YASİN (24. Sohbet)61-63.ayetler”bana kulluk edin”

SOHBETİ DİNLE:

(Dinlemek ve İndirmek için) ALTERNATİF LİNK:

https://yadi.sk/d/DzHepc4R3EecAG


YASİN 61:

وَأَنْ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ

Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustakîm(mustakîmun).

1. ve eni’budûnî (en i’budû-nî) : ve bana kul olmanız
2. hâzâ : bu
3. sırâtun mustakîmun : Sıratı Mustakîm, Allah’a yönelmiş yol, Allah’a götüren yol

“…Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm’dir”


YASİN 62:

وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ

Ve lekad edalle minkum cibillen kesîran, e fe lem tekûnû ta’kılûn(ta’kılûne).

1. ve lekad : ve andolsun
2. edalle : dalâlette bıraktı, saptırdı
3. min-kum : sizden
4. cibillen : insanlar, halk, cemaat
5. kesîran : çok, çoğu
6. e : mi?
7. fe : o zaman, hâlâ
8. lem tekûnû : olmuyorsunuz, olmazsınız
9. ta’kılûne : akıl ediyorsunuz

” Ve andolsun ki (şeytan) sizden birçoklarını dalâlette bıraktı. Hâlâ akıl etmez misiniz?”


YASİN 63:

هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ

Hâzihî cehennemulletî kuntum tûadûn(tûadûne).

1. hâzihî : bu
2. cehennem : cehennem
3. elletî : ki o
4. kuntum : siz … oldunuz
5. tûadûne : size vaadediliyor

” Size vaadedilmiş olan cehennem (işte) budur.!…”

.

YASİN (23.Sohbet)59-60.ayetler”ey mücrimler ayrılın”

SOHBETİ DİNLE:

(Dinlemek ve İndirmek için) ALTERNATİF LİNK:

https://yadi.sk/d/QcoRbhjh3EGghy


YASİN 59:

وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ

Vemtâzûl yevme eyyuhâl mucrimûn(mucrimûne).

1. ve imtâzû : ve ayrılın, çekilin
2. el yevme : bu gün, o gün
3. eyyuhâ : ey! (seslenme edatı)
4. el mucrimûne : mücrimler, günahkârlar

” Ve ey mücrimler (suçlular)! Bugün ayrılın (bir kenara çekilin).”


YASİN 60:

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).

1. e lem a’had : ahd almadım mı?
2. ileykum : size, sizden
3. yâ benî âdeme : ey Âdemoğulları
4. en lâ ta’budû : kul olmamanız
5. eş şeytâne : şeytan
6. inne-hu : muhakkak ki o
7. lekum : sizin için, size
8. aduvvun : düşman
9. mubinun : apaçık

” Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.”

YASİN (22.sohbet) 56-58. ayetler”selamun kavlen min rabbin Rahim”

 

SOHBETİ DİNLE:


(Dinlemek ve İndirmek için) ALTERNATİF LİNK:
https://yadi.sk/d/OkpbLEpQ3Dwv5n


YASİN 58:

سَلَامٌ  قَوْلًا  مِن رَّبٍّ  رَّحِيمٍ

Selâmun kavlen min rabbin rahîm(rahîmin).

1. selâmun : selâm
2. kavlen : söz
3. min rabbin : Rab’den
4. rahîmin : RAHİM

1-   Rahîm olan Rab’ten “selâm” sözü (vardır).

2 –  Çok merhametli olan Rab’den bir söz olarak (kendilerine) “Selâm” (vardır).

3 –  Onlara merhametli Rab’bin söylediği selamdır.

YASİN (21. Sohbet)52-55.Ayetler”cennet ehli”

SOHBETİ DİNLE:

(Dinlemek ve İndirmek için) ALTERNATİF LİNK:

https://yadi.sk/d/oMlO9Yk43D3FFP


YASİN 52:

قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَن بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ 

Kâlû yâ veylenâ men beasenâ min merkadinâ, hâzâ mâ vaader rahmânu ve sadakal murselûn(murselûne).

1. kâlû : dediler
2. yâ : ey
3. veyle-nâ : yazıklar olsun bize
4. men : kim, kimse
5. bease-nâ : bizi diriltti
6. min merkadi-nâ : uykuya bırakıldığımız yerden
7. hâzâ : bu
8. mâ vaade : vaadettiği
9. er rahmânu : Rahmân’ın
10 ve sadaka : ve doğru söylemiş
11 el murselûne : gönderilen resûller

“Eyvahlar olsun bize, mezarlarımızdan(uyuduğumuz yerden) bizi kim beas etti (kaldırdı)? Bu, Rahmân’ın vaadettiği şeydir. Ve resûller doğru söylemişler.” dediler.



YASİN 53:

إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ 

İn kânet illâ sayhaten vâhıdeten fe izâ hum cemîun ledeynâ muhdarûn(muhdarûne).

1. in : eğer
2. kânet : oldu
3. illâ : ancak, den başka
4. sayhaten : sayha, şiddetli ses dalgası
5. vâhıdeten : bir, tek
6. fe : artık, işte
7. izâ : olduğu zaman
8. hum : onlar
9. cemîun : toplu olarak, hepsi
10 ledey-nâ : huzurumuza
11 muhdarûne : hazır bulunanlar

” Sadece tek bir sayha (şiddetli ses dalgası)! İşte o zaman onlar, hepsi huzurumuzda hazır bulunanlardır.


YASİN 54:
فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٥٤﴾

Fel yevme lâ tuzlemu nefsun şey’en ve lâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).

1. fe : artık, işte
2. el yevme : bugün, o gün
3. lâ tuzlemu : zulmedilmez
4. nefsun : nefs, kimse, kişi
5. şey’en : şey
6. ve lâ tuczevne : ve karşılık görmezsiniz, cezalandırılmazsınız
7. illâ : den başka
8. mâ : şey
9. kuntum : siz oldunuz
10 ta’melûne : yapıyorsunuz

” İşte o gün (hiç)bir kimseye, (hiç)bir şeyle zulmedilmez. Ve amellerinizden başka bir şey ile cezalandırılmazsınız.”


YASİN 55:

إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ 

İnne ashâbel cennetil yevme fî şugulin fâkihûn(fâkihûne).

1. inne : muhakkak ki
2. ashâbe : sahip, ehil, halk
3. el cenneti : cennet
4. el yevme : o gün, bugün
5. fî : içinde
6. şugulin : meşguliyet
7. fâkihûne : memnun, hoşnut, zevk-ü sefada olanlar

” Muhakkak ki cennet ehli, o gün zevkli bir meşguliyet içinde olanlardır.

YASİN (20.sohbet)50-51.ayetler “tasvir-sur-El Musavvir”

SOHBETİ DİNLE:


(Dinlemek ve İndirmek için) ALTERNATİF LİNK:

https://yadi.sk/d/XOsyC4QH3BiZgK


İZAHAT:

Bu sohbette 51. ayette”Sur’a üfürülmüştür” kısmı işlenirken, yeri gelmişken “Sa-Ve-Ra” kökünden ortaya çıkan( Sur borusu- Musavvir esması- ve Hz. İbrahim’in başından geçen yeniden diriltilme kıssasındaki 4 kuş  alıştırma meselesi arasındaki) benzerlikler anlatılmaktadır


YASİN 50:

فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَى أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ

Fe lâ yestetîûne tavsiyeten ve lâ ilâ ehlihim yerciûn(yerciûne).

1. fe : artık
2. lâ yestetîûne : güçleri yetmez
3. tavsiyeten : tavsiye, vasiyet
4. ve lâ : ve yok, değil
5. ilâ : … e, … a
6. ehli-him : onların aileleri
7. yerciûne : dönerler

“Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.”


YASİN 51:

وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ

Ve nufiha fîs sûri fe izâ hum minel ecdâsi ilâ rabbihim yensilûn(yensilûne).

1. ve nufiha : ve üfürüldü
2. fî es sûri : sur’a
3. fe : o zaman
4. izâ : olduğu zaman
5. hum : onlar
6. min el ecdâsi : kabirlerden
7. ilâ rabbi-him : Rab’lerine
8. yensilûne : koşarlar

“ Ve sur’a üfürülmüştür. İşte o zaman onlar, mezarlarından Rab’lerine koşarlar.”


(SOHBETTE GEÇEN BAKARA 260.AYET:)

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن قَالَ بَلَى وَلَكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِي قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

Ve iz kâle ibrâhîmu rabbî erinî keyfe tuhyil mevtâ kâle e ve lem tu’min kâle belâ ve lâkin li yatmainne kalbî kâle fe huz erbeaten minet tayri fe surhunne ileyke summec’al alâ kulli cebelin minhunne cuz’en summed’uhunne ye’tîneke sa’yâ(sa’yen), va’lem ennallâhe azîzun hakîm(hakîmun).

1. ve iz kâle : ve demişti
2. ibrâhîmu : İbrâhîm
3. rabbî : Rabbim
4. eri-nî : bana göster
5. keyfe : nasıl
6. tuhyi : diriltiyorsun, hayy yapıyorsun,
7. el mevtâ : ölüler
8. kâle : dedi
9. e ve lem tu’min : ve inanmıyor musun
10 kâle : dedi
11 belâ : hayır, bilâkis, tam aksi (evet)
12 ve lâkin : ve lâkin, fakat
13 li yatmainne : tatmin olması için
14 kalbî : benim kalbim
15 kâle : dedi
16 fe : o zaman, öyleyse
17 huz : al, tut
18 erbeaten : dört
19 min et tayri : kuşlardan
2 fe : böylece, sonra
21 sur hunne ileyke alıştır onları kendine
22 summe : sonra
23 ic’al : kıl, yap, koy
24 alâ : üzerine, … e
25 kulli : hepsi, her
26 cebelin : dağ
27 min-hunne : onlardan
28 cuz’en : bir parça
29 summe : sonra
30 id’u-hunne : onları çağır
31 ye’tîne-ke : sana gelirler, gelecekler
32 sa’yen : koşarak
33 va’lem : ve bil
34 enne allâhe : Allah’ın ….. olduğunu
35 azîzun : azîz, üstün
36 hakîmun : hakim, hüküm sahibi

Hz. İbrâhîm: “Rabbim, ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster.” demişti. (Allah) “İnanmıyor musun?” buyurdu. (Hz. İbrâhîm de): “Evet (inanıyorum). Fakat kalbimin tatmin olması için.” dedi. “Öyleyse kuşlardan dört tane tut, sonra onları kendine alıştır (parçalayıp) her dağın üzerine onlardan bir parça koy, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Ve Allah’ın, Azîz (ve) Hakîm olduğunu bil!”

Yasin (19.sohbet) 47-48-49.ayetler

SOHBETİ DİNLE:


(Dinlemek ve İndirmek için) ALTERNATİF LİNK:

https://yadi.sk/d/CYnGKAdN3ALZdF


YASİN 47:

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمْ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَاء اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Ve izâ kîle lehum enfikû mimmâ razakakumullâhu kâlellezîne keferû lillezîne âmenû e nut’imu men lev yeşâullâhu at’amehu, in entum illâ fî dalâlin mubîn(mubînin).

1. ve izâ kîle : ve denildiği zaman
2. lehum : onlara
3. enfikû : infâk edin, verin
4. mimmâ (min mâ) : şeylerden
5. rezaka-kum allâhu : Allah’ın sizi rızıklandırdığı
6. kâle ellezîne : onlar dediler
7. keferû : inkâr edenler, kâfirler
8. li ellezîne : o kimselere
9. âmenû : îmân edenler, âmenû olanlar
10 e nut’imu : biz mi doyuracağız, biz mi yedireceğiz
11 men : kim, kimse, kişi
12 lev : olsaydı, eğer
13 yeşâullâhu  : Allah diler
14 at’ame-hu : onu doyurur
15 in entum : eğer siz
16 illâ : ancak
17 fî dalâlin : dalâlet içinde
18 mubînin : apaçık

” Ve onlara “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden infâk edin (verin).” denildiği zaman kâfirler, âmenû olanlara: “Allah’ın dileseydi, doyuracağı kişiyi biz mi doyuracağız? Siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz.” dediler.”


YASİN 48:

وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ 

Ve yekûlûne metâ hâzâl va’du in kuntum sâdikîn(sâdikîne).

1. ve yekûlûne : ve derler
2. metâ : ne zaman
3. hâzâ : bu
4. el va’du : vaad
5. in kuntum : eğer siz iseniz
6. sâdikîne : doğru sözlüler

“Ve eğer siz doğru söyleyenlerseniz, bu vaad ne zaman?” derler.


YASİN 49:

مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ

Mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhıdeten te’huzuhum ve hum yahıssımûn(yahıssımûne).

1. mâ yenzurûne : bakmazlar, gözlemiyorlar
2. illâ : ancak, den başka
3. sayhaten : sayha, şiddetli ses dalgası
4. vâhıdeten : bir, tek
5. te’huzu-hum : onları alır, yakalar
6. ve hum : ve onlar
7. yahıssımûne : çekişirler, tartışırlar

” Onlar tartışırken, onları alacak (yakalayacak) olan tek bir sayhadan (şiddetli ses dalgasından) başka bir şey gözlemiyorlar (beklemiyorlar).

Yasin (18.sohbet) 44-46 .ayetler

SOHBETİ DİNLE:


(Dinlemek ve İndirmek için) ALTERNATİF LİNK:

https://yadi.sk/d/k06Es71Q39BPMZ


YASİN 44:

إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَاعًا إِلَى حِينٍ 

İllâ rahmeten minnâ ve metâan ilâ hîn(hînin).

1. illâ : ancak, hariç
2. rahmeten : bir rahmet
3. min-nâ : bizden
4. ve metâan : ve metalanma, faydalanma
5. ilâ : … e, kadar
6. hînin : belli bir zaman

” Bizden bir rahmet ve belli bir zamana kadar metalanmaları (faydalanmaları) hariç.”


YASİN 45:

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

Ve izâ kîle lehumuttekû mâ beyne eydîkum ve mâ halfekum leallekum turhamûn(turhamûne).

1. ve izâ : ve olduğu zaman, olmuştu
2. kîle : denildi
3. lehum : onlara
4. ittekû : sakının, takva sahibi olun
5. mâ beyne eydî-kum : elleriniz arasındaki, önünüzdeki şeyler
6. ve mâ halfe-kum : ve arkanızdaki şeyler
7. lealle-kum : umulur ki böylece siz
8. turhamûne : rahmet olunursunuz

” Ve onlara: “Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden sakının. Umulur ki böylece rahmet olunursunuz.” denilmişti.”


YASİN 46:

وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ

Ve mâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu’ridîn(mu’ridîne).

1. ve mâ te’tî-him : ve onlara gelmedi
2. min âyetin : bir âyetten
3. min âyâti : âyetlerden
4. rabbi-him : onların Rabbi
5. illâ : ancak, den başka, olmaz ki
6. kânû : oldular
7. an-hâ : ondan
8. mu’ridîne : yüz çevirenler

” Ve Rab’lerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki, ondan yüz çevirenler olmasınlar.”


YASİN 47:

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمْ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَاء اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Ve izâ kîle lehum enfikû mimmâ razakakumullâhu kâlellezîne keferû lillezîne âmenû e nut’imu men lev yeşâullâhu at’amehu, in entum illâ fî dalâlin mubîn(mubînin).

1. ve izâ kîle : ve denildiği zaman
2. lehum : onlara
3. enfikû : infâk edin, verin
4. mimmâ (min mâ) : şeylerden
5. rezaka-kum allâhu : Allah’ın sizi rızıklandırdığı
6. kâle ellezîne : onlar dediler
7. keferû : inkâr edenler, kâfirler
8. li ellezîne : o kimselere
9. âmenû : îmân edenler, âmenû olanlar
10 e nut’imu : biz mi doyuracağız, biz mi yedireceğiz
11 men : kim, kimse, kişi
12 lev : olsaydı, eğer
13 yeşâullâhu  : Allah diler
14 at’ame-hu : onu doyurur
15 in entum : eğer siz
16 illâ : ancak
17 fî dalâlin : dalâlet içinde
18 mubînin : apaçık

” Ve onlara “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden infâk edin (verin).” denildiği zaman kâfirler, âmenû olanlara: “Allah’ın dileseydi, doyuracağı kişiyi biz mi doyuracağız? Siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz.” dediler.”

bu hafta yayınlanması gereken Yasin sohbetine dair…

SOHBETİ DİNLE


İstanbul’daki hava şartları sebebiyle çoğu katılımcının gelememesi nedeniyle ,bu hafta yapılması gereken kuran sohbeti (-Yasin suresi) yapılamamıştır.

bunun yerine,  gelen katılımcılarla “kar” da tecelli eden Esma-ı Hüsna’lar temalı bir sohbet yapılmıştır.

dileyen bu sohbeti dinleyebilir


Yasin (17.Sohbet)41-43.Ayetler

SOHBETİ DİNLE:


(Dinlemek ve İndirmek için) ALTERNATİF LİNK:

https://yadi.sk/d/1rMySl8536Mbru


YASİN 41:

وَآيَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

Ve âyetun lehum ennâ hamelnâ zurriyyetehum fîl fulkil meşhûn(meşhûni).

1. ve âyetun : ve bir âyet
2. lehum : onlar için
3. ennâ : nasıl
4. hamelnâ : taşıdık
5. zurriyyete-hum : onların zürriyeti
6. fî el fulki : gemi içinde, gemide
7. el meşhûni : dolu

” Ve onların zürriyetlerini (nesillerini) dolu gemilerde taşımamız onlar için bir âyettir.”


YASİN 42:

وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ

Ve halaknâ lehum min mislihî mâ yerkebûn(yerkebûne).

1. ve halaknâ : ve biz yarattık
2. lehum : onlar için
3. min misli-hi : onun benzerinden, onun gibi
4. mâ yerkebûne : bindiğiniz şeyler

” Ve onlar için, onun gibi (gemiler gibi) binecekleri şeyler yarattık.”


YASİN 43:

وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ

Ve in neşe’ nugrıkhum fe lâ sarîha lehum ve lâ hum yunkazûn(yunkazûne).

1. ve in : ve eğer
2. neşe’ : dileriz
3. nugrık-hum : onları boğarız, garkederiz
4. fe : artık, o zaman
5. lâ sarîha : yardım edilmez
6. lehum : onlar için, onlara
7. ve lâ hum yunkazûne : ve onlar kurtarılmazlar

“Ve dilersek onları boğarız, o zaman onlara yardım edilmez ve onlar kurtarılmaz.”

Yasin (16.sohbet)40.ayet”güneş,ay(2)”

SOHBETİ DİNLE:

(Dinlemek ve İndirmek için) ALTERNATİF LİNK:

https://yadi.sk/d/_NZ5XreQ34uG7R


YASİN 40:

لَا الشَّمْسُ يَنبَغِي لَهَا أَن تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

Lâş şemsu yenbegî lehâ en tudrikel kamera ve lâl leylu sâbikun nehâr(nehâri), ve kullun fî felekin yesbehûn(yesbehûne).

1. lâ eş şemsu :(ne) güneş olmaz (olamaz)
2. yenbegî : gerekir, mümkün olur,yaraşır
3. lehâ : ona
4. en tudrike : erişmek, yetişmek
5. el kamere : kamer, ay
6.  ve lâ el leylu : (ne de) gece olmaz (olamaz)
7. sâbikun : öne geçen
8. en nehâri : gündüz
9. ve kullun : ve hepsi
10 fî : içinde, da
11 felekin : felek, yörünge
12 yesbehûne : yüzerler, seyrederler, giderler

“NE GÜNEŞİN AYA ERİŞMESİ YARAŞIR; NE DE GECE GÜNDÜZüÜGEÇER.

HEPSİ BİR FELEKTE YÜZERLER.”