenlerden oluruz’ dediler.

7/A’RÂF-24:  (Allah da): ‘Birbirinize düşman olarak inin. Siz yeryüzünde belli bir süreye kadar kalacak ve orada geçim süreceksiniz’ dedi.

7/A’RÂF-25:  . (Yine) ‘Orada yaşar, orada ölür ve oradan çıkarılırsınız’ dedi.


BU AYET ÖNEMLİYDİ:

Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım;

Böylece sen onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.


 Buraya değineceğim..

  Şükür bahsi için..

 


Bir Ayete de bakalım;

Hicr Suresi 39-40-41-42.Ayetler

(Kur’an-ı Kerimin bir güzelliği var..Bir Kıssa anlatılıyor bir yerde;başka yerde de anlatılıyor….Hemen hemen aynı şekilde 1-2 kelime farklılığıyla Rabbim çok incelikleri veriyor orada..


Hicr39: Dedi ki: Rabbım; beni azdırdığın için, andolsun ki; ben de onlara yeryüzündeki fenalıkları güzel göstereceğim ve onların hepsini azdıracağım.

Hicr40:  “Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.”

Hicr41: Allah şöyle buyurdu: “Bu benim gösterdiğim dosdoğru yol budur.”

Hicr42: Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir sultanlığın yoktur. Ancak azgınlardan sana tabi olanlar müstesna.


Burada bir incelik var.. Bunu yine bir sohbette abimizin tespiti bu güzel bir şey..


Şeytan bir iddiada bulunuyor ..

  • Diyor ki “;Onların hepsini azdıracağım .. Onlardan muhlis kulların müstesna..”
  • ALLAHU TEALA ise :”Hayır! Kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana tabi olanlar müstesna.”

Sanki aynıymış gibi duruyor.. Ama burada çok büyük bir incelik var..

iblis orada kibirleniyor..Diyor ki.. Ben diyor azdıracağım hepsini..Sadece senin bazı kulların müstesna..

ALLAH-U TEALA da diyor ki: Hayır!!! senin gücün yoktur ..Bir sultanın yoktur..diyor.. Ancak sana uyanlar müstesna..

  • Yani burada diyor ki; “Sen kullarımı azdıramazsın… Kullarım azar“..

Yani burada ünvan vermiyor şeytana… şeytan üzerine ünvan alıyor..

Bakın inceliği görüyor musunuz?   Biz bunu yiyebiliriz..Bizi kandırabilir..

“ben hepinizi azdıracağım “dese “Sadece salih kullar müstesna”.. Yiyebiliriz bunu .. Ama şeytanın öyle bir iddaasına karşı bunu ALLAH-U TEALA  Kur’anla öyle bir şey yapıyor ki..

“Hayır!!!Senin bir gücün kuvvetin yok ki ! Ne kendine pay çıkarırsın” diyor.. Onlar uyarlar sana anca diyor..33:34

Buna özellikle dikkat etmek lazım.. ÇÜNKÜÜ…

ŞEYTAN HAKK’I SÖYLEMEZ… DOĞRUYMUŞ GİBİ ONUN HER SÖYLEDİĞİNİ -KURAN’DA GEÇSE DE-KABULLENMEK TEHLİKELİ SONUÇLAR DOĞURABİLİR.

Zira biraz sonra geçecek olan bir ayette de buna işaret var.


Şimdi ; tabi olan insan, iblisin o ,

7/A’RÂF-17: Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. 

Böylece “sen onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.”

Zannını yerine getirmiş oluyor.. Niçin ? 

özellikle ,Bir çok ayet varken ; bir çok iddiası varken.. Özellikle niçin bunu söylüyoruz biliyor musunuz ? Söyleme ihtiyacı hissettim.. Çünkü konu Şükür bahsi..

Bir çok yoldan şeytanın vesveselerine,fitlerine tabi olma durumu var.. Ama özellikle burada şükür bahsi geçtiği için özellikle bu Araf Suresi 17 .Ayeti getirmek istedim..

Ama bir çok olayda tabi olma konusunda  misaller var Kur’an-ı Kerim’de.. (………………………) İbrahim Suresi 22 .Ayet İş bitirilince şeytan da diyecek ki: 

“Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.”

Haşr Suresi 16.Ayet: Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, “İnkâr et” der; insan inkâr edince de, “Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” der.


YANİ ARKADAŞLAR TABİ OLAN BİZİZ !!! 

o vesvese veriyor..fit veriyor.. onun sopası yok bir şeyi yok..

sadece senin göğsüne ya da beynindeki düşüncene  bir tane fit atıyor..frekans bozuyor..virüs veriyor..

Senin de nefsin var mı? Nefsininde marazlar var mı? Marazların da hoşuna gidiyor..

Ziynetlendim diyor ya ..süslü geliyor.. Tık sende ona uyuyorsun..

(…………………………) Bir çok ayet var..(vakit geçmesin)



Sebe Suresine Tekrar gelelim..

Sebe 20.Ayet:”Yemin olsun ki iblis onlar üzerindeki zannını gerçekleştirdi. Mü’minlerden bir fırka hariç hemen ona uydular.” Bakın zannını diyor..

Zan = Hakikat ,değildir..

Eğer ayette Hakikat gibi bir kelime geçseydi.. “O zaman şeytan doğruydu” olurdu..

O zaman O Hicr Suresindeki ALLAH’ın tekzib etmesi var ya… öyle birşey sözkonusu olmazdı..


(457 SAYFAYI AÇIN BİR ZAHMET.. ELİMİZ KUR’AN-I KERİM’E ALIŞSSIN..KURANIN SAYFALARININ ESKİMESİ LAZIM..BAKIN BENİM ELİMDEKİ KURANA BAKIN ,BİRİSİ GÖRSE NE KADAR SAYGISIZ DER…KALEMLE ÇİZİYORUM,
İŞARETLİYORUM, YAPIŞKAN KAĞIT KOYUYORUM…

TEDEBBUR EDİN , TEDRUS EDİN (ders çalışın) DİYOR…


47-Muhammed suresi 24. ayet  

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ اَمْ عَلٰى قُلُوبٍ اَقْفَالُهَا

– Efelâ yetedebberûnel kur’âne em alâ kulûbin akfâluhâ.

Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı(tedebbür etmiyorlar mı)? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?


3 – Ali_İmran suresi 79. ayet  

مَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُؤْتِيَهُ اللّٰهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا لٖى مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ كُونُوا رَبَّانِيّٖنَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ

 Mâ kâne libeşerin ey yué’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yegûle linnâsi kûnû ıbâdel lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bimâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn.

 Allah’ın, kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) “Öğretmekte ve derinlemesine İNCELEYİP ÇALIŞTIĞINIZ olduğunuz Kitap uyarınca rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.”

68 – Kalem suresi 37. ayet  

 اَمْ لَكُمْ كِتَابٌ فٖيهِ تَدْرُسُونَ

 Em lekum kitâbun fîhi tedrusûn.

 Yoksa size ait bir kitabınız var da ondan mı OKUYUP ÇALIŞIYORSUNUZ


DERS GİBİ ÇALIŞIN DİYOR..DERS GİBİ ÇALIŞILACAK ARAYA KAĞITLAR KONACAK KIVRIMLAR OLACAK ÜZERLERİNE NOT ALACAKSINIZ.
.NOT ALMAMAK SAYGISIZLIKTIR..!!!! ÜZERİNE NOT ALMAK DEĞİL..!!!!

(……………………)

Bakın orada iblis diyor.. bir kaç ayet sonra şeytan diyor…

Hani biz cesaretle bazen bazı şeyler söylüyoruz.. ya..

Bu olaylar Kudret Aleminde geçti..

İn emriyle Cennete inildi diyoruz ya..

Bu Ayetlere göre söyleniyor bunlar…

Cennetteki İsmi onun şeytan..Cennetten önceki ismi iblis..

Öyle bir sahne geçiyor..

İhbit :”İN”diyor …uhruc :”ÇIK” diyor..

Ondan sonra bir sahne geliyor..Cennet sahnesi geliyor..İsmi şeytan..

Belli ki ortam değişmiş..

Üstteki Alemde iblis diyor..

Alttaki alemde şeytan diyor..

Niye değişiyor bunun ismi ?

(…………………..)

iblis biliyor..Melekler diyor ki:

BAKARA 30.AYET:Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.

Melekler biliyorsa, iblis te buna şahit..

Sad Suresine gelelim..

(::::::::::::::::::::::::::)

Yan sayfadan bakalım yine başka bir  sahne


SAD 77.AYET:Allah: Çık oradan (cennetten)! Sen artık kovulmuş birisin.

SAD 78.AYET:Ve ceza gününe kadar lanetim senin üzerindedir! buyurdu.

SAD 79.AYET:İblis: Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver, dedi.

SAD 80.AYET:Allah: “Haydi, sen mühlet verilenlerdensin.”

SAD 81.AYET:“O bilinen güne kadar” buyurdu.

SAD 82.AYET:İblis: Senin mutlak kudretine andolsun ki, onların hepsini mutlaka azdıracağım.”

SAD 83.AYET:Ancak onlardan ihlaslı kulların müstesna” dedi.

SAD 84.AYET:(Allah) ‘İşte bu haktır ve ben hakkı söylerim‘ dedi.

SAD 85.AYET:Mutlaka sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım!.”


(ALLAH diyor ki Hak budur ..BEN HAKKI SÖYLERİM..ORAYI SENİN GİBİLERLE DOLDURACAĞIM..)

Maalesef burada “hak “dediğine Meallerde şeytanın söylediğini hak gibi yazmışlar..

Hayır, bu Sebe Suresinde diyor ki..

Zannını doğruladı diyor..42:35

Zannın ZITTI (x) Hakikattir.


SÂD 85.AYET:Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhum ecmaîn

Andolsun ki, ben cehennemi seninle ve onlardan sana uyanlarla dolduracağım.


“Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım.” DEDİĞİ HAK.

Öyle olmasaydı burada “zannını tasdik etti” demezdi.

Zan onunkisi.. Hakikat değil.

Çünkü Kur’an bir bütündür.. Oradan alıp sadece ordan değerlendirmemek lazım…


Hicr39-40: Dedi ki: Rabbım; beni azdırdığın için, andolsun ki; ben de onlara yeryüzündeki fenalıkları güzel göstereceğim ve onların hepsini azdıracağım.“Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.”

Hicr42:  Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir sultanlığın yoktur. Ancak azgınlardan sana tabi olanlar müstesna.

  • SAD 82.83 AYET:İblis: Senin mutlak kudretine andolsun ki, onların hepsini mutlaka azdıracağım.”Ancak onlardan ihlaslı kulların müstesna” dedi.

O ZAMAN NİYE ALLAHU TEALA HİCR 39 DAKİ İBLİSİN SÖYLEDİĞİNİ TEKZİB EDİYOR Kİ ?!

HİCR 39-40 İLE SAD 82-83 ÜN BENZERLİĞİNE DİKKAT.

HİCR 42 BU İDDİAYA CEVAP !

O ZAMAN SAD  84 ÇELİŞKİ GİBİ OLMAZ MI (HAŞA)…EĞER HAK OLAN SÖZ BU OLSA ?!!

Bunlara dikkat etmekte fayda var..


(Bu ders için Ruhul Beyan kitabından dan istifade ettim..)

Zan:” Bir şeyin aksi muhtemel olmakla birlikte ilgili ağır basan inançtır.”..deniyor.

Yani içinde şüphe de var…

Hakikat değil..Aksi de mümkün onun..

Hatta Zan müslüman için istenmiyor..

Hucurat Suresinde Zannın çoğu yanlıştır ondan sakının..


HUCURAT 12.AYET:

Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.


İşte sakınılması gereken şeyi iblis söylüyor..Zan kesinlikle hakikat değildir..Ve hakikatden uzaklaştırıcı bir bağlantısı vardır ki..Hucurat Suresinde ALLAH-U TEALA Mü’minlere zandan sakının diyor…

Zannın çoğu yanlıştır..Az bir kısmı doğrudur.. Sadece..


Evet şimdi bu Ayete dönelim..

Zan Hakikat değil ama Zahirde aynı sonuç doğdu..

Diyor ya: “Şükredenlerden bulamayacaksın

şeytanın onları  zorlamasıyla değil..

Onların tabi olmasıyla beraber sonuç neydi?

Şükürsüzlük;  yani Küfür ..

Sonuç olarak doğru ..iblisin tasdik ettiği, gerçekleştirdiği ,zannının gerçekleştiği yer burası…

yani gerçekleştiği…

Tabi onun için  çalışıyor..

Çalıştığı yer doğru..

Bugünkü ayette ne diyor?

“Tabi oldular” diyor..

Bakın yine Ayete gelelim..


فَ”اتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقًا مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ /fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîne

Mü’minlerden bir fırka hariç hemen ona tabi oldular.


“فَاتَّبَعُوهُ”/ fettebeûhu:

“فَ “/fe var orada bakın ;”hemen” demek

” ثُمَّ “/”sümme “değil..

  • bir fit veriyor..onlarda hemen tabi oluyor..

  • Sonuç olarak o zannı gerçekleşiyor..

Fakat kim buna “uymuyor.”?.

“إِلَّا فَرِيقًا مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ”-/illâ ferîkan minel mu’minîne:

Biraz evvel baktığımız ayetlere bakarsak .. ihlaslı kullar.. 

 Kur’an-ı birleştirirsek..

Sadece ihlaslı kullar..

Fakat sadece;

إِلَّا فَرِيق“/ illâ ferîk.

sadece bir fırka (müminlerden)

Hatırlıyor musunuz?

Bir Hadis-i Şerifi…

Fasil : FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ
Konu : Zamanla Vukua Gelecek Fitne Ve Hevalar
Ravi : Muauiye
Hadis : Resulullah (sav) (bir gün) aramızda doğrulup buyurdular ki: “Haberiniz olsun! Sizden önce Ehl-i Kitap, yetmiş iki millete (dine) bölündüler. Bu ümmet ise yetmiş üç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmiş ikisi ateşte, sadece biri cennettedir. 

Bir rivayette şu ziyade var: “Ümmetimden bir kısım gruplar çıkacak, bunları bid`alar istila edecek, tıpkı kuduzun, buna yakalanan kimsede hiç bir damar, hiçbir mafsal bırakmayıp her tarafını sardığı gibi, bu bid`a da onların her hallerine sirayet edecek.”]

HadisNo : 4776

“Bir fırka kurtulacaktır” ..diyor..

Ne hikmetse herkes kurtulan fırkayı da kendisi zannediyor..

İlginç yani..

Bu fırkanın da ne olduğuna dair bir işareti var..bugünkü işlediğimiz ayette…

Bakın ALLAH’ın Hadis-i Şerifleri muhakkak bir Ayetle alakası vardır..

Ondan köken alırlar..

Kendi hevasına göre konuşmaz diyor …ALLAH-U TEALA..


NECM 3.AYET:

وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى

Ve mâ yentıku anil hevâ.

O kendi tutkusundan (hevasından) da konuşmuyor.


“فَرِيقًا “/ferîkan ; Şeytanın fitine tabi olmayan ihlaslı kullar..

Ama bunlar;

“minel mu’minîn” diyor..

Yalnız bu fırka MÜ’MİN olmayanlardan olmayacak..

Şöyle bir şey var..

Şu dünya yaşantısında görüyoruz ki bi kişiyi;

Dinle-diyanetle alakası yok..

Ama şeytanın bir şekilde  kandırılışlarına uğramıyor adam..

Diline,eline sahip çıkıyor,hayır hasanet işlerinde gayret ediyor..

Ama o fırka içerisinde bu sayılmıyor..

Çünki diyor ki :”minel mu’minîn” /Mü’minlerden bir fırka ,diyor..

Çünkü doğu felsefesiyle ilgilenenler bilir..

Hindistan’da ,Çin’de , orada burada, öyle yaşayan insanlar var ki,hiç bir dünyevi bir şeye tabi olmuyorlar..

Lakin, Onların fırkası Rabbim için  geçerli olmuyor..

“Müminlerden bir fırka “diyor..

Soruluyor, ya şu  kişi Cennnet’e girecek mi girmeyecek mi?

“âmenû ve amilûs sâlihâti “orada şart var..

amilûs sâlihâti/”Salih amel yapmak” yeterli değil..

Bunun imanla olması gerekiyor..

Müslüman bile değil burada Mü’min olarak.. bunun burada gerçekleşmesi.. gerekiyor..


Şimdi burada yukardaki ayetlerle ilişkilendirirsek..

  1. Bu iblisin zannını gerçekleştiren grup : Sebe Kavmi..
  2. Ama geniş kısmıyla bu bütün insanlık..

Biz burada eğer Rabbimizin nimetlerini görmezsek..

Görmezsek diyorum..Şükür etmezsek demiyorum..

Nimetin ALLAH’tan geldiği gerçeğini üzerini örterek.. yaşarsak..

 şeytanın vesvese ve fitine uygun bir  hale geliyoruz..

Bu çok ilginç..

Dolayısıyla Ayetleri üzerimize almakta her zaman menfaat var..

(……………..)

( hüsnü- zan’da bulunulacak ama zan bile hakikat değil..

Sen sadece o öyle olmuştur ..diye…hüsnü-zanda bulunuyorsun..

İnşaallah mü’mindir bu niyetle yapmıştır..diye)

Bir Ayet daha var..


Hac 53.Ayet:Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler.


Yani vesvese herkese tesir etmiyor..

Kalplerinde hastalık bulunanlar (Ahzab Suresinde geçmişti) ve kalplerinde katı bulunanları bir imtihan vesilesi..

Dedik ya ; Nimetin ALLAH’tan geldiğinin gerçeğini üzerini örtüyorsun ya..O zaman nefsinde ve kalbinde kötü bir hal üzerinde bulunuyorsun..şeytanın vesvesesinin gelmesi içinde üzerinde hazır bir hal bulunduruyorsun…Vesvesenin tesirini arttıryorsun..Üstüne üstlük.. tabi olunca  da ,ayvayı yiyorsun.. tabiri caizse..

O yüzden ALLAH-U TEALA  bize aklımızı kullanmayı..


Yunus 100.Ayet:

Allah’ın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur.

O, akıl etmeyenlerin/aklını kullanmayanların  üzerine bir pislik kılar.


Hazır sen havaalanı haline geliyorsun..Vesvese uçaklarının pisliklerinin üzerine gelmesine hazır bir hale geliyorsun..

ALLAH-U TEALA bu aklını kullanmayanlardan eylemesin..uzak eylesin..

Çünkü aklını kullanmayanlar,doğru dürüst sabır etmiyorlar,doğru dürüst şükür etmiyorlar..

Ve şeytanın vesvesesine hazır bir hale geliyorlar..

o yüzden üzerinde bulunması gereken hal ,bütün nimetlerin ALLAH’tan geldiğini bilerek yaşamak 

ve memnuniyetle,beğenerek,minnettarlık duygusuyla o nimeti övmek..

Ve ALLAH’a bu şükür haliyle bulunacağız ve yan sayfadaki Ayetle hep o modda yaşayacağız..

⇓⇓⇓

“i’melû âle dâvûde şukrân”

“ey DAVUD ailesi;şükürle çalışın !”


(……………………………………..)

Şükür bahsi ya;

Hz.Davud (a.s.) ALLAH-U TEALA’ya diyor ya:

Ya Rabbi ne kadar çok nimet var bunlara nasıl şükür edeceğim ?diyor..

ALLAH-U TEALA :Sen bunların benden geldiğini biliyor musun ? Evet diyor..

İşte Şükür budur..

YANİ BİZ ACİZİZ..

Nasıl Şükür edeceğimizi bile bilmiyoruz..

Nasıl şükür edeceğimizi bilememek bile..

Ve bu nimetleri ALLAH’tan geldiğini bilmek bile Şükür..

(……………..)

19.Ayettede dedik ya.. sabbârin şekûrin...

Sürekli sabır halinde bulunmamız mümkün değil..!!!

ALLAH-U TEALA BİZDEN SÜREKLİ ŞÜKÜR MODUNDA OLMAMIZI İSTİYOR Kİ;


Sebe 13.Ayet:

i’melû âle dâvûde şukrân

Ey Dâvud ailesi, şükrederek çalışın! Ve kullarımdan, çok şükredenler azdır.



ALLAH-U TEALA BİZLERİ ŞÜKÜR MODUNDA OLANLARDAN  EYLESİN.

şeytanın ALLAH’IN KULLARI ÜZERİNE OLAN ZANNININ GERÇEKLEŞMESİNE MÜSAİT HALLERDE BULUNMAMAYI NASİB ETSİN.

ALLAH-U TEALANIN ÖVÜNDÜĞÜ MELEKLERE KARŞI ÖVÜNDÜĞÜ KULLARINDAN OLMAYI 

NASİB ETSİN

iNŞAALLAH.

SADAKALLAHULAZİM.

SEBE (11.sohbet) 19. AYET “İmanın Yarısı Sabır Yarısı da Şükürdür”#


SES KAYDINI MP3 OLARAK DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ:

https://yadi.sk/d/LPFWV6XSePkFM


AYET METNİ


Sebe suresi 19. ayet (Genel: 34 – İniş: 58 – Alfbetik: 76)

فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ اَسْفَارِنَا وَظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ اَحَادٖيثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ

Fe kâlû rabbenâ bâidbeyne esfârinâ ve zalemû enfusehum fe cealnâhum ehâdîse ve mezzaknâhum kulle mumezzakın, inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûrin.

“Ey Rabbimiz!Seferlerimizin arasını uzaklaştır.“dediler Ve kendi nefislerine zulüm ettiler.Böylece onları ibret alınması için haber yaptık.Şüphesiz bunda çok sabreden ve şükür eden herkes için ibretler vardır.


SES KAYDININ METNİ:


SEBE (11) 19. AYETTEN İTİBAREN;



Eûzubillâhimineşşeytânirracîym 

Bismillâhir rahmânir rahîm



Sebe Suresine kaldığımız yerden devam ediyoruz..

15-16.Ayetlere biraz bakmıştık…

Hafif baştan alacağım..Devam edeceğim..

Konu bütünlüğünden ayrılmamak için..


34-Sebe suresi 15. ayet (Genel: 34 – İniş: 58 – Alfbetik: 76)   

لَقَدْ كَانَ لِسَبَإٍ فِي مَسْكَنِهِمْ آيَةٌ جَنَّتَانِ عَن يَمِينٍ وَشِمَالٍ كُلُوا مِن رِّزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ

Lekad kâne li sebein fî meskenihim âyetun, cennetâni an yemînin ve şimâlin, kulû min rızkı rabbikum veşkurû lehu, beldetun tayyibetun ve rabbun gafûrun.

Gerçekten Sebe Kavminin bulunduğu yerde ibret vardı.Sağlı sollu iki bahçe.Rabbinizin rızkından yeyin ve O’na şükür edin.O ne güzel bir belde,Ve O çok bağışlayıcı bir Rab!


  • lekad:Yemin olsun;
  • kâne;idi/oldu;
  • li sebein:Sebe (halkı) için;
  • fî;İçinde,vardır
  • meskeni-him;onların meskenleri, yerleştikleri yerler.
  • âyetun;bir âyet, ibret,delil
  • cennetân;iki bahçe
  • an yemînin;sağlı
  • ve şimâlin: sollu
  • kulû;yiyin
  • min rızkı;Rızkından
  • rabbi-kum;Rabbinizin
  • veşkurû; ve şüküredin
  • lehu;ona

Rabbim bu nimetleri veriyor ama diyor ki ;

ŞÜKÜR EDİN RABBİNİZE!

TEK iSTENİLEN BU!BAKIN BİR ÜCRET İSTENİLMİYOR.

İBADET TE ÜCRET DEĞİLDİR.

İBADET:KİŞİNİN KENDİ İÇİN YAPTIĞIDIR.

SADECE RABBİMİN İSTEDİĞİ : ŞÜKÜR.

Şükür bir kaç haftadır işliyoruz…

Konu gereği biraz sonra yine değineceğiz , İnşaallah. Okumaya devam et